19 Kasım 2017, Pazar
SON HABERLER
Buradasınız: Anasayfa / Eleştiri / Hayatın Issızlık Evresinin Sözsüz Anlatımı: Gôda
Hayatın Issızlık Evresinin Sözsüz Anlatımı: Gôda

Hayatın Issızlık Evresinin Sözsüz Anlatımı: Gôda

17. Devlet Tiyatroları Sabancı Uluslararası Tiyatro Festivali kapsamında, Portekiz- Dobrar Mask Tiyatrosu yapımı Gôda, yaşını unutacak kadar yaşlı bir kadının evine misafir etti bizi.

Tek kişilik bir performans olan Gôda,; oyunculuk, efekt, ışık ve aksesuarlarla kotarılmış bir performans.  Öyle ki, oyunda hiç söz yok.  Dil, bir topluluğun kendini ifade etmek üzere üzerinde anlaştığı simgeler bütünü iken;  imge, sanatın özgül niteliklerini yaratan ve sınırsız olandır. Gôda, sesler ve görüntüler üzerinden ilerlerken,  insanın yaşlılık evresindeki duygudaşlıkla, imgeler evreninin evrenselliğini sahneye taşımakta…

Repliksiz ve tek kişilik bir performansın oyuncuya yüklediği yük altında ezilmeden yarattığı karakter için Ana Lẚzar’ı baştan kutlamak lazım. Yılların ağırlığı ile eğilmiş bir bedeni,  aynı ağır aksak ritimle bir saat boyunca teklemeden taşımak, bir oyuncu için mesleki bir başarı ölçütü. Oyuncunun devinimleriyle eylem dengesi arasındaki kusursuzluğunda, kuşkusuz Ana Lẚzar’ın aynı zamanda oyunun yaratıcısı ve sahne yönetmeni olmasının büyük payı var. Oyuncunun yüzünde taşıdığı maskeden dolayı mimiklerini göremesek de beden dilinin duruluğu, iç devinimin eylemle ahengi,  söze ve mimiğe hacet bırakmayacak kadar net anlaşılırdı.

Yaşı ilerledikçe biriktirdikleri artıyor, insanın. Damla damla içimize akıttığımız anlar, sevinçler, kederler, ayrılıklar bize fark ettirmeden belleğimizde yerlerini alıyorlar. Ta ki, üst katta oturan yaramaz çocukların, damlayan musluğun, sinek vızıltısının, sokak müzisyenlerinin sesinden başka duyacak ses kalmayana dek… Gôda, işte bu sessizlikte anılarının sandığını döken yaşlı bir kadın. Sanki hep o yaşta var olmuş gibi gördüğümüz kadının, ilk yaşına bastığı doğum günü kutlamasında çekilen bir video çıkıyor, valizinden.  Valizin kapağı ekrana dönüşüyor. Gôda ‘nın anne ve babası yanında. İlk doğum günü pastasının mumlarını üflüyor. Kafasındaki şapka şimdi elinde…  Bir Sonraki görüntü bir ayrılık anı, sevgilinin savaşa gidişi…  Trenin dumanı sahneyi de sarıyor. . Hayatlarımızın figüranı olduğumuz anlar… Bilmem ne savaşına verilen ömürler, özlemler…  Gôda, yıllar yıllar önce yaşadığı ayrılığın acısını hatırlıyor, dayanamayıp kapatıyor, valizini…

Yalnızlığın ve sessizliğin sarmaladığı bu kadın, kendisine ilişmeyen, kendisinden yanıt beklemeyen seslerle yaşamaya alışmışken, ansızın telefonunu çalıyor. Gôda, öylece izliyor telefonu, bir adım atıyor önce, kolunu da kaldırıyor ama… Bir iki üç… Telefon susuyor.  İnsan kendi sesini unutunca, başlıyor yalnızlık ve yaşlılık… Gôda’nın dışardan hiçbir beklentisi kalmamış… Oyun bu karamsar atmosferle bitmiyor, neyse ki…  Gôda’ya ya bir çiçek geliyor dışardan. Sahneden ışıklar alınıyor, çiçeği kalbinin üstünde tutuyor Gôda,  çiçek kalbe dönüşüyor, kırmızı ışıkla çarpan kalp görünüyor yalnızca ve tekrar atmaya başlıyor… İmgelerin ışıkla, nesnelerle, seslerle, oyunculukla açığa çıkarıldığı oyun, izleyicide bıraktığı tebessümle sonlanıyor.

Oyuncunun performansında kurulan sahnenin, yaratılan atmosferin payı büyük, kuşkusuz. Seçilen mobilyalar, abajurlar, valizler ve diğer nesneler,  bunların renkleri (koyu yeşil, kahverengi, mat turuncu) görsel imgeler anlatıya ustaca eklemlenmiş.  Nesneler üzerinde birikmiş toz, yaşananların tanığı, biriktirilmişlerin metaforu olarak yer almış.

Detayların ve söz dışındaki göstergelerin özenle düzenlendiği oyunda,  sıkça geçen (sessizliğin seslerinden biri olan) sinek vızıltısının duyulduğu bir anda, sineğin abajurun içindeymiş gibi algılanması için abajurun içinde küçük parlak bir ışık dönüp durması, söylemek istediklerime iyi bir örnek olarak verilebilir.  Küçücük ayrıntılar, sahnede çok görkemli duruyor gerçekten. Tersi de mümkün elbette. (Yere düşen kılıcın sesinden plastik olduğunu anladığınızda, dünyanın parasıyla yapılmış devasa dekorların anlamını kaybettiği sahnelerde olduğu gibi!)

Sonuç olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; Portekiz- Dobrar Mask Tiyatrosu, ilmek ilmek özenle örmüş, Gôda’yı. Hiçbir saniye, hiçbir nesne, hiçbir eylem başıboş değil.

Paslı kapıların arkasında saklananlara dair, anıların eşyalar üzerindeki tozlar gibi belleğimizde birikmesine dair, yaşlılıktaki seslerin önemine dair.  Ana Lẚzar’ın performansıyla, sevgili anneannemin sözünü düşündüm oyun boyunca: ‘ Yaşlılık kapıya koyulacak şey değil ama…’

Yaşlılık kapıya koyulacak (eve alınacak, konuk edilecek)  şey olmasa da, kapıları pas tutturmamak, ses olmak, arada bir çiçek götürmek elimizde. Yaşadığımız anın kıymetini bilmek gibi…

 

Yaratıcı &Yöneten: Ana Lázaro

Sahne Tasarımı : Angela Rocha

Işık Tasarımı : H. C. Franco

Görsel Tasarım : H. C. Franco & Ana Lázaro

Kostüm ve Aksesuar Sorumlusu:  Helena Abreu

Rol Dağılımı : Ana Lázaro

Hakkında Fatma Işık Tuğcu

Yoruma kapalı.