25 Temmuz 2017, Salı
SON HABERLER
Buradasınız: Anasayfa / Eleştiri / Antigone
Antigone

Antigone

M.Ö. yaklaşık 2500 yıl öncesinin günümüze ve geleceğe armağanı olan Sofokles’in üç büyük eserinden biri olan Antigone adlı Yunan Tragedyası, Kenan Işık rejisiyle bu sezon İstanbul Devlet Tiyatroları’nda yeniden “insanın değeri nedir, ne olmalıdır?” sorularıyla dirildi ve karşımıza çıktı.

Atina’da Fidias, Anaksagoras, Protagoras, Aiskhülos, Övripides, Aristofanes ve Perikles ile birlikte aynı yüzyılda yaşamış olan Sofokles’in 120-125 oyunundan bahsedilir. Oysa bahsi yapılan bu oyunlardan yalnızca yedi tanesi günümüze ulaşmıştır. Atina’nın güçlendiği ve zayıfladığı dönemlerde Hellenotamias (Genel Kurmay üyeliği) görevinde de bulunan yazarın oyunları “bir şairin tragedya izleyicisine yönelttiği sözler değil, bir yurttaşın yurttaşlarına söylediği sözlerdi”.[i]

M.Ö. V. yy.da tiyatro sanatının bunca gelişmesinin en büyük nedeni ulaşılmış olan refah ve kültür seviyesidir. Nietzsche, Yunanlıların Trajik Çağında Felsefe adlı kitabında eklemlemeyle ilerlemiş olan Yunan Felsefesinin tam zamanında başladığı ve sonlandığını öne sürer. Nietzsche’ye göre felsefe, düşmüş bir halkı buhrana sürüklerken, yükselmekte olan bir halkı ise ayağa kaldırır. Antik Yunan filozoflarından Milet Okullu Thales, Anaksagoras ve Anaksimandros’un Sofokles, Övripides ve Aiskhülos’tan birkaç yüzyıl sonra kendilerini var etmelerini göz önünde bulunduracak olursak kültürel ilerleyişin felsefenin de önünü açması açısından ne büyük önem arz ettiğini anlayabiliriz. Zira aynı gelişimin bir benzerini Rönesans’ta da görmemiz mümkündür.

Antik Yunan’da felsefe, doğa ve evrenin arkhesiyle ilgilenirken  (Ionya Persler tarafından işgal edilene kadar [M.Ö. 560-545]), tiyatro ise Dionisos şenlikleriyle Tragedya alanında eşsiz bir yaratıma imza attı.

Her yıl bahar ayında düzenlenen ve kutsal bir ayin olan Dionisos Şenliklerinin süreğenliliği tragedyanın gelişimine büyük katkı sağlarken, bir yandan da onu korumuş ve üretkenliği sağlamıştır. O dönemde “tiyatro alanı kutsaldır, koro, hatta oradaki izleyiciler de o anda kutsaldır: Sıraların üstünde meydana gelebilecek her türlü olay kamu hukukuna göre değil de kutsallığa bir hakaret olarak yargılanır”[ii]dı.

 

Peki nedir bu tragedya, bize neyi gösterir?

Sözcük anlamı “keçi türküsü” demek olan tragedya, içerik itibariyle bu sözcüklere değil, sözcüklerin çağrışımları olan kurban (keçi) ve türküye (ağıt) karşılık gelir. Yani “kurbana ağıt” yada “kurbanın ağıdı”.

Meşhur hikâyeye göre Midas Kralı bir gün ormanda dolaşırken Bilge Silenos ile karşılaşır. Silenos’un bilgeliğinden faydalanmak isteyen kral hemen oracıkta sorar: İnsan için en iyisi nedir? Silenos gülümser ve “İnsan için en iyisi hiç doğmamış olmak. Bir diğeri de hemen ölmüş olmaktır.” der. Kral bu cevaptan sonra bilgisizlikten bilgiye geçmiştir ama aldığı cevap çaresizliğin ve sınırlılığın bilgisinden başka bir şey değildir. Tıpkı Oidipus’un öldürdüğü adamın babası olduğunu, Antigone’nin ise iki kardeşinden biri olan Polüneikes’in gömülmeyeceğini öğrenmesi gibi. Oidipus’un öğrendiği çaresizliğidir çünkü evvela öldürdüğü kişi babasıdır ve son olarak da annesi olduğunu bilmediği kadınla evlenmiştir. Antigone’nin çaresizliği ise karşısında koca bir devletin ve yasalarının bulunmasıdır.

Trajik kahramanı var eden şey kahramanın ölümsüzlüğü arzulayarak sınırsızlığa ulaşmak istemesinde yatmaktadır ama sınır aşılmaya çalışıldığı zaman görülecektir ki aşılmak istenen sınır, insanın çaresizlikle baş başa kaldığı yerdir.

Sınırın aşılmak istenmesiyle ortaya çıkan ilk paradoksa bir başka örnek ise Prometheus’tur. “Prometheus’un insana medeniyeti ve yaşamı getiren ateşi, aynı anda insan hayatını süreksiz kılarak, onu acıya, çalışmaya ve en önemlisi de doğmaya ve ölmeye mahkûm ediyordu”[iii]  Bu paradoksun oluşmasında yatan en büyük etken ise yine trajik kahramanın ölümsüzlüğü arzulayarak, sınırı aşmak istemesinde yatmaktadır. Trajik kahramanlardaki bu ölümsüzlük arzusu trajik kahramanın bir özelliği değil, trajik kahramanın tamamıyla varoluşsal özelliğini ortaya koyan unsurdur. Zira Antigone Kreon’la anlaşma yolunu seçebilirdi, Oidipus yaşlı bir adam olan babasını öldürmeyebilir yada Prometheus tanrılardan ateşi çalıp da insanoğluna vermeyebilirdi. Gözden kaçırılmaması gereken bir başka durum ise: karşıtlıkların birbirlerinin yıkımına neden olmasıdır. Antigone mağaraya götürülünce, Kreon’un oğlu da Antigone’nin peşinden gider. Son olarak da Kreon oğlunun peşinden gider. Antigone kendini öldürmüştür. Kreon’un oğlu da bu acıya dayanamayıp elindeki hançerle babasının kendisini öldürmesine neden olur. Görüldüğü gibi yıkım salt Antigone için değil, Kreon için de geçerlidir. Yada Medea’nın kocasına acı çektirmek için öz çocuklarını kendi elleriyle öldürmesi gibi.

Karşıtlıkların birbirlerini eritmesi, sahnede kötü karakterin kötülüğünü değil, trajik kahramanın sınırlılığından kaynaklanan yalıtılmışlığını belleklerde bırakır.

İkinci katmandaki bir başka paradoks ise:  Kahramanın ölümsüzlüğü arzulayarak sınırı aşmak istemesi ve sosyo-ekonomik aidiyetinin izleyicinin gözünde kendisini büyütmesi, öte yandan da tanrı ve kader karşısındaki çaresizliği ile hiç de yerinde olmak istemeyeceğimiz bir ibretliğin hatlarını çizmesidir.

 

Teknik

Ölüsü 64 yıldır Bulgaristan sınırında hâlâ bir ormanda kanlar içinde yatan Sabahattin Ali, ki hâlâ kanlar içinde yatıyor dedim çünkü; suçunu itiraf eden ve Milli Emniyet mensubu olduğu iddia edilen Ali Ertekin dört yıla mahkûm edilmiş, birkaç hafta sonra da afla salıverilmiştir.

Çevirmenliğiyle dilimize kazandırdığı eserlerin yanı sıra, yazdığı roman ve öyküleriyle de gerçekçi Türk Edebiyatının unutulmaz isimleri arasında yer almıştır. Sabahattin Ali çevirisiyle Antigone’yi sahneye taşıyan Kenan Işık ise 1972’den beri devlet tiyatrosu sanatçısıdır.

 

Tragedyanın üç birlik kuralı olan mekân, zaman ve olay birliğinden mekân birliğinin soyutlandığı, havai fişeklerin patlatıldığı, video gösteriminin yapıldığı ve kimi kostümlerin modernize edildiği bir tarafıyla modern, diğer tarafıyla antik olan reji üslubu arada kalmayı yeğlemekle tragedyaların evrenselliğine göndermede bulunmuş.

Sahneye girdiğiniz zaman iki farklı sütun yapısı dikkati çekiyor. Bunlardan birinin de Antik sütun olduğuna karar verebilmek için üst bölümünün tamamlanması gerekiyor. Adıyaman Nemrut’taki heykelleri andıran tanrısal diğer heykellerin ise bir yanı ağıtların yakıldığı alanı temsil ederken, diğer yanı ise Antigone’nin kapatıldığı mağarayı temsil etmekte. Oyunun tanrı heykelleri arasına odaklandırılması ise tragedyaların metafizikle olan ilişkisinin bir nevi metaforudur.

Oyuncular sahneye çıkmadan evvel Antigone ve Ismene’nin babası olan Oidipus’u ve onun hikâyesini anlatan Ses (Tomris İncer), lanetin kalıtsallığını vurgulayıp Antigone’nin hikâyesini bütünlemesi açısından gerekliliği gözden kaçırılmamış, oldukça güzel bir sahne unsuru olarak kullanılmış. Ayrıca ses tonlaması itibariyle izleyiciyi etkisi altına alırken, öte yandan da İncer’in ağzından dökülen hikâye ağır ağır akan bir su gibi sahnenin önünden başlayıp dekoru yalıyor, sonra yok olup gidiyordu.

Dekor ve giysi tasarımını üstlenen, Rusya’daki bale ve tiyatro alanlarındaki tasarım çalışmalarında da yorum yoluna giderek özgün işlere imza atmış olan ödüllü set tasarımcısı Elena Ivanova, 2008’de Ankara Devlet Tiyatrosu’nun Fırtına adlı yapımından sonra ülkemizde ikinci kez bir sahne çalışmasında görev almış.

Kreon ve iki habercinin kıyafeti tam olarak modernize edilirken, geriye kalan oyuncuların kimine spor ayakkabı, kimine çizme, kimine ise blue jeanlar giydirilmiş, üstlerine de dönemi yansılayan eklemeler yapılmış. Böylelikle oyunun ruhu geçmiş ile şimdi arasında ikiye bölünmüş. Zira yukarıda bahsettiğim gibi dekorda da aynı mantık yürütülmüştü. Kreon’un üstündeki elbisenin yaldızlarının Kaddafi’nin yaldızlarından esinlenilmiş olması güncelliğe ayrı bir göndermede bulunmuş lâkin Arap Bahar’ı mı yoksa sonbaharı mı olduğu, Kaddafi’nin bir diktatör mü yoksa yurtsever mi olduğu henüz kesinleşmeden Kreon’un yaldızlarının Kaddafi yaldızlarından alınmış olması, sonuçları belirginleşmemiş bir güncelliğe gönderme yapılmış olması açısından rahatsız ediciydi.

Çocuk (Gökhan Mert Yılmaz) ve Kâhin Teiresias’ın (Ali Sürmeli) kostümlerinin modernize edilmemesi ve makyajlarla kişilerin soyutlanması; Teiresias’ın sırtındaki kartal ölüsü lanetin süreğenliliğini simgeler. Tragedyaların felsefi alt yapısını simgelerle sahneye yansıtan bu usta çalışmaya ışık tasarımıyla eşlik eden Önder Arık’ın çalışması ise geçmiş ile şimdiki zaman arasındaki lanetli bir devri gölgelerle, doygun kızıl renklerle besleyip adeta bir başka zaman diliminin kapısını aralamış.

Önümüzdeki elli yıl içinde konuşulmaması olası olan Zazacayı yerellikten evrenselliğe taşıyan bir avuç sanatçıdan biri olan Aynur Doğan’ın ezgilerinin oyunun müziğinde kullanılmış olması sevindirici bir durumken, aynı müziğin Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü adlı filmde ve İBBŞT’nin Kadın Hayattır Memattır Kadın adlı oyunda da kullanılmış olması, seçilen parçanın tüketilmişliğini gösterir. Bu da müzik seçimindeki noksanlığa işaret eder. Diğer müzikler ise rejiye ve konuya uygun, izleyiciyi oyuna çekecek duyarlılıktaydı.

Teiresias’ın (Ali Sürmeli) ses tonu, Kreon (Attila Olgaç), Antigone Gözde Okur, Ismene (Selin Tekman), Koro Başı (Suna Selen), Korodaki Tarkan Koç’un performansı övgüye değerdi. Bu başarılı çalışmada yer alan Murat Sarı, Barış Bağcı, Kerem Gökçer, Tuğçe Şartekin Karasu, Fatma İnan, Eylem Server Ünüvar, Gökhan Yılmaz, Hilal Kuvvet, Bora Godri, Gülcan Burcu Değirmenci, Hande Gençörnek, Onur Ertaman, Zeynep Şimşir, Sibel Keçecioğlu, Belma Şahin, Canan Duran, Sercan Sungur, Ömer Menteşe, Aybar Taştekin, Aykut İspir, Kerem Gökçer, Fatma İnan ve Güzide Arslan’ın da isimlerinin anılması gerektiğini düşünmekteyim.

 

Sonuç Yerine           

İBBŞT’nin Otobüs adlı oyunundaki öpüşmeden, Günlük Müstehcen Sırlar’daki deşifrelerden, Rosenbergler Ölmemeli’deki adaletin siyasallaşması ve tiranlıktan rahatsız olmuş olan güruha duyurulur: hazır Sivas Katliamı da beraat etmişken, ruhsal arınma (katarsis) için güzel bir çalışma sizleri bekliyor.

 



[i] Joachim Latacz, Antik Yunan Tragedyaları, Çev. Yılmaz Onay, Sy145

[ii] Cogito, Tragedya 54, Tiyatro, Pierre Guillon, Çev. Orçun Türkay,Sy 63

[iii] A.g.e, Antik Yunan Tragedyasının Metafiziği, Oğuz Arıcı, Sy 71

Hakkında Oktay Emre

Yoruma kapalı.