26 Eylül 2017, Salı
SON HABERLER
Buradasınız: Anasayfa / Eleştiri / Bağdat Hatun
Bağdat Hatun

Bağdat Hatun

Horasan… Emir Çoban’ın konağı.

Dörtnala gelen bir at. Sürücüsü Togay, hışımla Emir Çoban’ın odasına dalmak ister. İki nöbetçi önünü keser. Togay, Emir Çoban’ın eski emir subayıdır. Güngör Dilmen, O’nu, zayıf, ufak tefek bir Moğol olarak düşünmüştür, çünkü Togay, Bağdat Hatun’a âşık olmuş, aşkını yazdığı mektuplarla açıklamış, Bağdat Hatun tarafından reddedilmiştir. Fiziksel görünüşü bu nedenle önemli. Çelimsiz, bakılınca itici biri olmalıydı. Oyunda ise Togay, Evren Serter’in kişiliğinde, uzun boylu, yapılı, gösterişli… İyi ki de olmuş. Evren Serter, Togay rolünde çok başarılı.

      Togay, atını, aceleyle başkent Sultaniye’den sürüp gelmiştir, Sultan katından. Birinci askerin konuşması, Togay’ın kimliğini hemen açık eder. “Fazla dalaşmayalım, Togay’dır bu. Şimdi de Hakan’ın kapıkulu. Kimi ne zaman nasıl ısıracağı belli olmaz”. Hakan Bahadır Han’ın özel elçisi olarak gelmiştir konağa. Hem Emir Çoban ile hem Bağdat Hatun ile görülecek eski bir hesabı vardır. Acelesi bundandır. Hesabı görmeye bir an önce başlamak ister. Bu nedenle, damat Hasan’ın da gelmesini ister. Söyleyeceklerini O’nun da işitmesi gerektir…

       Emir Çoban, yaşlı ama dinç, soylu görünüşlü bir vezirdir. Togay’ı yakından tanıdığı için gelmesini pek hayra yormaz. Onun için ilk lafı “Ayağın uğurlu olsun, Togay” olur. Togay’ın imalı imalı konuşması, lafını dolaştırması O’nu sinirlendirir. Hakan’ın buyruğunu bir an önce öğrenmek ister. Togay “Bahadır Han, kızınız Bağdat Hatun’u ister, Emir Çoban” deyince, yaşlı vezir ve Hasan şoka girer. Togay, zamanında Bağdat Hatun’u elde edemediğinden bu isteği iğneliye iğneliye söyler… Hasan’a göre ölümü çoktan hak etmiştir Togay, fakat bir elçi olması O’nu dokunulmaz kılar. Emir Çoban, karşı çıkar. Kızı Bağdat, kocadadır. Damadı Emir Hasan’dır. Togay, bastırır. Emir Çoban eğer bu evliliğe rıza gösterirse, devlete bağlılığını kanıtlayacağını söyler. Hinoğlu hin, Emir Çoban’ın açığını aramakta.

      Emir Çoban, bu devleti uğraşında yaşlanmıştır. Sınır boylarında bir bir düşmanlarını sindirmiştir. Bundan iyi kanıt mı olur devlete bağlılığı için? Hatta, Anadolu’da baş kaldırmaya kalkan öz oğlu Timurtaş’ı zincirleyip Bahadır’ın önüne getiren kendisidir. Togay bu, altta kalır mı? Hemen cevabı yapıştırır.”Hiç suçu yokmuş gibi, bir gülümsemeyle bağışlayıverdi, Timurtaş’ı” der.”Artık bilmem asıl nedenini bu kolay bağışlamanın”. Bu laf sokuşlar, Togay’ın alaysı davranışları Emir Çoban’ı gerer, sinirlendirir. İçten içe gelişen çatışma dışa vurmaya başlar aralarında. Kıyıya çekilen Hasan da sinirlenmiştir. Togay, dilinin altındaki baklayı çıkartır. “Kızmayın canım, belki de Bağdat Hatun’un etkisi olmuştur. O gün o da girmedi mi otağa, hiç beklenmedik bir anda. Kapanmadı mı Bahadır’ın ayağına?” Togay’ın bu lafı aksiyonu ateşler, olayı geliştirmeye başlar. Anlıyoruz ki, Bahadır, Bağdat Hatun’dan bu davranışı sırasında çok etkilenmiş, Bağdat Hatun ile evlenme kararı vermesine bu olay neden olmuştur. Togay, alaysı, Emir Çoban’ın üstüne üstüne gider. İstediği kadar kızsın “yeter” desin…”Hakan kaldırmadı mı onu yerden eliyle okşayarak yanaklarını? Silmedi mi ılık göz yaşlarını? Uzun uzun bakmadı mı karaca gözlerine?” Hasan, bir koca olarak çıldırmıştır vezir onu durdurur. (Burada Hasan’ı oynayan oyuncu Ümit Dikmen bu sinirliliği vermede çok başarılıydı.)

       Togay bastırır. “Bahadır’ın buyruğu bizim için dilektir, diyen, sen değil misin?” Emir Çoban, direnir.”Aile şerefimizi hiçe sayan, bizi aşağılayan bir dilek değilse, evet, buyruktur Hakan’ın dileği. Ancak, Hakan’ın da sınırları var”. Emir Çoban, karşı çıkışında sinirlerine hakim olmaya çalışır. (Öfkesini bastırmada veziri oynayan oyuncu Arif Yavuz, gayet iyi) Karşı çıkışını bir nedene bağlamalıdır. Kocada olan kızını istemekle hakan, hakanlık sınırını aşmıyor mu? Togay, cin. Der ki: “Yasalara göre hayır, Cengiz han’ın yasalarına göre, Hakan ülkede gönlünün beğendiği her kadını alabilir, evliyse kocasından çekip alabilir”. Vay vay vay! Ne yasa ama! Hasan der ki: “Moğol’da İran’da kız mı kalmadı? Bahadır Han’ın evli, namuslu bir kadını istemesi yakışık alır mı?”. Namusu belada. Namusunu kurtarmaya çalışmakta. Kör bir kuyuya düştüğünün farkında. Çık çıkabilirse. Giderek çaresizliğe itildiğinin farkında. (Oyuncu bunu çok iyi yansıtmakta) Togay ise onun bu düştüğü durumu görünce zevkten dört köşe. Oyununu istediği gibi oynamakta, intikamını almakta.(Evren Serter bunu yansıtmakta çok başarılı bu sahnede) Togay, üstüne üstüne gitmeye devam eder:” Gözü başka kadın görmüyor ki”. Emir Çoban, sakin kalmaya çalışır. Togay’a gidip hakan’a bu işten vazgeçmesini, söylemesini ister. “Böyle uğursuz sevgilerden kimseye hayır gelmez. Gençtir, bir başkasını görüp beğenir, bu olmayacak hevesten vazgeçsin. Unutmaya çalışsın kızımı. Biz de onun bu çarpık tutkusunu hiç işitmemiş olalım. Yarın yola çıkarsın. Sevgilerimi ve armağanlarımı iletirsin Bahadır’a”. Togay, inatçı, ısrarcı. “O’nun tek beklediği kızın Emir Çoban, kızın. Cengiz yasaları yürüyegelmiş, Moğol’a ölçü olmuş, sen şimdi bozar mısın?”. Çoban, o an aklına gelen fikirle saldırıya geçer: “Sus dedim, rezil, bu yasalara bile aykırı Bahadır’ın dileği, Evli kadının çocuğu varsa O’na Hakan dahi ilişemez. Böyle söylüyor işte bu güvendiğiniz eski yasalar”. Bu buluş Çoban’ı rahatlatır. Togay, şaşırır. Şeyh Hasan, şaşırır… Çoban, bakışlarıyla Hasan’ı susturur. Söylemesi gereken esaslı lafı söylemiştir. Togay’ı kovalar. Kovalanmak şaşkınlığını arttırdığı gibi öfkelendirir Togay’ı… Burada, yaratılan yeni bir durumla düğüm atılır. Şimdi ne olacak? Merak edilmeye başlanır.

       Çoban, Togay’ın üstüne üstüne gider, Tehdit eder. Kendini güçlü hissetmeye başlar, Togay’ı ezmek ister. Togay, zamanında bir mektupla kızını istemiştir. Gitmezse, kellesini kesip bu mektupla Bahadır’a yollayacağını söyler. “Sana vermediğim kızımı şimdi Bahadır’a mı alacaksın deyyus?” der, işi hakarete vardırır. Togay’ın kızını Bahadır’a isteyişiyle intikam almak istediğinin farkına varmıştır. O’na hiç güvenmediğini açıklar. Togay, hakanı bu kararından caydırmaya çalışacağını söyleyerek, çıkar.

Togay’ın ardından Bağdat Hatun, Emir Çoban’ın yanına gülümseyerek gelir. Bu gülümsemesi babasına duyduğu sevginin şahidi gibidir. (Hande Güler’in bu ifadeyi vermede tavrı çok iyi) O’nu Hasan yollamıştır babasının yanına. Çoban O’na “Şimdi, yeminle, senin temiz evlilik mutluluğuna, kadınlık şerefine gölge düşürmeyeceğim. Bu çarpık yasalar nereden, hangi eski ulu hakandan gelirse gelsin, karşı duracağım, yeminle”. Bağdat Hatun, çocukluğunda evcilik oynamamıştır hiç. Emir Çoban, kızından bir çocuk ister, şefkatli, yalvarır gibi. Hamile kalırsa yalancı olmayacağı gibi kendini aklayarak temize çıkarmış olacak. Aynı zamanda Bahadır’a karşı O’nu korumuş olacaktır. Bağdat, bilinmeyeni açıklar hemen: Hamiledir. Yeni bir durum. Çoban, şaşırır, sevinir. Hele böyle bir günde! Bunu daha önceden bilmiş olması gerekirdi. Lafında azar vardır. Bağdat, lafı hemen yakalar. Bir şey sezinlemiştir, üstüne gider, Çoban lafı değiştirmek istese de…

       Bahadır, Bağdat’ı ilk ne zaman, nerede görmüştür? Bilindiği gibi Timurtaş’ı kurtarmak için otağa girdiğinde mi? Öncesi yok mu? Çoban, kızından şüphelenmekte… Gözünden kaçan bir şey varsa eğer öğrenmek ister. Bağdat da meraklı. Babası geçmişini niye deşmektedir? Şimdi, Togay’ın kendisiyle ilgili bir söz taşıdığından artık emindir. Açıklama yapılmadığı için Bağdat kaygılanmaya başlamıştır. Bir kaçıp kovalamaca başlar Bağdat Hatun ile babası arasında. Baba, şefkatinden, kızı o sevecenliğinden, gülümsemesinden uzaklaşır. Babasına lâyık bir evlat olma isteğinin tek kaygısı olduğunu açıklar, Bağdat. Acaba? Babasının saygınlığına gölge düşüren olmayacaktır.

Emir Çoban, düşüncelidir. Neden Bahadır, hiç suçu yokmuş gibi Timurtaş’ı bağışlamıştır? Bağdat ile aralarında öncesinden bir şey olduğu için mi? Şüpheli… Bu şüphe onu üzüntüye götürmektedir. Bağdat, anlamıştır. Bahadır’dan gelen haber, kendisiyle ilgilidir, kesin. Yeni bir durum. Bu durumla bir düğüm daha atılır.

Bağdat Hatun, ilk anda, Bahadır’ın kardeş sevgisini yanlış yorumlayışına kızar. Namuslu, evli bir kadına odalık gibi bakmasına güya bozulmuştur. Ece olacağı içten içe onu sevindirir, fakat renk vermemeye çalışır. “Evli bir kadın için en büyük ikbal, en büyük saltanat eşinin kanadı altındadır ancak” deyişiyle babasının gönlünü rahatlatır kurnazca, şüphelerini ortadan kaldırır. Sormadan da geri durmaz: “Bahadır’ın elçisi Togay’a ne söylediniz?”. İsteği Uygun bir dille geri çevirdiğini söyler, Emir Çoban.

       Hasan’ın gelmesi, Emir Çoban’ı kızının sorularından kurtarmıştır. Damadı, Bağdat Hatun ile gurur duymalıdır, böyle bir kadının efendisi olduğu için. Müjdeyi karısının ağzından duymalıdır. Çıkar, karı kocayı baş başa bırakır. “Yakında baba oluyorsun Şeyh Hasan” der, Bağdat Hatun. Bu muştu öyle bir saatte gelir ki vücudundan geçen sevinç titreşimini ikiye katlar ve ilk kez Bağdat Hatun kocasına sevgilim, der. Onu arka arkaya şaşırtan ikinci durum.

Bir at kişnemesi… Bağdat, pencereye doğru bakar, yüzünde bir ışıma. Atın sürücüsüne ilgi duyduğunun işaretidir bu, ancak kocasına yalancı bağlılığını kanıtlamak için atlıdan şikayetçi olur. At sürücüsü Arpa denen yiğittir. Arpa, oyunda önemli bir yeri olan kişiliktir ve adını ilk kez burada duyarız. Yeni bir durum.Bir düğüm daha atılır. Hasan erkekliğini göstermek, iki de bir gelip pencere altında atını şahlandıran yiğitten hesap sormak ister. Bağdat’a göre kocası böyle davranarak ona olan saygısını kanıtlamıştır… Bu bir sınama. Bir ölçü çıkarma. Kocası ilerde Bahadır’a karşı da aynı erkeklik gösterisini yapabilecek mi acaba? Belki de o an aklına geldi hemen oyun kurdu Arpa’nın pencere altından geçişinden yararlandı. Olamaz mı? İki yüzlü. (Oyuncu hande Gürler, bu ikiyüzlülüğü, değişimi, sevinçten öfkeye geçişi iyi verdi. Şeyh Hasan’ı oynayan Ümit Dikmen de erkeklik gösterisinde iyiydi)

       Belki bana öyle geldi, belki günaha giriyoruz diyerek Hasan’ı durdurur ve sorar:”Hakana karşı şerefimizi korumak için ne yaparsınız?” Aile şerefini onarmak için ne düşünür? Bahadır Han’dan hesap sormayacak mıdır? Bu sorularla kocasının Bahadır’a karşı tutumunun nasıl olacağını sınamaktadır. Bahadır, bir handır, ülkenin hakimidir. O’na karşı çıkabilecek midir? Hasan, karısının tavrı karşısında çaresizliğe düşer. Bağdat, kocasına karşı tavrıyla acımasızdır. (Bu zalimlik ve çaresizlik oyuncular tarafından iyi verildi) Bağdat, alaysı tavra geçerek kocasını küçümsemeye başlar. Burada biz Bağdat Hatun’un Bahadır’ın yoluna doğru adım atmaya niyetlendiğini anlarız. Yeni bir durum.Yeni bir yöneliş. Suçlar kocasını: “Kadınlığımıza göz koyan Hakan değil de bir Arpa yiğit oldu mu aslan kesiliyorsun. Sizin yüreğinizde ikili bir ölçü var. Hakan’a ayrı bir beye ayrı tartıyorsunuz aile şerefini”. Hasan: “Benden ne istiyorsun?” diyebilir, sadece.

Bağdat, nöbetçilere seslenir, Togay’ı getirmelerini ister. Bir çift sözü vardır Togay’a onun da söyleyeceği. Hasan” baban en uygun yanıtı verdi” deyip caydırmaya çalışır. Der ki “babamın en uygun sandığı yanıt benim için en uygun olmayabilir”. Demek ki, yeri geldiğinde ne kocasını ne de babasını ipleyecektir. Hasan, alttan alır, Bağdat’ı güzelliğinden dolayı överken, ondan, Hakan’ı kızdıracak laf söylemesini ister ve çıkar.

Bağdat hatun ile Togay karşı karşıya kalır. Togay, kurnaz. Hemen Ecem der Bağdat’a, ruhunu okşayıcı biçimde. Babasının araya girmesi işleri bozmuştur. “Babam araya girmese Hasan’ın hançeri yüreğini bulacakmış” der, Bağdat. Alaysı biçimde yalanlar, Togay. Bağdat, sinirlenir. Kocasıyla alay edilmesini istemez. Hasan ile evlenmesi alın yazısıdır. Yeni bir durum. Bunu söylerken Hasan’la istemeden evlendiğini anlarız. Onunla vakitsiz evlenmiştir. Tekste de zayıf kalan yanlardan biri de burası, yani Bağdat’ın Şeyh Hasan ile neden, nasıl evlendiğidir. Tarih, Şeyh Hasan’ı hatırı sayılır biri olarak gösterir göstermesine ama bu bilgi kırıntısı oyun yazımında yeterli değildir. Kurmaca içinde işlenmesi gerekirdi.

       Bağdat Hatun, Togay’dan, Bahadır’ın nasıl bir insan olduğunu öğrenmeye çalışır, O’nu da sözleriyle tavlamayı unutmadan. “Sen anlarsın insan ruhundan. Bana yazdığın mektuplarda ilginç gözlemler vardı”. Şu işe bakın, geçmişte tu kaka edilen mektuplar şimdi göklere çıkarılmakta. Çıkar söz konusu olunca insan kustuğunu yalayıp yutuyor. Bu mektupları yazdı diye dışlanan, dışlayanın gözdesi oluyor… “Dilerse Bahadır unutsun beni” derken Bağdat’ın açık kapı bıraktığını anlar Togay. “Töreler yasalar elverse bile, babam, kardeşlerim engeller” der demesine, yine de küçük bir hançerle, saçından kestiği bir tutam saçı Bahadır’a yollar. Bu, Bahadır için bir umuttur. Yeni bir durum. Bir düğüm daha atılır burada. Olay gelişmektedir. Serim bölümü bitmiştir. Bağdat’ın bu tavrı karşısında bakalım Bahadır ne yapacaktır? Bağdat Hatun boş duracak mıdır? Ecelik, iktidar söz konusu. Oraya ulaşabilecek mi?

Sultaniye… Bahadır Han’ın sarayı. Bahadır Han’ı görürüz. 25 yaşında, yakışıklı. Sedire uzanmış. Togay, yanındadır. Olmazla olur arası ettiği laflar Bağdat’ın, Bahadır’ın beynini yıkamaktadır. Bu laflar Togay’a göre yarım açık bırakılmış kapıdır. Bahadır, yokluktan hep Bağdat yaratmaktadır. Bu bir işkencedir onun için. Bağdat, babasının tutumu nedeniyle açıkça evet diyemezdi. Sonra, hemen “evet” deseydi değeri düşerdi Bahadır’ın gözünde. Bahadır, hasta gibidir. Bu sayrılığın hekimi Bağdat’tır, ondan kolay kolay vazgeçmeyecektir. Bağdat’ın Timurtaş’ı bağışlatması için içeri girmesi düşündürtür onu. Bu bir oyun mudur? Beklenmedik, kendiliğinden duygusu veren bir oyun… Tüm Çobangillerin yapmadığı, sadece Bağdat’ın planladığı. Tedirginlik var, çözüm arayışı, söylenen sözlerin tartılması, Bağdat’ın davranışının çözümlenişi… Bağdat’ın sözlerinin yeni uçlar vermesini bekleyeceklerdir. Yeni bir durum. Bir düğüm daha atılır.

Horasan… Kadınlar arasında bir koşuşturma. Haremde neler oluyor? Emir Çoban, merak içinde… Neden bir şey söylemeyip ters yöne kaçıp gitmekteler? Hasan’ı da odaya sokmazlar. Bağdat Hatun çocuğunu düşürmüştür. Yeni bir durum, yeni bir düğüm. Bağdat hatun, Bahadır’a giden yolda ilk hamleyi yapmıştır. Ebeyi iterek kendi elleriyle çekip çıkarır cenini. İktidara giden yolda onun için her yol mubah… Çocuğunun katili bile oluyor.

       Bu yeni durum, öneriyi tekrarlama hakkını vermiştir Bahadır’a. Derdini açmak için bu sefer kendi gelmiştir Emir Çoban’ın yanına. Buraya onu üzmek için gelmemiştir. 13 yaşında tahta çıkarken O’na Emir Çoban kol kanat germiştir. Zamanında “hakan istemesini bilmeli ve bir kez istedi mi koparıp alabilmeli, adalet içre” demiştir, hatırlatır, bu sözü örnek göstererek. Bağdat Hatun’u hem babasından hem de kocasından istemektedir. Çoban, yasak duygularını dizginlemesini ister Bahadır’dan. Unut onu, der. Bağdat’ın gönlü olmadan bu iş nasıl olur? Bahadır, “belki de onun da gönlü var, kim bilir” der… Çoban, kızına güvenmektedir. Bahadır’ın tutkusuna karşılık vermeyeceğine emindir. Karşılık verirse onun yaşamına son vermek babası olarak ona, kocası olarak Şeyh Hasan’a düşer. Ne var ki, koca vezir, ne doğru dürüst kızını ne de damadını tanımaktadır. Onlara güvenip inanmakta yanılgı içindedir. Gerekirse, Çoban, Bahadır’dan atalarının verdiği görevleri bir bir almasını ister. Yeter ki, Bahadır onları ve kızını rahat bıraksın. Cengiz Han’ın yasaları geçerlidir Bahadır için… Yeni bir durum ve atılan yeni bir düğüm. Konuşmaları boyunca Çoban, her şeyi göze alarak, hükümdar karşısında başını dik tutmaya çalışır. Hükümdarın isteğini boyun eğerek kabul etmek istemez. Bahadır ise hükümdarlığını, her şeyi rahatlıkla yapabileceğini, isteğinden vazgeçmeyeceğini, hissettirir. Çobangillerin kararı da kesindir. Ne olursa olsun direneceklerdir bu öneriye karşı…

Bahadır gider. Çağrılmadan, nelerin olup bittiğini öğrenmek için babasının yanına gelir, Bağdat Hatun… Kardeşleri girer. Bağdat, onlarla kucaklaşır. Çoban, önlerinde diz çökmesini ister Bağdat’tan. Yedi kardeş, kılıçları Bağdat’ın başı üstünde, kardeşlerinin namusunu korumak için ant içerler… Bağdat, bu “ant”ı geri almalarını ister. Kendi namusunu kendi koruyacaktır… Kardeşleri çıkınca o da göz diktiği ecelik yolunda kardeşlerinden vazgeçeceği için ant içer… Yeni bir durum ve atılan düğüm…

Ebe, Kam’ı sürükleyerek Bağdat’ın yanına getirir. Ebe, bu kadını çocuğu düşsün diye büyü yaptığı için Bağdat Hatun’un yanına getirmiştir. Üstünde tartışılması gereken önemli noktalardan birisi burası. Bağdat Hatun’un ve diğerlerinin, Emir Çoban’ın, Şeyh Hasan’ın gazabından kurtulmak için bir ebe, böyle bir şey yapabilir mi? Kam’ı, bir şamanı kolundan tutup Bağdat hatun’un önüne atabilir mi? Öyle bir ebe, bırak kolundan tutmayı, bir şamana dokunamaz bile. Üstünde kutsal sayılan bir kostüm var. Giyilen herhangi bir kostüme benzemez o… Özenle dikilmiştir, çünkü kostüm içinde ruhları barındıran bir nesnedir. Pek çok simgeyi, sembolü içinde barındırır. Bu simgeler ve semboller yeraltına inildiğinde ona yardımcı olacaktır. Bu kostümler, özellikle, insan vücudunu temsilen kemiklerle donatılmıştır. Bu, yeniden doğuşa verdikleri önemden kaynaklanır. Kemiklerle yeniden yaşama dönme gücüne sahip olur. Yine şaman kostümünde hayvan figürleri bulunur, şaman bunlarla konuşup güçlerinden yararlansın diye… Kostüme, ruhları simgeleyen kuklaların asılması adettendir. Bu küçük kuklalara küçük cübbeler de giydirilir… Kötü ruhların fısıltılarını dinlemek için kulak, ay, güneş, yıldızlar, Erlik Dünyası’nda yaşayan kurbağalar, yılanlar kostümde temsil olunur. Bunlar kumaş veya madenden yapılmış süsten ibarettir.

      Kostümü Şaman’a saygınlık kazandırır. Aynı zamanda Şaman ölümden korkmaz… Öldükten sonra öbür tarafta da yaşayacağına inanır o. Bu nedenle kam, Bağdat Hatun’un ayaklarına kapanmaz, O’na yalvarmaz… Güngör Dilmen, böyle yazınca Kam’ı oynayan Hülya Savaş ne yapsın? Yerde de sürünür, yalvarır da, Bağdat Hatun’un eteklerini de öper…

Bağdat Hatun, kadını, şamanlık ve Erlik Han üstüne sorguya çeker. Erlik Han, yer altı tanrısıdır, kötü ruhların tanrısı… Kam, bunu yadsısa da Bağdat Hatun’un ısrarı üstüne Erlik Han’a taptığını kabul eder. Bağdat, kadından, kendisini Erlik Han’a ulaştırmasını ister. Ulaşacağı tanrı, yüreğinin karanlığına denk olmalıdır. Erlik Han’ın yardımıyla yolunun üstündeki engellerden, babası ile kardeşlerinden kurtulmak ister. Kam, söz verir. Bağdat, büyücülüğe pek inanmaz ama kardeşleri ve babası için yapacağı kötülüklere kendisini inandırabileceği bir çıkış noktası, bir destek aradığı için Kam’dan medet umar. Bir yandan Kam’ı aşağılar bir yandan O’na inanmaya çalışır.

       Büyü töreni başlar. Tören sonrası Bağdat Hatun, göğsünden çıkardığı kırmızı çevreyi Bahadır’a ulaştırması için Kam ile yollar. Yeni bir durum ve atılan düğüm.

Bahadır, zina işleyen bir kadını taşlar. Bu, halkın işidir. Bahadır, bir günlüğüne halk olmak istemiştir. Zina hakkı, Togay’a göre yalnızca soylu kadınlara haktır. Bahadır “Bağdat Hatun gibi mi?” der… Bağdat Hatun’u kendisine çekmekle aynı suçu işlemiş olmuyor mu? Vicdan azabı çekmekte, fakat yine de Bağdat’ı düşünmekten kendini alamamaktadır. Togay, her zaman olduğu gibi Bahadır’ı rahatlatma çabasındadır. Halk için suç olan eylem yöneticiler için bir hak olabilir. Halk, Togay’a göre dediklerini yapmalı, yaptıklarını değil… Töreler halk için ayrı yöneticiler için ayrı…

       Bahadır’ın, Bağdat Hatun’un kardeşlerinin içtiği anttan haberi olmuştur. Tehlike, sevdiği kadının başı üstünedir. Bu O’nu, ikircikli hâle getirmiştir. Kararsızdır… Taş attığı kadını örnek alıp kendisini Bağdat hatun’dan uzak tutma kararı alır. Togay, bu karara hemen karşı çıkar. Hakanın merhamet, acıma duygularının önüne Togay geçer. Aklını çalar sözleriyle. Togay, kendine bile olduğu gibi görünmez. Erlik Han’ın yeryüzüne çıkmış hâli gibidir. Bahadır’ın kendi kendine hesaplaştığında, kötülük yapmaya yöneltir. Vicdanının uyanmasına izin vermez… Emir Çoban’ı kötüler, gözünde küçük düşürmeye çalışır. Devlete bağlı, soylu, yüce bir insan gibi görünür, ne var ki, devlet hizmetinde daha çok kendi yapısını kurmuştur. Emir Çoban’a güvenmekte aşırıya gitmemelidir. Kışkırtır. Amacı, Emir Çoban’a saldırtmaktır. Onun ülkeyi oğulları arasında pay ettiğini söyler. İsimleri her bir ilin ismidir. Oğulları önemli mevkilerdedir. Ülke gelirleri de Çobanlar’ın elindedir. Bir hakan, parayı kendi elinin altında bulundurmalıdır… Togay, iyi akıl hocalığı yapmaktadır… Kestirmeden gider: Bağdat Hatun ile Bahadır arasında Çobanlar tek engeldir. Engeller kalkmalı.

       Kam gelir. Çevreyi Bahadır’a uzatır. Bu uzatış, Bahadır’ın tekrar Bağdat Hatun’a yönelmesini sağlar. Yüzünde delice bir pırıltı oluşur. Yeni bir durum. Çobanlara ölüm… Togay, istediğine ulaşmıştır. Kam da öyle… Burada Kam’a dikkat. Bahadır Han’ın huzurunda, ne kadar rahat. Bahadır’dan da güçlü sanki. Büyük iş başarmış gibi… Hayatlarla oynuyor… Korkusuz…

Togay, telaşlanır. Bu birden olmaz. Çobanlar’ı bölüp avlamak en doğrusudur. Yönelişte yeni bir durum.

Savaş hazırlığı başlar. Bu bir iç savaştır. Demesk, yok edilmiştir. Bahadır ile Togay, Horasan üstüne yürümektedir. Bağdat Hatun, babasının yanında olanlardan Sevinç Noyan’a savaşı önlemek adına hile yapmayı önerir. Gece yarısı hakanın ordusuna katılmasını ister. Sevinç, büyük bir yükten kurtulmanın sevincini yaşar. Herhalde Bağdat, kardeşlerinin, babasının kötülüğünü istemez… Öyle bir ister ki…

       Bütün Çobangiller öldürülür. Bağdat Hatun, kardeşsiz kalır… Cellat da Emir Çoban’ı halleder. Artık, Bağdat’ın İlhanlı tacını giymesi için önünde engel kalmamıştır. Yeni bir durum ve atılan düğüm. Bağdat, kardeşlerinin büyü buğurcuklarıyla baş başa kalır.

Bağdat, saraydadır. Şeyh Hasan, terk edilen koca olarak ortada kalmıştır. Kaderini bekler. Bahadır onu İsfahan Emirliğine verir. Togay, hinoğlu hin, bir şeref daha verelim ona, der. Nikahta imamlığı ona yaptıralım. Şeytan! Adam zaten bitip tükenmiş! Bu durumla yeni bir düğüm daha atılır. Acaba Şeyh Hasan ne yapacak? Kendisini aşağılatan bu durumu kabullenecek mi? Karısını boşayıp, Bahadır ile evlendirecek mi?

      Düğün töreni… Gelinlik içinde Bağdat… Hasan, Bahadır ile Bağdat arasında… Togay, Arpa, Noyanlar, Sevinç… Hasan, kendi yüzüğünü çıkarıp atar. Nikahlarını kıyıp onları karı koca ilan eder… Bağdat tacı giyer… Emeline ulaşmıştır. Ece olarak ilk buyruğunu verir. Artık, Bahadır’ın tüm haklarına o da sahiptir. Herkes çıkar, Hasan tek kalır… Yedi kaynının savunduğu namusunu o, teslim etmiştir. Togay, gelir… Birazdan sevişecek olan Bahadır ile Bağdat’ın nasıl sevişeceklerini anlatarak Hasan’ı çıldırtma noktasına getirir. Onu, içeri girip Bahadır’ı halletmesi için kışkırtır.  Kendini aşağılar, Hasan. Hançeri böğrüne saplar. Son nefesini verirken Togay’ın kahkahası kulaklarında çınlar. Yeni bir durum. (Nefis bir ikili sahne. İyi de oynanıyor. Hasan, yok oluşu, yok oluşun sevimsizliğini iyi veriyor. Çıldırtan adam kimliğinde Evren Serter, başarının doruğuna doğru yükselişe geçiyor.)

Bağdat Hatun, artık Erlik Han’dan kurtulmak ister. Pişmanlık mı yoksa onunla işi kalmadığı için mi? Kam, girer, ondan boşuna uğraşmamasını, Erlik Han’a iş gördürenin, onunla iş birliği yapanın bir daha kolay kolay ondan yakasını kurtaramayacağını söyler. Kam’ı kovalar… O, yalnızca halkının iyiliğini isteyen bir ece olmak istemektedir… Bu istek, günahlarından arınmanın bir yolu mu?

      Ece’nin halkla ilgilenmesi Togay’ı rahatsız eder. Yeni bir durum ve düğüm noktası. Halk, Çobanlar’ın kâtillerine lânetler yağdırmaktadır. Halkın kendilerine sataşacak olmasından dolayı Togay korkmaktadır. Bahadır rahattır. O, Cengiz yasaları aracılığıyla kendisini korumaya almıştır. Der ki: “Ben, hakan olarak eylerimde sorumsuzum, güven verici bir durum. Ne güzel düşünmüş Cengiz Han. İyi bir iş yapılmışsa şeref benim. Kötü bir iş çıkmışsa elimden, danışmanlarımın. Beni yanıltmış demektir. Ben, suç işlemiyorum Cengiz yasalarına göre. Kurbanlarımın kanı akıp gidiyor bana bulaşmadan.” Ece girince Bahadır sorar: “Horasan Emirliği’ne kimin atanması uygundur sizce?”Bağdat, “Sayın Togay’a düşer Horasan Emirliği” der hemen… Togay’ı, kendisi için tehlikeli olacak adamı yanından uzaklaştırmak ister kurnaz… Togay’ın bu işine gelmez. Gölge adam olarak memleketi yönetendir o… uzaklaşırsa, bu mutluluktan mahrum kalacaktır. Başkomutan da olur… Bu bağışlar, onu kaygılandırır.

Bu ara papa evliliklerini kutlar. Onları Hıristiyanlığa davet eder. Bağdat, bu davete bozulur. Papa’ya Erlik Han’a tapması için mesaj yollar… Müftü, fetva verir. Başta Ece olmak üzere tüm kadınlar dinin gereklerine göre çarşafa bürünmelerini, yüzlerini peçe ile örtmelerini ister. Ece, buna da tepki gösterir. Müftünün çarşafa bürünüp peçe takması yönünde emir verir. Yürekteki kötülük peçeyle gizlenemez çünkü. Peçe takan Ece, bundan böyle hiç kötülük yapmayacak mı? Kötülüklerinin arkası kesilecek mi?

Bağdat hatun, tarihçi İbrahim’den Moğol’un altın çağını, yani Bağdat Hatun çağını yazmasını ister. İbrahim, şaşırır. Bağdat’la biçimlenecektir çağ. Halkına kol kanat gerdiğini, aç çıplak koymadığını, bilginleri koruduğunu, ozanları yüreklendirdiğini, barışı sağladığını söyler. İbrahim’den, tüm bunlardan bahsetmesini, minyatürlerle süslemesini ister. Bağdat hatun, sürekli istemektedir. İstekleri arasında Emir Sevinç’in öldürülmesi, Günahlarından arınıncaya kadar Bahadır’ın kendisinden uzak durmasını… Bahadır’ın sevgisi üstüne ant içmesini… Dilşad’a da onu günahlı yaşamdan uzak tutmak için söz verir… Bu isteklerle durum üstüne durum yaratılır…

       Huzura gelen Togay, Emir Sevinç’in niye idamının istendiğini sorar. Rey savaşında ihanet suçundan… Arpa da Emir Sevinç gibi davranmıştır… O genç olduğu için bağışlanmıştır… Bu tercihler arasında bir şeyler aramak gerek. Özellikle Arpa’nın bağışlanmasında… Togay, olumsuz yönde Bahadır’ı etkilediği için, suçlar. Acaba kendisi hangi yönde etkiliyor?   Togay, çıkarken gözünü Dilşad’dan alamaz. Bu hemen planlarından birini daha uygulamaya sokacağının işaretidir… Yeni bir durum… Togay, kaygılı. Bahadır’ın üstündeki etkisini yitirmeye başladığını, Ece’nin Bahadır’ı avucunun içine aldığını görmüştür. Ece’yi Bahadır’dan uzaklaştırmak için Dilşad’ı kullanacaktır. Bahadır’ın yanına vardığında, Bahadır elinde kapuz bir şeyler tıngırdatmaya çalışmaktadır. Esin gelmediğinden şikâyetçidir. Togay hemen esin kaynağınızı yenileyiniz, deyip Dilşad’ı Bahadır’ın aklına sokar. Yeni bir durum ve düğüm noktası. Olacak iş mi bu? Dilşad yeğenidir ve ellerinde büyümüştür… Togay ısrar eder ve aklını çeler…

Bahadır, Bağdat Hatun ile baş başa kaldığında sözü Dilşad’a getirir. Aralarına katılmasını istemektedir. Bağdat karşı çıkar… Bahadır, Togay’ı över, Bağdat, düzenbaz deyip kötüler… Tahtta ve kendisinde gözü olduğunu söyler… Bahadır’ın ölmesi kim bilir onu ne kadar çok sevindirecektir… Bahadır, o sadık adamım benim için canını verir, der… Bağdat için bunu sınamak kolaydır. Bahadıra “ölümünden sonraki anları yaşatacağım sana” der… Plan hazırlamış, Togay’a tuzak kurmuştur. Yeni bir durum ve düğüm noktası.

Tarihçi İbrahim de boş durmamış, istedikleri kitabı hazırlayıp getirmiştir. Kitabı bıraktığı gibi toz olmuştur. Sayfaları karıştırırken birden yüzü değişir Bağdat’ın, öfkelenir. İbrahim onları yererek onlara oyun etmiştir. Bahadır’ı tutkuların tutsağı, sorumsuz, aşık bir yoz hakan olarak nitelemiştir. Önce kızar,” vay alçak”, der ama şöyle bir düşününce “yalan değil” der… Yalnız başına kalsa, Togay ve Bağdat’tan etkilenmese yanlış yapmaktan uzaklaşacak doğru olanı bulacaktır… Tarihçi, Bağdat’ı da kardeşlerinin ölümünden sorumlu tutmaktadır. Yöneldiği dinin kara olduğunu, Erlik Han’a inandığını yazmıştır. Minyatürlerle anlatmıştır olan biteni… Tarihçi, Bahadır’ın ölümünün Bağdat’ın elinden olacağını görür… Tarihçi sanki bir kâhin. Geçmişte olan biteni çok iyi hatırladığı gibi geleceği de çok iyi görür. İnsanları çok iyi tanıdığından mı yoksa tarih tekerrür ettiğinden mi? Togay’ı ise Bahadır’ın kapısında çanak yalayan bir köpek olarak çizmiştir… Tarihçi, böyle yaparak onları halkın gözünde değil birbirlerinin gözünde küçük düşürmüştür.

       Bağdat, Togay’a yakınlık göstermeye başlar. Bahadır’ı O’na karşı kışkırtmaktan vazgeçmesini, birlikte hareket etmelerini ister ve onu öpmeye kalkar. Togay, irkilir. Biri görmüş müdür? Bağdat, Togay’a kendisini sevince boğacağını söyler… Yeni bir durum düğüm noktası…

Kam, Bahadır’ın balmumundan maskını yapar… Tıpatıp Bahadır… (Değil işte, oyunda kullanılanın Bahadır ile ilgisi yok) Bahadır maskı görünce irkilir. Vücut ise bilinmez bir yurttaşın… Boyunun posunun Bahadır’a denk düşmesi ise bu saatte sokaktan geçmesi…

Plan uygulamaya konulur… Kam ile Bahadır gizlenir. Bağdat, Togay’ı içeri alır. Togay, kelleyi görünce yıldırım çarpmışa döner. Cinayet, der, nöbetçilere seslenir. Bağdat “sevineceğini sanmıştım” deyince Togay, bu laf üzerine şaşkınlığını üstünden atıp gülmeye  ve içindeki nefreti kusmaya başlar… Bahadır ile aralarındaki aşılmaz uçurum ters yüz olmuştur. Sabah önünde titriyordu, şimdi ayaklarının dibinde bir leş… Bu ne güzel bir bayram! Sevinci uzun sürmez.  Bahadır birden ortaya çıkınca dili tutulur, yere düşer, sürünür. Bahadır, üstüne üstüne gider. Togay değil mi yaşam bir oyundur diyen? O’na seyirlik bir oyun sunmuştur. Yüzündeki maskeyi erken indirmiştir usta oyuncu. Yeni bir durum ve düğüm noktası. Bağdat, diri diri çengellere asılmasını ister Togay’ın. Leş kurtlarına şölen olmalıdır bedeni… Millet seyretmeli Togay’ın kiminle gerdeğe girdiğini… Tuzak başarıyla uygulanmıştır. Bahadır, böylece Bağdat’ın dileğini yerine getirmiştir. Şimdi sıra onun dileğinin yerine getirilmesindedir. Dilşad hazırlanmalı… Yeni bir durum ve düğüm noktası.

Sıra düğüne gelmiştir. Dilşad’dan, Bahadır’a çocuk vermemesini ister, Bağdat. Bir ilaç uzatır, rahmini dağlamasını ister. Bahadır ile son bulmalı Hûlagu soyu… Dilşad şişeyi alır. Bahadır Onu karşılar, beraber çıkarlar… Bağdat niye doğurmaz? O cenini koparttığından rahmi zedelenmiştir. Kısır kalmıştır… Birden sinirlenir. Madem kendi doğuramıyor, İlhanlı ülkesindeki tüm kadınlar doğurmayacak der… Bu insanın yaradılışına aykırı bir buyruktur. Buyruğunu geri almalıdır. Ülkenin tüm kadınları tepki koyar… Kendini düşünen bir Ece! Hani halkının yararına çalışacaktı? Kadınların direnmesi karşısında Bağdat yenik düşer, buyruğunu geri alır…

       Kam, ülkenin ticaretini eline geçirmesini ister. Kadın sanki Togay’ın yerine geçmiştir. Yeni bir durum ve düğüm noktası.

Danışma kurulu… Bağdat Hatun, savaşta barışta güvencemizsiniz. Kişisel çıkarlarınızı hiçe sayıp devlet uğruna özveriyle çalışırsınız, diyerek, onları pohpohlar. Toplanmalarının amacı onların kişisel sorunlarını çözmek içindir. Bahadır onlara güvenmemektedir. Bağdat, eski itibarlarını geri vereceğini söyler. Topraklarında çalışan köylüler, efendilerini tanımaz olmuşlardır. Toprak reformunu ileri sürmektedirler. Baş ayağa söz geçirememektedir. Köylüler, köle değiliz demektedir. Bağdat hatun, toprak reformunu kaldırır.

       Noyanlardan sonra Bitikçiler ile konuşur. Gelenlere İpek Yolu ticaretini ele geçirmek istediğini söyler. Askerleri hem ipek yoluna koyacak hem onlarla tehditte bulunacak. Yarışta ileri giden başka bezirganlar hizaya getirilecektir. Haraç vermeyen kervan bozulacaktır. Al Tuğu taşıyan kervana bir şey olmaz… Onlara al tuğ verir… Onlara istedikleri kadar altın verecektir. Bezirganların işi iş!

       Artık zaman Arpa’ya yakınlaşma O’nu avucunun içine alma zamanıdır. Yeni bir durum ve düğüm noktası. Arpa’ya umut verir. Rüyasında güya Ulu Cengiz Han’ın kılıcı Arpa’nın elinde parlamıştır. Arpa, Bahadır’ın henüz sağ olduğunu söyler. Cinselliğini kullanır, Arpa’nın yaklaşmasına izin verir.

       Bağdat, Kam’dan, en sinsi zehirlerinden söz etmesini ister. Ağuyu Bahadır Han için istediğini anlayınca, Kam korkar. Bahadır da ağulanmaktan korkmaktadır. Bu nedenle hep kuşkuludur. Bağdat’a bile güvenmemektedir. Kendisine sunulan içkiyi önce bu nedenle Bağdat yudumlamakta, sonra Bahadır içmektedir. Kam, korkusunu bir yana atar, heybesindeki zehir dolu şişeyi çıkarır, Bağdat’a verir. Yeni bir durum ve düğüm noktası.  Sevişme sonrası terleyen deride gözenekler iyice açılır. Bu sırada sürülen zehir daha kolay yayılır. Zehiri havluya sürecek, terini siler gibi yapıp vücudunu ovalayacaktır.  Özbekler karşı sefere çıkacak olan Bahadır’a Bağdat, gece beraber olma teklifini yapar. Dilşad ile Bahadır’ın çıkmasını fırsat bilen Bağdat, orada bekleyen noyanlara hemen sorar. “Savaşta bir şey olursa Bahadır’a yerine kim geçer?”…”Hakan sağ” derler… Bağdat ısrar edince “kurultay seçer” derler. Cengiz Hülagu soyundan bir dal… Yeter ki, dürüst, yetenekli bir noyan olarak göz doldursun…”Bütün bu vasıfları Arpa üstünde topluyor” der Bağdat… Ya kendisi ne yapar? Sırasını savmak için kenara çekileceğini söyler… Bağdat, Arpa’ya hazır ol, der, nöbeti devralmaya… Yeni bir durum ve düğüm noktası.

Kam, havluyu hazırlar, Bağdat’a verir. Bağdat, hamile olduğunu söyler. Kam “bu durumda yine de havluyu sürecek misin?” der… Bahadır’a bağlı… Yeni bir durum ve düğüm noktası.

Sevişme sonrası… Bahadır yorgun… Bağdat’ın elinde havlu… Bağdat, Bahadır’dan Dilşad’ı boşamasını, başkasıyla evlendirmesini ister. Bahadır “ayırırsa beni ondan anca ölüm ayırır” deyince Bağdat, günah benden gitti deyip havluyu sürer. Aka Lulu’nun neyi hafiften duyulmaya başlar. Bu, yaklaşmakta olan ölümün sesidir. Yeni bir durum düğüm noktası. Bahadır can çekişirken Arpa gelir, Bağdat’tan dairesine çekilmesini ister. “Ölürken yanında yoktunuz, bir şey bilmiyorsunuz. Ölüyü ilk ben gördüm”… Arpa’nın Bağdat’a karşı bir planı mı var acaba? Yeni bir durum ve düğüm noktası.

Kurultay… Aralıklı kös vuruşları… Noyanlar birer ikişer gelir, çoğu kaygılı… Bağdat, Emir Sevinç’i tersler. Bu kurultaya onu çağırmadığını söyler… Çağrı gerekli değildir. Hakan ölünce noyanlar kendiliğinden gelir… En kıdemli noyan olarak kurultayı açar… Bağdat, hakanlık için tek adayın Arpa olduğunu açıklar… Tek aday olamaz. Bu kurultayda hakan seçimini anlamsız kılar… Emir Sevinç de aday olur…

Arpa ile Ak Lulu girer… Arpa, celladı büyük suç işlemiş birini yasaya eriştirmek için getirmiştir. Suçlunun kim olduğu açıklamasını hakan seçimi sonrası yapacaktır. O kişi şimdi aralarındadır. Elinde yadsınamaz bir kanıt vardır. Yeni bir durum ve son asal düğüm noktası.

Seçimin açık oylamayla yapılmasını ister, Bağdat. Sınır ötesi tehlikelerden söz eder ve Arpa ile evleneceğini açıklar. Kurultay çoğunluğuyla Arpa hakan seçilir… Arpa, suçu ve suçluyu açıklar. Bağdat Hatun’dur bu kişi. Bu açıklamayla Arpa han, hakanlık görevini yerine getirmiştir. Bağdat, suçlamayı reddedince Arpa kanıt olarak Bahadır’a yazdırdığı kâğıdı gösterir. Noyanlar yazıyı tanır. Bahadır’ın el yazısıdır bu. Bağdat, Arpa’yı düzen kurmakla suçlar. Arpa “sizin kurduğunuz düzenden beter değil” der.

       Arpa işaret eder, Lulu Bağdat’ın başına tül atar, kemendi onun üstünden başına geçirir, sıkar.

Oyunun dekoru sitilize bir dekor. Eşya yığmaktan özellikle kaçınılmış. Yükselti olarak düşünülen, seyirciye doğru eğim alan bir eğik düzlemin üstünde geçiyor oyun. Oyunda farklı mekânlar var. Mekân değişimlerinde paravanlar kullanılmakta. Paravan üstlerindeki semboller aracılığıyla da mekânın hangi mekân olduğu belirlenmekte.

Eğik düzleme değinmek gerek. Yer beziyle kamufle edilmediği için sunta oluşu seyircinin gözüne gözüne sokuluyor. Rahatsız edici bir durum.

Oyuncular kostümleri içinde kayboluyor. Hepsi pırıl pırıl, tiril tiril, tezgahtan yeni çıkmış gibi… Bu insanlar toz toprak yollarda, çayırlarda bayırlarda, dağlarda, at sürüyorlar, uzun mesafeler kat ediyorlar. Üstleri başları hiç mi tozlanmaz, kirlenmez?

Müzik, oyun boyunca alta fon olarak döşenmiş. Uzun boylu dinletilmesi oyunu izleyeni yoruyor.

Yönetmenin bu oyunda yaptığı en önemli iş, oyuncuları sahnede dengeli sıralayarak, yerleştirerek güzel fotoğraflar elde etmesi… Oyunda ritim güzel yakalanıyor. Özellikle giriş sahnesi seyirciyi hemen yakalayıp kavrıyor, oyunun içine çekiyor. Yalnız, Kam’ın yaptığı ayin sahnesi üstüne fazla kafa yorulmamış. Bir kere bu sahnenin yeri sahne önü olmamalıydı. Savaş sahnesinde yapıldığı gibi arkaya alınmalıydı. Ayinlerde büyük bir ateşin olması, Şaman’ın davulu aracılığıyla bu ateşle ilişkiye girmesi çok önemlidir. Davul, şamanın eyleminin her döneminde ona eşlik eder. Vazgeçilmezdir. Davulu ateşin üstünde gezdirir. Çağırdığı ruhları davulun içine doldurur. Yerin altına yaptığı yolculuğun katlarını davulun vuruşlarıyla temsil eder. Davul, şamanın vecd haline gelmesinde en büyük etkendir. Davuluna hızlı hızlı vurarak, gittikçe hızlanan bir dans yaparak vecd hâline gelir. Vecdin en yoğun olduğu anda yere düşer, kımıldamadan kalır. Yavaş yavaş uyanırken eliyle davuluna dokunur. Davuldan çıkan ses onun yaşadığını gösterir… Ayin töreni içinde gizem barındırır. Gizemli olan şey insandan gizlenir. Gizlilik var olan merakı çoğaltır. Bu sahnenin sahne önünden sahne arkasına alınması bu nedenle önemlidir. Işık ve tüller aracılıyla eylem olağan olandan büyük gösterilebilir, seyirci üstündeki etki arttırılabilir böylece… Sahne önünde bir tütsü kabıyla yapılan ayin ayin olmaktan çıkıyor… Yapılan dansta da iyi bir koreografi gerek, yerde bir sağa bir sola yuvarlanmaktan öte…

Güngör Dilmen’de dil çok önemlidir. Antik dönem yazarları ve Shakespeare O’nu derinden etkilemiştir. Bu nedenle şiirselliği oyun yazımında ön plâna koyar. İmgelere yer verir. Bunun nedeni, on cümleyle söyleyeceğini tek cümleyle söyleme isteğinden gelir. Şiirselliğin ritminin yakalanması gerekir. Oyuncular heceleri bile düşünmeli tonlamaları ona göre yapmalıdır. Oyunda bunu öncelikle Togay’ı oynayan Evren Serter yakalamış. Dile, vücut dilini de katarak duygularını açığa çok iyi çıkartıyor. O’nun hinoğlu hin, düzenbaz, hileci bir kişiliğe sahip olduğunu hemen anlıyoruz. Yakaladığı tavır çok doğru… Bu kulvarda O’nu veziri oynayan Arif Yavuz, Şeyh Hasan’ı oynayan Ümit Dikmen izliyor.

Bağdat Hatun’u oynayan Hande Güler, genelde tahta çıktıktan sonra, yüzünde bir mask oluşturuyor. Sürekli öfke saçan bir kadın olarak karşımızda görüyoruz. Duruşlarında bu nedenle başını sürekli yukarıya kaldırıyor. Yüzünden çok boynu ve çenesi göze çarpıyor. Bunda o eğik düzlemli yükseltinin de payı var muhakkak, seyircinin ,özellikle de ön sıralarda oturanların çok altta kalmasından dolayı…

Bahadır Han’ı oynayan Özkan Gezgin, özellikle Togay’ın yanında kuzey ülkelerinden gelmiş bir mülteci Viking gibi kalıyor… Sarışın… Soluk benizli. Bir İlhanlı gibi makyaj yapmalı, saçını siyaha boyamalı, en azından bıyıklı olmalıydı. Spot ışıkları yüzüne vurunca benzi iyice soluklaşıyor… Tarihçinin gönderdiği kitabın sayfalarını çevirirken Bağdat, o kadar geride olmasına ve Bağdat, elindeki kitabı başıyla kapatmasına rağmen yazılanları rahatlıkla okuyabiliyor. Ne göz ama! İnsan yaklaşır, sokulur. Bağdat yabancı değil. Yabancı olsa da fark etmez, nasılsa sen işine geldiği gibi Cengiz Han kurallarını uyguluyorsun, halkın için değil kendin için…

Bahadır’ın havluyla zehirlendiği sahneye gelince… Sevişme sonrası, Bahadır terliyken zehire bulanmış havlu Bahadır’ın bedenine sürülecek. Özellikle sevişme sonrası… Sevişirken yalnız Bahadır mı terliyor? Bağdat Hatun terlemiyor mu? Bir güzel, çıplak, terli elleriyle havluyu alıyor, Bahadır’ın vücuduna seriyor, ovalıyor… Bahadır’ı zehir hemen etkiliyor. Hakkını yemeyelim, Özkan Gezgin bu sahnede çok iyi. Ölüme giden yolda vücudunu kullanmakta başarılı. Maşallah, zehir Bağdat Hatun’a bir şey yapmıyor. Neden acaba? Oyun icabı mı? Eskiden Türk filmlerinde mucize olur film icabı kör kızın gözleri birden açılıverirdi. Herhalde, burada da oyun icabı Bağdat’a bir şey olmuyor. Belki de kendisinin zehir olmasından dolayı havludaki zehir O’na bir şey yapmıyor. Zehir zehiri kovuyor.

Kısa süre önce yitirdiğimiz Güngör Dilmen’i anmak adına bu oyunun sahnelenmesi önemli.

 

 

*Bu oyun İzmir Devlet Tiyatrosu yapımıdır.

Yazan: Güngör Dilmen, Yöneten: Bozkurt Kuruç, Dekor Tasarım: Melih Karakurt, Giysi Tasarımı: Yıldız İpeklioğlu, Işık Tasarımı: Zeynel Işık, Dramaturg: Pınar Merterkek, Yönetmen Yardımcısı: Cemalettin Çekmece-Dilek Demir.

Oyuncular: Hande Gürler, Arif Yavuz, Özkan Gezgin, Ümit Dikmen, Evren Serter, Hülya Savaş, Neşe arat, Cemalettin Çekmece, Recep Ayyıldız, Türker Alpugan, Yağmur Gören, Ömer Polat, İlker Atatoprak, Gerçek Öner, Enis Tekerek, Elif Göksuner, Özlem Kamaloğlu, Bengi Ebru Atakan, Ender Şeviker, Ömer Okatan.

 

**Meraklısı için şamanlık üstüne kitaplar:

Erhan  Tuna, “Şamanlık ve Oyunculuk”, Okyanus Yayınevi, İstanbul, 2000

Nevill Drury, Şamanizm, Çev: Erkan Şimşek, Okyanus Yayınları, İstanbul,1989

Hakkında M. Taner Çelik

Yoruma kapalı.