25 Temmuz 2017, Salı
SON HABERLER
Buradasınız: Anasayfa / Eleştiri / Kara Deliğin Yuttuğu Kadınlar: Dolores ve Vera
Kara Deliğin Yuttuğu Kadınlar: Dolores ve Vera

Kara Deliğin Yuttuğu Kadınlar: Dolores ve Vera

 ‘Bazen Dolores, hayatta kalmak için kendine güvenen bir cadı olmalısın. Bazen bir kadının yapması gereken şey cadı gibi olmaktır.’

Bazı oyunları izleyip tiyatrodan ayrıldığınızda etkisinden kurtulamazsınız. Öyle sarıp sarmalamıştır ki sizi, gerçek değerine kavuşması, anlam katmanlarının belleğinizde billurlaşması için zihninizde demlenmesi gerekir. Böylece ilk izlenimin yarattığı hayranlığın nesnel nedenlerini anlar ve bu doygunluğun tesadüfî olmadığını, sahnedeki her eylemin, her repliğin, her rengin bunu yaratmak için özenle, emekle tasarlandığını fark edersiniz. İşte bu sezon Ankara Devlet Tiyatrosu’ndan izlediğim Dolores Claiborne oyunu tam böyle bir yapımdı. Yalnızca sahne olanaklarının etkin kullanımı, yalın oyunculuk, sahne estetiği bakımından değil aynı zamanda sağlam dramaturgi çalışması,  oyunun konusunun günümüze denk düşmesi bakımından da oldukça kıymetli bir yapım. Stephen King’in romanından David Joss Buckley tarafından oyunlaştırılan metin; karakterleri, polisiye aksiyonun bir figürü haline getirmeden tüm psikolojik giriftlikleriyle taşınıyor sahneye.

   Hikâye her ne kadar, bir cinayet sorgusu gibi başlasa da, aslında iki farklı sınıftan iki kadının, iki ayrı erkeğe- kocalarına- olan bağımlılığını ve bu evlilik kara deliği tarafından yutulmuş olan kadınların trajik hayatlarını konu alıyor.

Asal düzlemde, Doleres Claiborne’ü, başta bir kadın olarak, sonrasında anne olarak ve hizmetçi olarak tanırız. Dostoyevski’nin klasik romanı Suç ve Ceza’daki kahraman Raskolnikov gibi, Doleres Claiborne de psikolojik ve sosyolojik katmanlarıyla çok iyi tanımlandığından sonradan işleyeceği cinayetle ilgili olarak onu yargılamaz, anlamaya çalışırız ki oyunun başarısının asıl kanıtı da bu bana göre. Çünkü bir cinayeti açıklamaya çalışmak çok bıçak sırtı bir durum. Kestirip atmadan, yargılamadan anlamaya çalışmak ve anlatabilmek; sanatın işlevi de, gerekliliği de, kıymeti de, cesareti de burada değil mi?

Stephen King, Dolores’i yazarken temelden sağlam bir karakter yaratmış. Ancak sahnede ona can veren Fulya Koçak Yeşilkaya, oyun başından sonuna kadar düşmeyen temposu, inandırıcı duygu geçişleriyle bir katilden önce bir kadını, bir anneyi tanıtmadaki samimiyetiyle, ona ve hikâyesine inanmamızı sağlıyor.

Sorgu sahnesi ile başlar oyun. Dolores, rahat tavırları, dobra, alaysı, küfürlü konuşmalarıyla, bizdeki ‘erkek gibi kadın’ tabiriyle ‘erkeklik mertebesine’ yükseltilen kadınlardandır. Bu haliyle sorgulanan değil, sorgulayandır. Evet, bir cinayet işlemiştir. Ancak bunun müfettiş Garrett’in araştırdığı Vera Donavan’ın ölümüyle bir ilgisi yoktur.

Dolores, herkesin birbirini tanıdığı küçük bir balıkçı kasabasında yaşamaktadır. Burası ABD‘nin Maine Eyaletindeki Little Tall Adası’nda bulunmaktadır.  Eğitim düzeyi düşük, alt tabakadan gelmiş olan Doleres, sonradan hayatımın hatası dediği kocası ile de burada tanışıp evlenmiştir. Geri dönüşlerle Dolores’in sorgu sırasında müfettişe anlattıklarıyla akıyor, oyun. Dolores, bir katil olduğunu, kocası Joe’yu öldürdüğünü itiraf eder ama gerekçeleri öylesine trajiktir ki, müfettiş bu cinayetin geçmişte bilindiği haliyle bir kaza olarak kalmasını yeğler.

Herkesin kendi halinde yaşadığı bu küçük kasabada, geleneksel toplumsal ahlak ve toplumsal cinsiyet yargıları oldukça belirgindir. Erkekliğin kışkırtılıp, kadınlığın bastırıldığı bir ahlak anlayışı hüküm sürmektedir. Dolores’in annesi de babası tarafından şiddete maruz bırakılıp, aşağılanmıştır. Bu yüzden başlarda kocası Joe’nun aşağılamalarına, sarhoşluklarına, sorumsuzluklarına, kumar oynamasına ve uyguladığı her türden şiddete sessiz kalmış, kanıksanmış bir alışkanlıkla yaşadıklarını içselleştirmiştir. Ancak bir gece artık Joe’nun yaptıklarına dayanamaz hale gelir ve isyan eder. O ana dek uysal olan, ailesi için didinen, kocasını hep hoş tutmaya koşullandırılmış Dolores’in yerini, aşağılanmaya ve hakarete karşı çıkan, kendisine saygısı ve güveni tam olan yeni bir kadın alır. Dolores’in bu güvenli ve onurlu duruşuyla erkeklik gücünün örselendiğini, hükmünün çiğnendiğini düşünen Joe’nun intikamı fena olur. Dolores’ten uzaklaşıp kızları  Selena’yı cinsel anlamda taciz etmeye başlar. Hayatı çevirmek için Vera’nın yanında hizmetçilik yapan, kocasının şiddetine maruz kalan Dolores, kızının başına geleni öğrendiğinde hayat daha çekilmez hale gelmiştir. Bir kara deliğin içinde kıvranıp durmaktadır. Çareyi bankada biriktirdiği parayı alıp, kızı Selena ile birlikte kasabayı terk etmekte bulur. Ancak sistem, tüm kurumlarıyla kadını köşeye kıstırmak üzere örgütlenmiştir. Zira Joe, ortak hesapları olmadığı halde karısı üzerine olan parayı ondan önce bankadan çekmiştir. Dolores, bu ekonomik baskı yüzünden kasabadan ayrılamaz.

Bu sıkıştırılmışlığın içinde Vera ile yakınlaşırlar. Vera’nın hikâyesi de burada başlar. İki kadının paradoksal ilişkisi, zaman zaman  aynı kaderi paylaşan iki kurbanın yakınlığıyla zaman zaman daVera’nın öfkeli kaprisleriyle sürer. Oyun ilerledikçe, iki kadın birbirlerinin bağımlısı haline gelirler. Uzun süre tutsak yaşamış insanların hayat karşısında yaşadıkları tedirginliği birbirlerini sarılarak atarlar. Bu süreçte Vera, Dolores’in hem dostu hem sırdaşı olur. Vera’nın Dolores’e anlattıklarının içinde kendi hikâyesi de saklıdır:

‘ Her gün bir koca ölmektedir. […] Ölürler ve paralarını karılarına bırakırlar. Ben bilmeyeceğim de kim bilecek. Bazen metreslerinin yanından eve arabayla dönerlerken frenler tutmayıverir. Bir kaza Dolores mutsuz ev kadınının en yakın arkadaşıdır. Bazen kaltak olmak bir kadının tek dayanağıdır.’

Vera’nın kocası da bir trafik kazası sonucu ölmüştür. Bu tavsiye Dolores’in kulağına küpe olur. Ve o gün geldiğinde,  20 Temmuz 1963 günü güneş tutulmasının yaşanacağı, bütün kasabanın da bu olayı izlemek için sahilde olacağı o gün, yine içmiş olan Joe ile Dolores arasında bir tartışma çıkar. Joe’nu kuyuya düşmesine neden olur.

Dolores, Vera’nın öğüdünü tutmuştur:

‘Bazen Dolores, hayatta kalmak için kendine güvenen bir cadı olmalısın. Bazen bir kadının yapması gereken şey cadı gibi olmaktır. ’

Dolores’in ve Vera’nın yaşadığı bu kıstırılmışlık, kadın cinsine yönelik toplumsal ve kurumsal örgütlenişin, aile içinde mülk sahibi erkekle mülksüz kadın arasındaki çelişkinin, kadın cinsinin ekonomik bağımlılığı ve toplumsal hak yoksunluğunun yansımasıdır. Andree Michel: Kadınların tarihi her şeyden evvel baskı altına alınışlarının ve bunun gizlenişinin tarihidir, der. Kadının toplumsal statüsü ve özellikleri doğa vergisi sayılarak insan soyunun kafasına içselleştirilmiştir. Böylece ataerkil ideoloji doğallık kılıfı ile meşrulaştırılmıştır. Bu ideolojinin gerektiği rolleri sorgulayan ya da sorgulama potansiyeli olduğu düşünülen kadınlar, orta çağda cadı ilan edilir, Vera’nın sözünü ettiği cadılık kavramı orta çağda doğmuş, lanetlenen kadın cinsi için verilen ortak sıfat olagelmiştir:

‘Orta çağın zirvesinde kilise, bilimle, felsefeyle uğraşan, mülk edinen kadınlara savaş açtı. Kadınlar ‘şeytan’ ilan edilerek yakıldı. 1484’de iki Dominiken rahip, Heinrich Kraemer ile Johann Sprenger, Papa VII. Innocentus’dan Almanya’da cadılığın köklerini kazımak için izin aldı. Papaya sunulan ‘kanıtlar’ yeterli görülünce tüm rahipler uyarılarak cadı soruşturmaları başlatıldı. ‘Kendisini şeytana teslim etmiş’, ‘büyücülük ve karanlık işlerle uğraşan’, ‘hayvanlara tahıl veren’, ‘erkeklerin belini bağlayan’ gibi akıl almaz gerekçelerle kovuşturmalar yürütüldü. Tüm toplumu ‘cadılık’ konusunda ‘bilinçlendirmek’ için 1486’da     ‘Cadıların Kafasına İndirilen Balyoz’ kitabı yayımlandı. Bu kitap tüm Hıristiyanlık dünyasının en yetkili başvuru kaynağı haline gelirken, ‘cadılık soruşturması’ sonucu ‘suçlu’ bulunan kadınlar yakılarak katledildi.(1)

Cadılık soruşturmasına uğrayan kadınlar, korkunç işkence yöntemleri altında hayali itiraflara zorlandı. Soruşturmalar genellikle halka açık meydanlarda yapılır ve ‘itiraflar’ tüm halka dinlettirilirdi. 12. ve 15. yüzyıl boyunca ‘cadı avı’ adı altında yapılan kadın katliamları 16. yüzyıl boyunca ve 17. yüzyıl başlarına kadar sürdü.

Günümüz verilerine göre, kadının toplumsal statüsüne baktığımızda özellikle ülkemiz için durumun vahametini, ‘aile’nin korunamadığını görüyoruz.

Adli Sicil Kayıtlarına göre 2012 yılında, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi 6384 sayılı kanun kapsamında, adli mercilere toplam 4 bin 374 olay intikal etti. Bu olaylardan 2 bin 48 dosya hakkında takipsizlik kararı verildi. 2 bin 52 olayla ilgili dava açıldı ve şiddet mağduru kadınlar hakkında koruma kararı verildi. 33 bini çocuklara olmak üzere 100 bin cinsel saldırı olayı yaşandı. Toplumsal anlamda bir kamplaşmanın yaratıldığı günümüze bir de Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden bakalım. Buna göre, cinsel saldırı suçları son beş yılda yüzde 30 arttı. Verilere göre son 15 yılda 241 polis, 91 asker, 17 özel timci, 15 korucu, 45 gardiyan tecavüzden yargılandı. Fakat hiçbir ceza almadı. Tecavüze uğrayanların yüzde 50’si 18 yaş altında. Bunların % 90’nını kız, % 10’unu oğlan çocukları oluşturuyor. 2002-2008 arası 62 bin kadın tecavüze uğradı. 2002 yılı kayıtlarına 66 olarak geçen kadın katliamı sayısı, 2007 yılında 1011 olarak saptandı. TÜİK raporunda çocuklarla ilgili veriler de yer alıyor. Buna göre, 5-10 yaş arası çocukların yüzde 55’i, 10-16 yaş arası çocukların ise yüzde 40’ı ensest mağduru.

Dolores Claiborne oyunun ensest mağduru olan Selena, Joe’nun ölümünden sonra evden ayrılır. Yaşadığı travmanın tüm hayatına yayıldığını, güvenli bir ilişki kuramadığını oyunun sonlarında anlaşılır. Selena’nın evden ayrılmasıyla Vera’nın yanına taşınır Dolores. Vera, artık Dolores’in bakımına muhtaçtır. Ancak gençken yaptığı gibi, sınıfının gereği ve örselenmiş onurunu tamir çabasıyla, Dolores’i hep aşağılar, küçümser. Dolores ise bu kaba hoyratlığın altındaki çaresiz kadın Vera’yı görmüştür. Ona tahammülü ve bağlılığının asıl nedeni de budur. Vera Donovan’ın  bu denli anlaşılmasında, Serap Sağlar’ın performansının ve Vera’yı anlamış olmasının payı çok büyük elbette.

Oyundaki, döner sahne kadınların aynı döngüde hayatlarının tamamladıklarını göstermesi bakımından anlamlı. Yine, Joe’nün çukura düşme sahnesindeki dekor da oldukça işlevsel ve estetikti. Ali Cem Köroğlu’nun dekoru, oyunun sözüne hizmet eden, sahne geçişlerini kolaylaştıran bir tasarım. Işık ve giysi tasarımı için de aynı şeyleri söylemek gerekir.

Son söz olarak, günümüzde, ülkemizde yaşanan ‘korunamayan aile’ trajedisini, bizim kalemimizden çıkmasa da, sahneye taşıyan, bu soruna dikkat çeken Dolores Claiborne oyunun dramaturgunun, yönetmeninin, oyuncularının, dekor, ışık ve kostüm tasarımcılarının cesur bir söylemle, estetik bir sahneleme biçimiyle cinsel politikayı tartışmaya açtığını, deşifre ettiğini görmek umut verici. Oyundaki uyumun sağlanmasında yönetmenin başarısız tartışmasız… Oyuncuların kendi rollerini ve oyundaki diğer karakterleri tüm derinlikleriyle kavramış olmalarının yansısı, zaman bölümlenmeleriyle anlatılan hikâyenin anlaşılmasını kolaylaştırıyor. Yine yönetmen Hakan Çimenser’in oyunun sözünü, asal sözünü net anlatmasının yansısı olarak oyunun dekor ve ışık tasarımı da oldukça göz doldurucuydu. Döneme ve karakterlerin statülerine uygun kostümler bu bütünlüğü tamamlıyordu.

Oyundan öyle anlaşılıyor ki; oldukça zorlu, tartışmalı bir prova süreci yaşanmış. Sonuçta, herkes eteğindeki taşı dökmüş, ortak bir payda da buluşulmuş. İkna olmayan, itirazı olan kimse kalmamış galiba, diye düşünüyorum. Sahne olanaklarını zorlayan romandan uyarlanmış bir hikâyenin bu kadar net ve doğru anlaşılmış olmasının sırrı başka ne olabilir ki?

 

  1. Berktay, Fatmagül, Tarihin Cinsiyeti, Metis Yayınevi, 2012, İstanbul
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

OYUN EKİBİ

YAZAN

STEPHEN KİNG

OYUNLAŞTIRAN

DAVİD JOSS BUCKLEY

YÖNETMEN

HAKAN ÇİMENSER

DEKOR TASARIMI

ALİ CEM KÖROĞLU

GİYSİ TASARIMI

CEREN KARAHAN

IŞIK TASARIMI

ŞÜKRÜ KIRIMOĞLU

YÖNETMEN YARDIMCISI

MİTHAT ERDEMLİ

SAHNE AMİRİ

AYSEL ERDOĞAN

KONDÜVİT

DEVRİM KILIÇÖZGÜRLER

IŞIK KUMANDA

MAHİR KÖKSAL – ANIL SAĞIROĞLU

SUFLÖZ

MÜJDE YAZAR

DEKOR SORUMLULARI

ADEM KOYUNCU

RİDVAN TÖREMEN

AKSESUAR SORUMLUSU

ERSİN ÇELİK

 

OYUNCULAR

TOLGA ÇİFTÇİ

SERAP SAĞLAR

TOLGA TUNCER

FULYA KOÇAK

DENİZ GÖKÇE KAYHAN

AHSEN MUTLU(TV SPİKERİ)

 

 

 

 

Hakkında Fatma Işık Tuğcu

Yoruma kapalı.