BEHRUZ MEHMET ESATOĞLU, TACİZ VE SANATÇININ “SUÇLULUĞU” ÜZERİNE…
Bülent Sezgin’in 8 Ocak 2009’da www.tiyatroyun.blogspot.com sitesinde yazdığı “Esatoğlu Meselesi Özelinde Tiyatrocuların Aydın Sorumluluğu” yazısında benden açıklama bekleyen yazısında şu ifadeler yer almıştır:

“Ya da Yeni Tiyatro dergisinde Esatoğlu'nun yazılarına yer vermeye devam eden Sayın Yar. Doç Dr. Erbil Göktaş'dan bugüne kadar kamuoyuna dönük herhangi bir açıklaması olmamıştır. Özelikle tiyatro yayıncılığı konusunda ilkeli ve üretken olma çabasını sürdüren Sayın Erbil Göktaş'ın, geçen yıl taciz meselesine dair net bir tavır almışken, derginin 8. sayısında hafıza kaybına uğraması düşündürücüdür. Bu çelişkili tavrı berraklaştırmak adına, Yeni Tiyatro Dergisi genel yayın yönetmeninin kamuoyuna yönelik bir açıklama yapması gerektiğini düşünüyorum.”

Öncelikle şunu söylemeliyim: Sansüre ve yargısız infaza karşıyım. Elbette “tacize” de karşıyım. Bunların hepsini “insan hakları”na aykırı buluyorum ve hiç biri “insana” yakışmayan şeyler… İnsanın “özgürleşmesinin” önündeki önemli engeller. Esatoğlu’nun bir yazısına, daha kamuoyundaki bu “taciz” iddialarını bilmeden Yeni Tiyatro Dergisi’nin 1. sayısında yaklaşık bir buçuk yıl önce yer verdim. Çünkü Esatoğlu’nu daha önce yapılan “Vasıf Öngören Etkinlikleri”nden tanıyordum ve “takdir” ediyordum. Özellikle “Ölümünün 20. Yılında Vasıf Öngören” bağlamında Türk Tiyatrosu’nun önemli adlarını bir araya getirilmesine öncülük etmişti; bunların arasında Aslı Öngören’den Cüneyt Türel’e, Zeliha Berksoy’dan Şener Şen’e, Tomris İncer’den Macit Koper’e, Yaşar Güner’den Yılmaz Onay’a, Sarper Özsan’a kadar pek çok “sevdiğim” insan vardı. Hatta edebiyatçılardan  Kemal Özer’i de, Sennur Sezer’i de, Adnan Özyalçıner’i de anımsıyorum. Ondan sonra OYÇED’in (Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği) kurulması sürecinde de daha yakından tanıma olanağı bulduğum Esatoğlu’nun bu çevrede de “epeyce seveni” olduğunu gördüğümden “taciz” gibi bir “suça” kalkışacağına ihtimal vermemiştim. Hatta, bu süreçte Esatoğlu’nu “seven” genç bir kadının onunla birlikteliğine de tanık olduğumdan, bunun bir takım “hesaplaşmaların” sonucu olduğunu düşünmüştüm. Zaten Esatoğlu da, o sıralarda basına bu minval üzere bir açıklama yaptığından üzerinde durmamıştım. Yine de bir biçimde bu konunun üzerine gitmek istediğimden Esatoğlu’na bu konuda “doyurucu” bir açıklama yapması gerektiğini ve yayınlamak istediğimi söyledim. Esatoğlu, “buna gerek duymadığı”nı söyleyince konu bir buçuk yıl önce benim için öylece kapanmıştı. Ancak Yeni Tiyatro Dergisi’nin 2008 Kasım-Aralık 8. sayısında, Esatoğlu’nun “Tiyatroların İzmir-Güzelbahçe Buluşmasıyla” ilgili yazısını yayınladıktan sonra pek çok dostumuz ve okurumuz, üzerinde “taciz” gibi bir “şaibe” olan bir kişiye yer vermemem gerektiğini bana söylediler. Bu arada yine Esatoğlu’yla ilgili “iddialar” internetteki tiyatro sitelerine, maillere düşmeye başlayınca konuyu bu kez “esaslı” olarak değerlendirmeye almaya karar verdim. Şu an Esatoğlu’yla ilgili iddiaları okumakla meşgulüm; ayrıntılı açıklama yapacak durumda değilim; ayrıca yayın yönetmeni olduğum Yeni Tiyatro Dergisi’nde okurlara ve kamuoyuna “söz” verip yapmam gereken pek çok açıklama var; umarım 2009 Ocak ayı sonuna doğru çıkacak olan 9. sayımızda bu konuyu da ayrıntılı ve “net” olarak değerlendirebilirim. Çünkü o kadar doluyum ki, bazı şeyleri “açıklamak” önem sırasına göre ertelenebiliyor; bu konuyu önemsediğimden üç gündür bu konuyu değerlendirmeye çalışıyorum; gördüğüm o ki, Esatoğlu’nun (tiyatro dünyamızdaki pek çok kişide olduğu gibi) “rahatlığından” ve bazı “zaaflarından” kaynaklanan nedenlerden ötürü “yanlış” yapmış olabileceği… Ancak Esatoğlu gibi, kendisini “aydın” kategorisinde tanımlayan ve öyle görünen kişilerin, karşısındaki “insanın” rızası olmadan, ondan bir “ışık” almadan böyle bir “edime” kalkışabileceğini benim aklım almıyor; hele ki bu öğrencisi konumunda “genç” bir insansa… Ayrıca bir “hoca” olarak gerek tiyatroda, gerek çalışmalarda, karşısındaki kişinin öyle bir “niyeti” olsa bile “karşılık” verilmemesi gerektiğine inanırım. Çünkü tiyatro en başta bizim “egolarımızı” terbiye etmiyorsa, topluma ve insana  söyleyeceği şeyler “palavradan” öteye gitmeyecektir. Tiyatro ve bizler, bu örnekte görüldüğü üzere, bundan “tiyatro”nun da zarar görmemesi için “bu palavralarla” da mücadele etmemiz gerekmektedir. Yani “tiyatro” ortada olduğu için, tiyatrodaki ilişkiler kamunun gündemine daha çabuk ve etkili düştüğü için bizim diğer mesleklerdeki kişilerden daha dikkatli ve duyarlı olmamız gerekiyor. Sadece bunun için de değil tabii ki, toplumun “öncüsü” olması gerektiği için de bu “özeni” göstermemiz gerekiyor. Her şeyin “dejenere” olduğu ve “bayağılaştığı” şu “vahşi kapitalist” ortamda bile… Unutmamalıyız ki, sonuçta tiyatro sanatı, sevgi dolu yüreklerin ve aydınlık bilinçlerin oluşturulması kavgasında en “tutarlı” olması gereken sanattır; ondan da öte bir “yaşam biçimi”dir.  

Bülent Sezgin, Esatoğlu’nun yazısına, yaklaşık bir buçuk yıl sonra yer vermemizi “hafıza kaybı” olarak niteliyor. Elbette Esatoğlu’na üzerinde duran bu “iddialardan” dolayı mesafeliyiz. Zaten yazısını okuyan “hakem ve yayın kurulu” üyemiz de “yayınlanacaksa Genel Yayın Yönetmeni’nin ‘üst açıklaması’yla yayınlanmasını” söylemiştir. Sayfa düzenini hazırlayan arkadaşımız Hollanda’da “turnede” olduğundan ve dergiyi orada hazırlayıp gönderdiğinden, 8. sayımızdaki “önemli” bir-iki eksiklik gibi, bu açıklamamız da yer alamamıştır. 9. sayımızda bunların “düzeltisini” yapmayı zaten düşüyorduk. Özellikle bu konuda “düzeltiyle” birlikte daha geniş “açıklama” yapma zorunluluğu oluşmuştur.         

Ancak bu bağlamda tartışmaya açmak istediğim “önemli” bir konu var: Diyelim ki, Esatoğlu “tacize” yeltendi, öyle bir “girişimde” bulundu. (Tabii bu arada “taciz”le “tecavüz”ü de birbirine karıştırmamak gerekiyor; çünkü “taciz” doğrudan “tecavüz”ü çağrıştıran “bıçak sırtı” bir sözcüktür.) Bir kez ya da daha çok bu “yanlışlığı” sürdürdü; elbetteki kınamalıyız, eleştirmeliyiz ve yargılamalıyız. Ama bu noktada “bu yanlışlığı” sürdüren “kişinin” üretimleri de sürüyor; bunu da elbette “inandırıcı” ve “tutarlı” bulmayabiliriz; yönettiği oyunlara gitmeyiz, düzenlediği etkinlikleri eleştiririz; ancak o kişiye, “sen yazı yazma”, “sen oyun yazma” deme hakkımız nereye kadardır? Yani bu noktada o kişiyi engellemeli miyiz? Çünkü sanat ve tiyatro tarihinde “suça bulaşmış” pek çok kişi var. Bu beğendiğimiz “yapıtlar” karşısında tavrımız ne olacaktır? Bu soruları netleştirmemiz gerekmiyor mu?

Esatoğlu, benim için vazgeçilmez değildir; Yeni Tiyatro Dergisi için de öyle… Zaten Yeni Tiyatro Dergisi’nin “ilkeli” ve “üretken” tavrına dikkat çeken Bülent Sezgin ve diğer okurlarımız da “sansüre” de gerek duymadan gereğini yapacağımıza olan inançlarından dolayı “açıklamamızı” merak etmişlerdir. Elbette daha geniş olarak bu konu üzerinde duracağız ama bu arada yukarıdaki soruları da tartışmamız gerekiyor.

Erbil Göktaş

Yeni Tiyatro Dergisi Genel Yayın Yönetmeni
 

Mehmet Serimer'i Kaybettik...


Geçtiğimiz ay rahatsızlanarak Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırılan Şehir Tiyatroları'nın başarılı oyuncusu Mehmet Serimer hayatını kaybetti.

Cenaze merasimi 24.01.2012 Salı günü saat 10.00'da Süleyman Demirel Kültür Merkezi'nde düzenlenecek olan törenin ardından, Fevziye Camii'nde kılınacak öğle namazına müteakip Değirmendere mezarlığına defnedilecektir...

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları

 

Mehmet Serimer

1975'de Halkevi tiyatro çalışmalarına amatör olarak başladı. 1979 yılında Kocaeli Bölge Tiyatrosu'yla başlayan profesyonel tiyatro yaşamı 1994-95 tiyatro sezonuna kadar, kurucu, oyuncu, yönetmen olarak devam etti.

1982 yılında H.Ü. Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü'ne girdi.

1994-95 oyun sezonundan 1998-99 oyun sezonuna kadar Trabzon Devlet Tiyatrosu'nda misafir sanatçı olarak çeşitli oyunlarda yönetmen yardımcılığı yaptı ve oyuncu olarak görev aldı.

"Keşanlı Ali Destanı", "Taziye", "Kanlı Nigar", "Matruşka", "Antigone" adlı oyunlarda rol aldı.

2000-2001 oyun sezonunda Kocaeli Şehir Tiyatrosu'na katıldı.

"Üç Kuruşluk Opera", "Hadi Öldürsene Canikom", "Bin Varmış Hiç Yokmuş" , "Don Juan", "Cimri", "Bir Yaz Gecesi Rüyası", "Bir Şehnaz Oyun", "Bahar Noktası", "Barış",”Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz”, “Yolcu” , "O Güzelim Kaymaklı Dondurma Rengi Elbise”, “Derviş Ve Ölüm”, “Resimli Osmanlı Tarihi”, ”Kösem Sultan” adlı oyunlarda rol aldı.

 

 

 

YENİ TİYATRO DERGİSİ’NE “KIŞKIRTMA” GİRİŞİMİ VE “TEHDİT”!...



Mustafa Demirkanlı yayınlamaya başladığı günden beri Yeni Tiyatro Dergisi’ni bir biçimde engelleme, dezenforme etme, hedef gösterme girişiminden geri durmadı. Bunun en önemli sebebi 20 yıl boyunca kaybettiği tiyatro okurlarını Yeni Tiyatro Dergisi’nin kazanmış olmasındandır; Türkiye’de yayınlanan bütün tiyatro dergilerinin hepsinin en az iki-üç katı daha fazla okura ulaşan Yeni Tiyatro Dergisi, gerek içeriği gerek yayın anlayışıyla da, belki de “saldırı”yı (!) hak ediyor. Bu saldırıların en “yeni”si Demirkanlı’nın editörü olduğu sitede yayınlandı; “kargaları bile” güldürecek iddialardan oluşan bu saldırılar “saldırı” olsaydı bari!...

Tiyatro Tiyatro Dergisi editörü Mustafa Demirkanlı’nın 16 Ocak 2012’de www.tiyatrodergisi.com sitesinde Yeni Tiyatro Dergisi’yle ilgili yayınladığı haberde (!), yalan yanlış bir sürü safsata ileri sürdükten sonra birkaç yıldır “manipule” ettiği insanlara yeni bir “hedef” göstererek, onları adeta “kışkırtmak” istiyor. Demirkanlı’nın bir sürü akademisyeni, tiyatro insanını içine sürüklediği “batak”tan ders alamayanlar olur diye, geçmişte kimilerine yaptığımız uyarıyı ola ki, Demirkanlı’ya inanabilecek olanlara “yeniden” yapıyoruz:

“Lütfen, Demirkanlı’ya kanıp ‘kahramanlığa’ soyunmayınız; çünkü kimi örneklerde göründüğü gibi sonuçta çırılçıplak ortalık yerde kalabilirsiniz. Sonuçta ‘kral çıplak’ konumuna düşmemek için verilen gazlara karşı ‘uyanık’ olunuz. Çünkü Yeni Tiyatro’nun ‘objektif’ yayıncılık yapmaktan başka bir ‘kaygısı’ yoktur.”

Demirkanlı aşağıdaki “tekzip” yazımızı da yayınlamayarak, yeni bir “sansür”e de imza atmış oldu.

Devamı...

ABONE KAMPANYASI

YENİ TİYATRO DERGİSİ 5. YAŞINA GİRERKEN “OKUMAN İÇİN DAHA NE YAPALIM, SEVGİLİ OKUR?!...” ABONE KAMPANYASI BAŞLATIYOR.



Yeni Tiyatro Dergisi, yeni tiyatro sezonuna “ilginç” bir ABONE KAMPANYASI ile giriyor. Yeni Tiyatro Dergisi 2011 Ekim tarihli 31. sayısında “Hilal Köseoğlu’nun Anısına” vereceği “Kargı” ve “Çığlık” oyunlarıyla birlikte, abone olacaklara daha önce verdiği ve kitapçılarda bulunmayan 10 ayrı oyun kitabını da hediye edecek. Yeni Tiyatro Dergisi Yayın Yönetmeni Yrd. Doç. Dr. Erbil Göktaş bu konuda şunları söyledi: “Yeni Tiyatro 5. yaşına girerken pek çok yenilikler yapmayı düşünüyoruz. Bunlardan bir tanesi de daha önce verdiğimiz ve baskıları tükenmek üzere olan Yeni Tiyatro oyunları; yeni tiyatro sezonunda bu kitaplardan 10 tanesini abone olacak okurlarımıza ücretsiz olarak vermek istiyoruz. Bilindiği gibi, Neil Simon başta olmak üzere pek çok yabancı ve yerli yazarların oyunlarını Türkiye’de ilk kez Yeni Tiyatro Dergisi basarak okurlarına ve abonelerine ücretsiz olarak ulaştırdı. Sahne Sanatları Dergisi olmamız nedeniyle yeni sezonda opera ve bale yazılarına ve eleştirilerine de daha çok yer verip opera librettolarını da basıp okurlarımıza ulaştırmak istiyoruz.

Türkiye’nin ilk ve tek “hakemli” sahne sanatları dergisi olan Yeni Tiyatro’nun hakem kurulunda şu isimler bulunuyor: Prof. Dr. Semih Çelenk, Prof. Dr. Didem Uslu, Doç. Dr. Sema Göktaş, Yrd. Doç. Dr. Bünyamin Aydemir, Yrd. Doç. Dr. Handan Karaadam, Yrd. Doç. Dr. Yavuz Çelik ve Yrd. Doç. Dr. Gülayşe Temeltaş.

Yeni Tiyatro Dergisi Ekim ayından itibaren aylık olarak yayınına devam ederken, okurlara ve abonelere yine 4 yıl önceki fiyatlarla ulaştırılacak. Posta ve kargo masrafları dahil olmak üzere yıllık 12 sayı bedeli 100 Türk lirası olarak aynı biçimde devam edecek. Yeni Tiyatro Dergisi’nin yayın kurulunda ise şu isimler bulunuyor: Erbil Göktaş, Okday Korunan, Hilmi Zafer Şahin, Alpay Ekler, Oktay Emre ve Sema Göktaş.

 

YENİ TİYATRO DERGİSİ 2010'A ABONE KAMPANYASI BAŞLATARAK GİRDİ!!!

 

 2009'daki ekonomik krizden önemli ölçüde etkilenen Yeni Tiyatro Dergisi, her sayı verdiği "Oyun Kitabı Eki"ne ara vermemek ve her sayıda bu hizmetini sürdürebilmek için "Abone Kampanyası" başlattı. Ekim 2009'a kadar "iki aylık" periyotta çıkan Yeni Tiyatro, bilindiği gibi okurlarından ve tiyatro çevrelerinden gelen yoğun istekler üzerine "Aylık" periyoda geçmişti. Daha önce "iki ayda bir" verdiği "Oyun Kitabı Eki"ni "Aylığa" geçince her ay vermek zorunda kalınca zaten "kriz" ortamında "bir kahramanlık" olan ve önemli bir gider tutan "ekleri" verip vermemeyi değerlendiren Yeni Tiyatro, "bu hizmeti sürdürme" kararı vermişti. Ancak ekonomik açıdan, önce okurlarına güvenen Yeni Tiyatro, bu sorunu aşabilmek için yine "okurlarına" dönüyor ve "abone" kampanyasına destek olmalarını bekliyor.

 

Satış Noktalarımız

Editör'den... / Erbil Göktaş

Erbil GöktaşTARTIŞILMASI GEREKEN AZİZLİKLER

Atila Sav’ın Milliyet Sanat Dergisi’nin Mart 2003, 528. sayısının 74. ve 75. sayfalarında yayınlanan “Küçük Azizlikler” yazısını okuduğumda Türk Tiyatrosu’ndaki pek çok sorunun bu yazıdan hareketle tartışılabileceğini düşündüm. Bunlardan ilki; Türk Tiyatrosu’nun, oyun yazarlığında ortaya konulan başarıları sahnelerde yeterince değerlendirilemeyişidir. Devamı...

Sitemizden en iyi verimi; bedava, açık kod ve güvenirlik düzeyi yüksek olan Firefox tarayıcı ile alabilirsiniz.
İletişim: mailonpix.com
Clicky Web Analytics