KIZOĞLANKIZ ÖLENLERİN TRAGEDYASI
Metin Boran

     Faşist Franco’nun paramiliter güçleri olan Falanjistlerce öldürüldüğünde hayatının baharındaydı Federico Garcia Lorca . 1936 yılında mahkemesiz ve sorgusuz bir biçimde infaz edildiğinde otuz yedi yaşındaydı, ardında onlarca şiir ve tiyatro eseri bırakarak cennete göç etti. Lorca köklü İspanyol edebiyatının genç bir yetenek olarak yegane sürdürümcüsü oldu yaşadığı yıllarda.(1898-1936) . Yapıtlarında İspanyol halk edebiyatının geleneksel motifleri olan , halk masalları, efsaneler ve deyişleri şiirsel bir dille  ustaca kullanarak modern İspanyol tiyatrosunda haklı ve önemli bir yer edindi..

          Lorca başta kadın sorunsalı olmak üzere aşk, evlilik,cinsellik , töre, kıskançlık temalarında oyunlar kurgulayarak  yaşadığı yıllarda hayatı farklı bir düzlemde algılayan ve yaşayan, yaşadığı gibi yazabilen tutarlı bir devrimci olarak üretimlerde bulundu.Sanat yaşamına şiirle başlayan ve ilk dönemlerde yazdığı şiirleri Roman cero Gitarno ( Çingene Baladları) adıyla yayınlayan Lorca, daha sonra tiyatroya yöneldi ve Marina Pineda, Eskicinin Tazesi, Kız Kurusu  Gül Hanım, bir üçleme olarak yazdığı   Kanlı Düğün, Yerma  ve  Bernarda Alba’nın Evi gibi önemli yapıtları dünya tiyatro literatürüne kazandırdı.

           İstanbul Şehir Tiyatroları bu üçlemenin sonuncusu olan Bernarda Alba’nın Evi adlı oyunu Hale Toledo’nun çevirisi ve Engin Alkan’ın sahne yorumu ve uygulamasıyla seyirciyle buluşturdu. Dekor tasarımını Ayhan Doğan’ın kostüm tasarımını Nihal Kaplangı’nın yaptığı oyunun ışıkları ise Özcan Çelik’e ait.

            Bernarda Alba’nın Evi’nde yazar, ikinci  kocasını henüz gönmüş, otoriter, onurlu ve törelerle kendini var etmeye adamış Bernarda ve yaşları yirmi ile kırk arsında beş kızının trajik öyküsünü anlatıyor.

           Bernarda ikinci kocasını ölümü ile kızlarını evde toplar ve 8 yıllık yas boyunca nasıl yaşayacakları ve  hangi kurallara riayet edeceklerini sert ve otoriter bir tavırla kızlarına söyler .Kızlar evden dışarıya çıkamamakta ancak evin avlusuna hava almak için çıkabilir sokağı da sadece kendi odalarının pencerelerinden görmektedirler. Evin en küçük kızı Adela, “Benim derimde sizinki gibi olsun istemiyorum. Yarın yeşil fistanımı giyeceğim ve sokağa çıkacağım.” diyerek  bu ‘manastır’ yaşamına ilk itiraz eden ve bu asiliğini canıyla ödeyen bir isyankar olarak karşımıza çıkar.

           Kadının töre ve aşk kıskacında özgürlüğünün elinden alınması ve düşürüldüğü dramatik durumunun tarafsız, gerçeğe yatkın ve nesnel anlatımı olan Bernarda Alba’nın Evi, ele aldığı konunun yetkince anlatımı, dramatik kurgusu ve iç gerilimi ile Lorca’nın en sağlam oyunu olarak kabul görmüş, evrensel anlamda bir başyapıttır.

          Yönetmen Engin Alkan, oyunun sahne yorumunda farklı bir çeviri ile işe koyulmuş ve şimdiye kadar bilinen Turan Oflazoğlu çevirisini kullanmayarak Hale Toledo’nun çevirisini tercih etmiş, ancak başta söylenmeli çeviri dilsel kırılmalar içeriyor. Örneğin bulundukları yerleşim yerine kimi yerde köy kimi yer de kasaba deniliyor bir başka yerde tanrı bir başka yerde Allah deniliyor vs.

          Ancak Engin Alkan’ın Lorca’ya yaklaşımını dürüst ve iyi niyetli bir girişim olarak sahnedeki yorumundan çıkarmak mümkün. Alkan yorumunda üç perdelik oyunu iki perdeye indirerek,  anlatımı güçlendirmiş ve konuyu daha özlü ve daha anlaşılır bir reji yorumuyla sahneye taşımış.Yorumunu, töre yada başka gerekçelerle bastırılan duygular ve kuşatılmış hayatların trajik sonuçları üzerine kuran Alkan, yorumuyla  bugünün gerçekliğine de özel bir vurgu yapıyor ve trajik olanı neden sonuç bağlamında tartışmaya açıyor.

             Oyunda bir başka önemli unsur da teknik tasarımın başarısı, dekor, kostüm  ve efektler oyunun görsel anlatımını güçlendirdiği gibi aynı zaman da oyun kişilerinin (özellikle kızların) ruhsal ve duygusal durumlarını yansılaması anlamında özel bir vurgu içeriyor. Engin Alkan oyunu baştan sona yanı başında kilise bulunan varlıklı olduğu her halinden belli olan evin avlusunda devindiriyor. Sahne tasarımının bu yorumla düzenlenmesi ve aksiyonun avluda anlatımı hem dinsel ve töresel esareti hem de kapatılmışlığın ve özgürlüksüzlüğün trajik vurgusu imleniyor. Ayrıca oyunda kullanılan müzik ve efektler sahnede olağanüstü bir atmosfer yaratıyor.

             Oyunculuklarda ise kimi sorunlar olmasına karşın genel olarak, tragedyanın bütününün anlatımında ses,  tavır  ve  duygu değişimi özel bir çabadan söz edebilmek mümkün. Oyuncuların Lorca’yı algılayış ve anlatımlarının doğru ve tutarlı bir çizgide giderken kimi rollerde duygusal derinliğin yeterince açığa çıkarılamadığı gibi bir izlenim ediniliyor.

            Sonuç olarak Lorca’nın  ve kadın doğası, kıskançlık, bastırılmaya çalışılan cinsel dürtüler gibi insana dair psikolojik değerlerle tamamladığı gerçeğe yatkın,  kendi yaşadığı coğrafyanın da  kültürel değerleriyle harmanladığı tragedyası Engin Alkan’ın yönetiminde amacına ulaşıyor ve görsel olarak başarılı bir seyirlik ortaya çıkıyor.
 

YENİ TİYATRO DERGİSİ 20. SAYI BAYİLERDE VE KİTAPÇILARDA!!!

20. Sayıdan Tadımlık...

 

YENİ TİYATRO DOSTLARI, MERHABA!..
Bu, 20. “sunuş” yazım; kimilerinin “editör yazısı”, kimilerininse “başyazı” diye nitelendirdikleri bu  yazılarda ben, siz sevgili okurlarımızla içtenlikle, yayın ilkelerimiz doğrultusunda yapmak istediklerimizi, karşılaştığımız sorunları, bu sorunları aşmak için ürettiğimiz çözümleri, tiyatromuzun ve ülkemizin gündemiyle ilgili tavrımızı paylaşmaya çalıştım. “Çalıştım” diyorum, çünkü çoğu kez Yeni Tiyatro Dergisi’ni ve başlangıcından bu yana, “ek” olarak ücretsiz verdiğimiz oyun kitaplarını sizlere yetiştirmeye çalışırken bazı noktaları  tam vurgulayamamış olabilirim; ancak başından beri bizi izleyenlerin “yolumuzda” yürüyebilmek için neleri göze aldığımızı ve ne bedeller ödediğimizi gördüklerini düşünüyorum. Yine de Türk Tiyatrosu’nda “eksikliğini” gördüğümüz konularda tavrımızı “net” olarak ortaya koyarken, ne reklamlarımızın kesilecek olmasına aldırdık, ne de “kimi” yazarlarımızla ve “tanıdıklarımızla” yollarımızın ayrılmasına… “Dost” bildiklerimizin “dosdoğru dost” olmamaları ya da olamamalarına da üzüldük tabii; ancak işimiz “toplumsal” bir iş; o yüzden “bireyselmiş” gibi görünen “acılarımızı” içimize atıp bunları “zamanın şaşmaz yargısı”na bırakıyoruz; okurlarımız da elbette görüyorlar durumu. Görmeyenlere sözüm yok; çünkü onlar çoğu şeyleri de görmüyorlar; Nâzım Hikmet’in dediği gibi onlar “bir değil,/ beş değil,/ yüz milyonlarla…” maalesef!.. Biz, görevimizin “onlar”a da ulaşmak olduğunu ve “onlar”ın da başta tiyatro olmak üzere, sanatın iyileştirici, geliştirici ve dönüştürücü özelliklerinden “yararlanmasını” sağlamak olduğunu biliyoruz. Bu sorunun da “zaman”ın sağaltıcı ve şaşmaz ellerinin desteğiyle çözüleceğine inanıyoruz. Belki  on yıl sonra, belki yirmi yıl, elli yıl, bilemediniz bir asır! Ama gelecek bizimdir!..  Devamı...

ERBİL GÖKTAŞ’LA “YENİ TİYATRO DERGİSİ” ÜZERİNE BİR SOHBET

Oktay Emre: Yaklaşık üç yıldır yayınlanan Yeni Tiyatro Dergisi Genel Yayın Yönetmeni olarak bu iki yıl zarfında istediğinizi yapabildiniz mi?

Erbil Göktaş: Öncelikle Yeni Tiyatro'dan önce yayınlanan dergileri yeterli bulmadığım için, böyle bir dergiye gereksinim duyduğumu belirtmeliyim. Şimdi tek "yarışın" kendimle ve Yeni Tiyatro ile olduğunu vurgulayarak başlamalıyım. Hiçbir zaman yapılanları yeterli bulmam, çünkü bu, “yeniliklere” açık, sürekli “yeni”yi arayan ve “yeni” şeyler önermek isteyen bir dergi için “handikap” olur. Ancak, Yeni Tiyatro Dergisi’nin yayın yaşamına girdiği, 2007 Eylül’ünden bu yana, önemli bir tiyatral hareketlilik yarattığı, yayın yaşamında akademisyenlere ve “akademik” yazılara önemli bir yer ayırdığı hemen anlaşılacaktır. Bütün Sahne Sanatları alanında yayın yapması nedeniyle, (sadece tiyatro sanatına değil) tiyatronun yanı sıra, operaya, baleye, dansa da yer veren Yeni Tiyatro, ayrıca her sayıda yerli ve yabancı yazarlardan “oyun kitabı eki”ni  de okurlarına “ücretsiz” olarak sunuyor. Yeni Tiyatro, “aylık” olarak çıkan, Türkiye’nin “ilk ve tek” hakemli-popüler sahne sanatları dergisidir. Bir de her ayın son Pazar günü, “Yeni Bir Dünya İçin Yeni Tiyatro Toplantıları” düzenliyoruz; ayrıca “gadre uğramış Türk yazarlarının oyunlarını sahnelemek için, (bunun yanı sıra) Yeni Tiyatro Dergisi’nin içinden İstanbul Yeni Tiyatro Topluluğu çıktı ve bu sezon, Aydın Arıt’ın “Bal Sineği” adlı oyununu çeşitli sahnelerde oynadık. Bu yaptıklarımızı, elbette yeterli bulmuyoruz; çalışmalarımız tüm hızıyla ve çeşitli "yeni"liklerle sürecek.

Devamı...

 

YENİ TİYATRO DERGİSİ 2010'A ABONE KAMPANYASI BAŞLATARAK GİRDİ!!!

 

 2009'daki ekonomik krizden önemli ölçüde etkilenen Yeni Tiyatro Dergisi, her sayı verdiği "Oyun Kitabı Eki"ne ara vermemek ve her sayıda bu hizmetini sürdürebilmek için "Abone Kampanyası" başlattı. Ekim 2009'a kadar "iki aylık" periyotta çıkan Yeni Tiyatro, bilindiği gibi okurlarından ve tiyatro çevrelerinden gelen yoğun istekler üzerine "Aylık" periyoda geçmişti. Daha önce "iki ayda bir" verdiği "Oyun Kitabı Eki"ni "Aylığa" geçince her ay vermek zorunda kalınca zaten "kriz" ortamında "bir kahramanlık" olan ve önemli bir gider tutan "ekleri" verip vermemeyi değerlendiren Yeni Tiyatro, "bu hizmeti sürdürme" kararı vermişti. Ancak ekonomik açıdan, önce okurlarına güvenen Yeni Tiyatro, bu sorunu aşabilmek için yine "okurlarına" dönüyor ve "abone" kampanyasına destek olmalarını bekliyor.

 

Satış Noktalarımız

Editör'den... / Erbil Göktaş

Erbil GöktaşTARTIŞILMASI GEREKEN AZİZLİKLER

Atila Sav’ın Milliyet Sanat Dergisi’nin Mart 2003, 528. sayısının 74. ve 75. sayfalarında yayınlanan “Küçük Azizlikler” yazısını okuduğumda Türk Tiyatrosu’ndaki pek çok sorunun bu yazıdan hareketle tartışılabileceğini düşündüm. Bunlardan ilki; Türk Tiyatrosu’nun, oyun yazarlığında ortaya konulan başarıları sahnelerde yeterince değerlendirilemeyişidir. Devamı...

Sitemizden en iyi verimi; bedava, açık kod ve güvenirlik düzeyi yüksek olan Firefox tarayıcı ile alabilirsiniz.
İletişim: mailonpix.com
Clicky Web Analytics