DANS ETNOGRAFYASI FORUMU - 2008 LEICESTER’DAN İZLENİMLER
Berna Kurt

 

İstanbul’dan Leicester’a

Leicester İngiltere’nin o bölgelerinde, Londra’ya trenle 2,5 saat uzaklıkta, orta büyüklükte bir üniversite şehri. Nüfusunun çoğunluğunu öğrenciler ve Hintliler oluşturuyor. Yurtdışı turnelerimiz sırasında birçok ülke gezmiştim; bu kez tek başıma, akademik bir sunum yapmak üzere gidiyorum bu şehre. Üç günlük seyahatim boyunca üniversite kampüsü, öğrenci yurdu, tren istasyonu ve Hint lokantası dışında pek de bir yerini de göremiyorum ne yazık ki. 


İnsanın kendi sınırlarını zorlaması güzel; önce tedirgin ediyor, sonra mutluluk veriyor. İlk akademik sunumumu Leicester’da, De Monfort Üniversitesi’nin düzenlediği Dans Etnografyası Forumu’nda İngilizce yapıyorum; uluslararası bir forumun Türkiye’den gelen tek katılımcısıyım. Tam on sene önce, öğrenciyken Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nün düzenlediği Uluslararası Etnokoreoloji Sempozyumu’nda sevgili hocam Doç. Dr. Arzu Öztürkmen’in asistanlığını yapmıştım. Bir dansçı- öğrenci olarak, dans alanına dair sunum yapan akademisyenlerin önemli kuramsal tartışmalar yürütürken bir yandan da dans figürleri göstermeleri ve bolca dans fotoğrafı ve filmi seyrettirmeleri beni çok etkilemişti. Dinamik ve neşeli bir ortamdı. “Ben de onlar gibi olmak istiyorum” demiştim.  

Yola çıkmadan önce TÜBİTAK-BİDEB (Bilim İnsanı Destekleme Daire Başkanlığı) Yurt Dışı Bilimsel Etkinliklere Katılma Desteği Programı tarafından desteklendiğimi öğrendim. Bu ayrı bir sevinç kaynağı oldu tabii. İlk yurtdışı sunumu milat gibiydi benim için; ve maddi -ve tabii manevi- olarak desteklenecektim. Araştırma görevlisiyken, yüksek lisans yaparken “kuramsal ders vermeden akademisyen olunmaz” diyordum; sonra farklı iki disiplinde ders vermeye başladım. Daha sonra “makale yazmak” ve “akademik sunum” yapmak olmazsa olmaz dedim. Onları da yaptım. Yol uzun, hedefler değişiyor ama aşama aşama gerçekleşiyor. Sanırım “onlar gibi olmaya” başladım…

İlk gece: Dancing Kathmandu

Şehre varır varmaz, elimde haritalarım, öğrenci yurduna koşup eşyalarımı bıraktım. Forumu düzenleyen İngilizce, Sahne Sanatları ve Tarih Çalışmaları Bölümü’nün binasını buldum. “Meslektaşlarım”la tanıştım; hep birlikte genç bir dans etnografı olan Sangita Shresthova’nın hazırladığı Dancing Kathmandu adlı belgesel filmi seyrettik. Yarı Çek, yarı Hintli yönetmenin Katmandu’daki dans ortamını yansıttığı filmi; halk dansları alanındaki konumların, tartışmaların ve sorunların ne kadar benzeşebileceğini gösterdi. İnsan ister istemez Türkiye’yle ilgili bir film çeksek nelerden bahsederdik diye düşünüyor. Tabii ilk akla gelenler, tarihsel olarak folklor alanının milliyetçilikle olan ilişkisi, dernekler piyasası, Anadolu Ateşi ve versiyonlarıyla popülerleşen, ticarileşen gösteri formu ve tabii ki bitmek bilmez “otantiklik” tartışması. Hindistan’daki ünlü Bollywood piyasası ve buraya eklemlenen yetenekli dansçılar; bunların karşısında “yerel”i kendi bağlamından koparmamaya çalışanlar, dansı ibadet olarak görenler ve “otantik” dansları bozanları eleştirenler…Türkiye’deki manzarayla ortaklıklar kurmak çok zor değil sanki.  

İkinci gün: Forum1

Forumda 5 ülkeden 16 dansçı ve akademisyen sunum yaptı. Ayrıca kültürel çalışmalar, tiyatro, tarih ve dans bölümlerinden öğrenciler ve farklı ülkelerden akademisyenler de dinleyici olarak katıldı. Sunumların neredeyse hepsinin çeşitli fotoğraf ve filmlerle desteklediğini, birçok araştırmacının çeşitli dans figürleri gösterdiğini söyleyebilirim. 10 sene önceki gibi, hareketli bir ortam söz konusuydu. Ben ise o zaman sunumlarını dinlediğim profesörlerle birlikte aynı forumda sunum yapmanın heyecanını yaşıyordum. Yüksek lisans tezimden hazırladığım sunumun konusu, “Sinop köçekleri” örneği üzerinden erkek dansçıya yönelik önyargılardı. Forum sırasında yeni tanıştığım meslektaşlarım tarafından fazlasıyla ilgi ve destek gördüğümü söyleyebilirim. Dans akademisyenleri aralarına yeni araştırmacıların katılmasından mutluluk duyuyorlardı.

Etkinliğin önemli bir özelliği, dansçı, akademisyen, yüksek lisans ya da doktora öğrencilerinden oluşan oldukça çeşitli bir katılımcı profiline sahip olmasıydı. Genç ya da deneyimli akademisyenlerin, dansçı ve koreografların birlikteliği, farklı fikir ve deneyimlerin paylaşılabileceği dinamik bir ortam sağladı. Sunum aralarında yapılan yorumlar, çeşitli sorular, kurulan ilişkiler benim açımdan oldukça faydalı oldu. Sıkça tekrarlananan her türlü İngilizce kalıbı, kaynakçalarda geçen yazar adlarını, önemli tartışma konularını tek tek not ettim. İkinci sunumumda bunlardan fazlasıyla yararlanacağıma eminim.

Kapanış oturumunda da bahsi geçtiği üzere, tartışılan konular “etnografya” alanının ne kadar geniş olduğunu ortaya koyuyordu. Araştırmacının konumu neredeyse bütün sunumlarda bahsi geçen, tartışılan önemli bir konuydu. Gözlemlenen topluluklarla, görüşülen kişilerle demokratik bir ilişkinin kurulması, dans ortamlarına icracı olarak katılım, araştırmacının kendi konumunun da sorgulanması etik bir kabulleniş haline gelmişti. Sunumların büyük bir çoğunluğu disiplinler arası yaklaşımın araştırmaları ne kadar zenginleştirdiğini ortaya koydu. Dans, tarih, kültür ya da cinsiyet odaklı çalışmalarının birbirinden ne kadar beslenebileceğini gösterdi. Geçmiş-gelecek, yerel-küresel, birey-topluluk ayrımları; araştırma metodoloiileri; performans çözümlemeleri ve otantiklik meselesi üzerine çeşitli tartışmalar yürütüldü. İnternet teknolojisinin çalışmalara kattıkları, bu teknolojiden nasıl faydalanılabileceği tartışıldı. Çoğu dans temsilinin önemli bir unsuru olan toplumsal cinsiyet de her zaman olduğu gibi birçok tartışmanın merkezindeydi.

Son Gün: Eve Dönerken

Etkinliğin heyecanı ve yorgunluğu içinde eve dönerken, önümde açılan yeni ufukları değerlendirmeye çalıştım. İnsan yalnız kalınca ister istemez kendi yaptıklarını sorgulamaya başlıyor. Yaşadığım toprakların geleneksel kültürü üzerine araştırma yapmak, ayağımın yere daha sağlam basmasını sağlıyor sanki. İçine doğduğum gelenek üzerine bilgi edinmek, öğrendiklerimi eleştirel bir gözle değerlendirebilmek, hatta çeşitli katkılarla zenginleştirmek, en önemlisi bunu sevdiğim alanda, “dans ederek” yapmak doğru bir seçim sanırım. Zevk aldığım, anlam yüklediğim ve emek harcadığım işi meslek olarak da yapmak dönem dönem biraz yorucu oluyor belki ama doğru yoldayım; bunu daha da iyi anlamamı sağladı bu forum.
 

 

1 Mart 2008

 

Mehmet Serimer'i Kaybettik...


Geçtiğimiz ay rahatsızlanarak Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırılan Şehir Tiyatroları'nın başarılı oyuncusu Mehmet Serimer hayatını kaybetti.

Cenaze merasimi 24.01.2012 Salı günü saat 10.00'da Süleyman Demirel Kültür Merkezi'nde düzenlenecek olan törenin ardından, Fevziye Camii'nde kılınacak öğle namazına müteakip Değirmendere mezarlığına defnedilecektir...

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları

 

Mehmet Serimer

1975'de Halkevi tiyatro çalışmalarına amatör olarak başladı. 1979 yılında Kocaeli Bölge Tiyatrosu'yla başlayan profesyonel tiyatro yaşamı 1994-95 tiyatro sezonuna kadar, kurucu, oyuncu, yönetmen olarak devam etti.

1982 yılında H.Ü. Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü'ne girdi.

1994-95 oyun sezonundan 1998-99 oyun sezonuna kadar Trabzon Devlet Tiyatrosu'nda misafir sanatçı olarak çeşitli oyunlarda yönetmen yardımcılığı yaptı ve oyuncu olarak görev aldı.

"Keşanlı Ali Destanı", "Taziye", "Kanlı Nigar", "Matruşka", "Antigone" adlı oyunlarda rol aldı.

2000-2001 oyun sezonunda Kocaeli Şehir Tiyatrosu'na katıldı.

"Üç Kuruşluk Opera", "Hadi Öldürsene Canikom", "Bin Varmış Hiç Yokmuş" , "Don Juan", "Cimri", "Bir Yaz Gecesi Rüyası", "Bir Şehnaz Oyun", "Bahar Noktası", "Barış",”Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz”, “Yolcu” , "O Güzelim Kaymaklı Dondurma Rengi Elbise”, “Derviş Ve Ölüm”, “Resimli Osmanlı Tarihi”, ”Kösem Sultan” adlı oyunlarda rol aldı.

 

 

 

YENİ TİYATRO DERGİSİ’NE “KIŞKIRTMA” GİRİŞİMİ VE “TEHDİT”!...



Mustafa Demirkanlı yayınlamaya başladığı günden beri Yeni Tiyatro Dergisi’ni bir biçimde engelleme, dezenforme etme, hedef gösterme girişiminden geri durmadı. Bunun en önemli sebebi 20 yıl boyunca kaybettiği tiyatro okurlarını Yeni Tiyatro Dergisi’nin kazanmış olmasındandır; Türkiye’de yayınlanan bütün tiyatro dergilerinin hepsinin en az iki-üç katı daha fazla okura ulaşan Yeni Tiyatro Dergisi, gerek içeriği gerek yayın anlayışıyla da, belki de “saldırı”yı (!) hak ediyor. Bu saldırıların en “yeni”si Demirkanlı’nın editörü olduğu sitede yayınlandı; “kargaları bile” güldürecek iddialardan oluşan bu saldırılar “saldırı” olsaydı bari!...

Tiyatro Tiyatro Dergisi editörü Mustafa Demirkanlı’nın 16 Ocak 2012’de www.tiyatrodergisi.com sitesinde Yeni Tiyatro Dergisi’yle ilgili yayınladığı haberde (!), yalan yanlış bir sürü safsata ileri sürdükten sonra birkaç yıldır “manipule” ettiği insanlara yeni bir “hedef” göstererek, onları adeta “kışkırtmak” istiyor. Demirkanlı’nın bir sürü akademisyeni, tiyatro insanını içine sürüklediği “batak”tan ders alamayanlar olur diye, geçmişte kimilerine yaptığımız uyarıyı ola ki, Demirkanlı’ya inanabilecek olanlara “yeniden” yapıyoruz:

“Lütfen, Demirkanlı’ya kanıp ‘kahramanlığa’ soyunmayınız; çünkü kimi örneklerde göründüğü gibi sonuçta çırılçıplak ortalık yerde kalabilirsiniz. Sonuçta ‘kral çıplak’ konumuna düşmemek için verilen gazlara karşı ‘uyanık’ olunuz. Çünkü Yeni Tiyatro’nun ‘objektif’ yayıncılık yapmaktan başka bir ‘kaygısı’ yoktur.”

Demirkanlı aşağıdaki “tekzip” yazımızı da yayınlamayarak, yeni bir “sansür”e de imza atmış oldu.

Devamı...

ABONE KAMPANYASI

YENİ TİYATRO DERGİSİ 5. YAŞINA GİRERKEN “OKUMAN İÇİN DAHA NE YAPALIM, SEVGİLİ OKUR?!...” ABONE KAMPANYASI BAŞLATIYOR.



Yeni Tiyatro Dergisi, yeni tiyatro sezonuna “ilginç” bir ABONE KAMPANYASI ile giriyor. Yeni Tiyatro Dergisi 2011 Ekim tarihli 31. sayısında “Hilal Köseoğlu’nun Anısına” vereceği “Kargı” ve “Çığlık” oyunlarıyla birlikte, abone olacaklara daha önce verdiği ve kitapçılarda bulunmayan 10 ayrı oyun kitabını da hediye edecek. Yeni Tiyatro Dergisi Yayın Yönetmeni Yrd. Doç. Dr. Erbil Göktaş bu konuda şunları söyledi: “Yeni Tiyatro 5. yaşına girerken pek çok yenilikler yapmayı düşünüyoruz. Bunlardan bir tanesi de daha önce verdiğimiz ve baskıları tükenmek üzere olan Yeni Tiyatro oyunları; yeni tiyatro sezonunda bu kitaplardan 10 tanesini abone olacak okurlarımıza ücretsiz olarak vermek istiyoruz. Bilindiği gibi, Neil Simon başta olmak üzere pek çok yabancı ve yerli yazarların oyunlarını Türkiye’de ilk kez Yeni Tiyatro Dergisi basarak okurlarına ve abonelerine ücretsiz olarak ulaştırdı. Sahne Sanatları Dergisi olmamız nedeniyle yeni sezonda opera ve bale yazılarına ve eleştirilerine de daha çok yer verip opera librettolarını da basıp okurlarımıza ulaştırmak istiyoruz.

Türkiye’nin ilk ve tek “hakemli” sahne sanatları dergisi olan Yeni Tiyatro’nun hakem kurulunda şu isimler bulunuyor: Prof. Dr. Semih Çelenk, Prof. Dr. Didem Uslu, Doç. Dr. Sema Göktaş, Yrd. Doç. Dr. Bünyamin Aydemir, Yrd. Doç. Dr. Handan Karaadam, Yrd. Doç. Dr. Yavuz Çelik ve Yrd. Doç. Dr. Gülayşe Temeltaş.

Yeni Tiyatro Dergisi Ekim ayından itibaren aylık olarak yayınına devam ederken, okurlara ve abonelere yine 4 yıl önceki fiyatlarla ulaştırılacak. Posta ve kargo masrafları dahil olmak üzere yıllık 12 sayı bedeli 100 Türk lirası olarak aynı biçimde devam edecek. Yeni Tiyatro Dergisi’nin yayın kurulunda ise şu isimler bulunuyor: Erbil Göktaş, Okday Korunan, Hilmi Zafer Şahin, Alpay Ekler, Oktay Emre ve Sema Göktaş.

 

YENİ TİYATRO DERGİSİ 2010'A ABONE KAMPANYASI BAŞLATARAK GİRDİ!!!

 

 2009'daki ekonomik krizden önemli ölçüde etkilenen Yeni Tiyatro Dergisi, her sayı verdiği "Oyun Kitabı Eki"ne ara vermemek ve her sayıda bu hizmetini sürdürebilmek için "Abone Kampanyası" başlattı. Ekim 2009'a kadar "iki aylık" periyotta çıkan Yeni Tiyatro, bilindiği gibi okurlarından ve tiyatro çevrelerinden gelen yoğun istekler üzerine "Aylık" periyoda geçmişti. Daha önce "iki ayda bir" verdiği "Oyun Kitabı Eki"ni "Aylığa" geçince her ay vermek zorunda kalınca zaten "kriz" ortamında "bir kahramanlık" olan ve önemli bir gider tutan "ekleri" verip vermemeyi değerlendiren Yeni Tiyatro, "bu hizmeti sürdürme" kararı vermişti. Ancak ekonomik açıdan, önce okurlarına güvenen Yeni Tiyatro, bu sorunu aşabilmek için yine "okurlarına" dönüyor ve "abone" kampanyasına destek olmalarını bekliyor.

 

Satış Noktalarımız

Editör'den... / Erbil Göktaş

Erbil GöktaşTARTIŞILMASI GEREKEN AZİZLİKLER

Atila Sav’ın Milliyet Sanat Dergisi’nin Mart 2003, 528. sayısının 74. ve 75. sayfalarında yayınlanan “Küçük Azizlikler” yazısını okuduğumda Türk Tiyatrosu’ndaki pek çok sorunun bu yazıdan hareketle tartışılabileceğini düşündüm. Bunlardan ilki; Türk Tiyatrosu’nun, oyun yazarlığında ortaya konulan başarıları sahnelerde yeterince değerlendirilemeyişidir. Devamı...

Sitemizden en iyi verimi; bedava, açık kod ve güvenirlik düzeyi yüksek olan Firefox tarayıcı ile alabilirsiniz.
İletişim: mailonpix.com
Clicky Web Analytics