25 Temmuz 2017, Salı
SON HABERLER
Buradasınız: Anasayfa / Eleştiri / Kadıköy Tiyatro Festivali’nde Tiyatrokare’nin “Babamla Dans”ı
Kadıköy Tiyatro Festivali’nde Tiyatrokare’nin “Babamla Dans”ı

Kadıköy Tiyatro Festivali’nde Tiyatrokare’nin “Babamla Dans”ı

Oyuna geçecek olursak, hıçkırık seslerini, tiyatro salonunda – özellikle açık havada- uzun zamandır duymadığım bir anda fark etmemi sağladı. Duygu olarak seyircisine ulaşan bir oyun oldu Babamla Dans. Itzick WEINGORTEN ‘in metni güçlü bir söz işçiliği. Bu hala tiyatroda ‘söz’ ün aksiyonu öldürdüğü ilkelliğine inanan tiyatro insanlarımıza ulaşmalı. Oyunda özellikle söz, sahnenin aksiyonu. Sahnenin içselliği. Olay örgüsü de anlatım üzerine kurulmuş.

Suat Sungur, doğuştan otistik bir karakteri canlandırıyor. Bakımevinde ya da hastanede dansçı babası öldükten sonraki monologunu izliyoruz. Erkekteki ‘Baba’ ve ‘Oğul’ başlıklarına yöneliyoruz. Erkek kimliği baba ve oğul olarak bölünerek aynı zamanda sosyal statü sorgulamasına dönüşüyor. Sungur, babasını model alarak kendi kişilik analizini babasının üzerinden yapmaktadır. Sungur, bedeninin yamukluğundan dolayı, insanların kendisini dışlamasından şikayetçi. Baba modeli, mükemmeliyetin de karşılığıdır Sungur için. Babası, Sungur’ un yapmak istediği her şeyi başarmıştır. Bu onun için mümkün değildir. Dans etmek istemiştir ama bedeni izin vermemiştir.

Sungur’un oyunun başlarında kanepeye yatışıyla Baba’nın ‘koruyucu’ özelliği arasında paralellik kurulmuştur. Kanepe o anda ‘Baba’ haline gelmiştir.

‘Dans, edilene kadar kaybolmaz’

Dans kavramı ve eylemi – ki oyunda kavramsallaşmıştır da aynı zamanda- baba ve oğul arasındaki ilişki biçimini açıklar.

‘Taş, içinde heykeli taşır. Heykeltıraş gelir o taşı özgürlüğüne kavuşturur’

Dans ve beden arasındaki ilişki karşıtlık olarak karşımıza koyulmuş. Baba artık karşımızda bir ‘mit’ e dönüşmüştür. O yüzden bir yönüyle ‘sorgulanamaz, eleştirilemez’ noktaya ulaşmıştır. Peşi sıra bu bir hayranlığa dönüşmüştür. Babanın, kız arkadaşıyla buluştuğu sahne Sungur tarafından canlandırılarak anlatılıyor. Bunun gibi bir çözüme buraya kadarki zamandan önce de başvurulmaydı. Çünkü bazı anlatım sahneleri böyle canlandırılmayla desteklenmeli.

İkinci perde baba-oğul çatışmasına daha yakın bir şekilde ilerliyor. Sinevizyonda insanların görüntülerine tanık oluyoruz. Ancak burada sürekli yinelenen müziğin bir kanıksama yarattığını söylemek gerekir.

Sungur, çoğu yerde sakat olduğunun farkında değil gibi bir oyunculuk biçimi sergiliyor. Bu da ortaya ne kadar duru bir oyunculuk çıkardığının kanıtlarından biri. Baba’nın doktorla diyalogunu bile Sungur’un ağzından çok gerçekçi bir şekilde dinliyoruz. Baba, genç yaşta kalp krizi geçirmiş. Son rahatsızlığından sonra artık dans edemeyecek. Baba’nın ‘dans edememe’ krizini de Sungur’un duygusal geçişleriyle görüyoruz.

‘İnsanlardan ve Tanrı’dan özür dilemekten vazgeç’

Baba’nın güçlü öğretileri artık yaşam rotası olur Sungur için. Burada baba figürü ‘Öğretici’ misyona dönüşür.

‘Dışarıdakiler mi sorunlu içeridekiler mi? ‘

‘Özürlü’ olan kim? Onları ötekileştiren ne? Sungur, finale doğru bu tarz sorgulamalarla karşımızda. İnsanların bakış açılarından şikayetçi. Oyun boyunca Sungur ‘ un yaşı hiç ortaya çıkmıyor. Bu da başka bir oyunculuk başarısı. Nedim Saban’ın yönettiği ‘Babamla Dans’ her anlamda ‘başka ‘ bir oyun.

Hakkında Burak Akyüz

Yoruma kapalı.