Yaşam Kaya'dan Yanıt...
  Konuyu gündeme getirmeden önce şunu özellikle belirtiyorum. Bu yazdığım yazı ile hiç kimseyi suçlamak gibi bir niyetim yok. Sadece bundan 1.5 ya da 2 sene önce yaşadığım bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum...
 
  Burak Caney tiyatro sahnesine çıktığı ilk günlerde Hilmi Bulunmaz'la büyük bir polemiğin içine girmişti. Öncelikle bu polemikten haberdar olmayan biz yayıncıları günde yaklaşık 5 maille bilgilendiriyor (Mutafa Demirkanlı'yı, Ertuğrul Timur'u ve beni) bu gereksiz polemiklerin içine çekmek için büyük bir uğraş sarf ediyordu. İşte bu günlerde Burak Caney'in kimliği üzerine müthiş bir tartışmadır sürüyordu. Bulunmaz, Burak Caney 'o.... çocuğu" dedikten sonra Demirkanlı'nın, Timur'un adını ve benim adımı küfrün sonuna ekleyerek, biz tiyatro yayıncıları ile Burak Caney ismini yan yana getirme gayreti içine giriyordu. Biz yayıncılar inatla sustuk. O günlerde Bulunmaz ile Caney arasında süren tartışmaları tarafsız biçimde izledik. Karşılıklı atışmalar sürüp giderken Bulunmaz, Caney'e kimliğini açıkla diye yazılar yazmaya başlamıştı. Caney, Bulunmaz'a kimliğini açıklayacağını ve kimliğini açıklamadan geçmişte yaşadıkları olayla ilgili Bulunmaz'ın yaptığı hatayı kabullenmesini istediğini belirtmişti. Neyse bu kavga Burak Caney'in kimliğini açıklayacağı geceye kadar sürdü.
 
  İşte o gece 23*30 da pc başına oturarak Bulunmaz'ın ve Caney'in blog sayfalarını açtım ve karşılıklı atışmalarını okumaya başladım. Gece yarısı Burak Caney, Hilmi Bulunmaz'ın tarihsel hatasını açıklayacak ve kimliğini tüm tiyatro kamuoyuna duyuracaktı. Bulunmaz blogunu güncellemeye başladığı zaman Burak Caney'in sitesine giriliyordu. Burak Caney blogunu güncellemeye başladığı zaman da Hilmi Bulunmaz'ın bloguna giriş yapabiliyordum. Önce bu durumu çok önemsemedim. Fakat saatler ilerledikçe atışmalar ve kavgalar büyüdü. Ama nedendir bilinmez güncellemeler aynı anda olmuyordu. Ve giriş çıkışlar belli bir sıra ile sürüp gidiyordu. Bu durum ilerledikçe ben de bu duruma karşı inanılmaz bir kuşku doğmuştu. Saatler ilerledikçe şunu da fark ettim. Bulunmaz, Caney'e saldırdığında ya da soru sorduğunda, Caney 1 dakika içinde Bulunmaz'a 1 sayfalık cevaplar yazıyordu. Yani bir sorunun bu kadar hızlı bir biçimde ve güzel bir Türkçe ile cevaplanması mümkün değildi. Soruyu cevaplayan Caney'in bu soruyu önceden bilmesi ve bu soruya uygun cevaplar yazması lazımdı. Bulunmaz ile Caney o gece aynı anda güncelleme yapmadılar. 23*30' dan 02*30 a kadar pc başında anı anına her iki blogu da okudum. 1 dk içinde verilen uzun cevaplar; önceden hazırlanmış hissi veren "köpek, maymun ve inek" karikatürleri o gece dikkatimden kaçmadı. Mesela Bulunmaz, Caney'i köpek yerine koyan karikatürleri yayınladığı zaman daha aradan 15 sn geçmeden Caney'in sitesine Bulunmaz'ı maymun yapan karikatürler girişi yapıyordu. Ayrıca Caney'in elinde Bulunmaz fotoğrafları da vardı. Hem de aile fotoğrafları. O gece çok iyi hatırlıyorum Burak Caney, Hilmi Bulunmaz'ın kızının fotoğrafını bloguna koymuştu. Ve aradan 1 dakika geçmeden yarım sayfalık muzzam bir Türkçe ile Bulunmaz'ın bu fotoğrafa karşı cevabı geliyordu. Madem Bulunmaz, Caney'i tanımıyordu. Peki ya Caney, Bulunmaz'ın ailesini nereden tanıyordu ve Bulunmaz'ın aile fotoğrafları nasıl oluyorda Caney'in elinde bulunuyordu?
 
  Neyse uzun lafın kısası Burak Caney kimliğini açıklayacağı saat gelince, suskun biçimde her yazdığını siteden bir bir yok etmeye başladı. O gece 3 saat gibi süren Bulunmaz ve Caney atışmalarının hepsini blogundan kaldırdı. Bunu neden yaptığına anlam verememiştim. Yoksa Caney o geceden kalan bir iz olmamasını mı istiyordu? Peki ama neden? Madem Bulunmaz'la kavga ediyordu ve kimliğini açıklayacaktı ama neden sayfasını siliyordu. Bu silme işlemi sürerken Hilmi Bulunmaz'ın da bloguna giriş yapılamıyordu. Bu da çok garip bir durumdu. Burak Caney silme işlemini tamamladıktan sonra kimliğini açıklamadı ve Bulunmaz'ın da kendisine yaptığı hatayı açıklamayacağını söyledi. Bu hatayı ilerleyen zamanlarda açıklayacağınu duyurdu. Tam bu güncellemeyi okuduktan 30 sn sonra Bulunmaz'ın bloguna tıkladım ve gözlerime inanamadım. "O... Çocuğu Burak Caney'i susturduklarını; Burak Caney'în sanal bir canavar olduğunu; Burak Caney'in arkasına gizlenmiş yayıncılar olduğunu savunan yazısı ile karşılaştım. Yazı hatırladığım kadarıyla 1 sayfa kadar vardı. Yani 30 sn içinde böyle bir yazının kaleme alınma ihtimali yok gibiydi. Burak Caney blogunun güncellemesini yaparken Bulunmaz'ın blogu kapalı idi. Ve Caney'in açıklamasının ardından 30 sn içinde yine muazzam bir Türkçe ile yazılmış uzunca bir yazı ile karşılaşmak beni bütünüyle şok etti.
 
  Şimdi bunları neden yazdığıma gelince. Ben bu olayı yaşadıktan sonra durumu Ertuğrul Timur ile paylaştım. O gece yaşadıklarımı ve içimdeki kuşkuları bir bir o'na söyledim. Ama oturupta kimsleri suçlamadım. Keşke o gece bu olayları kaydetmiş olsaydım ve elimdeki kanıtlarla konuşuyor olsaydım şimdi. Yaşadığım bu olay kelimesi kelimesine gerçektir. Hatta bu olayın hemen ardından durumu Ertuğrul Timur ile konuştum. Banan inanmayanlar ondan da bilgi alabilirler.
 
 Benim Burak Caney olayına tanıklığım budur. Bu olayın yorumunu sizlere bırakıyorum... 

-- 
Yaşam KAYA
Tiyatronline Editör
Taraf Gazetesi Kültür/Sanat
Eğitimci, Tiyatro Eleştirmeni
 

Mehmet Serimer'i Kaybettik...


Geçtiğimiz ay rahatsızlanarak Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırılan Şehir Tiyatroları'nın başarılı oyuncusu Mehmet Serimer hayatını kaybetti.

Cenaze merasimi 24.01.2012 Salı günü saat 10.00'da Süleyman Demirel Kültür Merkezi'nde düzenlenecek olan törenin ardından, Fevziye Camii'nde kılınacak öğle namazına müteakip Değirmendere mezarlığına defnedilecektir...

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları

 

Mehmet Serimer

1975'de Halkevi tiyatro çalışmalarına amatör olarak başladı. 1979 yılında Kocaeli Bölge Tiyatrosu'yla başlayan profesyonel tiyatro yaşamı 1994-95 tiyatro sezonuna kadar, kurucu, oyuncu, yönetmen olarak devam etti.

1982 yılında H.Ü. Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü'ne girdi.

1994-95 oyun sezonundan 1998-99 oyun sezonuna kadar Trabzon Devlet Tiyatrosu'nda misafir sanatçı olarak çeşitli oyunlarda yönetmen yardımcılığı yaptı ve oyuncu olarak görev aldı.

"Keşanlı Ali Destanı", "Taziye", "Kanlı Nigar", "Matruşka", "Antigone" adlı oyunlarda rol aldı.

2000-2001 oyun sezonunda Kocaeli Şehir Tiyatrosu'na katıldı.

"Üç Kuruşluk Opera", "Hadi Öldürsene Canikom", "Bin Varmış Hiç Yokmuş" , "Don Juan", "Cimri", "Bir Yaz Gecesi Rüyası", "Bir Şehnaz Oyun", "Bahar Noktası", "Barış",”Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz”, “Yolcu” , "O Güzelim Kaymaklı Dondurma Rengi Elbise”, “Derviş Ve Ölüm”, “Resimli Osmanlı Tarihi”, ”Kösem Sultan” adlı oyunlarda rol aldı.

 

 

 

YENİ TİYATRO DERGİSİ’NE “KIŞKIRTMA” GİRİŞİMİ VE “TEHDİT”!...



Mustafa Demirkanlı yayınlamaya başladığı günden beri Yeni Tiyatro Dergisi’ni bir biçimde engelleme, dezenforme etme, hedef gösterme girişiminden geri durmadı. Bunun en önemli sebebi 20 yıl boyunca kaybettiği tiyatro okurlarını Yeni Tiyatro Dergisi’nin kazanmış olmasındandır; Türkiye’de yayınlanan bütün tiyatro dergilerinin hepsinin en az iki-üç katı daha fazla okura ulaşan Yeni Tiyatro Dergisi, gerek içeriği gerek yayın anlayışıyla da, belki de “saldırı”yı (!) hak ediyor. Bu saldırıların en “yeni”si Demirkanlı’nın editörü olduğu sitede yayınlandı; “kargaları bile” güldürecek iddialardan oluşan bu saldırılar “saldırı” olsaydı bari!...

Tiyatro Tiyatro Dergisi editörü Mustafa Demirkanlı’nın 16 Ocak 2012’de www.tiyatrodergisi.com sitesinde Yeni Tiyatro Dergisi’yle ilgili yayınladığı haberde (!), yalan yanlış bir sürü safsata ileri sürdükten sonra birkaç yıldır “manipule” ettiği insanlara yeni bir “hedef” göstererek, onları adeta “kışkırtmak” istiyor. Demirkanlı’nın bir sürü akademisyeni, tiyatro insanını içine sürüklediği “batak”tan ders alamayanlar olur diye, geçmişte kimilerine yaptığımız uyarıyı ola ki, Demirkanlı’ya inanabilecek olanlara “yeniden” yapıyoruz:

“Lütfen, Demirkanlı’ya kanıp ‘kahramanlığa’ soyunmayınız; çünkü kimi örneklerde göründüğü gibi sonuçta çırılçıplak ortalık yerde kalabilirsiniz. Sonuçta ‘kral çıplak’ konumuna düşmemek için verilen gazlara karşı ‘uyanık’ olunuz. Çünkü Yeni Tiyatro’nun ‘objektif’ yayıncılık yapmaktan başka bir ‘kaygısı’ yoktur.”

Demirkanlı aşağıdaki “tekzip” yazımızı da yayınlamayarak, yeni bir “sansür”e de imza atmış oldu.

Devamı...

ABONE KAMPANYASI

YENİ TİYATRO DERGİSİ 5. YAŞINA GİRERKEN “OKUMAN İÇİN DAHA NE YAPALIM, SEVGİLİ OKUR?!...” ABONE KAMPANYASI BAŞLATIYOR.



Yeni Tiyatro Dergisi, yeni tiyatro sezonuna “ilginç” bir ABONE KAMPANYASI ile giriyor. Yeni Tiyatro Dergisi 2011 Ekim tarihli 31. sayısında “Hilal Köseoğlu’nun Anısına” vereceği “Kargı” ve “Çığlık” oyunlarıyla birlikte, abone olacaklara daha önce verdiği ve kitapçılarda bulunmayan 10 ayrı oyun kitabını da hediye edecek. Yeni Tiyatro Dergisi Yayın Yönetmeni Yrd. Doç. Dr. Erbil Göktaş bu konuda şunları söyledi: “Yeni Tiyatro 5. yaşına girerken pek çok yenilikler yapmayı düşünüyoruz. Bunlardan bir tanesi de daha önce verdiğimiz ve baskıları tükenmek üzere olan Yeni Tiyatro oyunları; yeni tiyatro sezonunda bu kitaplardan 10 tanesini abone olacak okurlarımıza ücretsiz olarak vermek istiyoruz. Bilindiği gibi, Neil Simon başta olmak üzere pek çok yabancı ve yerli yazarların oyunlarını Türkiye’de ilk kez Yeni Tiyatro Dergisi basarak okurlarına ve abonelerine ücretsiz olarak ulaştırdı. Sahne Sanatları Dergisi olmamız nedeniyle yeni sezonda opera ve bale yazılarına ve eleştirilerine de daha çok yer verip opera librettolarını da basıp okurlarımıza ulaştırmak istiyoruz.

Türkiye’nin ilk ve tek “hakemli” sahne sanatları dergisi olan Yeni Tiyatro’nun hakem kurulunda şu isimler bulunuyor: Prof. Dr. Semih Çelenk, Prof. Dr. Didem Uslu, Doç. Dr. Sema Göktaş, Yrd. Doç. Dr. Bünyamin Aydemir, Yrd. Doç. Dr. Handan Karaadam, Yrd. Doç. Dr. Yavuz Çelik ve Yrd. Doç. Dr. Gülayşe Temeltaş.

Yeni Tiyatro Dergisi Ekim ayından itibaren aylık olarak yayınına devam ederken, okurlara ve abonelere yine 4 yıl önceki fiyatlarla ulaştırılacak. Posta ve kargo masrafları dahil olmak üzere yıllık 12 sayı bedeli 100 Türk lirası olarak aynı biçimde devam edecek. Yeni Tiyatro Dergisi’nin yayın kurulunda ise şu isimler bulunuyor: Erbil Göktaş, Okday Korunan, Hilmi Zafer Şahin, Alpay Ekler, Oktay Emre ve Sema Göktaş.

 

YENİ TİYATRO DERGİSİ 2010'A ABONE KAMPANYASI BAŞLATARAK GİRDİ!!!

 

 2009'daki ekonomik krizden önemli ölçüde etkilenen Yeni Tiyatro Dergisi, her sayı verdiği "Oyun Kitabı Eki"ne ara vermemek ve her sayıda bu hizmetini sürdürebilmek için "Abone Kampanyası" başlattı. Ekim 2009'a kadar "iki aylık" periyotta çıkan Yeni Tiyatro, bilindiği gibi okurlarından ve tiyatro çevrelerinden gelen yoğun istekler üzerine "Aylık" periyoda geçmişti. Daha önce "iki ayda bir" verdiği "Oyun Kitabı Eki"ni "Aylığa" geçince her ay vermek zorunda kalınca zaten "kriz" ortamında "bir kahramanlık" olan ve önemli bir gider tutan "ekleri" verip vermemeyi değerlendiren Yeni Tiyatro, "bu hizmeti sürdürme" kararı vermişti. Ancak ekonomik açıdan, önce okurlarına güvenen Yeni Tiyatro, bu sorunu aşabilmek için yine "okurlarına" dönüyor ve "abone" kampanyasına destek olmalarını bekliyor.

 

Satış Noktalarımız

Editör'den... / Erbil Göktaş

Erbil GöktaşTARTIŞILMASI GEREKEN AZİZLİKLER

Atila Sav’ın Milliyet Sanat Dergisi’nin Mart 2003, 528. sayısının 74. ve 75. sayfalarında yayınlanan “Küçük Azizlikler” yazısını okuduğumda Türk Tiyatrosu’ndaki pek çok sorunun bu yazıdan hareketle tartışılabileceğini düşündüm. Bunlardan ilki; Türk Tiyatrosu’nun, oyun yazarlığında ortaya konulan başarıları sahnelerde yeterince değerlendirilemeyişidir. Devamı...

Sitemizden en iyi verimi; bedava, açık kod ve güvenirlik düzeyi yüksek olan Firefox tarayıcı ile alabilirsiniz.
İletişim: mailonpix.com
Clicky Web Analytics