25 Temmuz 2017, Salı
SON HABERLER
Buradasınız: Anasayfa / Eleştiri / Kızoğlankız Ölenlerin Tragedyası
Kızoğlankız Ölenlerin Tragedyası

Kızoğlankız Ölenlerin Tragedyası

Faşist Franco’nun paramiliter güçleri olan Falanjistlerce öldürüldüğünde hayatının baharındaydı Federico Garcia Lorca . 1936 yılında mahkemesiz ve sorgusuz bir biçimde infaz edildiğinde otuz yedi yaşındaydı, ardında onlarca şiir ve tiyatro eseri bırakarak cennete göç etti. Lorca köklü İspanyol edebiyatının genç bir yetenek olarak yegane sürdürümcüsü oldu yaşadığı yıllarda.(1898-1936) . Yapıtlarında İspanyol halk edebiyatının geleneksel motifleri olan , halk masalları, efsaneler ve deyişleri şiirsel bir dille  ustaca kullanarak modern İspanyol tiyatrosunda haklı ve önemli bir yer edindi..

Lorca başta kadın sorunsalı olmak üzere aşk, evlilik,cinsellik , töre, kıskançlık temalarında oyunlar kurgulayarak  yaşadığı yıllarda hayatı farklı bir düzlemde algılayan ve yaşayan, yaşadığı gibi yazabilen tutarlı bir devrimci olarak üretimlerde bulundu.Sanat yaşamına şiirle başlayan ve ilk dönemlerde yazdığı şiirleri Roman cero Gitarno ( Çingene Baladları) adıyla yayınlayan Lorca, daha sonra tiyatroya yöneldi ve Marina Pineda, Eskicinin Tazesi, Kız Kurusu  Gül Hanım, bir üçleme olarak yazdığı   Kanlı Düğün, Yerma  ve  Bernarda Alba’nın Evi gibi önemli yapıtları dünya tiyatro literatürüne kazandırdı.

İstanbul Şehir Tiyatroları bu üçlemenin sonuncusu olan Bernarda Alba’nın Evi adlı oyunu Hale Toledo’nun çevirisi ve Engin Alkan’ın sahne yorumu ve uygulamasıyla seyirciyle buluşturdu. Dekor tasarımını Ayhan Doğan’ın kostüm tasarımını Nihal Kaplangı’nın yaptığı oyunun ışıkları ise Özcan Çelik’e ait.

Bernarda Alba’nın Evi’nde yazar, ikinci  kocasını henüz gönmüş, otoriter, onurlu ve törelerle kendini var etmeye adamış Bernarda ve yaşları yirmi ile kırk arsında beş kızının trajik öyküsünü anlatıyor.

Bernarda ikinci kocasını ölümü ile kızlarını evde toplar ve 8 yıllık yas boyunca nasıl yaşayacakları ve  hangi kurallara riayet edeceklerini sert ve otoriter bir tavırla kızlarına söyler .Kızlar evden dışarıya çıkamamakta ancak evin avlusuna hava almak için çıkabilir sokağı da sadece kendi odalarının pencerelerinden görmektedirler. Evin en küçük kızı Adela, “Benim derimde sizinki gibi olsun istemiyorum. Yarın yeşil fistanımı giyeceğim ve sokağa çıkacağım.” diyerek  bu ‘manastır’ yaşamına ilk itiraz eden ve bu asiliğini canıyla ödeyen bir isyankar olarak karşımıza çıkar.

Kadının töre ve aşk kıskacında özgürlüğünün elinden alınması ve düşürüldüğü dramatik durumunun tarafsız, gerçeğe yatkın ve nesnel anlatımı olan Bernarda Alba’nın Evi, ele aldığı konunun yetkince anlatımı, dramatik kurgusu ve iç gerilimi ile Lorca’nın en sağlam oyunu olarak kabul görmüş, evrensel anlamda bir başyapıttır.

Yönetmen Engin Alkan, oyunun sahne yorumunda farklı bir çeviri ile işe koyulmuş ve şimdiye kadar bilinen Turan Oflazoğlu çevirisini kullanmayarak Hale Toledo’nun çevirisini tercih etmiş, ancak başta söylenmeli çeviri dilsel kırılmalar içeriyor. Örneğin bulundukları yerleşim yerine kimi yerde köy kimi yer de kasaba deniliyor bir başka yerde tanrı bir başka yerde Allah deniliyor vs.

Ancak Engin Alkan’ın Lorca’ya yaklaşımını dürüst ve iyi niyetli bir girişim olarak sahnedeki yorumundan çıkarmak mümkün. Alkan yorumunda üç perdelik oyunu iki perdeye indirerek,  anlatımı güçlendirmiş ve konuyu daha özlü ve daha anlaşılır bir reji yorumuyla sahneye taşımış.Yorumunu, töre yada başka gerekçelerle bastırılan duygular ve kuşatılmış hayatların trajik sonuçları üzerine kuran Alkan, yorumuyla  bugünün gerçekliğine de özel bir vurgu yapıyor ve trajik olanı neden sonuç bağlamında tartışmaya açıyor.

Oyunda bir başka önemli unsur da teknik tasarımın başarısı, dekor, kostüm  ve efektler oyunun görsel anlatımını güçlendirdiği gibi aynı zaman da oyun kişilerinin (özellikle kızların) ruhsal ve duygusal durumlarını yansılaması anlamında özel bir vurgu içeriyor. Engin Alkan oyunu baştan sona yanı başında kilise bulunan varlıklı olduğu her halinden belli olan evin avlusunda devindiriyor. Sahne tasarımının bu yorumla düzenlenmesi ve aksiyonun avluda anlatımı hem dinsel ve töresel esareti hem de kapatılmışlığın ve özgürlüksüzlüğün trajik vurgusu imleniyor. Ayrıca oyunda kullanılan müzik ve efektler sahnede olağanüstü bir atmosfer yaratıyor.

Oyunculuklarda ise kimi sorunlar olmasına karşın genel olarak, tragedyanın bütününün anlatımında ses,  tavır  ve  duygu değişimi özel bir çabadan söz edebilmek mümkün. Oyuncuların Lorca’yı algılayış ve anlatımlarının doğru ve tutarlı bir çizgide giderken kimi rollerde duygusal derinliğin yeterince açığa çıkarılamadığı gibi bir izlenim ediniliyor.

Sonuç olarak Lorca’nın  ve kadın doğası, kıskançlık, bastırılmaya çalışılan cinsel dürtüler gibi insana dair psikolojik değerlerle tamamladığı gerçeğe yatkın,  kendi yaşadığı coğrafyanın da  kültürel değerleriyle harmanladığı tragedyası Engin Alkan’ın yönetiminde amacına ulaşıyor ve görsel olarak başarılı bir seyirlik ortaya çıkıyor.

Hakkında Metin Boran

Yoruma kapalı.