25 Temmuz 2017, Salı
SON HABERLER
Buradasınız: Anasayfa / Eleştiri / “İtirafçı Yürek” -Dedi Kuzgun: “Hiçbir Zaman”
“İtirafçı Yürek” -Dedi Kuzgun: “Hiçbir Zaman”

“İtirafçı Yürek” -Dedi Kuzgun: “Hiçbir Zaman”

Romantik Dönemle beraber Aydınlanma Çağı’nın ortaya çıkışı edebiyatta yeni türlerin gelişmesini de sağlamıştır. Bu süreçte, bireyin kendiyle ve toplumla yüzleşmeleri, varoluş çabası ve bununla beraber özgürlüğünü savunması temeldedir. Yani bireyin “gerçek öz”ü değerlidir. “Ben” kavramı bireyin üzerine yapıştırılan rollerle “o” kavramına dönüşmüştür. “O”, artık nasıl yaşaması ya da nasıl davranması gerektiğini kurallar çerçevesinde algılar. İşte, bu sınırlar olmadığında “gerçek öz” yani “gerçek ben” ortaya çıkacaktır. Gotik edebiyat, bu “uyumlu kişiliğe” karşıdır ve çatışmaları tüm çıplaklığıyla, bazen de şiddet ile ortaya koyar.

Amerikan gotik edebiyatın öncülerinden olan Edgar Allen Poe’nun korku, gerilim ve polisiye türünde yazdığı öykü ve şiirleri son derece çarpıcı birçok ögeyi taşır. Gotik edebiyat; duygu, davranış ve olaylara bakış açısıyla aşırılıkların olduğu bir türdür. Hayal-gerçek, birey-toplum, akıl-ruh, varlık-yokluk, ölüm-yaşam, iyi-kötü gibi karşıtlıklar sürekli çatışır. “Medeniyet ne kadar ilerlerse ilerlesin, insanın özündeki kötülük asla yok olmaz.” düşüncesini temel alır. Her “iyi” insanın içinde, “kötü” olan duyu ve duyguların desteklediği, karanlık bir taraf vardır. Bu noktada, Edgar Allen Poe da gotik edebiyatta yeni bir süreç yaratmıştır. Korkuyu bilinenin dışında, psikolojik travmalar çerçevesinde ele almıştır. Yazdığı öykülerde karakterin korku duyusunun üzerine gitmiştir. Kendi yaşamını, okuyucunun yaşamı ile bütünleştiren ve sorgulatan bir bilinç akışı yaratır. Bilinçaltının derinlerindeki, rollerden sıyrılmış “gerçek ben” ortaya çıkar. Kimi zaman bir katil, kimi zaman bir deli, kimi zaman âşık olur. Ama hiçbir zaman “iyi” olmaz. Çünkü “iyilik” Edgar Allen Poe için sadece toplumsal bir maskedir.

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, 2012-2013 sezonunda iddialı bir çalışmaya imza attı. Edgar Allen Poe’nun şiir ve öykülerinden oluşan “İtirafçı Yürek” isimli oyunu 7 Kasım tarihinde Oda Tiyatrosunda seyirci ile buluşturdu. Engin Vural’ın çevirilerini yaptığı şiir ve öyküleri oyunlaştıran isim, yine Kocaeli Şehir Tiyatrolarından yetişen Mesut Vural, oynayan ve yöneten ise Şehir Tiyatrolarının deneyimli, başarılı kurucu-oyuncularından Aydın Sigalı… Çok güzel bir usta-çırak ilişkisi gösterdiklerini söylemek isterim. Bir ustanın, öğrencisinin oyunlaştırdığı metne inanarak, sahnede olmasını bir defa daha alkışa değer buluyorum. Bilgi, tecrübe, mütevazılık ve destek, yaratıcılık, yetenek ve heyecan ile birleşmiş; sonuçta her iki tarafı da başarılı kılmıştır. Oyunlaştırmada, Mesut Vural her bir anlatıdaki karakterin psikolojik çözümlemelerini iyi yapmış. Ayrıca işin felsefi kısmının vurgularını doğru tamamlayarak, hâlâ devam eden felsefe eğitiminin de hakkını vermiş.  Öykülerdeki dramatik yapıyı bozmadan, birbirine bağlamada duraksamalar yaşatmamaya çalışmış. Bu da seyircinin esrarengiz, tansiyonu yüksek atmosferi yakalamasını sağlamıştır. İkisi şiir, üçü öykü olmak üzere toplam beş bölümden oluşan oyunda sıklıkla monomani (aşırı tutku ve bağlılık), şizofreni, tafefobi (diri diri gömülme korkusu) yaşayan yalnız, pişman ve alkolik bir adam var. Bu adam yazarın kendi yaşadıklarının aynısını yaşıyor. Oyunu izlerken kimi zaman “Acaba bu adam bir psikiyatr ile konuşuyor olabilir mi?” sorusunu sıklıkla kendime sordum. Çünkü özellikle de “Kara Kedi” ve orijinal adı “Gammaz Yürek” olan “İtirafçı Yürek” öykülerinde karakter kendisiyle yüzleşmekten korkmaktadır. Kara kediye durup dururken öfkelenip, öldürüp duvarın içine saklıyor. Aynı şekilde ilk öykü olan “İtirafçı Yürek”, yaşlı bir adama “akbaba” gözüne benzetilen gözünden duyulan öfkeyi ve sonunda ortaya çıkan şiddeti anlatıyor. Her iki öyküde de anlatıcı, kendisinin önce suçsuz olduğunu iddia ediyor ama imgeler onu ele veriyor. Tahtaların altına sakladığı, yaşlı adamın ölüsünden duyulan kalp atışı ve duvarların ardındaki inlemeler…  Burada yazarın sanrıları ortaya çıkıyor. Hatta bunların gerçek olduğuna bazen seyirciyi de inandırıyor. İşte yazar burada bizlere, gerçeklerin ölümle yok olmayacağını gösteriyor. Burada kullanılan “akbaba gözü, kara kedi ve hem adam hem de kedide tek göz” gibi semboller adeta toplumsal tabularımıza, yüzleşemediğimiz korkularımıza dönüşüyor. Edgar Allen Poe, öykü ve şiirlerinde mitolojiyi ve toplumda yer etmiş batıl inançları da çokça kullanıyor. Bilindiği üzere kara kedi, batıl anlamda “uğursuzluk” olarak nitelendirilir ve bu öyküde kedinin adının “Pluto” olması da Roma Mitolojisinde yeraltı ülkesinin tanrısına gönderme gibidir. Oyunda da kontrol edilemeyen duyguları temsil ettiği söylenebilir.  Adam ve kedideki tek göz ise, toplumsal tabularımız ve özgür olmayı kısıtlayan kurallar bütünü gibidir. Bizi izleyen bir şeyler hep vardır. Tamamen özgür olamamamızın nedeni de budur. Tamamen özgür olamayan birey ise aklı, sonsuz boşluğa bırakıyor. Bu boşlukta, tıpkı “Kara Kedi” öyküsünde olduğu gibi kendini alkol vs. gibi bağımlılıklarla kısa bir süreliğine bile olsa gerçeklerin trajedisinden uzaklaştırmak istiyor.  Ancak “gerçek” yine kaçınılmaz bir hâl alıyor. Bilinçaltı, yok olmuyor! Her trajedide arka bellek var oluyor. İşte Edgar Allen Poe, bilinçaltındaki bu devinimi, varlığına inanılan sanrıları çok iyi aktarmıştır. Yazara göre korkularımızın nedeni belli değildir.

İnsan olmanın özünde, “sevgi” mutlaka vardır. Annabel Lee şiirinde çok güzel bir kadının ölümünden söz ediliyor. Kimilerine göre Annabel Lee gerçekte yazarın âşık olduğu kadındır. Annabel Lee, meleklerin kıskançlığı yüzünden ölüyor. Ama “Kuzgun” şiirindeki “hiçbir zaman”, bu şiirde yerini yeniden kavuşmaya bırakıyor. Sonsuz aşkın, asla yok olmayacağını ve ruhları kimsenin ayıramayacağını anlatarak biraz da olsa “umut” hissettiriyor. Ama “ölüm” teması yine temelde duruyor. Kuzgun şiirinde de aynı tema geçerlidir. Çünkü “kuzgun” Şamanizmde, iki dünya arasında sembol olarak gösteriliyor. Yaşayanlar için ölüm, ölü ruhlar içinse sonsuzluğun simgesi kabul ediliyor. Hatta bir kuzgunu öldürmenin, uğursuzluğu da beraberinde getireceği görüşü benimseniyor.  Şamanizm inanışına göre bütün evren iyi ve kötü ruhların kontrolündedir, yaşam bir nevi iyi ve kötü ruhların savaşımıdır. İnsan ise bu çelişkiler arasında yaşamını sürdürmektedir. Oyunda kuzgun, sevgilisini yitirmiş çaresiz bir âşık ile konuşuyor ve adamın deliliğe doğru adım adım gidişini izliyoruz. Kuzguna göre, o “Hiçbir zaman” geri gelmeyecektir. Çünkü bildiği tek cümle budur! Bunu bildiği halde ona sürekli soru soran adam, çaresizliğinin içinde boğuluyor.  Burada mazoşist kişilik vurgusu önemlidir. Yazar adeta  “aşk, biraz da mazoşistliktir.” der. Acı çekmek ve bunun doruğunda hâlâ umudu var etme çabası… Ama sonucun yine ölümün sonsuzluğunda olması gerçeği… Ölüm ve korku, Edgar Allen Poe’nun şiir ve öykülerindeki ana temalardır. Yenemediğimiz ve yüzleşmediğimiz her korkunun, öldüren sanrılara dönüşebileceği fikri vurgulanıyor.

Psikolojik çözülmelerin bu kadar yoğun olduğu bir oyundaki başarıda, aynı zamanda oyunun yönetmenliğini de yapan Aydın Sigalı’nın harika oyunculuğu ve tecrübesi ile tamperamanı hiç düşürmemesinin etkisi büyüktü. Seyirci gözünü bir dakika bile sahneden ayırmadı. Aydın Sigalı’nın tek kişilik performansı, ara vermeden, tam bir saat on dakika sürdü. Bu süre tek kişilik bir performansta oyuncu açısından son derece bıçak sırtı bir durumdur. Eğer enerjiyi bir yerden kopartırsanız, seyirci dağılabilir. Bu yüzden sahnedeki enerjinin durmadan devam etmesi şarttır. Aydın Sigalı, her öyküde karakterin o kadar içindeydi ki, “oyunun bittiğine üzüldük bile” diyebilirim. Bu harika performanstan ötürü deneyimli ve başarılı oyuncu Aydın Sigalı’yı kutlarım.

Oyunda, Aydın Sigalı’nın bu performansını bir kat daha destekleyen önemli faktör ise görsel tasarımın başarısıydı. Görsel tasarımı yapan Aksel Zeydan Göz, 2008 yılında yine Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında sergilenen ve önemli bir proje olarak kabul edilen ses tiyatrosu-çağdaş opera olarak adlandırabileceğimiz “Irk Bitig” isimli oyundan hatırladığımız, başarılı bir isim. Bu oyunda da yarattığı görsel şölen, her vurguyu tamamlamış. Özellikle de Aydın Sigalı’nın üzerindeki dev kuzgun figürünün gölgesi ve oyunun sonunda yine Aydın Sigalı’nın üzerinde beliren “Edgar Allen Poe” imzası çok etkileyici görünmekteydi. Seyircide adeta yazarın ölümle karşılaşması ve “gerçek” sonsuzluğa attığı bir imza etkisini yarattı. Tekniğin çok kullanıldığı oyunlarda ortaya çıkan oyuncu-teknoloji çelişkisi bu oyunda olmadı. Teknikteki görsel enerji, oyunculuğu destekledi.

Bu görsel şölene bir de İlker Sevüker’in, gestusları tamamlayıcı müzik ve efektleri eşlik etti.  Gerilimli anlarda giren harika efektler, koltuklarında kasılmış olan seyirciyi biraz daha ürküttü. Erol Dinçdemir tarafından kullanılan lokal ışıklar ise karanlık atmosferde gizemli anlatıların altını çizdi.

Dekor olarak kullanılan tek bir sandalye ise her hikâyede farklı bir form buldu.  Kapı, tabut gibi formlarıyla işlevsel hale getirilen bu tek dekor, son derece güzel düşünülmüş. Kocaeli Şehir Tiyatrolarında çok önemli tasarımlara imza atan Rona Topçuoğlu’nu bu noktada tebrik etmek gerekir. Sadece kostümde dikkatimi çeken nokta, parlak rugan ayakkabılar oldu. “Korkularıyla ve ölümle yüzleşemeyen, sıkça sanrılar yaşayan bir adam pekâlâ çıplak ayak olabilirdi.” diyorum. Aydın Sigalı’nın siyah takım elbisesinin işlevselliği vardı. Yani bir metafor olarak da kullanıldığını söyleyebilirim. Fakat açık biçim bir oyun anlatıcısı gibi olmayıp, daha işlevsel ve etkileyici bir kostüm tercih edilebilirdi.

Bu oyunda bir ilk daha var. O da, bundan böyle Şehir Tiyatrolarının tüm oyunlarında Süpervizör (Sanat Danışmanı) bulunacak. İşte “İtirafçı Yürek” oyununda yine kurumun kurucu-oyuncularından Eylem Tanrıver Varlı, Sanat Danışmanlığı görevini başarıyla gerçekleştirmiş. Sanatsal bilgi ve deneyimiyle sonuna kadar, oyuna destek vermiş.

Sonuçta; ortaya harika bir deneysel oyun çıkmış. Ödenekli bir tiyatroda deneysel anlamda bir oyun görmeyi son derece keyifli ve tiyatro adına umut verici buluyorum. Geleneksel ve klasik olanın yanında yeni bakış açılarının ve yaratıcı (creative) düşüncelerin sahnede gerçeğe dönüştüğü işlerin desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Dünya değişiyor! Ve değişen dünyaya uyum sağlamak her alanda yaratıcı fikirlere ihtiyacı arttırıyor. Tiyatro, sadece özelde değil aynı zamanda kurumsal anlamda da “Yeni Dünya”  ile eş değer enerjide yürümelidir. Bu oyunlar, kurumsal çatı ile birleşince ortaya kaliteli bir sahnede kaliteli oyunlar çıkıyor. “İtirafçı Yürek” oyununun, “Dünya Prömiyeri” olarak seyirciyle buluşmasını, birçoklarının aksine haklı bir iddia olarak görüyorum. Çünkü farklı olan, görülmeli!

Başta oyunun yönetmen ve oyuncusu olan Aydın Sigalı olmak üzere tüm ekibi kutlarım. KÜNYE:

Yazan: Edgar Allen Poe                                                    Ses Tasarımı: İlker Sevüker

Çeviren: Engin Vural                                                         Sahne Amiri: Fatma Yılmaz Buldurucu

Oyunlaştıran: Mesut Vural                                             Işık Kumanda: Adem Karataş

Yöneten ve Oynayan: Aydın Sigalı                                  Ses Kumanda: İlker Sevüker

Sanat Danışmanı: Eylem Tanrıver Varlı                       Yazılım ve Görsel: Serkan Aktü

Görsel Tasarım: Aksel Zeydan Göz                              Sahne Teknisyeni: Yüksel Kızılcık

Dekor&Kostüm Tasarımı: Rona Topçuoğlu                 Asistan: Yeliz Sivas

Işık Tasarımı: Erol Dinçdemir                                       Fotoğraflar: Tekin Ezgütekin (Prömiyerde sergi yapıldı.)

Hakkında Yelda Özdeş

Yoruma kapalı.