“BALIK DENİZDEN ÜRKERSE VAY BALIĞIN HALİNE”

Ezgi Deniz Alpan

“Üç bin ölü dendi ilk gün

Yüz bini buldu sonra

Savaşıp öldü Allende

İntihar etti dedi cunta”

 

Nejat Yavaşoğulları – Şili'ye Özgürlük

 

 

Orhan Asena, 1973 Şili Darbesinin ardından art arda üç oyun yazdı: Şili'de Av, Bir Başkana Ağıt ve Ölü Kentin Nabzı. İzmir Devlet Tiyatrosu, (yazarın ölümünün onuncu yılı dolayısıyla) 2010- 2011 sezonunda bu üçlemeden Şili'de Av'ı sahnelemekte. Tarihsel gerçekliğe dayanan bu oyun, sezonun diğer oyunları arasından 'cesur' yönü ile sıyrılabilirdi. Neden mi cesur? Neden mi 'sıyrılabilir-di'? Yazı boyunca tartışılacak soru tam olarak bu.

 

Öncelikle Şili Darbesini özel kılanın, dünyanın seçimle başa gelen ilk 'sosyalist' hükümetinin devrilmesi olduğunu belirtelim. Allende liderliğindeki hükümet, 11 Eylül 1973 tarihinde General Augusto Pinochet komutasındaki orduca devrildi. Ardından yönetime gelen Pinochet, 1990'a kadar ülkeyi yönetti, ardından başkomutan olarak iktidar üzerindeki etkisini sürdürdü. Darbe esnasında binlerce insan öldürüldü, bizim de aşina olduğumuz 'ortadan kaybolma' vakaları vuku buldu. Orhan Asena'nın üçlemeyi ele aldığı dönem Türkiye'sine baktığımızda gördüğümüz manzara şu: Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan idam edileli, Mahir Çayan öldürüleli bir sene geçmiş, aydınlar ve yazarların büyük bölümü askeri cezaevlerinde tutuklu bulunmakta, geçmiş on yılın 'özgürlükçü' ortamı giderek kısıtlanmakta... Yazarın Şili'yi niçin sahnelerimize taşıdığı, yanıtlaması zor bir soru değil. Konu edinilen Şili Darbesi ile ilgili son yıllarda gazetelere taşınmış birkaç haberin manşetine bakarsak, bugüne olan etkilerini de görebiliriz: Şili'nin Mücadelesi Yeni Başlıyor[1], El General Pinochet...[2], Pinochet Yargılanamasa da, Castro'nun Çocukları Devrimci Kıta Yarattı[3], Darbenin yıldönümünde Santiago karıştı: 1 ölü[4], Pinochet'nin Hayaleti Şili'nin Yakasına Yapıştı[5], Pinochet'nin Şili'si ile Evren'in Türkiye'si[6]... Günümüz ile o günler arasındaki köprüyü henüz kuramadıysanız sivil anayasa, balyoz, ergenekon, e-muhtıra başlıklarını da ben ekleyeyim. Azımsanamayacak kitlelerce Kenan Evren'in Türkiye'nin itibarlı bir komutanı, Yedinci Cumhurbaşkanı sayıldığını, daha da geniş kitlelerce ordunun siyasi hayatta varolmasının güven verici kabul edildiğini belirtmeye bilmem gerek var mı.

 

Üçlemenin eksene aldığı konulara değindikten sonra gelelim Şili'de Av'a. Oyun, darbe olduğu gün sokaklarda askerden (ölümden) kaçarken Santiago'nun gecekondu semtinde küçük bir kilisenin bitişiğindeki Rahip Domingo'nun evine sığınan yedi devrimci genci, aralarındaki gerilim ve çözülmeleri konu ediniyor. Çoğunluğunu 'Sosyalist Devrimci Gençler'in oluşturduğu beşi erkek, ikisi kadın bu grupta farklı 'fraksiyon'lardan gençler de bulunmaktadır. Gençler, Rahip Domingo ile kız kardeşini rehin alır, buradan başka gidecek yerleri de zaten yoktur ve son saatlerini yaşadıklarını bilmektedirler. Çözülmeler başlar ardından: kimi kaçmak isterken dışarıda kurdukları tuzağı unutup ölür, kimi bir diğerine ilanı aşk eder, kimi ise o zamana kadar nefret ettiği 'Kilise' görevlisi Rahip ile ahbap olur. Diğer yandan 'radyo' aksesuarı oyunun gelişimi için önemlidir; dışarıda neler olup bittiği, Allende'nin öldürüldüğü radyo aracılığı ile öğrenilir. Sosyalizmin seçimle iktidara gelebileceği artık kabul edilmiştir, şimdi sorulması gereken iktidarda kalıp kalamayacağıdır. Metinde bu soru sürekli yenilenerek seyircinin sorgulaması sağlanmaya çalışılmıştır.

 

Mehmet Ege rejisörlüğüdeki yoruma döndüğümüzde ise sahnenin üçe bölündüğünü görüyoruz: kapalı bir mekan ve zamanda sıkışıp kalmış gençler merkezde, sahnenin sol yanı Allende'nin ailesi ile birlikte yaşadığı ev, sağ yanı ise yine Allende'nin Santiago'nun merkezindeki başkanlık konutu Darphane Sarayı olarak tasarlanmış. Yani yapılan dramaturgik çalışma ile Başkan, hatta iki danışmanı ve karısı da kanlı canlı olarak sahneye taşınmış. Eş zamanlı olay dizisinin mekanlara bölünerek somut bir şekilde canlandırılmasının, özellikle başkan Allende'nin 'kahramanlaştırılması' işlevine hizmet ettiğini söylemek yanlış olmayacak. Teslim olmak düşüncesinin başkanın bir an bile aklından geçmediği, yanındaki danışmanlarını da kendisi ile birlikte ölüme götürmek istemeyecek denli sorumluluk sahibi olduğu görülür.

 

Yapılan bu eklentinin başka işlevlerinden söz etmek ise ne yazık ki mümkün olmuyor. Kapalı, özdeşime dayalı biçimdeki oyunda çoğunluğunu öğrencilerin oluşturduğu gençler ile askerin çatışması, devlet – din ilişkisi, iktidar – ordu ilişkisi, sosyalizm gibi tartışılması gereken ve tartışılıyor gözüken nice konu 'değinme'den öteye geçemiyor. Zira etki, bir sağ yanın bir sol yanın aydınlatılması, dışardan gelen haberler, içerde yaşananlar, başkanın hali, danışmanın hali derken bölünüp gidiyor.

 

Kostümler aslına uygunluk ve kişiye özgülük hususlarında başarılı tasarlanmış. Oyun kişileri sakin-olgun sözcü, iki aylık hamile kütüphaneci kadın, çekingen konservatuar öğrencisi, sinirli komünist gibi niteliklere sahip. Ancak sahnelemede de tüm oyuncuların bu 'herkesin aklına gelecek' ilk çözümlemeye dair performanslar sergilemeleri, tüm karakterleri tek bir özelliğe sahip tiplere dönüştürmüş. Belki bu nedenle de tartışmalar yüzeysel kalıyor, tam bir özdeşim sağlanamıyor. Diğer yandan oyunculuklarda bazı senkron bozuklukları göze çarpıyor. Örneğin ahize kaldırıldıktan sonra telefon çalmaya devam ediyor, Allende'nin öldürüldüğü haberi verilmeden birkaç saniye önce kadın oyuncuların gözleri yaşarmaya başlıyor. Metin içeride sürekli gerilen, dışarıda artan çatışma seslerinin giderek yaklaştığı bir atmosfere sahip. Bazı küçük değişiklikler ve eklemelerle bu atmosfer daha da gerilerek sıkıştırılmış. Ancak artan tempo belli ki oyuncuları da telaşa sürüklemekte. Oyunun bütününü etkileyecek denli aksaklıklar olmasa da seyirci de sürekli 'şimdi ne olacak' sorusunu yinelediğinden her oyuncunun hareketini özenle izliyor, dolayısıyla ayrıntılar da göze çarpıyor.

 

Özellikle düğümleri artırmak noktasına odaklanan eklemelere bir örnek daha vererek bu dramaturgik çalışmanın işlevselliği sorununu daha da açıklayıcı kılabiliriz. Devrimci örgütün burada saklandığını 'ispiyonlayacak' komşu Josefina'dan önce Rahip'in Evine bir asker geliyor. Kapı çalınıyor, açılsın mı açılmasın mı tartışması yaşanıyor, yedi kişi odalara doluşarak saklanıyor (sadece bir-iki dakika sonra Josefina'nın gelişi ile yine aynı hengame yaşanıyor). Gelen kişi bir asker... Rahipler genellikle kilisenin içindeki yahut bitişiğindeki kulübede ikamet ederler, tıpkı Şili'de Av oyununda olduğu gibi. Bir askerin bunu bilmemesi, kilisenin bitişiğindeki eve girip karşısında Rahip'i görünce şaşırması ve utanması ne denli inandırıcı? Sahnelemeye getirilen bu ekleme hangi düğümün çözülmesinde, hangi anlamın çıkarılmasında etkili? Bu sorulara ne yazık ki olumlu yanıtlar verilemiyor.

 

Metinde işlevsel; oyunda ise indirgenmiş işleve sahip tek unsur çocuk oyuncu gibi görünüyor. Komşu'nun oğlu metinde 'devrimci eylemci amcaları' bulan, babasını 'o eve gitme silahlı ağabeyiler var' diye uyaran, aksiyonun gelişimi açısından önemli işlevlere sahipken sahnelemede yalnızca “Söz” repliği ağzından çıkıyor. Final fotoğrafı, tahmin edildiği üzere evde pek çok ölü bedeni, dışarıda ise sürmekte olan çatışma ve bombalamayı kapsıyor. Ancak o da ne, komşunun oğlu o çatışmanın arasından sıyrılıp henüz ölmüş kişilerle dolu bu eve giriveriyor. Eline yerdeki silahlardan birini alıp sahnenin önüne geliyor. O da mı intihar edecek, havaya ateş mi açacak anlamıyorsunuz, tam o esnada Rahip'i yanağından öpüp gidiveriyor. Oysa final, olayların ve düşüncelerin seyri itibari ile bilinçlenmenin, sorgulamanın doruğa ulaşacağı biçimde tasarlanmış durumda. Ancak çocuk oyuncunun sahnede görülmesinin yarattığı 'sempati' ve 'hata beklentisi' ile seyirciye bırakılması gereken düşünme süresi uçup gidiyor. Öyle ki bu final aksiyonunun neyi imlediği dahi anlaşılamıyor.

 

Belki de Devlet Tiyatrosu tüm bu eklentilerle, özellikle finali gerçekleştiren oyuncu çocuk ile cesaretini, “çocuklarımızın güzel bir geleceğe sahip olması için” sloganına sığındırarak normalleştirmeye çalışıyor. Ancak bu sahnenin araya sıkıştırıldığı öyle göze çarpıyor ki Rahip'in ölümü ile yukarıdan inen barkovizyon görüntüleri arasında ne işi var diye soruyorsunuz.

 

Bir ülkede ordu yönetime el koyarak darbe gerçekleştiriyorsa, sokaklar cehennem alanına dönmüş, evler sorgusuz sualsiz basılıyor, aranıyorsa, bir eve sığınan silahlı yedi devrimci gencin sonu ne olur? Başbakanın dahi öldürüldüğü bir ortamda sıradan bir gecekondu kilisesinin rahibini ve kızkardeşini rehin almanın 'salıverilmeye' etkisi olur mu? Evet, tabii ki gençlerin yeri bulunur, teslim olmayı seçerlerse bir süre sonra, çatışmayı seçerlerse hemen orada öldürülüverirler. Teslim olacaklarsa sahnede işleri yoktur, direnmeyi seçecekleri aşikardır. Seyirci salona oturduğu andan itibaren serim, çözüm bölümlerini adı gibi bildiği bir oyunu niçin izler ki? Galiba ne olacağını değil, nasıl olacağını görmek için. Hele ki 'darbe' olgusu ile içli dışlı yetişmiş bir toplumun seyircileri olarak...

 

Orhan Asena toplumsal koşullardan yola çıkarak 27 Mayıs öncesi ve sonrasını Hacivat Politikacı, toplum – önder çatışmasını Atçalı Kel Mehmet, Simavnalı Şeyh Bedreddin, ağa – köylü hiyerarşisini Öç gibi oyunlarıyla işlemiş bir yazarımız. Asena bir söyleşisinde şöyle diyor: “Çoğu kişi bana 'tarih yazıyor' der. Aslında ben hiçbir zaman tarihten hareket etmem. Çağımızdan, günümüzden hareket ederim. (...) Çağımızdaki sorunların benzerlerini geçmişte gördüğüm zaman, insanların yaşamında bunları gördüğüm zaman onlara eğilmişimdir.”[7] Yazarın bu söylemi, Şili'de Av oyununun da bir belgesel oyun olmak, seyircide klasik dramatik etki bırakmak maksatlarından ötesini taşıdığını ifade ediyor.

 

İzmir Devlet Tiyatorsu'nun Şili'de Av oyununu yalnızca bir anma nedeni ile sahnelemediği, üzerinde emek harcadığı aşikar; ancak aynı uğraşın oyunculuklar üzerinde de sarfedilmesi gerekiyor. Yaklaşık üçüncü ayını dolduran oyunda bulunan bu aksaklıklar giderildiği zaman finalde barkovizyon aracılığı ile gösterilen dönem Şili'sinin gerçek görüntüleri ve Venseremos marşı da işlevsel hale gelecektir. Kimbilir belki de duyarlı seyirciler ile Mehmet Ege, birlikte Saat Kulesi'ne yürürler...

 

 

KAYNAKÇA

ASENA, Orhan; Şili'de Av, Tiyatro-75 Dergisi Yay., 1975.

BELKIS, Özlem; Kalemden Sahneye – 1946'dan Günümüze Türk Oyun Yazarlığında Eğilimler (1960-1970), YGS Yay., İst., 2003.

 

 

[1] Ariel Dorfman, 13/12/2006, Radikal.

 

[2] Orhan Miroğlu, 17/12/2006, Radikal – 2.

 

[3] İsimsiz, 29/12/2006, Radikal.

 

[4] 12/09/2009, Radikal.

 

[5] John Pilger, 15/10/2010, Radikal.

 

[6] Taha Parla, 14/01/2007

 

[7] Andaç, Feridun: “Tarihten Güncelliğe Orhan Asena ile Söyleşi”, Aydınlanmanın Işığında Sanat İnsanlarımız, İde Yay., Aktaran: BELKIS, Özlem; Kalemden Sahneye – 2. Cilt, YGS Yay., İst., 2003, s 122.

 

 

 

KAMUOYUNA DUYURULUR!

DEĞERLİ TİYATROSEVERLER,

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN ÖNEMLİ SANAT KURUMLARINDAN BİRİ OLAN DEVLET TİYATROLARI HAKKINDA YAPILAN AÇIKLAMALARA,
ANKARA DEVLET TİYATROSU MÜDAVİMLERİ’NİN TEPKİ GÖSTERMEK ÜZERE DÜZENLEDİĞİ ETKİNLİĞE HEPİNİZİ DAVET EDİYORUZ.

13 MAYIS 2012 PAZAR GÜNÜ SAAT 17.00’DE KÜÇÜK TİYATRO’NUN ÖNÜNDE OLACAĞIZ.

SİZİN DE BU TARİHİ GÜNDE YANIMIZDA OLMANIZI BEKLİYORUZ.

SAYGILARIMIZLA.
TOBAV ( Devlet Tiyatrosu Opera ve Bale Çalışanları Vakfı)
DETİS (Devlet Tiyatroları Sanatçıları Derneği)
TOMEB (Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği)
TODER(Tiyatro Oyuncuları Derneği)
OYUNCULAR SENDİKASI
KÜLTÜR-SANAT SEN
SANATÇILAR GİRİŞİMİ
ÖZERK SANAT KONSEYİ

Pankartsız, Slogansız

“Metinden sahneye temrinler”

Erzurum’da dolu dolu tiyatro

Bu yıl ilki gerçekleştirilen “Metinden Sahneye Temrinler” adlı proje kapsamında 4 büyük tiyatro oyunu seyirciyle buluştu. Tam bir tiyatro şölenine dönüşen oyunların sahnelenmesi 18 Mayıs 2012 tarihine kadar devam edecek.

******************************************

Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü öğretim üyesi Yard.Doç.Dr. Bünyamin Aydemir tarafından yürütülen “metinden sahneye temrinler” adlı tiyatro projesi sonuçlandı. Toplam 4 büyük tiyatro oyununun sahnelenmesini amaçlayan proje, 8 mayıs 2012 tarihinde seyirciyle buluşurken, oyunların 18 Mayıs’a kadar gösterimde olacağı belirtildi.

Proje sorumlusu ve 4 büyük tiyatro oyununun da yönetmenliğini yapan Yard.Doç.Dr. Bünyamin Aydemir, yaklaşık 4 aylık yoğun bir çalışma sürecinin büyük bir tiyatro şölenine dönüşmesi ile sonuçlanmasının onur verici olduğunu belirtti.

Toplam 15 kişilik öğrenci ekibi ile çalıştığını ve ekipte 8 oyuncu, 5 tasarımcı ve 2 de yazarlık sanat dalı öğrencisinin bulunduğunu ifade eden Yard.Doç. Dr. Aydemir, 4 ayda günlük ortalama 5 saatlik çalışma temposuyla böylesi bir projenin tamamlanabildiğini, projenin en ilginç yanlarından birinin de  4 büyük oyunun aynı ekip ile eşsüremli olarak çalışılıp, aynı tarihte sahnelenime hazır hale getirilmesi olduğunu dile getirdi.

DÖRT FARKLI OYUN

Bünyamin Aydemir, “Oyunlarımız Athol Fugart’ın “Ada”, Aziz Nesin’in “Hadi Öldürsene Canikom”, Edward Albee’nin “Hayvanat Bahçesi Öyküsü” ve Savaş Dinçel’in “Uçurtmanın Kuyruğu”. Bu dört oyun da hem tematik olarak, hem de teknik olarak birbirinden farklı estetik düzlemleri olan oyunlar. Amacımız bu farklı renkteki her bir oyunu bir arada ve aynı ekip ile sahneleyebilmekti. Bunu başarabildiğimiz için çok mutluyuz” dedi.

HER ZAMAN VE HER KOŞULDA TİYATRO

“Metinden Sahneye Temrinler” adlı projenin bu yıl ilkini gerçekleştirdiklerini, bundan sonraki yıllarda da projenin artık geleneksel hale getirileceğini kaydeden Yönetmen Yard.Doç.Dr. Bünyamin Aydemir, projenin “her zaman ve her koşulda tiyatro yapılabilir”liğinin iddiasına soyunmuş bir çalışma olduğunu da sözlerine ekleyerek şunları söyledi:

OYUNLAR YENİDEN BİÇİMLENDİRİLDİ

“Çalıştığımız oyunları dramaturjik müdahalelerle yeniden biçimlendirdik. Bu anlamda oyunlarımızı deneysel yaratım sürecine malzeme haline de getirmiş olduk. Yine minimaliz bir bakış açısıyla oyunların her birini 40-45 dk’lık bir zaman aralığına sıkıştırıp daha kompleks hikayelere dönüştürdük. Bu yaklaşım özellikle dekor ve kostüm yorum ve tasarımında daha da hakim”.

HERKES DAVETLİ

Bu arada söz konusu 4 tiyatro oyununun da her gün seyirciyle buluşacağı öğrenildi. Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Deneme Sahnesinde sahnelenen oyunlar, her gün akşam 19.00 ile 20.00’de gösterime gireceği ve halka da açık olduğu bildirildi.

BİLKENT ÜNİVERSİTESİ’NE TURNE YAPILACAK

Öte yandan “Metinden Sahneye Temrinler” adlı proje kapsamında sahnelenen 4 büyük tiyatro oyununun da 4-10 Haziran 2012 tarihleri arasında Ankara Bilkent Üniversitesine turne yapacağı açıklandı. Konu ile ilgili görüşlerini ifade eden Yönetmen Bünyamin Aydemir, “Şu  15 günü tam bir tiyatro şölenine çevireceğine inandığımız bu oyunlar, ayrıca 4-10 HAZİRAN 2012 tarihinde de Bilkent Üniversitesinin düzenlediği “TİYATRO GÜNLERİ”nde seyirci ile buluşacak.  Türkiye’deki bütün büyük üniversitelerin tiyatro ekipleri de orada olacak. Türkiye’nin tiyatro kalbi orada atacak tabir yerindeyse. Festivalde ekibimizin hazırladığı 4 büyük oyunu sadece orada sahnelemekle kalmayıp, çeşitli forumlarda ve workshop gibi etkinliklerde de Üniversitemizin adını layıkıyla taşıyacağız” şeklinde konuştu.

İBB ŞEHİR TİYATROLARI’NDA “YENİ” GENEL SANAT YÖNETMENİ HİLMİ ZAFER ŞAHİN!...

“İBBŞT Yönetmeliği”nin “İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı Şehir Tiyatroları Şube Müdürlüğü Görev ve Çalışma Yönetmeliği” olarak değiştirilmesinin ardından Genel Sanat Yönetmeni olarak görevinden istifa eden Ayşenil Şamlıoğlu'nun yerine, kurumda dramaturg olarak görev yapan Hilmi Zafer Şahin atandı.

98 yaşındaki İBBŞT'nin yeni Genel Sanat Yönetmeni olarak görevine başlayan 1958 yılı Antalya doğumlu Şahin, akademik eğitimini İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne ve Görüntü Sanatları Bölümü, Tiyatro Anasanat Dalı'nda yaptı. Yine aynı bölümde yüksek lisansını da tamamlayan sanatçı değişik dergi ve gazetelerde tiyatro, tarih ve kitap tanıtımı konularında yazılar yayımladı. Şahin ayrıca Büyük Larousse ve İstanbul Ansiklopedisi'nde tarih, tiyatro, edebiyat, dilbilim ve yaşam öyküsü konularında da madde yazarlığı yaptı.

1988 yılında girdiği İBBŞT'de yönetim kurulu üyeliği, genel sanat yönetmeni yardımcılığı ve başdramaturg görevlerinde bulundu. Bu süre zarfında pek çok etkinlik gerçekleştire Şahin "Aslolan Hayattır", "İkinci Ses", "Mikadonun Çöpleri", "Kafkas Tebeşir Dairesi" gibi pek oyunda dramaturg olarak görev aldı. Geçtiğimiz sezonda "Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi" adlı oyunu, Ziya Osman Saba'nın aynı adlı yapıtından tiyatroya uyarladı.

Mimar Sinan Üniversitesi, Beykent Üniversitesi ve Kadir Has Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde tiyatro dersleri de veren Şahin, Genel Sanat Yönetmeni seçilmeden önce de kurumdaki dramaturgluk görevine devam ediyordu. Hilmi zafer Şahin, başlangıcından günümüze değin, Yeni Tiyatro Dergisi’nde Yayın Kurulu üyeliği de yapmıştır.

Göreve geldikten sonra yaptığı ilk açıklamada ”Şehir Tiyatrosu, 98 yıldır olduğu gibi önümüzdeki süreçte 100. yılına giderken de iyi, doğru ve güzel şeyleri yapmaya devam edecek” diyen Şahin, kurumun içinden gelen bir sanatçı olarak ‘yönetmelik krizine’ de değindi. "Bu süreç içerisinde arkadaşlarımızla daha çok konuşacağız. Birbirimizi anlamaya çalışacağız" diyerek diyalog çağrısı yapan Şahin'e Yeni Tiyatro Dergisi olarak yeni görevinde başarılar diliyoruz.

 

TİYATRO AFİŞLERİ SERGİSİ

ABONE KAMPANYASI

YENİ TİYATRO DERGİSİ 5. YAŞINA GİRERKEN “OKUMAN İÇİN DAHA NE YAPALIM, SEVGİLİ OKUR?!...” ABONE KAMPANYASI BAŞLATIYOR.



Yeni Tiyatro Dergisi, yeni tiyatro sezonuna “ilginç” bir ABONE KAMPANYASI ile giriyor. Yeni Tiyatro Dergisi 2011 Ekim tarihli 31. sayısında “Hilal Köseoğlu’nun Anısına” vereceği “Kargı” ve “Çığlık” oyunlarıyla birlikte, abone olacaklara daha önce verdiği ve kitapçılarda bulunmayan 10 ayrı oyun kitabını da hediye edecek. Yeni Tiyatro Dergisi Yayın Yönetmeni Yrd. Doç. Dr. Erbil Göktaş bu konuda şunları söyledi: “Yeni Tiyatro 5. yaşına girerken pek çok yenilikler yapmayı düşünüyoruz. Bunlardan bir tanesi de daha önce verdiğimiz ve baskıları tükenmek üzere olan Yeni Tiyatro oyunları; yeni tiyatro sezonunda bu kitaplardan 10 tanesini abone olacak okurlarımıza ücretsiz olarak vermek istiyoruz. Bilindiği gibi, Neil Simon başta olmak üzere pek çok yabancı ve yerli yazarların oyunlarını Türkiye’de ilk kez Yeni Tiyatro Dergisi basarak okurlarına ve abonelerine ücretsiz olarak ulaştırdı. Sahne Sanatları Dergisi olmamız nedeniyle yeni sezonda opera ve bale yazılarına ve eleştirilerine de daha çok yer verip opera librettolarını da basıp okurlarımıza ulaştırmak istiyoruz.

Türkiye’nin ilk ve tek “hakemli” sahne sanatları dergisi olan Yeni Tiyatro’nun hakem kurulunda şu isimler bulunuyor: Prof. Dr. Semih Çelenk, Prof. Dr. Didem Uslu, Doç. Dr. Sema Göktaş, Yrd. Doç. Dr. Bünyamin Aydemir, Yrd. Doç. Dr. Handan Karaadam, Yrd. Doç. Dr. Yavuz Çelik ve Yrd. Doç. Dr. Gülayşe Temeltaş.

Yeni Tiyatro Dergisi Ekim ayından itibaren aylık olarak yayınına devam ederken, okurlara ve abonelere yine 4 yıl önceki fiyatlarla ulaştırılacak. Posta ve kargo masrafları dahil olmak üzere yıllık 12 sayı bedeli 100 Türk lirası olarak aynı biçimde devam edecek. Yeni Tiyatro Dergisi’nin yayın kurulunda ise şu isimler bulunuyor: Erbil Göktaş, Okday Korunan, Hilmi Zafer Şahin, Alpay Ekler, Oktay Emre ve Sema Göktaş.

 

YENİ TİYATRO DERGİSİ 2010'A ABONE KAMPANYASI BAŞLATARAK GİRDİ!!!

 

 2009'daki ekonomik krizden önemli ölçüde etkilenen Yeni Tiyatro Dergisi, her sayı verdiği "Oyun Kitabı Eki"ne ara vermemek ve her sayıda bu hizmetini sürdürebilmek için "Abone Kampanyası" başlattı. Ekim 2009'a kadar "iki aylık" periyotta çıkan Yeni Tiyatro, bilindiği gibi okurlarından ve tiyatro çevrelerinden gelen yoğun istekler üzerine "Aylık" periyoda geçmişti. Daha önce "iki ayda bir" verdiği "Oyun Kitabı Eki"ni "Aylığa" geçince her ay vermek zorunda kalınca zaten "kriz" ortamında "bir kahramanlık" olan ve önemli bir gider tutan "ekleri" verip vermemeyi değerlendiren Yeni Tiyatro, "bu hizmeti sürdürme" kararı vermişti. Ancak ekonomik açıdan, önce okurlarına güvenen Yeni Tiyatro, bu sorunu aşabilmek için yine "okurlarına" dönüyor ve "abone" kampanyasına destek olmalarını bekliyor.

 

Satış Noktalarımız

Editör'den... / Erbil Göktaş

Erbil GöktaşTARTIŞILMASI GEREKEN AZİZLİKLER

Atila Sav’ın Milliyet Sanat Dergisi’nin Mart 2003, 528. sayısının 74. ve 75. sayfalarında yayınlanan “Küçük Azizlikler” yazısını okuduğumda Türk Tiyatrosu’ndaki pek çok sorunun bu yazıdan hareketle tartışılabileceğini düşündüm. Bunlardan ilki; Türk Tiyatrosu’nun, oyun yazarlığında ortaya konulan başarıları sahnelerde yeterince değerlendirilemeyişidir. Devamı...

Sitemizden en iyi verimi; bedava, açık kod ve güvenirlik düzeyi yüksek olan Firefox tarayıcı ile alabilirsiniz.
İletişim: mailonpix.com
Clicky Web Analytics