“Her iktidar kendi bilgisini üretir”.
Bugün geniş çevrelerde kabul gören postmodernist epistemolojinin karakter özellikleri; egemen sömürücü zihniyete, onun ekonomi-politik çıkarına hizmet ediyor oluşunun yanı sıra, kültürel olarak, insanlığın manevi değerlerini kullanıyor oluşuyla da açıklanabilir. Bugünkü bilim; modernizmin ilerici bilgisini kendine alet ederek dine ve gelenekselin yeniden üretilmesine doğru, yani tarihsel olarak geriye doğru evrilmiş durumda. Bu yöneliş geniş halk kitlelerinin ekonomik-sosyal-kültürel sömürüsünde bir ideolojik araç olarak işlev görüyor.
Geçmiş yüzyıllarda, bugünkü sosyal bilimlerin yerine düşünebileceğimiz mitler, efsaneler ve masallar, insana yön vermede kullanılan, topluma neye inanmaları gerektiğini bildiren ve kitleleri bir arada tutmaya yarayan araçlar olmuştur. Kitlelerin birleştirilmesi sürecinde bu araçlar; toplumun iktisadını ve dolayısıyla iktidarını ellerinde tutanlar tarafından, kendilerine tehlike oluşturabilecek tüm olasılıkları kontrol altında tutmak için sürekli yeniden- üretilmiştir. Genel olarak Doğu coğrafyasında ve özelde bizim toplumumuzda da iktidarı elinde bulunduran zümre, topluma dinsel değerlerin, devletin, ahlakın, ailenin ne demek olduğunu çeşitli yollarla ve büyük oranda sayılan araçlarla (1) anlatmıştır .
Ortaçağ gibi bir karanlık dönemi yaşayan Batı’da, Rönesans, Reform ve Aydınlanma dönemleriyle birlikte, bu geleneksel araçlar terk edilmiş fakat Batı toplumunun yönetici iktidarları; yüzyıllar boyunca ve anıldığı gibi günümüzde de, Doğu toplumlarında bu sürecin ( geleneksel ideolojinin siyasal ve toplumsal seviyelerde ikamesi)sürdürülmesini destekleyerek, kendilerine kaynak yaratma, onları ekonomik ve kültürel olarak sömürme politikalarının en önemli unsurlarından biri yapmıştır. Tarihinde bilim, akıl, ilerleme, özgürlük gibi değerlerle yöneticileri tarafından tanıştırılmayan Doğu toplumları, uzun zamandır bu geleneksel mirasın siyasal vesayeti altında yaşamaktadırlar. Burada bireysel bir inanış olarak İslamiyet’le ilgili bir polemiğe girecek değilim. Bizi ilgilendiren konu insanlığın gelişme dinamiklerini oluşturan, toplumu dönüştürmeye, onu aydınlatmaya yarayan, eleştirel/akılcı, toplumcu bilimsel bilginin karşısında; mitlerin, efsanelerin, masalların, geleneksel ideolojisinin, günümüz modern Cumhuriyet Türkiye’sinde de, hem toplumun gerçek maddi çıkarlarını manipule etmek için kullanılıyor oluşu hem de bu amaç doğrultusunda sanatı araçsallaştırması ile ilgili.
Vereceğim örnek Devlet Tiyatrolarının benim de içinde bulunduğum bölgesinden; Trabzon’dan. Ve ülkemizin önemli yönetmenlerinden Yücel Erten’in sahneye koyduğu Deli Dumrul’dan.
Erten’in bundan on sekiz yıl önce de sahnelemiş olduğu oyun, Trabzon’da geçen sezon büyük bir beğeniyle izlendi. Tiyatro eleştirmenlerinin de büyük övgüsünü kazandı.
Deli Dumrul ve İktidarın Normal Toplumu
‘ Toplumun akla dayanan süreçlere oturtulabileceğine ve gerek tek tek, gerekse yığın halindeki insan çabasının tarihsel olayları etkileyebileceğine yürekten inanmayan hiç kimse barış için çalışamaz.’ (2)
Geleneksel toplum değerlerinin belli başlı unsurları, Deli Dumrul hikayesinde ve yine Cumhuriyet kuşağı yazarlarından Güngör Dilmen’in kaleminde (3) yaşıyor. Deli Dumrul hikayesi, Dumrul’un kişiliğinde; delilik, topluma zararlı olma, tanrıya karşı gelme, toplumun değerlerinin dışına çıkma ve olaylar örgüsünde; Tanrı tarafından cezalandırılma, geleneksel değerlere geri dönme, aileye katılma ve nihayet normalleşme olarak özetlenebilir bir biçimde yapılanıyor.
Dumrul bizim tarihimizde hep aykırı adam olmuş ve fakat toplumun kolektif hafızasına bu aykırılığın bedelinin ne olduğu incelikle işlenmiştir. Töreler, gelenekler, adetler ve bunların temsilcileri (iktidarlar) karşısında insan çaresizdir:Kaderci, kanaatkar ve çilekeş bir toplum (cemaat) modeli, Osmanlı’nın dogmatik ve bilime kapalı tarihinde ve sonradan modern Türkiye Cumhuriyeti’nde, yöneticilerin uyguladıkları ekonomi- politikaların (4) temel sömürü dayanağı oldu.
Dumrul’u aykırılığa sürükleyen, onu geleneğe, töreye, topluma karşı gelmeye iten şeyin, bizzat bu süreçlerin kendisi olabileceği, tüm bir Selçuklu ve Osmanlı tarihi boyunca hiç düşünülmedi, düşünülmesi engellendi. Yaratıcı insanın yaratmasını engelleyen, kanaatkar toplumumuzun sömürülmesini kolaylaştıran bu geleneksel araçların, iktidarlar tarafından kullanıldığı, Cumhuriyet Türkiye’sinin kuruluş yıllarında anlaşılır gibi olduysa da, bin yıllık geleneksel değerlerimizin yerine zamanla yenileri ikame edildi. Bu ikameci zihniyet, bugün de egemen (küresel) ekonomi-politik ve onun yukarıda andığım bilimsel-kültürel karakteriyle uzlaşıyor.
Erten Rejisinin İdeolojisi Ve Sanatsal Dinamikler
Bu çözülmenin sorumluları siyasal düzeyde belli gibi görünüyor. Fakat kültürel-sanatsal düzeyde bir bulanıklık var. Bu bulanıklık, ülkemizde sanat alanının darlığından, onun egemen zihniyete olan bağımlılığından ve estetik birikiminin zayıflığından kaynaklanıyor.
Hikayenin belli başlı bölümlerinin sahneleştirildiği ve göstergelendirildiği Erten’in Deli Dumrul rejisinde, dönemin kültürel değerleri, tam da Turizm Bakanlığımızın isteyebileceği şekilde geleneksel, folklorik kıyafetlerle, danslarıyla sahneye taşınıyor. Rejide kimi zaman neşeli, ironik, gülmeceli durumlar ve tiplerle, kimi zaman da büyük bir ciddiyetle, bu kültürel değerlerimiz ustalıkla yeniden üretiliyor. Ve elbette bu iş, turistik bir tanıtımı, oryantalist ressamların şaheserlerini aratmayacak görsel zenginlikle dolu.Yücel Erten, Güngör Dilmen’de olduğu gibi, sanat üreticiliği işini ciddiye alan sanatçılardan biri. Ancak bu ciddiyet rejisinde kullandığı araç gereçlerin, dogmalaşmış bir ideolojinin, post- modernist güzergahını izlemesine ve ona hizmet edişine engel olamıyor.Görsel değerleri biçimsel karşıtlıkları içinde ele alan Erten, ancak bu seviyede kalabiliyor. Rejiyi yalnızca görsellerin işlenmesi olarak algıladığı için, konuya, mesaja yönelik bir perspektife sahip değil. Biçime yönelik bu özentili tutum, özün (gelenekselin) siyasal düzeyde gerici ideolojisini yeniden- üretmekten başka bir yaratıcılık (!) sergileyemiyor.
…burada önemli olan, kültürel mirasın mutlaklaştırılmış değerleri ile hesaplaşmaksızın bir tiyatro yapmanın olanaksızlığıdır.( 5)
Deli Dumrul’un geleneklerle, törelerle, toplumla çatışması ve karşılık olarak da çatıştığı bu olgulara dönüşmesi sorunsallaştırılamıyor. Deli Dumrul hikayesi ve metin, bir tartışma alanı/aracı olarak kullanılamıyor. Elbette bu durum, Erten’in biçimsel zekasına uygun. Mitlerin, efsanelerin sembolik anlamlarının ve bu anlamların toplum yaşantısıyla olan organik/ideolojik ilişkisi çözülemediği, tarihselleştirilemediği ve modern toplum/birey değerlerini hatırlatacak bir perspektif kurulamadığı için gösterge düzeyinde de temsil edilemiyor ve asıl mesaj hiç değişmiyor. Toplumsal, yerleşik mutlak değerlerle, gelenek- göreneklerle, dinle karşı karşıya gelmek (delilik); tevekkülle, boyun eğmeyle, verili toplum değerlerine geri dönmeyle ve saadet içinde yaşamayla (normallik) sonuçlandırılır.
Reji’nin, üzerine düşünmekten vazgeçtiği nokta, siyasetin ve sanatın tarihteki ilericilik sıfatını kazanmalarına yol açan bilimsel perspektif aynı zamanda. Bu açı; toplumsal, kamusal düzeyde; dinin yerine siyaseti, inancın yerine bilimi, gelenekselin yerine yeniyi, bilinçli toplumu ve elbette emeği önceliyordu. Sanıyorum Erten’in oyunun içsel ilişkilerine yönelik bu kayıtsızlığını anlayışla karşılamamız gerekiyor çünkü başta anıldığı gibi günümüz bilimi ve sanatının konjonktürel numarası bu.
‘Yeninin üretiminden ziyade mevcut olanın ve eskinin yansıtılmasına ve yeniden-üretilmesine dayalı bu hiper mekanda eski yeniden inşa edilmez, sadece benzeş olarak yeniden üretilir. Tarihsel bağlamından koparılıp dondurulmuş eskinin camlardaki ve aynalardaki yansıları tarih dışındaki bir şimdiyi ya da gerçek tarihten koparılmış bir geçmişi dile getirir.’ ( f.Jameson) (6)
Yeni Bir Okuma Mümkün mü?
Bizim siyasal ideolojimiz toplumu ve bireyi, özgürlüğü ve eleştirelliği içinde tanımadı. Onu hep bir bağlam içinde düşündü. Bu bağlam toplumumuzu, kendisini yöneten süreçlere teslimiyetine alıştırdı. Bir modernleşme projesi olarak Cumhuriyet’te de bu süreç sürdü gitti. Bizim batıllarımız, tabularımız hep var oldu. Ve birileri hep bu batılları ve tabuları kullanarak hem siyasal hem kültürel yapılarda iktidar oldu.
Cemaat örgütlenmelerinin politik düzeye çıktığı günümüz Türkiye’sinde de, var olan aydınlanma değerlerinin derin çürü(tül)müşlüğüyle karşı karşıyayız. Bilinçli bir toplum ve onun siyasal/sanatsal temsil alanları, geleneksel ideolojimizin, onun toplumun manevi değerlerini kullanan ve kitleleri kendine tabi olmaya zorlayan vesayeti altında. Toplumu (Dede Korkut’un tavsiye ettiği insanı) bir sömürü nesnesi olarak gören ve sömürüsünü sürdürmek için onun ekonomik ve sosyal çıkarlarını, geleneksel araçlarla manipule eden, oyalayan, onu eğitimsiz, cahil bırakan ya da kendi bilgisini dikte eden egemen zihniyet, toplumun içinden çıkan tüm muhalif potansiyelleri de ( hem siyasal hem sanatsal alanda ) iç ediyor.
Ülke siyasetinin halkının ekonomik çıkarlarını, onun zengin kültürel ve sosyal hayatının özgürce yükselmesini kendisine varlık nedeni yapacak seviyeye gelmesi için, önümüzde uzun yıllar var. Bu süreci toplumla kurduğu yakın ve doğrudan ilişkiyle sanat ve onun egemen gerici unsurlara boyun eğmeyecek ‘sanatçısı’ hızlandırabilir mi ? Yoksa bu, ondan yapabileceğinin fazlasını beklemek mi olur ?
Mesut Yüce
Kaynaklar:
1- Hayati Develi- Dede Korkut Hikayeleri-Alkım Yayınevi-2006
2- Gyorgy Lucaks- Çağdaş Gerçekçiliğin Anlamı-Remzi Kitabevi-1969,sf- 15
3- Güngör Dilmen-Deli Dumrul-Adam Yayınları-1999
4- İsmail Cem – Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi-Cem Yayınevi-1989
5- Aslıhan Ünlü – Türk Tiyatrosunun Antropolojisi-Aşina Kitaplar-2006-sf -243
6- Frederic Jameson –Postmodernism or the Cultural Logic Of Late Capitalism -1991 ( Özne Yapı Gerilimi- G.Acar Savran çevirisi.) * ideolojinin Egemenliği Üzerine adlı ilk eleştiri yazısı www.tiyatrokeyfi.com.sitesinde yayınlanmıştır. |
KAMUOYUNA DUYURULUR!
DEĞERLİ TİYATROSEVERLER,
TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN ÖNEMLİ SANAT KURUMLARINDAN BİRİ OLAN DEVLET TİYATROLARI HAKKINDA YAPILAN AÇIKLAMALARA, ANKARA DEVLET TİYATROSU MÜDAVİMLERİ’NİN TEPKİ GÖSTERMEK ÜZERE DÜZENLEDİĞİ ETKİNLİĞE HEPİNİZİ DAVET EDİYORUZ.
13 MAYIS 2012 PAZAR GÜNÜ SAAT 17.00’DE KÜÇÜK TİYATRO’NUN ÖNÜNDE OLACAĞIZ.
SİZİN DE BU TARİHİ GÜNDE YANIMIZDA OLMANIZI BEKLİYORUZ.
SAYGILARIMIZLA. TOBAV ( Devlet Tiyatrosu Opera ve Bale Çalışanları Vakfı) DETİS (Devlet Tiyatroları Sanatçıları Derneği) TOMEB (Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği) TODER(Tiyatro Oyuncuları Derneği) OYUNCULAR SENDİKASI KÜLTÜR-SANAT SEN SANATÇILAR GİRİŞİMİ ÖZERK SANAT KONSEYİ
Pankartsız, Slogansız
“Metinden sahneye temrinler”
Erzurum’da dolu dolu tiyatro
Bu yıl ilki gerçekleştirilen “Metinden Sahneye Temrinler” adlı proje kapsamında 4 büyük tiyatro oyunu seyirciyle buluştu. Tam bir tiyatro şölenine dönüşen oyunların sahnelenmesi 18 Mayıs 2012 tarihine kadar devam edecek.
******************************************
Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü öğretim üyesi Yard.Doç.Dr. Bünyamin Aydemir tarafından yürütülen “metinden sahneye temrinler” adlı tiyatro projesi sonuçlandı. Toplam 4 büyük tiyatro oyununun sahnelenmesini amaçlayan proje, 8 mayıs 2012 tarihinde seyirciyle buluşurken, oyunların 18 Mayıs’a kadar gösterimde olacağı belirtildi.
Proje sorumlusu ve 4 büyük tiyatro oyununun da yönetmenliğini yapan Yard.Doç.Dr. Bünyamin Aydemir, yaklaşık 4 aylık yoğun bir çalışma sürecinin büyük bir tiyatro şölenine dönüşmesi ile sonuçlanmasının onur verici olduğunu belirtti.

Toplam 15 kişilik öğrenci ekibi ile çalıştığını ve ekipte 8 oyuncu, 5 tasarımcı ve 2 de yazarlık sanat dalı öğrencisinin bulunduğunu ifade eden Yard.Doç. Dr. Aydemir, 4 ayda günlük ortalama 5 saatlik çalışma temposuyla böylesi bir projenin tamamlanabildiğini, projenin en ilginç yanlarından birinin de 4 büyük oyunun aynı ekip ile eşsüremli olarak çalışılıp, aynı tarihte sahnelenime hazır hale getirilmesi olduğunu dile getirdi.
DÖRT FARKLI OYUN
Bünyamin Aydemir, “Oyunlarımız Athol Fugart’ın “Ada”, Aziz Nesin’in “Hadi Öldürsene Canikom”, Edward Albee’nin “Hayvanat Bahçesi Öyküsü” ve Savaş Dinçel’in “Uçurtmanın Kuyruğu”. Bu dört oyun da hem tematik olarak, hem de teknik olarak birbirinden farklı estetik düzlemleri olan oyunlar. Amacımız bu farklı renkteki her bir oyunu bir arada ve aynı ekip ile sahneleyebilmekti. Bunu başarabildiğimiz için çok mutluyuz” dedi.
HER ZAMAN VE HER KOŞULDA TİYATRO
“Metinden Sahneye Temrinler” adlı projenin bu yıl ilkini gerçekleştirdiklerini, bundan sonraki yıllarda da projenin artık geleneksel hale getirileceğini kaydeden Yönetmen Yard.Doç.Dr. Bünyamin Aydemir, projenin “her zaman ve her koşulda tiyatro yapılabilir”liğinin iddiasına soyunmuş bir çalışma olduğunu da sözlerine ekleyerek şunları söyledi:
OYUNLAR YENİDEN BİÇİMLENDİRİLDİ
“Çalıştığımız oyunları dramaturjik müdahalelerle yeniden biçimlendirdik. Bu anlamda oyunlarımızı deneysel yaratım sürecine malzeme haline de getirmiş olduk. Yine minimaliz bir bakış açısıyla oyunların her birini 40-45 dk’lık bir zaman aralığına sıkıştırıp daha kompleks hikayelere dönüştürdük. Bu yaklaşım özellikle dekor ve kostüm yorum ve tasarımında daha da hakim”.
HERKES DAVETLİ
Bu arada söz konusu 4 tiyatro oyununun da her gün seyirciyle buluşacağı öğrenildi. Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Deneme Sahnesinde sahnelenen oyunlar, her gün akşam 19.00 ile 20.00’de gösterime gireceği ve halka da açık olduğu bildirildi.
BİLKENT ÜNİVERSİTESİ’NE TURNE YAPILACAK
Öte yandan “Metinden Sahneye Temrinler” adlı proje kapsamında sahnelenen 4 büyük tiyatro oyununun da 4-10 Haziran 2012 tarihleri arasında Ankara Bilkent Üniversitesine turne yapacağı açıklandı. Konu ile ilgili görüşlerini ifade eden Yönetmen Bünyamin Aydemir, “Şu 15 günü tam bir tiyatro şölenine çevireceğine inandığımız bu oyunlar, ayrıca 4-10 HAZİRAN 2012 tarihinde de Bilkent Üniversitesinin düzenlediği “TİYATRO GÜNLERİ”nde seyirci ile buluşacak. Türkiye’deki bütün büyük üniversitelerin tiyatro ekipleri de orada olacak. Türkiye’nin tiyatro kalbi orada atacak tabir yerindeyse. Festivalde ekibimizin hazırladığı 4 büyük oyunu sadece orada sahnelemekle kalmayıp, çeşitli forumlarda ve workshop gibi etkinliklerde de Üniversitemizin adını layıkıyla taşıyacağız” şeklinde konuştu.
İBB ŞEHİR TİYATROLARI’NDA “YENİ” GENEL SANAT YÖNETMENİ HİLMİ ZAFER ŞAHİN!...
“İBBŞT Yönetmeliği”nin “İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı Şehir Tiyatroları Şube Müdürlüğü Görev ve Çalışma Yönetmeliği” olarak değiştirilmesinin ardından Genel Sanat Yönetmeni olarak görevinden istifa eden Ayşenil Şamlıoğlu'nun yerine, kurumda dramaturg olarak görev yapan Hilmi Zafer Şahin atandı.
98 yaşındaki İBBŞT'nin yeni Genel Sanat Yönetmeni olarak görevine başlayan 1958 yılı Antalya doğumlu Şahin, akademik eğitimini İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne ve Görüntü Sanatları Bölümü, Tiyatro Anasanat Dalı'nda yaptı. Yine aynı bölümde yüksek lisansını da tamamlayan sanatçı değişik dergi ve gazetelerde tiyatro, tarih ve kitap tanıtımı konularında yazılar yayımladı. Şahin ayrıca Büyük Larousse ve İstanbul Ansiklopedisi'nde tarih, tiyatro, edebiyat, dilbilim ve yaşam öyküsü konularında da madde yazarlığı yaptı.
1988 yılında girdiği İBBŞT'de yönetim kurulu üyeliği, genel sanat yönetmeni yardımcılığı ve başdramaturg görevlerinde bulundu. Bu süre zarfında pek çok etkinlik gerçekleştire Şahin "Aslolan Hayattır", "İkinci Ses", "Mikadonun Çöpleri", "Kafkas Tebeşir Dairesi" gibi pek oyunda dramaturg olarak görev aldı. Geçtiğimiz sezonda "Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi" adlı oyunu, Ziya Osman Saba'nın aynı adlı yapıtından tiyatroya uyarladı.
Mimar Sinan Üniversitesi, Beykent Üniversitesi ve Kadir Has Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde tiyatro dersleri de veren Şahin, Genel Sanat Yönetmeni seçilmeden önce de kurumdaki dramaturgluk görevine devam ediyordu. Hilmi zafer Şahin, başlangıcından günümüze değin, Yeni Tiyatro Dergisi’nde Yayın Kurulu üyeliği de yapmıştır.
Göreve geldikten sonra yaptığı ilk açıklamada ”Şehir Tiyatrosu, 98 yıldır olduğu gibi önümüzdeki süreçte 100. yılına giderken de iyi, doğru ve güzel şeyleri yapmaya devam edecek” diyen Şahin, kurumun içinden gelen bir sanatçı olarak ‘yönetmelik krizine’ de değindi. "Bu süreç içerisinde arkadaşlarımızla daha çok konuşacağız. Birbirimizi anlamaya çalışacağız" diyerek diyalog çağrısı yapan Şahin'e Yeni Tiyatro Dergisi olarak yeni görevinde başarılar diliyoruz.
TİYATRO AFİŞLERİ SERGİSİ

ABONE KAMPANYASI
YENİ TİYATRO DERGİSİ 5. YAŞINA GİRERKEN “OKUMAN İÇİN DAHA NE YAPALIM, SEVGİLİ OKUR?!...” ABONE KAMPANYASI BAŞLATIYOR.

Yeni Tiyatro Dergisi, yeni tiyatro sezonuna “ilginç” bir ABONE KAMPANYASI ile giriyor. Yeni Tiyatro Dergisi 2011 Ekim tarihli 31. sayısında “Hilal Köseoğlu’nun Anısına” vereceği “Kargı” ve “Çığlık” oyunlarıyla birlikte, abone olacaklara daha önce verdiği ve kitapçılarda bulunmayan 10 ayrı oyun kitabını da hediye edecek. Yeni Tiyatro Dergisi Yayın Yönetmeni Yrd. Doç. Dr. Erbil Göktaş bu konuda şunları söyledi: “Yeni Tiyatro 5. yaşına girerken pek çok yenilikler yapmayı düşünüyoruz. Bunlardan bir tanesi de daha önce verdiğimiz ve baskıları tükenmek üzere olan Yeni Tiyatro oyunları; yeni tiyatro sezonunda bu kitaplardan 10 tanesini abone olacak okurlarımıza ücretsiz olarak vermek istiyoruz. Bilindiği gibi, Neil Simon başta olmak üzere pek çok yabancı ve yerli yazarların oyunlarını Türkiye’de ilk kez Yeni Tiyatro Dergisi basarak okurlarına ve abonelerine ücretsiz olarak ulaştırdı. Sahne Sanatları Dergisi olmamız nedeniyle yeni sezonda opera ve bale yazılarına ve eleştirilerine de daha çok yer verip opera librettolarını da basıp okurlarımıza ulaştırmak istiyoruz. “
Türkiye’nin ilk ve tek “hakemli” sahne sanatları dergisi olan Yeni Tiyatro’nun hakem kurulunda şu isimler bulunuyor: Prof. Dr. Semih Çelenk, Prof. Dr. Didem Uslu, Doç. Dr. Sema Göktaş, Yrd. Doç. Dr. Bünyamin Aydemir, Yrd. Doç. Dr. Handan Karaadam, Yrd. Doç. Dr. Yavuz Çelik ve Yrd. Doç. Dr. Gülayşe Temeltaş.
Yeni Tiyatro Dergisi Ekim ayından itibaren aylık olarak yayınına devam ederken, okurlara ve abonelere yine 4 yıl önceki fiyatlarla ulaştırılacak. Posta ve kargo masrafları dahil olmak üzere yıllık 12 sayı bedeli 100 Türk lirası olarak aynı biçimde devam edecek. Yeni Tiyatro Dergisi’nin yayın kurulunda ise şu isimler bulunuyor: Erbil Göktaş, Okday Korunan, Hilmi Zafer Şahin, Alpay Ekler, Oktay Emre ve Sema Göktaş.
YENİ TİYATRO DERGİSİ 2010'A ABONE KAMPANYASI BAŞLATARAK GİRDİ!!!

2009'daki ekonomik krizden önemli ölçüde etkilenen Yeni Tiyatro Dergisi, her sayı verdiği "Oyun Kitabı Eki"ne ara vermemek ve her sayıda bu hizmetini sürdürebilmek için "Abone Kampanyası" başlattı. Ekim 2009'a kadar "iki aylık" periyotta çıkan Yeni Tiyatro, bilindiği gibi okurlarından ve tiyatro çevrelerinden gelen yoğun istekler üzerine "Aylık" periyoda geçmişti. Daha önce "iki ayda bir" verdiği "Oyun Kitabı Eki"ni "Aylığa" geçince her ay vermek zorunda kalınca zaten "kriz" ortamında "bir kahramanlık" olan ve önemli bir gider tutan "ekleri" verip vermemeyi değerlendiren Yeni Tiyatro, "bu hizmeti sürdürme" kararı vermişti. Ancak ekonomik açıdan, önce okurlarına güvenen Yeni Tiyatro, bu sorunu aşabilmek için yine "okurlarına" dönüyor ve "abone" kampanyasına destek olmalarını bekliyor.
|
Satış Noktalarımız
Editör'den... / Erbil Göktaş
TARTIŞILMASI GEREKEN AZİZLİKLER
Atila Sav’ın Milliyet Sanat Dergisi’nin Mart 2003, 528. sayısının 74. ve 75. sayfalarında yayınlanan “Küçük Azizlikler” yazısını okuduğumda Türk Tiyatrosu’ndaki pek çok sorunun bu yazıdan hareketle tartışılabileceğini düşündüm. Bunlardan ilki; Türk Tiyatrosu’nun, oyun yazarlığında ortaya konulan başarıları sahnelerde yeterince değerlendirilemeyişidir. Devamı...
|