LA COLMANİTA ANKARADA

 

Filiz Tanya

Malum tiyatro sezonu daha açılmadı. Ankara sıcak ve sessiz. Herkes bir yerlerde. Bu sıkıcı ve sıcak günlerin ortasında birdenbire ılık Küba rüzgarları esiverdi.  Bu rüzgar öyle denizden kıyılara esen bir meltem falan değil taa okyanus ötesinden esen, Küba’dan esen tiyatro rüzgarı.

Devrimin ülkesinden, Fidel’in ve Che’nin ülkesinden geldiler. Coşkuyla, dostlukla, sanatla geldiler.Bunlar Jose Marti’nin, Fidel’in çocuklarıydı. Bunlar “Küçük arı kovanı”.

Jose Marti Küba Dostluk Derneği ve Çankaya Belediyesinin de katkılarıyla  Ankara’dan Küba’nın ünlü çocuk tiyatrosu La Colmanita gelip geçiverdi.

Küba’nın çocuk tiyatrosu La Colmanita, Küba’da 14 Şubat 1990 yılında, judo antrenman salonu olarak kullanılan bir lokalde 14 kişinin bir araya gelmesiyle kurulmuş bir topluluk. Amacı “mükemmel bir sanatsal düzey” değil “toplumsal bir takım işlevleri” yerine getirmek.

La Colmanita ülkesinde ve yeryüzünde çocuk tiyatrolarının çoğalmasına ve yaygınlaşmasına öncülük etmiş bir tiyatro topluluğu.

Küba’dan La Colmanita bizim ellere gelir de duyulmaz mı, duyulur da gidilmez mi? Hemen düştük peşlerine, izlerini  sürmeye koyulduk.

Topluluğun Ankara programa göre Kübalı küçük oyuncular önce Nazım Hikmet  Kültür Merkezinde, NHKM’nin çocuk oyuncularının oynayacağı “Sevdalı Bulut”u izleyeceklerdi.

Onları ilk orda gördük. Hepsi ön sıralara yerleşmiş, oyunun başlamasını bekliyorlardı, tabii onlarla birlikte yönetmenleri Carlos Alberto Cremata’ da. Kübalı çocuklar ona “Tim” diyorlar. Yönetmen çocuk oyuncuların yanından bir an olsun ayrılmıyor.

Çocuklar Türkçe bilmemelerine rağmen “Sevdalı Bulut” oyununu dikkatle ve sessizce izlediler. Sahneden inen çocuklarsa onlarla konuşabilmek için aralarına daldılar. Kübalı çocukların bir çoğu İngilizce biliyordu, bizim çocuklarla İngilizce mi konuştular yoksa çocuk olmanın evrensel dilini mi kullandılar bilinmez ama aralarında gülüşmeler konuşmalar alıp başını gidiverdi. Biz büyükler uzaktan izledik bu buluşmayı, kaynaşmayı.

Çocuklar aralarında kaynaşıp söyleşmeye dalmışken biz de fırsattan faydalanıp yönetmen Carlos Alberto Cremata (Tim) ‘yla sohbete giriştik.

Küba sosyalist bir ülke olarak yaklaşık 50 yıldan bu yana ABD emperyalizminin ablukasının doğrudan yada dolaylı saldırılarına maruz kalan bir ülke. La Colmanita ise bize tüm bu saldırılara rağmen Küba da nasıl bir toplum kurulduğunun izlerini sunuyor.

1996 yılının Haziran ayının birinci günü gerçekleştirilen uluslararası çocuk gününde La Colmanita’nın senaryo yazarı Julia Gonzales Carid tarafından mükemmel bir biçimde kaleme alınan çocuk müzikali “Küçük Hamam Böceği Martina”,  Nisia Agüero’nun yönetmenliğinde Küba Ulusal Tiyatrosunun “Avellaneda” salonunda ilk kez sahnelenmiş.

Bu oyunun La Colmanita tarihinde ayrı bir önemi var çünkü sonrasında Japonya, Belçika, Panama, Venezüalla ve ABD’ de oynanarak uluslararası bir önem kazanmış.

Yönetmen Tim’e Türkiye’de politik çocuk tiyatrosunun yaygın bir biçimde  yapılmadığını, ülkemizde çocukların politikadan uzak tutulmasının gerektiğinin düşünüldüğünü söyleyip onların politik çocuk tiyatrosu olgusuna nasıl yaklaştıklarını sorduk. Önce sorumuzu anlamakta güçlük çekti, “ çok zor bir soru” dedi, başka şekillerde sorduk; “biz genel geçer anlayışın yaklaşımıyla bir politik çocuk tiyatrosu yapmıyoruz, biz çocukların gözünden tiyatro yapıyoruz. Onlar politikayı, yeryüzünde olup biteni nasıl anlıyorsa öyle anlatıyorlar, çocukların gözünden görüneni anlatıyoruz. Buradaki gücümüzü de sosyalizmden alıyoruz. Biz sosyalist bir ülkede yaşamasaydık, böyle bir tiyatro da böyle bir sahne dili de olmazdı” dedi.

Küba’nın Amerikan emperyalizmi ve ablukası altında ezilmeye çalışılan bir ülke olduğunu, bir yanıyla da yok sayıldığını tiyatrolarının tüm bu olumsuzluklar karşısında nasıl dünyaca üne kavuştuğunu sorduğumuz da, sanki bu soru ilk kez sorulmuş gibi yüzünün ifadesi değişiyor; “ biz ün kelimesini kullanmıyoruz, bizde böyle bir şey yok. Tiyatromuz ve çocuklarından hiç biri tanınmak, üne kavuşmak ya da “artist” olmak için oyun oynamıyor. Tabii ki binlerce izleyici karşısında alkışlanmak, dünyada birçok ülkede ilgi görmek her sanatçıda olduğu gibi bu çocuklarda da hem olumlu hem de kendini beğenmişlik gibi olumsuz etkiler bırakabiliyor. La Colmanita’nın temel işi bunu belli bir dengede tutmaktır.

Sahne ve başrol fetişizmini kırmak adına bir oyunda başrol oynayan çocuk, diğer oyunda sahne arkasında arkada kimi görevler alabiliyor. Işıkçı yada ya da kostüm değiştirmeye yardımcı olabiliyor. Mini Diva’lar ya da “yıldızcıklar” yaratmama konusunda çok özel bir duyarlılığımız var”.

Tim’e eğitime yaklaşımını soruyoruz. O da “La Colmanita’da etik eğitimi birinci sırada gelmekte ve estetik eğitime öncülük etmekte. Daha önce çocuk “yıldızcıklar” yetiştirme merakında olmadığımızı belirtmiştik ve gerçekten de, büyüdüklerinde grubumuzdan mezun olan çocukların bir kısmı sanat alanını seçmediler. Sanat bizim için dayanışma, karşılıklı saygı, disiplin, iyilik yapmak gibi insanlık değerlerinin kök salmasını sağlamak için ideal bir amaç. Biz her toplandığımızda “bugün iyi ne yaptık” diye soruyoruz birbirimize ve kendi kendimize yapmış olduğumuz iyi eylemleri anlatıyoruz çünkü ozanımız Jose Marti bizi bu konuda uyarmıştır da: “iyi eylemler herkesin gelip seyretmesi için çağrılarak yapılmamalı; o eylem iyidir çünkü gereklidir ve iyi bir şey yapıldığında bu insanın içini zevkle doldurur… bir prens olmaktansa insana faydalı olmak daha iyidir…” diye yanıtlıyor bizi.

Yönetmene soracağımız daha onlarca soru var ama zamanlar kısıtlı.

Ertesi akşam heyecanla gösterinin yapılacağı salona koşuyoruz.

Çankaya Belediyesi’nin yeni açtığı Yılmaz Güney Sahnesi Kübalı dostları karşılamaya hazır. Salon dolmuş. Ayakta kalanları oturtmak için çareler aranıyor, kenarlara sandalyeler konuluyor; kimse dışarıda kalmasın, herkes izlemeli bu oyunu telaşıyla görevliler koşturuyor. Salona bakınca çocuklardan çok büyüklerin salonu doldurduğu gözleniyor.

Oyunun adı “Küçük Hamam Böceği Martina” oyunu yöneten ve sahneye koyan Carlos A. Cremata ve oyuncular 12 küçük arı. Grupların isimlerinin “küçük arı kovanı” olmasının nedenini onlar sahnedeyken daha iyi anlıyoruz. Hepsi o kadar heyecanlı, o kadar hareketli ve çalışkan ki sahnedeki ekip, tam bir arı kovanı gibi çalışıyor.

Oyun hamam böceği Martina’nın kısmetlerini değerlendirmesini ve en sonunda minik fare Perez’le  evlenmesini eğlenceli bir dille anlatıyor.

Oyun bana Alman yazar B. Brecht’in “Evetle Hayırın Şarkısı”nı hatırlattı.

Şiirdeki kız kısmetlerini hep geri çevirir ama bir gün biri gelir ki hayır diyemez ona.

Martina da öyledir. Bir çok kısmeti çıkar, onu etkilemek için güzellik övgüleri yaparlar. Hamam böceği bilir kendisinin güzel olmadığını ama bütün sözler yine de güzel gelir ona. Arı kovanın yanında mutlu mesut yaşamaktadır ama yalnız hisseder kendisini. Bir çok kısmeti çıksa da geri çevirir hepsini. Korkutmuştur onların abartılı sözleri, hareketleri küçük hamam böceğini. Ama bir gün öyle biri gelir ki…

Minik fare Perez onun kalbini fetheder ve evlenirler. Ormanda herkesin davetli olduğu neşeli bir düğün yaparlar. Dans etmeyen kimse kalmayacaktır bu düğünde. Ankara gösteriminde de öyle oldu. Sahnedekiler, izleyiciler herkes ama herkes dans etti bu oyunda.

Sahnede 5 yaş ile 15 yaş aralığında çocuklar vardı. Kostümleri harikaydı, arılar, horoz, keçi, fare, ayı hepsi özenle hazırlanmış. Oyuncular sanki ezberden konuşmuyordu. Sözler ve oyunu içselleştirdikleri belli. Hepsi düşünmeden, sekmeden oynadılar. Bir an olsun duraklamadıkları gibi çok rahat,  adeta sokakta oyun oynuyormuş rahatlığındaydılar.

Oyun İspanyolcaydı onun için sahnede alt yazı geçiyordu ama kimi zaman alt yazıya bakmadan ne söylediklerini anlıyorduk.

Ve orkestra tabii… oyunun finalinde oyuncular hemen orkestradaki yerlerini aldılar ve harika bir müzik ve dans gösterisi yaptılar. Bateri çalan küçük kız, ayakta durduğu halde bile bateriyle ancak aynı boya geliyordu. Yani boyundan büyük bateriyi çalıyordu ve muhteşem çalıyordu. Oyuncuların tümü şarkı söyledi, hepsi çok güzel şarkı söylüyordu.

Sahnede öyle rahattılar ki bazen bazıları sahneden aşağı iniyor, seyircilerin arasına karışıyor, seyircilerle dans ediyor, sonra yerlerine dönüyorlardı. Hatta bir ara sahnenin en küçük oyuncusu,

seyirci sıralarındaki bir çocukla iletişim kurup onu sahneye çağırdı. Oyuna o da katıldı, birlikte dans ettiler. Oyunun finalinde salondaki tüm çocuklar sahnedeydi artık, onlar da seyircileri dansa kaldırdılar. Küba’nın ülkemizdeki temsilcisi büyükelçi bile dans edenlerin arasındaydı.

Gösterinin finalinde gecenin sürprizi olarak bizlere “Commandante” yi söylediler. Selamdan sonra seyirci sıralarına inip herkese sarılıp tek tek öptüler. Öyle sıcak, öyle samimiydiler ki, biz de onlara sıcaklığımızı verdik. Heyecanlarını yüreğimizde duyduk. Kalpleri bir güvercinin ki gibi atıyordu, elleri sıcacıktı.

La Colmanita çocuk tiyatrosuna isteyen her çocuk katılabiliyormuş, hatta engelli çocuklar ve zihinsel özürlü çocuklar bile. Sadece motivasyon, empati ve grup olma isteği yeterliymiş. Gruba katılan çocukların yaşı 6 dan 14 e kadar uzanıyormuş ama 3 ila 5 yaşında çocuklar da varmış. Bizim sahnede izlediğimiz 5 yaşındaki küçük arı 3 yaşından beri bu grubun üyesiymiş.

Sahnede La Colmanita’yı izlemekten oldukça keyifliyim. Keşke her zaman dünyanın dört  bir yanından gelen tiyatro gruplarını izleyebilsek. Keşke dünyanın her yerinde böyle küçük arı kovanları olsa. Hatta bizim de bir arı kovanımız olsa, bizim çocuklarımız da dünyanın her yerinde oyunlarını oynayabilseler. İşte o zaman dünya bir sahne olacak. Dünyamız o zaman daha güzel olacak.

Kaynak: İÇİL.U.,KARAKÖSE E. Küba Çocuk Tiyatrosu Kumpanyası LA COLMANİTA Küçük Arı Kovanı,

2007, İstanbul

 

 

Mehmet Serimer'i Kaybettik...


Geçtiğimiz ay rahatsızlanarak Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırılan Şehir Tiyatroları'nın başarılı oyuncusu Mehmet Serimer hayatını kaybetti.

Cenaze merasimi 24.01.2012 Salı günü saat 10.00'da Süleyman Demirel Kültür Merkezi'nde düzenlenecek olan törenin ardından, Fevziye Camii'nde kılınacak öğle namazına müteakip Değirmendere mezarlığına defnedilecektir...

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları

 

Mehmet Serimer

1975'de Halkevi tiyatro çalışmalarına amatör olarak başladı. 1979 yılında Kocaeli Bölge Tiyatrosu'yla başlayan profesyonel tiyatro yaşamı 1994-95 tiyatro sezonuna kadar, kurucu, oyuncu, yönetmen olarak devam etti.

1982 yılında H.Ü. Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü'ne girdi.

1994-95 oyun sezonundan 1998-99 oyun sezonuna kadar Trabzon Devlet Tiyatrosu'nda misafir sanatçı olarak çeşitli oyunlarda yönetmen yardımcılığı yaptı ve oyuncu olarak görev aldı.

"Keşanlı Ali Destanı", "Taziye", "Kanlı Nigar", "Matruşka", "Antigone" adlı oyunlarda rol aldı.

2000-2001 oyun sezonunda Kocaeli Şehir Tiyatrosu'na katıldı.

"Üç Kuruşluk Opera", "Hadi Öldürsene Canikom", "Bin Varmış Hiç Yokmuş" , "Don Juan", "Cimri", "Bir Yaz Gecesi Rüyası", "Bir Şehnaz Oyun", "Bahar Noktası", "Barış",”Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz”, “Yolcu” , "O Güzelim Kaymaklı Dondurma Rengi Elbise”, “Derviş Ve Ölüm”, “Resimli Osmanlı Tarihi”, ”Kösem Sultan” adlı oyunlarda rol aldı.

 

 

 

YENİ TİYATRO DERGİSİ’NE “KIŞKIRTMA” GİRİŞİMİ VE “TEHDİT”!...



Mustafa Demirkanlı yayınlamaya başladığı günden beri Yeni Tiyatro Dergisi’ni bir biçimde engelleme, dezenforme etme, hedef gösterme girişiminden geri durmadı. Bunun en önemli sebebi 20 yıl boyunca kaybettiği tiyatro okurlarını Yeni Tiyatro Dergisi’nin kazanmış olmasındandır; Türkiye’de yayınlanan bütün tiyatro dergilerinin hepsinin en az iki-üç katı daha fazla okura ulaşan Yeni Tiyatro Dergisi, gerek içeriği gerek yayın anlayışıyla da, belki de “saldırı”yı (!) hak ediyor. Bu saldırıların en “yeni”si Demirkanlı’nın editörü olduğu sitede yayınlandı; “kargaları bile” güldürecek iddialardan oluşan bu saldırılar “saldırı” olsaydı bari!...

Tiyatro Tiyatro Dergisi editörü Mustafa Demirkanlı’nın 16 Ocak 2012’de www.tiyatrodergisi.com sitesinde Yeni Tiyatro Dergisi’yle ilgili yayınladığı haberde (!), yalan yanlış bir sürü safsata ileri sürdükten sonra birkaç yıldır “manipule” ettiği insanlara yeni bir “hedef” göstererek, onları adeta “kışkırtmak” istiyor. Demirkanlı’nın bir sürü akademisyeni, tiyatro insanını içine sürüklediği “batak”tan ders alamayanlar olur diye, geçmişte kimilerine yaptığımız uyarıyı ola ki, Demirkanlı’ya inanabilecek olanlara “yeniden” yapıyoruz:

“Lütfen, Demirkanlı’ya kanıp ‘kahramanlığa’ soyunmayınız; çünkü kimi örneklerde göründüğü gibi sonuçta çırılçıplak ortalık yerde kalabilirsiniz. Sonuçta ‘kral çıplak’ konumuna düşmemek için verilen gazlara karşı ‘uyanık’ olunuz. Çünkü Yeni Tiyatro’nun ‘objektif’ yayıncılık yapmaktan başka bir ‘kaygısı’ yoktur.”

Demirkanlı aşağıdaki “tekzip” yazımızı da yayınlamayarak, yeni bir “sansür”e de imza atmış oldu.

Devamı...

ABONE KAMPANYASI

YENİ TİYATRO DERGİSİ 5. YAŞINA GİRERKEN “OKUMAN İÇİN DAHA NE YAPALIM, SEVGİLİ OKUR?!...” ABONE KAMPANYASI BAŞLATIYOR.



Yeni Tiyatro Dergisi, yeni tiyatro sezonuna “ilginç” bir ABONE KAMPANYASI ile giriyor. Yeni Tiyatro Dergisi 2011 Ekim tarihli 31. sayısında “Hilal Köseoğlu’nun Anısına” vereceği “Kargı” ve “Çığlık” oyunlarıyla birlikte, abone olacaklara daha önce verdiği ve kitapçılarda bulunmayan 10 ayrı oyun kitabını da hediye edecek. Yeni Tiyatro Dergisi Yayın Yönetmeni Yrd. Doç. Dr. Erbil Göktaş bu konuda şunları söyledi: “Yeni Tiyatro 5. yaşına girerken pek çok yenilikler yapmayı düşünüyoruz. Bunlardan bir tanesi de daha önce verdiğimiz ve baskıları tükenmek üzere olan Yeni Tiyatro oyunları; yeni tiyatro sezonunda bu kitaplardan 10 tanesini abone olacak okurlarımıza ücretsiz olarak vermek istiyoruz. Bilindiği gibi, Neil Simon başta olmak üzere pek çok yabancı ve yerli yazarların oyunlarını Türkiye’de ilk kez Yeni Tiyatro Dergisi basarak okurlarına ve abonelerine ücretsiz olarak ulaştırdı. Sahne Sanatları Dergisi olmamız nedeniyle yeni sezonda opera ve bale yazılarına ve eleştirilerine de daha çok yer verip opera librettolarını da basıp okurlarımıza ulaştırmak istiyoruz.

Türkiye’nin ilk ve tek “hakemli” sahne sanatları dergisi olan Yeni Tiyatro’nun hakem kurulunda şu isimler bulunuyor: Prof. Dr. Semih Çelenk, Prof. Dr. Didem Uslu, Doç. Dr. Sema Göktaş, Yrd. Doç. Dr. Bünyamin Aydemir, Yrd. Doç. Dr. Handan Karaadam, Yrd. Doç. Dr. Yavuz Çelik ve Yrd. Doç. Dr. Gülayşe Temeltaş.

Yeni Tiyatro Dergisi Ekim ayından itibaren aylık olarak yayınına devam ederken, okurlara ve abonelere yine 4 yıl önceki fiyatlarla ulaştırılacak. Posta ve kargo masrafları dahil olmak üzere yıllık 12 sayı bedeli 100 Türk lirası olarak aynı biçimde devam edecek. Yeni Tiyatro Dergisi’nin yayın kurulunda ise şu isimler bulunuyor: Erbil Göktaş, Okday Korunan, Hilmi Zafer Şahin, Alpay Ekler, Oktay Emre ve Sema Göktaş.

 

YENİ TİYATRO DERGİSİ 2010'A ABONE KAMPANYASI BAŞLATARAK GİRDİ!!!

 

 2009'daki ekonomik krizden önemli ölçüde etkilenen Yeni Tiyatro Dergisi, her sayı verdiği "Oyun Kitabı Eki"ne ara vermemek ve her sayıda bu hizmetini sürdürebilmek için "Abone Kampanyası" başlattı. Ekim 2009'a kadar "iki aylık" periyotta çıkan Yeni Tiyatro, bilindiği gibi okurlarından ve tiyatro çevrelerinden gelen yoğun istekler üzerine "Aylık" periyoda geçmişti. Daha önce "iki ayda bir" verdiği "Oyun Kitabı Eki"ni "Aylığa" geçince her ay vermek zorunda kalınca zaten "kriz" ortamında "bir kahramanlık" olan ve önemli bir gider tutan "ekleri" verip vermemeyi değerlendiren Yeni Tiyatro, "bu hizmeti sürdürme" kararı vermişti. Ancak ekonomik açıdan, önce okurlarına güvenen Yeni Tiyatro, bu sorunu aşabilmek için yine "okurlarına" dönüyor ve "abone" kampanyasına destek olmalarını bekliyor.

 

Satış Noktalarımız

Editör'den... / Erbil Göktaş

Erbil GöktaşTARTIŞILMASI GEREKEN AZİZLİKLER

Atila Sav’ın Milliyet Sanat Dergisi’nin Mart 2003, 528. sayısının 74. ve 75. sayfalarında yayınlanan “Küçük Azizlikler” yazısını okuduğumda Türk Tiyatrosu’ndaki pek çok sorunun bu yazıdan hareketle tartışılabileceğini düşündüm. Bunlardan ilki; Türk Tiyatrosu’nun, oyun yazarlığında ortaya konulan başarıları sahnelerde yeterince değerlendirilemeyişidir. Devamı...

Sitemizden en iyi verimi; bedava, açık kod ve güvenirlik düzeyi yüksek olan Firefox tarayıcı ile alabilirsiniz.
İletişim: mailonpix.com
Clicky Web Analytics