Gün CAN SIKICININ Günü!

Alpay Ekler*


Bugün 27 Mart 2008. Dünya Tiyatro günü giderek eski coşkusunu yitiriyor. Şöyle bir geçmişe uzanıyorum da, özellikle özel tiyatroların kapısında, bütçesi bu oyunlara elvermeyenlerin oluşturduğu kalabalıklar geliyor aklıma. Tiyatro yapanlar da bu seyircinin kıymetini bilir, sanki ona biraz daha ayrıcalıklı mı davranırdı ne? 

Ne oldu? Bu heyecan nasıl kayboldu? Dünya küçüldü, bilim çok uzak ülkelerin sanatlarını evimize taşıdı da, sanata, tiyatroya doyduk mu? Yoksa bu çiçeği burnunda yüzyıl, bir zamanların deyişiyle “Bilgi Çağı” bizi giderek daha az okuyan, daha az sanat tüketen, daha az düşünen bir toplum haline mi soktu?

İyi de, sanatçı zor zamanlarda daha yaratıcı değil midir? Daha bir hırsla, bir misyoner gibi, topluma haykırmaz mı olan biteni? Kendisini baskı altına alanların araçlarını, yaratıcı zekâsıyla  tersyüz edip kullanmaz mı? Sanat kavramının giderek yozlaşmasına sanatın gösterdiği tepki nasıl olmalı? Dünya tiyatro gününde Tiyatro’nun duruşu nasıl olmalı?

Robert Lapage bu bağlamda bir bildiri yazmış. ITI’nin sitesinde İngilizce ve Fransızca olarak duruyor. Ve bizim internet sitelerimizde bu metnin Türkçesi karşımıza çıkıyor. Bildiriye şöyle bir bakalım:

“There are a number of hypotheses on the origins of theatre but the one I find the most thought-provoking takes the form of a fable:”

“Tiyatronun kaynağı üzerine pek çok varsayım var, ama benim en kışkırtıcı bulduğum bir masal biçimini alıyor:”

İnternette dolaşan çeviri ise şu:

“Tiyatronun kökenine dair birçok hipotez vardır ama benim bulduğum, masal formundan alınmış ve en düşünce-kışkırtıcı olanıydı:”

Bildiriye tekrar bakalım:

One night, at the dawn of time, a group of men were gathered together in a quarry to warm themselves around a fire and tell stories.   All of a sudden, one of them had the idea to stand up and use his shadow to illustrate his tale.  Using the light from the flames he made characters appear, larger than life, on the walls of the quarry.  Amazed, the others recognized in turn the strong and the weak, the oppressor and the oppressed, the god and the mortal.

“Bir gece, şafağa yakın, bir taş ocağı. İnsanlar ısınmak için ateşin çevresinde toplanmış ve hikâyeler anlatmaktalar. Birden aralarından biri kalkıp hikâyesini kendi gölgesiyle anlatma fikriyle buluşur. Alevin saçtığı ışığı kullanarak taş ocağının duvarlarında, dev gölgelerle karakterlerini yaratır. Diğerleri hayranlıkla, güçlü ve zayıfın, ezen ile ezilenin, tanrı ile ölümlünün gerçeğini kavrarlar. “

Belirtme çizgileri ve parantezler bana ait olarak internetteki çeviri ise şu:

“Bir gece, şafak vakti, bir grup insan taş ocağında ısınmak ve hikâyeler anlatmak için ateşin etrafında toplanmış. Birdenbire, içlerinden birinin aklına bir fikir gelmiş. Ayağa kalkmış ve kendi gölgesini kullanarak bir hikâye canlandırmaya başlamış. Taş ocağının duvarlarında ateşten gelen ışığı kullanarak gerçeğinden daha büyük karakterler yapmış. Şaşkınlıkla bakan diğerleri her yaptığını anlıyorlarmış(?). Güçlü ile zayıfı, can sıkıcı ile canı sıkılmışı, Tanrı’yı ve ölümlüyü…”

Devam edelim:

Nowadays, the light of projectors has replaced the original bonfire, and stage machinery, the walls of the quarry. And with all due deference* to certain purists**, this fable reminds us that technology is at the very beginnings of theatre and that it should not be perceived as a threat but as a uniting element.

“Günümüzde ışıldaklar şenlik ateşinin yerini, sahne makineleri de taş ocağı duvarının yerini aldı. Tiyatronun alışılagelmiş biçimini koruma düşüncesine saygımız sonsuz ama bu masal bize teknolojinin tiyatronun başlangıcında var olduğunu ve bir tehdit olarak değil, onu bir anlatım aracı olarak algılamamız gerektiğini anımsatıyor.”

İnternetteki çeviri ise şu:

“Bugünlerde şenlik ateşinin yerini projektörün ışığı, taş ocağındaki duvarın yerini de tüm mekanizmasıyla birlikte sahne almış durumda. Tüm bu kurallara ve geleneğe dikkatlice uyan titiz insanlar olarak, bu hikâye bize tiyatronun başlangıcındaki teknolojiyi ve onu (neyi? Tiyatroyu mu teknolojiyi mi?) bir tehdit aracı olarak değil, birleştirici bir unsur olduğunu anlamamız gerektiğini hatırlatıyor.” (cümle düşük, “olduğunu” neyi niteliyor? Biraz zorlayarak “tiyatronun” “olduğunu” çıkarsıyoruz.

Bildirinin devamında, “theatre language” terimiyle bağlantılı anlatım olanakları anlamına gelen “language” da sözlükteki ilk anlamı olan “dil” denilerek çevriliyor. Eğer bu çeviri bir çevirmen programı ile yapılmadıysa zalimlerin, can sıkıcı olarak adeta sansürlendiğini kabullenmeliyiz. Lapage’ın edebi metninden basının haklı olarak “Tiyatro birleştirici olmalıdır” mesajı çıkarması da çok doğal.

Dünya Tiyatro Günü Kutlamasına ITI Türkiye’nin ve kimi tiyatro yayıncılarının nasıl baktığı gözler önündedir. Türkiye’de temsilciliği bulunan ITI bu bildirinin çevirisini neden yapmadı? ITI merkez sitesinde onca dilde bildiri varken Türkçe bildiri neden yok?

Bu bildiri her yıl, o gün sahne alan tiyatrolarca seyircilere okunur. Türk Tiyatrosu ancak seyircisine karşı sorumluluğunu hissetmeye başladığı an, seyirci için Tiyatro Günü’nün eski ve özlenen anlamına kavuşacağını artık fark etmelidir.

Dünya Tiyatro Günü bildirisini çevirmeyi bu kadar hafife alan Türk Tiyatrosu’nun, onun içeriğini tartışmaya açacak günlere ulaşması umuduyla.

*with all due to respect deyiminde sözcük değiştirilerek anlatım güçlendirilmiş.

** Purist, özellikle dil kullanımında mükemmelci ve kuralcı demek, burada söz konusu olan tiyatronun dili- yani anlatım araçları olduğu için bire bir çeviri yeterli olmuyor.

Not: Bu yazı, bildirinin tiyatro içerikli bir internet sitesinde yayınlanması üzerine site editörüne yaptığım uyarı sonrası, herhangi bir değişikliğin ve tepkinin oluşmaması sonucu yazılmıştır.

*Tiyatro Merdiven Genel Sanat Yönetmeni,

UNİMA İstanbul Başkanı,

KOÜ GSF Sahne Sanatları Bölümü Öğr. Gör.

 

Mehmet Serimer'i Kaybettik...


Geçtiğimiz ay rahatsızlanarak Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırılan Şehir Tiyatroları'nın başarılı oyuncusu Mehmet Serimer hayatını kaybetti.

Cenaze merasimi 24.01.2012 Salı günü saat 10.00'da Süleyman Demirel Kültür Merkezi'nde düzenlenecek olan törenin ardından, Fevziye Camii'nde kılınacak öğle namazına müteakip Değirmendere mezarlığına defnedilecektir...

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları

 

Mehmet Serimer

1975'de Halkevi tiyatro çalışmalarına amatör olarak başladı. 1979 yılında Kocaeli Bölge Tiyatrosu'yla başlayan profesyonel tiyatro yaşamı 1994-95 tiyatro sezonuna kadar, kurucu, oyuncu, yönetmen olarak devam etti.

1982 yılında H.Ü. Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü'ne girdi.

1994-95 oyun sezonundan 1998-99 oyun sezonuna kadar Trabzon Devlet Tiyatrosu'nda misafir sanatçı olarak çeşitli oyunlarda yönetmen yardımcılığı yaptı ve oyuncu olarak görev aldı.

"Keşanlı Ali Destanı", "Taziye", "Kanlı Nigar", "Matruşka", "Antigone" adlı oyunlarda rol aldı.

2000-2001 oyun sezonunda Kocaeli Şehir Tiyatrosu'na katıldı.

"Üç Kuruşluk Opera", "Hadi Öldürsene Canikom", "Bin Varmış Hiç Yokmuş" , "Don Juan", "Cimri", "Bir Yaz Gecesi Rüyası", "Bir Şehnaz Oyun", "Bahar Noktası", "Barış",”Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz”, “Yolcu” , "O Güzelim Kaymaklı Dondurma Rengi Elbise”, “Derviş Ve Ölüm”, “Resimli Osmanlı Tarihi”, ”Kösem Sultan” adlı oyunlarda rol aldı.

 

 

 

YENİ TİYATRO DERGİSİ’NE “KIŞKIRTMA” GİRİŞİMİ VE “TEHDİT”!...



Mustafa Demirkanlı yayınlamaya başladığı günden beri Yeni Tiyatro Dergisi’ni bir biçimde engelleme, dezenforme etme, hedef gösterme girişiminden geri durmadı. Bunun en önemli sebebi 20 yıl boyunca kaybettiği tiyatro okurlarını Yeni Tiyatro Dergisi’nin kazanmış olmasındandır; Türkiye’de yayınlanan bütün tiyatro dergilerinin hepsinin en az iki-üç katı daha fazla okura ulaşan Yeni Tiyatro Dergisi, gerek içeriği gerek yayın anlayışıyla da, belki de “saldırı”yı (!) hak ediyor. Bu saldırıların en “yeni”si Demirkanlı’nın editörü olduğu sitede yayınlandı; “kargaları bile” güldürecek iddialardan oluşan bu saldırılar “saldırı” olsaydı bari!...

Tiyatro Tiyatro Dergisi editörü Mustafa Demirkanlı’nın 16 Ocak 2012’de www.tiyatrodergisi.com sitesinde Yeni Tiyatro Dergisi’yle ilgili yayınladığı haberde (!), yalan yanlış bir sürü safsata ileri sürdükten sonra birkaç yıldır “manipule” ettiği insanlara yeni bir “hedef” göstererek, onları adeta “kışkırtmak” istiyor. Demirkanlı’nın bir sürü akademisyeni, tiyatro insanını içine sürüklediği “batak”tan ders alamayanlar olur diye, geçmişte kimilerine yaptığımız uyarıyı ola ki, Demirkanlı’ya inanabilecek olanlara “yeniden” yapıyoruz:

“Lütfen, Demirkanlı’ya kanıp ‘kahramanlığa’ soyunmayınız; çünkü kimi örneklerde göründüğü gibi sonuçta çırılçıplak ortalık yerde kalabilirsiniz. Sonuçta ‘kral çıplak’ konumuna düşmemek için verilen gazlara karşı ‘uyanık’ olunuz. Çünkü Yeni Tiyatro’nun ‘objektif’ yayıncılık yapmaktan başka bir ‘kaygısı’ yoktur.”

Demirkanlı aşağıdaki “tekzip” yazımızı da yayınlamayarak, yeni bir “sansür”e de imza atmış oldu.

Devamı...

ABONE KAMPANYASI

YENİ TİYATRO DERGİSİ 5. YAŞINA GİRERKEN “OKUMAN İÇİN DAHA NE YAPALIM, SEVGİLİ OKUR?!...” ABONE KAMPANYASI BAŞLATIYOR.



Yeni Tiyatro Dergisi, yeni tiyatro sezonuna “ilginç” bir ABONE KAMPANYASI ile giriyor. Yeni Tiyatro Dergisi 2011 Ekim tarihli 31. sayısında “Hilal Köseoğlu’nun Anısına” vereceği “Kargı” ve “Çığlık” oyunlarıyla birlikte, abone olacaklara daha önce verdiği ve kitapçılarda bulunmayan 10 ayrı oyun kitabını da hediye edecek. Yeni Tiyatro Dergisi Yayın Yönetmeni Yrd. Doç. Dr. Erbil Göktaş bu konuda şunları söyledi: “Yeni Tiyatro 5. yaşına girerken pek çok yenilikler yapmayı düşünüyoruz. Bunlardan bir tanesi de daha önce verdiğimiz ve baskıları tükenmek üzere olan Yeni Tiyatro oyunları; yeni tiyatro sezonunda bu kitaplardan 10 tanesini abone olacak okurlarımıza ücretsiz olarak vermek istiyoruz. Bilindiği gibi, Neil Simon başta olmak üzere pek çok yabancı ve yerli yazarların oyunlarını Türkiye’de ilk kez Yeni Tiyatro Dergisi basarak okurlarına ve abonelerine ücretsiz olarak ulaştırdı. Sahne Sanatları Dergisi olmamız nedeniyle yeni sezonda opera ve bale yazılarına ve eleştirilerine de daha çok yer verip opera librettolarını da basıp okurlarımıza ulaştırmak istiyoruz.

Türkiye’nin ilk ve tek “hakemli” sahne sanatları dergisi olan Yeni Tiyatro’nun hakem kurulunda şu isimler bulunuyor: Prof. Dr. Semih Çelenk, Prof. Dr. Didem Uslu, Doç. Dr. Sema Göktaş, Yrd. Doç. Dr. Bünyamin Aydemir, Yrd. Doç. Dr. Handan Karaadam, Yrd. Doç. Dr. Yavuz Çelik ve Yrd. Doç. Dr. Gülayşe Temeltaş.

Yeni Tiyatro Dergisi Ekim ayından itibaren aylık olarak yayınına devam ederken, okurlara ve abonelere yine 4 yıl önceki fiyatlarla ulaştırılacak. Posta ve kargo masrafları dahil olmak üzere yıllık 12 sayı bedeli 100 Türk lirası olarak aynı biçimde devam edecek. Yeni Tiyatro Dergisi’nin yayın kurulunda ise şu isimler bulunuyor: Erbil Göktaş, Okday Korunan, Hilmi Zafer Şahin, Alpay Ekler, Oktay Emre ve Sema Göktaş.

 

YENİ TİYATRO DERGİSİ 2010'A ABONE KAMPANYASI BAŞLATARAK GİRDİ!!!

 

 2009'daki ekonomik krizden önemli ölçüde etkilenen Yeni Tiyatro Dergisi, her sayı verdiği "Oyun Kitabı Eki"ne ara vermemek ve her sayıda bu hizmetini sürdürebilmek için "Abone Kampanyası" başlattı. Ekim 2009'a kadar "iki aylık" periyotta çıkan Yeni Tiyatro, bilindiği gibi okurlarından ve tiyatro çevrelerinden gelen yoğun istekler üzerine "Aylık" periyoda geçmişti. Daha önce "iki ayda bir" verdiği "Oyun Kitabı Eki"ni "Aylığa" geçince her ay vermek zorunda kalınca zaten "kriz" ortamında "bir kahramanlık" olan ve önemli bir gider tutan "ekleri" verip vermemeyi değerlendiren Yeni Tiyatro, "bu hizmeti sürdürme" kararı vermişti. Ancak ekonomik açıdan, önce okurlarına güvenen Yeni Tiyatro, bu sorunu aşabilmek için yine "okurlarına" dönüyor ve "abone" kampanyasına destek olmalarını bekliyor.

 

Satış Noktalarımız

Editör'den... / Erbil Göktaş

Erbil GöktaşTARTIŞILMASI GEREKEN AZİZLİKLER

Atila Sav’ın Milliyet Sanat Dergisi’nin Mart 2003, 528. sayısının 74. ve 75. sayfalarında yayınlanan “Küçük Azizlikler” yazısını okuduğumda Türk Tiyatrosu’ndaki pek çok sorunun bu yazıdan hareketle tartışılabileceğini düşündüm. Bunlardan ilki; Türk Tiyatrosu’nun, oyun yazarlığında ortaya konulan başarıları sahnelerde yeterince değerlendirilemeyişidir. Devamı...

Sitemizden en iyi verimi; bedava, açık kod ve güvenirlik düzeyi yüksek olan Firefox tarayıcı ile alabilirsiniz.
İletişim: mailonpix.com
Clicky Web Analytics