ARŞİVDEN / ARTAUDVÂRİ: DELİLİK VE İNTİHAR TEMSİLİ

 

Ömer Öztürk

 

MÜHİM İKAZ: Yazım bir temsil tecrübesidir. Olumsuz eleştiriler daha iyiye, daha “mükemmel”e (ki “tamamlanmış”, “tamam” demektir) erişme çabasının metnî bir dışavurumudur. O sebeple, olur a, alınganlık gösterilmemesi, mümkünse isim verilerek alıntı yapılması, önemle rica olunur. Yazar…

ANLATICI: Antonin Artaud’nun depresyonu vardı. Depresyon ve onun uzantısı rahatsızlıklar bir sanatçıyı, bir oyuncuyu besler (ikinci-ara-ses: mesela kadın bağımlılığı bir aktör ve bir oyun yazarının yaratıcılığını arttırır), şahsiyetinin bir parçası olan ruhî buhranlar (ikinci-ara-ses: toplum-dışılık, sinizm, söz gelimi Atina’nın orta yerinde mastürbasyon yapan Diyojen v.s.) ve fikri sabitler (ikinci-ara-ses: Artaud kendini mumya addediyordu. Ruhu bedeninden ayrılmış, ruhsuz, hissiz  ama yaşayan bir mumya, bir ölü. Genç yaşta sırtına saplanan bıçak, vahşet tiyatrosu manifestolarının başlangıç noktasını teşkil edecektir. Kuralcı tiyatro kalıpları ıskartaya çıkarılacaktır) bir  onun sanatını zirveye çıkarır; ortaya hissî, ölümsüz, lezzetli eserler çıkar. Oyuncular ve yazarlar çoğul kişiliklidirler. Sıradan insanlar sıradan yaşamlar sürerler, dünyayı deliler ve dahiler idare ederler.

 

Kasvetli, kapkara bir sahne ki, dünyanın ve insanların gerçek yüzünü aksettiriyor. İnsanlar oldukları gibi değiller, zaten o yüzden kararmış sahne, o yüzden değil mi ki, düşmüyor gölgeler…

OYUNCU: Delilik, dahiliğin arka kapısı. Dahiliğe açılan kapı. İşte kapı, işte sapı. Nice dahiler ve dahi deliler taşıdı sırtında bu iki kapılı han. Bir kapısından girdik, öbür kapısından çıktık bu sahnenin; istikbal edildik (uğurlandık); dehlendi, yallahlandı kimimiz. Dünyayı deliler, dahiler yönetmiş, yönetiyor, yönetecek. Olmasaydı deliler, olur muydu Aliler ve Veliler! İşte o delilerden biri arz-ı endam ediyor: Antonin Artaud: aktör, şair, yazar, yazar bozar yine yazar. Deli dediysek, aptal da demedik ya. Kimin haddine. Aptal değil, abdal. Âlemin bir hayalhane (hayalevi) olduğunu, insancıkların orada ha babam de babam debelendiklerini çoook evvel idrâk etmiş bir ademoğlu.

Vahşet Tiyatrosu akımıyla metni, konuşmayı (ki iki yüzlü: yüze öyle sırta böyle) bertaraf edip, insanın en temel gerçeklerini gözler önüne seren, insanı adamakıllı ve kadınakıllı sarsan yoldaş Antonin fazlasıyla akıllanıp Tanrılığa soyununca ve hazır soyunmuşken dünyayı da yanlışlardan soyutlayayım diyende, hükümet tarafından akıl hastahanesine kapatılır ve senelerce çıkartılmaz. Sistemi eleştiren sanatçıların, yazarların, düşünürlerin tımarhaneye kapatılması pek eski bir gelenektir ve günümüzde de hâlâ kiraz, dut, soğan, sarımsak festivali misali, yaşatılmaktadır. Akıllı vatandaş hiçbir kurumu yargılamaz; o işi kıl kapan, kıllı-kılçıklı vatandaşlar üstlenir; kılçıksız vatantaş herşeyi kabullenmiştir. Örneğin devlet tarafından istihdam edilen müstahdem memurların ve memurelerin devleti eleştirmeye hakları yoktur. Onlar adları üstünde meeemur ve meeemureedirler. Belediye tiyatrosu belediyeyi (sözgelimi aski, iski, viski, kanalizasyon, izolasyon, koalisyon v.b.), devlet tiyatrosu devleti eleştirebilir mi? Eleştiremez. Eleştirebilse, bir Şişli Cevahir Faciası (eski dilde dram demektir) kaç yıldır sahnelenebilir mi? Fuayesi fuaye değil, sahnesi sahne değil; sıcak mı sıcak, bunaltıcı mı bunaltıcı, bir bardak su yok adamı -ve dahi kadını- ayıltıcı. Bir acayip bilmece, sıkıysa çöz çözebilirsen emice. Ölüleri Gömün, karşısı Azınlık Mezaristanı, dilerseniz oraya gömün. Gel vatandaş gel, AVM dibinde temaşahane. Temaşa şahane. Artaud hayatta olsa, Cevahir’e gelse, panik atak krizine girip, yandım Allah diye ardına bakmadan kaçar. Abiler, siz bu işi benden daha iyi biliyorsunuz diye ellerimize yapışır. Ve hemen yandaki La Paix’ye kapağı atar. Orada vatandaşlarıyla kucaklaşır ve kendini nörslerin şefkatli (!) ve dehşetli ellerine bırakır vesselam.

Veee devreye giren Belediye Tiyatrosunun 13 T.L.’lik müzikal orkestrası eşliğinde epilog ezgisini seslendirir:

 

Beni ben mi delirttim

Beni onlar delirtti

Peki onları kim delirtti?

Kim delirttiyse delirtti!

Birileri onları delirtti diye

Onların da beni delirtmesi niye

Delirtmeyin adamı ve de kadını

 

ANLATICI: Aktör ve aktrisler çoğul kişiliklidirler. Aktör aksiyon (eylem)’dan gelir ve aksiyoncu (eylemci) demektir. Geçmişte tiyatro mabetti. Dinlerden de eski olan ve dinlerin nüvesi yani çekirdeğini teşkil eden tiyatronun din-dışı olduğunu iddia edenler nafile çaba içindedirler.

Aynadır tiyatro. Sizi size yalansız-dolansız gösteren aynaya baktınız, yüzünüzde sivilce gördünüz, aynayı kırmanız mı icap eder? Ne aynayı kırın, ne de kendinizi. Tiyatro, burada ve şimdinin sonsuz hazzı, sonsuz raksıdır; ve siz rakkas ve rakkaseler; Carpe Diem, Ânı yaşayın, Carpe Diem, Ânı yaşayın, ölüm geldiğinde siz olmayacaksınız, Carpe Diem, Ânı yaşayacaksınız…

SON SÖZ YAZARIN: Vaktiyle bir dergi için Antonin Artaud çevirmiştim. Yıllar sonra bunları bilgisayarımın arşivinden çıkarıp yeniden inceledim. 30 kitap sayfası kadar nakletmişim Artaud’nun leziz Fransızcasından. Şimdi oradan intihar konulu bir bölümü sizlerle paylaşıyorum:

 

ANKET

 

YAŞIYORUZ, ÖLÜYORUZ. TÜM BUNLARDA İRADENİN ROLÜ NEDİR? ÖYLE GÖRÜNÜYOR Kİ ÖLÜMÜMÜZ BİR RÜYAYI ANDIRIYOR. GAYRİ-AHLAKİ BİR SORU SORUYORUZ:

 

İNTİHAR BİR ÇÖZÜM MÜ?

Hayır, henüz intihar bir varsayım. Gerçeğin tüm geriye kalanı gibi, intihardan şüphelenme hakkımı koruyorum. Şimdilik ve yeni düzene kadar varlıktan değil, olayların, eylemlerin, gerçeğin derin duyarlılığından ve içsel sarsıntıdan bahsetmekten şüphe duymak gerekir. Ben silsilevî ve düşünen bir CANIN duyarlılığıyla bağlandığım hiçbirşeye inanmıyorum, ve yine de hareket halindeki silsileleri biraz daha fazla ihmal ediyorum. İnsanlığın mevcut ve duyarlı varlığı beni rahatsız ediyor, ve çözümü tüm gerçeklikten iğrenmekte buluyorum. İntihar sadece iyi düşünen insanların efsanevi sonu, fakat intihar bana göre bir bilinmez. Bir nevrasteniğin (sinir hastası) intiharı hiçbirşey ifade etmez, ama intiharına karar veren bir insanın ruh hali, maddi koşullar ve olup-bitiş anı mühimdir. Tüm bu olguları görmezden geliyorum, insancıl halleri görmezden geliyorum. Dönüp duran dünya bana hiçbirşey söylemiyor. Hayat bana ıstırap veriyor. Erişebileceğim bir mevki yok. Ve şüphesiz bir hayli zamandır ölüyüm, zaten intihar etmişim yani. Kendimi öldürdüm anlayacağınız. Fakat bir intihar hakkında, Bizi yolumuzdan alıkoyan bir intihar hakkında siz ne düşünürsünüz DERSENİZ: Bunun benim için tek bir manası var. Ölümün tadını hissetmiyorum, varolmamanın, Antonın Artaud’nun kendisinden de zayıf olan benliği demek olan bu aptallıklar, vazgeçişler ve karşılaşmalar akıbetine asla uğramamanın tadını duyumsuyorum. Bunlar nispetinde, hiçkimse insanlığın temel zayıflığı demek olan zayıflığını hissetmemiş, hissedememiştir.

 

İMZA:  ANTONİN ARTAUD”

------------------

Bİ DAKKA, PERDE ARALA: 1) Hakikaten de, oyun o anda oynanır, orada yaşanıp biter ve o an bir daha hiç geri gelmez. Tekrarı yoktur. Bir derede iki kere yıkanılmaz. Oyuncu burada ve şimdiye odaklanmak zorundadır. Rolünü unutur, tekler, ne bileyim dili sürçerse, bu hal, seyirci tarafından algılanır. Hayatta da burada ve şimdiye yoğunlaşamazsak, veya dili sürçen oyuncu misali vaziyeti hemen düzeltemezsek, verimsiz ve mutsuz bir ömür süreriz. 2) Deliye her gün bayram demişler, ne iyi demişler. Öyleyse bir gün değil, her gün tiyatrolar günüdür. Adama sormuşlar: Delilikten memnun musun?” “Çok memnunum,” demiş; vakıa (gerçi) delirene kadar çok çektim; ama değdi doğrusu.” Keşke deliler çoğalsa, banka memurları, market kasiyerleri, vatandaş Rıza, velhasıl bütün tiyatrosuzlar dolayısıyla cümle yaşamasızlar vesaire vesaire tiyatrolansa… Vesika bölümünde Ariane Mnouchkine’in 2005 Dünya Tiyatro Günü Bildirisi’nin bir bölümünü okuyacaksınız. Facebook Yazar Ömer Öztürk..

 

 

KAMUOYUNA DUYURULUR!

DEĞERLİ TİYATROSEVERLER,

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN ÖNEMLİ SANAT KURUMLARINDAN BİRİ OLAN DEVLET TİYATROLARI HAKKINDA YAPILAN AÇIKLAMALARA,
ANKARA DEVLET TİYATROSU MÜDAVİMLERİ’NİN TEPKİ GÖSTERMEK ÜZERE DÜZENLEDİĞİ ETKİNLİĞE HEPİNİZİ DAVET EDİYORUZ.

13 MAYIS 2012 PAZAR GÜNÜ SAAT 17.00’DE KÜÇÜK TİYATRO’NUN ÖNÜNDE OLACAĞIZ.

SİZİN DE BU TARİHİ GÜNDE YANIMIZDA OLMANIZI BEKLİYORUZ.

SAYGILARIMIZLA.
TOBAV ( Devlet Tiyatrosu Opera ve Bale Çalışanları Vakfı)
DETİS (Devlet Tiyatroları Sanatçıları Derneği)
TOMEB (Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği)
TODER(Tiyatro Oyuncuları Derneği)
OYUNCULAR SENDİKASI
KÜLTÜR-SANAT SEN
SANATÇILAR GİRİŞİMİ
ÖZERK SANAT KONSEYİ

Pankartsız, Slogansız

“Metinden sahneye temrinler”

Erzurum’da dolu dolu tiyatro

Bu yıl ilki gerçekleştirilen “Metinden Sahneye Temrinler” adlı proje kapsamında 4 büyük tiyatro oyunu seyirciyle buluştu. Tam bir tiyatro şölenine dönüşen oyunların sahnelenmesi 18 Mayıs 2012 tarihine kadar devam edecek.

******************************************

Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü öğretim üyesi Yard.Doç.Dr. Bünyamin Aydemir tarafından yürütülen “metinden sahneye temrinler” adlı tiyatro projesi sonuçlandı. Toplam 4 büyük tiyatro oyununun sahnelenmesini amaçlayan proje, 8 mayıs 2012 tarihinde seyirciyle buluşurken, oyunların 18 Mayıs’a kadar gösterimde olacağı belirtildi.

Proje sorumlusu ve 4 büyük tiyatro oyununun da yönetmenliğini yapan Yard.Doç.Dr. Bünyamin Aydemir, yaklaşık 4 aylık yoğun bir çalışma sürecinin büyük bir tiyatro şölenine dönüşmesi ile sonuçlanmasının onur verici olduğunu belirtti.

Toplam 15 kişilik öğrenci ekibi ile çalıştığını ve ekipte 8 oyuncu, 5 tasarımcı ve 2 de yazarlık sanat dalı öğrencisinin bulunduğunu ifade eden Yard.Doç. Dr. Aydemir, 4 ayda günlük ortalama 5 saatlik çalışma temposuyla böylesi bir projenin tamamlanabildiğini, projenin en ilginç yanlarından birinin de  4 büyük oyunun aynı ekip ile eşsüremli olarak çalışılıp, aynı tarihte sahnelenime hazır hale getirilmesi olduğunu dile getirdi.

DÖRT FARKLI OYUN

Bünyamin Aydemir, “Oyunlarımız Athol Fugart’ın “Ada”, Aziz Nesin’in “Hadi Öldürsene Canikom”, Edward Albee’nin “Hayvanat Bahçesi Öyküsü” ve Savaş Dinçel’in “Uçurtmanın Kuyruğu”. Bu dört oyun da hem tematik olarak, hem de teknik olarak birbirinden farklı estetik düzlemleri olan oyunlar. Amacımız bu farklı renkteki her bir oyunu bir arada ve aynı ekip ile sahneleyebilmekti. Bunu başarabildiğimiz için çok mutluyuz” dedi.

HER ZAMAN VE HER KOŞULDA TİYATRO

“Metinden Sahneye Temrinler” adlı projenin bu yıl ilkini gerçekleştirdiklerini, bundan sonraki yıllarda da projenin artık geleneksel hale getirileceğini kaydeden Yönetmen Yard.Doç.Dr. Bünyamin Aydemir, projenin “her zaman ve her koşulda tiyatro yapılabilir”liğinin iddiasına soyunmuş bir çalışma olduğunu da sözlerine ekleyerek şunları söyledi:

OYUNLAR YENİDEN BİÇİMLENDİRİLDİ

“Çalıştığımız oyunları dramaturjik müdahalelerle yeniden biçimlendirdik. Bu anlamda oyunlarımızı deneysel yaratım sürecine malzeme haline de getirmiş olduk. Yine minimaliz bir bakış açısıyla oyunların her birini 40-45 dk’lık bir zaman aralığına sıkıştırıp daha kompleks hikayelere dönüştürdük. Bu yaklaşım özellikle dekor ve kostüm yorum ve tasarımında daha da hakim”.

HERKES DAVETLİ

Bu arada söz konusu 4 tiyatro oyununun da her gün seyirciyle buluşacağı öğrenildi. Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Deneme Sahnesinde sahnelenen oyunlar, her gün akşam 19.00 ile 20.00’de gösterime gireceği ve halka da açık olduğu bildirildi.

BİLKENT ÜNİVERSİTESİ’NE TURNE YAPILACAK

Öte yandan “Metinden Sahneye Temrinler” adlı proje kapsamında sahnelenen 4 büyük tiyatro oyununun da 4-10 Haziran 2012 tarihleri arasında Ankara Bilkent Üniversitesine turne yapacağı açıklandı. Konu ile ilgili görüşlerini ifade eden Yönetmen Bünyamin Aydemir, “Şu  15 günü tam bir tiyatro şölenine çevireceğine inandığımız bu oyunlar, ayrıca 4-10 HAZİRAN 2012 tarihinde de Bilkent Üniversitesinin düzenlediği “TİYATRO GÜNLERİ”nde seyirci ile buluşacak.  Türkiye’deki bütün büyük üniversitelerin tiyatro ekipleri de orada olacak. Türkiye’nin tiyatro kalbi orada atacak tabir yerindeyse. Festivalde ekibimizin hazırladığı 4 büyük oyunu sadece orada sahnelemekle kalmayıp, çeşitli forumlarda ve workshop gibi etkinliklerde de Üniversitemizin adını layıkıyla taşıyacağız” şeklinde konuştu.

İBB ŞEHİR TİYATROLARI’NDA “YENİ” GENEL SANAT YÖNETMENİ HİLMİ ZAFER ŞAHİN!...

“İBBŞT Yönetmeliği”nin “İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı Şehir Tiyatroları Şube Müdürlüğü Görev ve Çalışma Yönetmeliği” olarak değiştirilmesinin ardından Genel Sanat Yönetmeni olarak görevinden istifa eden Ayşenil Şamlıoğlu'nun yerine, kurumda dramaturg olarak görev yapan Hilmi Zafer Şahin atandı.

98 yaşındaki İBBŞT'nin yeni Genel Sanat Yönetmeni olarak görevine başlayan 1958 yılı Antalya doğumlu Şahin, akademik eğitimini İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne ve Görüntü Sanatları Bölümü, Tiyatro Anasanat Dalı'nda yaptı. Yine aynı bölümde yüksek lisansını da tamamlayan sanatçı değişik dergi ve gazetelerde tiyatro, tarih ve kitap tanıtımı konularında yazılar yayımladı. Şahin ayrıca Büyük Larousse ve İstanbul Ansiklopedisi'nde tarih, tiyatro, edebiyat, dilbilim ve yaşam öyküsü konularında da madde yazarlığı yaptı.

1988 yılında girdiği İBBŞT'de yönetim kurulu üyeliği, genel sanat yönetmeni yardımcılığı ve başdramaturg görevlerinde bulundu. Bu süre zarfında pek çok etkinlik gerçekleştire Şahin "Aslolan Hayattır", "İkinci Ses", "Mikadonun Çöpleri", "Kafkas Tebeşir Dairesi" gibi pek oyunda dramaturg olarak görev aldı. Geçtiğimiz sezonda "Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi" adlı oyunu, Ziya Osman Saba'nın aynı adlı yapıtından tiyatroya uyarladı.

Mimar Sinan Üniversitesi, Beykent Üniversitesi ve Kadir Has Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde tiyatro dersleri de veren Şahin, Genel Sanat Yönetmeni seçilmeden önce de kurumdaki dramaturgluk görevine devam ediyordu. Hilmi zafer Şahin, başlangıcından günümüze değin, Yeni Tiyatro Dergisi’nde Yayın Kurulu üyeliği de yapmıştır.

Göreve geldikten sonra yaptığı ilk açıklamada ”Şehir Tiyatrosu, 98 yıldır olduğu gibi önümüzdeki süreçte 100. yılına giderken de iyi, doğru ve güzel şeyleri yapmaya devam edecek” diyen Şahin, kurumun içinden gelen bir sanatçı olarak ‘yönetmelik krizine’ de değindi. "Bu süreç içerisinde arkadaşlarımızla daha çok konuşacağız. Birbirimizi anlamaya çalışacağız" diyerek diyalog çağrısı yapan Şahin'e Yeni Tiyatro Dergisi olarak yeni görevinde başarılar diliyoruz.

 

TİYATRO AFİŞLERİ SERGİSİ

ABONE KAMPANYASI

YENİ TİYATRO DERGİSİ 5. YAŞINA GİRERKEN “OKUMAN İÇİN DAHA NE YAPALIM, SEVGİLİ OKUR?!...” ABONE KAMPANYASI BAŞLATIYOR.



Yeni Tiyatro Dergisi, yeni tiyatro sezonuna “ilginç” bir ABONE KAMPANYASI ile giriyor. Yeni Tiyatro Dergisi 2011 Ekim tarihli 31. sayısında “Hilal Köseoğlu’nun Anısına” vereceği “Kargı” ve “Çığlık” oyunlarıyla birlikte, abone olacaklara daha önce verdiği ve kitapçılarda bulunmayan 10 ayrı oyun kitabını da hediye edecek. Yeni Tiyatro Dergisi Yayın Yönetmeni Yrd. Doç. Dr. Erbil Göktaş bu konuda şunları söyledi: “Yeni Tiyatro 5. yaşına girerken pek çok yenilikler yapmayı düşünüyoruz. Bunlardan bir tanesi de daha önce verdiğimiz ve baskıları tükenmek üzere olan Yeni Tiyatro oyunları; yeni tiyatro sezonunda bu kitaplardan 10 tanesini abone olacak okurlarımıza ücretsiz olarak vermek istiyoruz. Bilindiği gibi, Neil Simon başta olmak üzere pek çok yabancı ve yerli yazarların oyunlarını Türkiye’de ilk kez Yeni Tiyatro Dergisi basarak okurlarına ve abonelerine ücretsiz olarak ulaştırdı. Sahne Sanatları Dergisi olmamız nedeniyle yeni sezonda opera ve bale yazılarına ve eleştirilerine de daha çok yer verip opera librettolarını da basıp okurlarımıza ulaştırmak istiyoruz.

Türkiye’nin ilk ve tek “hakemli” sahne sanatları dergisi olan Yeni Tiyatro’nun hakem kurulunda şu isimler bulunuyor: Prof. Dr. Semih Çelenk, Prof. Dr. Didem Uslu, Doç. Dr. Sema Göktaş, Yrd. Doç. Dr. Bünyamin Aydemir, Yrd. Doç. Dr. Handan Karaadam, Yrd. Doç. Dr. Yavuz Çelik ve Yrd. Doç. Dr. Gülayşe Temeltaş.

Yeni Tiyatro Dergisi Ekim ayından itibaren aylık olarak yayınına devam ederken, okurlara ve abonelere yine 4 yıl önceki fiyatlarla ulaştırılacak. Posta ve kargo masrafları dahil olmak üzere yıllık 12 sayı bedeli 100 Türk lirası olarak aynı biçimde devam edecek. Yeni Tiyatro Dergisi’nin yayın kurulunda ise şu isimler bulunuyor: Erbil Göktaş, Okday Korunan, Hilmi Zafer Şahin, Alpay Ekler, Oktay Emre ve Sema Göktaş.

 

YENİ TİYATRO DERGİSİ 2010'A ABONE KAMPANYASI BAŞLATARAK GİRDİ!!!

 

 2009'daki ekonomik krizden önemli ölçüde etkilenen Yeni Tiyatro Dergisi, her sayı verdiği "Oyun Kitabı Eki"ne ara vermemek ve her sayıda bu hizmetini sürdürebilmek için "Abone Kampanyası" başlattı. Ekim 2009'a kadar "iki aylık" periyotta çıkan Yeni Tiyatro, bilindiği gibi okurlarından ve tiyatro çevrelerinden gelen yoğun istekler üzerine "Aylık" periyoda geçmişti. Daha önce "iki ayda bir" verdiği "Oyun Kitabı Eki"ni "Aylığa" geçince her ay vermek zorunda kalınca zaten "kriz" ortamında "bir kahramanlık" olan ve önemli bir gider tutan "ekleri" verip vermemeyi değerlendiren Yeni Tiyatro, "bu hizmeti sürdürme" kararı vermişti. Ancak ekonomik açıdan, önce okurlarına güvenen Yeni Tiyatro, bu sorunu aşabilmek için yine "okurlarına" dönüyor ve "abone" kampanyasına destek olmalarını bekliyor.

 

Satış Noktalarımız

Editör'den... / Erbil Göktaş

Erbil GöktaşTARTIŞILMASI GEREKEN AZİZLİKLER

Atila Sav’ın Milliyet Sanat Dergisi’nin Mart 2003, 528. sayısının 74. ve 75. sayfalarında yayınlanan “Küçük Azizlikler” yazısını okuduğumda Türk Tiyatrosu’ndaki pek çok sorunun bu yazıdan hareketle tartışılabileceğini düşündüm. Bunlardan ilki; Türk Tiyatrosu’nun, oyun yazarlığında ortaya konulan başarıları sahnelerde yeterince değerlendirilemeyişidir. Devamı...

Sitemizden en iyi verimi; bedava, açık kod ve güvenirlik düzeyi yüksek olan Firefox tarayıcı ile alabilirsiniz.
İletişim: mailonpix.com
Clicky Web Analytics