12 Aralık 2017, Salı
SON HABERLER
Buradasınız: Anasayfa / Makale / 20. Sayıdan Tadımlık…

20. Sayıdan Tadımlık…

 

YENİ TİYATRO DOSTLARI, MERHABA!..

Bu, 20. “sunuş” yazım; kimilerinin “editör yazısı”, kimilerininse “başyazı” diye nitelendirdikleri bu yazılarda ben, siz sevgili okurlarımızla içtenlikle, yayın ilkelerimiz doğrultusunda yapmak istediklerimizi, karşılaştığımız sorunları, bu sorunları aşmak için ürettiğimiz çözümleri, tiyatromuzun ve ülkemizin gündemiyle ilgili tavrımızı paylaşmaya çalıştım. “Çalıştım” diyorum, çünkü çoğu kez Yeni Tiyatro Dergisi’ni ve başlangıcından bu yana, “ek” olarak ücretsiz verdiğimiz oyun kitaplarını sizlere yetiştirmeye çalışırken bazı noktaları tam vurgulayamamış olabilirim; ancak başından beri bizi izleyenlerin “yolumuzda” yürüyebilmek için neleri göze aldığımızı ve ne bedeller ödediğimizi gördüklerini düşünüyorum.

Yine de Türk Tiyatrosu’nda “eksikliğini” gördüğümüz konularda tavrımızı “net” olarak ortaya koyarken, ne reklamlarımızın kesilecek olmasına aldırdık, ne de “kimi” yazarlarımızla ve “tanıdıklarımızla” yollarımızın ayrılmasına… “Dost” bildiklerimizin “dosdoğru dost” olmamaları ya da olamamalarına da üzüldük tabii; ancak işimiz “toplumsal” bir iş; o yüzden “bireyselmiş” gibi görünen “acılarımızı” içimize atıp bunları “zamanın şaşmaz yargısı”na bırakıyoruz; okurlarımız da elbette görüyorlar durumu. Görmeyenlere sözüm yok; çünkü onlar çoğu şeyleri de görmüyorlar; Nâzım Hikmet’in dediği gibi onlar “bir değil,/ beş değil,/ yüz milyonlarla…” maalesef!.. Biz, görevimizin “onlar”a da ulaşmak olduğunu ve “onlar”ın da başta tiyatro olmak üzere, sanatın iyileştirici, geliştirici ve dönüştürücü özelliklerinden “yararlanmasını” sağlamak olduğunu biliyoruz. Bu sorunun da “zaman”ın sağaltıcı ve şaşmaz ellerinin desteğiyle çözüleceğine inanıyoruz. Belki on yıl sonra, belki yirmi yıl, elli yıl, bilemediniz bir asır! Ama gelecek bizimdir!..

ÜÇÜNCÜ YILIMIZDA, 20 SAYIMIZDAN KİMİ ANIMSATMALAR…

İki ay sonra üçüncü yılımızı tamamlayıp dördüncü yaşımıza gireceğiz. Bu zaman zarfındaki 20 sayıda yerli ve yabancı yazarlardan 18 kitabı “ücretsiz kitap eki” olarak okurlarımıza ulaştırdık; böyle bir zorunluluğumuz yoktu ama biz, oyunlar da okunsun diye, oyun kitapları daha çok okura ulaşsın diye bu “zorluğu” göze aldık. Oysa doğru dürüst bir reklam geliri olmayan ve önce iki aylık, bir yıldır da aylık yayımlanan dergimiz için, “kitap eki” hem zaman açısından, hem de “maddi” açıdan” büyük bir külfetti. Kitaplarımızın çoğunu, “sponsor”, maddi yüklenici desteği olmadan derginin bütçesinden karşıladık; hele ilk yılımızda hiçbir “program ilanı” ve “reklam” alamadığımızı da göz önünde bulundurursak, dergimizi ve kitaplarımızı ne kadar zor koşullarla savaşarak okurlara ulaştırdığımız daha net anlaşılır. Ancak bundan hiç şikayetçi değiliz, aksine kitap ekimizin bizim ayrıcalığımız olduğunu düşünüyor ve gurur duyuyoruz onunla; okurlarımız, abonelerimiz çoğaldıkça, insanlar birer birer Yeni Tiyatro ailesine katıldıkça, harcadığımız bütün emeklere ve zamanlara değdiğini düşünüyoruz.

Üç yıldır Türkiye’nin “tek” popüler-akademik “hakemli” dergisi olmamız nedeniyle akademisyenlerin, araştırmacıların onlarca “makale”, “inceleme” ve “araştırma” yazılarına yer verdik; bunların arasında “gençler” önemli bir yer tutmaktadır. “Eleştiri”lere ve “söyleşi”lere de özel bir önem vererek, bu konuda da “yeni” olanın peşinden koşmaya çalıştık. Anadolu’daki tiyatro hareketi bizim için İstanbul kadar önemliydi, bu alanda da olanaklarımızı sonuna kadar zorladık. Kocaeli’deki tiyatro deneyi, bunun en güzel örneğidir. İstanbul ve Ankara’dan sonra, hem tiyatro eylemi açısından, hem de bunun tiyatro yayınlarına yansıması açısından Kocaeli’nin üçüncü sırada olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim; hatta, bizim dergimiz bağlamında, geçen yıllarda basında yer bulması açısından İstanbul’dan sonra ikinci sıraya da yerleştiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Biz bütün kentlere, ilçelere, bütün tiyatrolara açığız; onlardan gelecek haberlere, tanıtım ve inceleme yazılarına sürekli yer vermek istiyoruz. Tüm kentlerimizdeki tiyatro yöneticilerini bu konuda düşünmeye davet ederken, iletişim kurmanın önemini de belirtmek istiyorum. Tiyatro yöneticileri ve sorumluları söylediklerimi göz önünde bulundurmalılar. Yapılan etkinlikler kadar onların “belgelenmesi” ve tarihe kalması için de duyarlık gösterilmelidir; bu konuda merkezlerin dışında tiyatro yapan herkesi “acilen” harekete geçmeye çağırıyorum. Bundan öncelikle “tiyatromuz” kazançlı çıkacaktır. Birinciliği İstanbul’a verdik ama bu tüm tiyatrolarımız için geçerli değil tabii ki… İstanbul’da bile “önemli” görünen tiyatrolarımızın sadece adlarının bilinmesi, oyunlarının, etkinliklerinin “tanıtımlarının” ve “eleştirilerinin” eksik kalması karşısında “sorumluların” şapkalarını çıkarıp önlerine koymalarının ve “gereğini” yapmalarının zamanı gelmiştir; yoksa tarih de göstermiştir ki, o şapkaların bir gün alınıp gidilmesi kaçınılmazdır!

17. ULUSLARARASI İSTANBUL TİYATRO FESTİVALİ’NİN KISA ELEŞTİRİSİ VE COŞKUN BÜKTEL…

Bunu, bir tiyatro kurumu olmasa da “önemli” bir tiyatro etkinliğine imza atan İKSV’den bir örnekle anlatayım:

Devamı: Yeni Tiyatro Dergisi, Sayı: 20, Haziran-Temmuz 2010, ss: 2-3.

 

Hakkında Erbil Göktaş

Yoruma kapalı.