19 Kasım 2017, Pazar
SON HABERLER
Buradasınız: Anasayfa / Makale / Tennesse Williams’ın “Çökme Tehlikesi Var” Adlı Oyununun Göstergebilimsel İncelemesi

Tennesse Williams’ın “Çökme Tehlikesi Var” Adlı Oyununun Göstergebilimsel İncelemesi

En yaygın anlamıyla göstergebilim (semiotics, semiology), göstergeleri inceleyen bir bilim dalı olarak tanımlanmaktadır. 20. yüzyılla birlikte giderek artan bir öneme sahip olan bu bilim dalı, “dilbilimsel metotları nesnelere uygulayan, her şeyi (oyunlar, jestler, yüz ifadeleri, dini ayinler, edebiyat eserleri, müzik parçaları…) dille tasvir etmeye ve dilsel olmayan bütün olguları da dil metaforuna dönüştürerek açıklamaya çalışan”

[1] bir alan olarak ön plana çıkmaya başlamıştır. Birbirinden farklı alanlara uygulanabilirliği nedeniyle, çok geniş bir araştırma alanını kapsamaktadır. Temel olarak ele aldığı ‘gösterge’leri, “genel olarak bir başka şeyin yerini alabilecek nitelikte olduğundan, kendi dışında bir şey gösteren her türlü nesne, varlık ya da olgu”[2] olarak tanımlamak mümkündür. Ferdinand de Sausure, Charles Morris, ve Charles Pierce’in yanı sıra Umberto Eco ve Roland Barthes da göstergebilimin temsilcileri arasında sayılmaktadır.

Yukarıda belirtildiği üzere, iletişimin farklı alanlarına uygulanabilen bu yaklaşım tiyatro sanatı için de uzun zamandır uygulana gelmiştir:

Erika Fischer-Lichte, tiyatro göstergebiliminin çok uzun bir geçmişe sahip olduğunu ifade eder ve ilk izlerine Diderot’dan Lessing’in çalışmalarına dek rastlanabileceğini öne sürer. Ancak günümüz tiyatro göstergebilimi daha çok bu konuyu bilimsel bir disiplin olarak geliştiren ve oturtan otuzlu yıllardaki Prag Dilbilim Okulu’nun temsilcilerinin çalışmalarına dayanmaktadır[3].

Tiyatro göstergebilimi, tiyatro oyunlarını içerdikleri göstergeler üzerinden değerlendirmeyi amaçlar. Ancak metot konusunda her araştırmacı farklı yaklaşımlarla hareket noktalarını başlangıç kabul edebilmiştir. Tiyatro sanatında göstergebilim denildiğinde akla gelen isimler Otokar Zich, Tadeusz Kowzan, Roland Barthes ve Martin Esslin’dir. Her araştırmacı farklı gereksinimlerle göstergebilimin tiyatroya uygulanışı konusunda farklı sınıflandırmalara gitmişlerse de genel olarak Tadeusz Kowzan’ın sınıflaması göstergebilimsel araştırmalarda bir temel olarak kabul edilir:

“Tadeusz Kowzan, Littérature et Spectacle adlı etkili kitabında, bütün öteki görsel dramatik medyalarda da geçerli olan, sahneye ilişkin on üç gösterge sistemi sayar: 1)sözcükler, 2)metin çalışması, 3)yüz ifadesi, 4)jest, 5)dramatik mekanda oyuncuların hareketi, 6)makyaj, 7)saç tuvaleti, 8)giysi, 9)aksesuar, 10)dekor, 11)ışık, 12)müzik, 13)ses efektleri”[4].

Bununla birlikte tiyatro sanatına yönelik diğer benzer çalışmaların da iki temel alanı belirlemesi gerekliliği hatırlanmalıdır ki bunlar, metin ve sahneleme alanlarıdır. Bu nedenle tiyatro göstergebilimi, “edebi metinle onun sahnelenişi arasındaki ilişkiyle hesaplaşmış, teatral iletişim ve alılmama koşullarını araştırmış ve bir sahneleme analizi için modeller geliştirmeye çalışmıştır”[5].

Çökme Tehlikesi Var Adlı Oyunun Göstergebilimsel İncelemesi:

Metinsel bağlamda, Çökme Tehlikesi Var adlı oyunu göstergebilimsel yöntemle incelemeye başladığımızda karşımıza çıkan ilk göstergenin oyunun adı (başlığı) olduğunu görürüz. İlk anlamıyla ele aldığımızda bir uyarı cümlesidir bu. Oysa bu uyarı cümlesinin gösterdiği çökme tehlikesinin hangi anlamla ele alındığı, neyi kastettiği dramatik olduğu kadar göstergebilimsel açıdan da bir anlam taşır. Bu gösterge, oyunun derin anlamıyla ilintili olacaktır. Bu anlama varmak için oyunun gerek parantez içlerinde (altmetin), gerek repliklerde (asal metin) geçen diğer göstergelerin işaret ettiği anlamı bulmak gerekir.

Yazar oyuna geniş bir sahne betimlemesi yaparak başlamıştır. Mekanı betimlerken tiyatral olanın ötesinde bir takım sözcüklere de yer vermiştir: “…hüzün veren büyük bir sarı ev…” Burada geçen hüzün sözcüğü, okuyucuya, oyuncuya, yönetmene, tasarımcıya bir şeyler göstermek için konulmuştur. Gösterilen şey, terk edilmişliğin, çökmeye yüz tutmuşluğun ta kendisidir aslında. Bu açıdan bakıldığında, mekanda bulunan ev betimlemesi, kendi içinde bir anlam birimciği oluşturur. Oyun üzerinde aşama aşama ilerlediğimizde, bu birimin diğer birimlerle birlikte oyunun derin anlamını oluşturan düşünceye vardığı fark edilebilir. Ev bir yapıdır. Çökme tehlikesi içinde olan bir yapı. Dolayısıyla ilk anlamının ötesinde gösterdiği şey, bir binanın ötesinde bir yapıdır. Bu yapının niteliklerini ise asal metinde yer alan repliklerle ortaya çıkarmak mümkündür.

Altmetin olarak belirleyebileceğimiz sahne betimlemelerinde, yazar gökyüzünün beyazlığına iki kere değinmiştir. Nitekim repliklerde oyun kişilerinin ağzından duyarız bu beyazlığı. Böylelikle, hem görsel hem de işitsel yoldan sunulan bir gösterge haline gelir beyazlık. Bir renk olarak beyaz, saflığın, masumiyetin göstergesi olarak kabul edilir. Ancak söz konusu renk gökyüzünü kaplamışsa, bu anlamın ötesine vararak fırtınanın yakın olduğunu işaret eden bir anlam kazanır. Bunun yanı sıra asal oyun kişisi Willie için başka bir anlamı da vardır: “…temiz bir sayfa kağıt…” Bu örtülü cümlenin anlamı yeni bir başlangıcı simgeler ve bu çok açıktır. Willie’nin bu yeni başlangıca nasıl başlayacağı veya boş sayfayı nasıl dolduracağı ise ilerleyen kısımlarda bir anlam birimi ile açıklık kazanacaktır. O halde beyaz göstergenin gösterdiği şey, fırtınanın yakın olduğu ve yeni başlangıç yapması gereken birinin varlığıdır.

Mekanın ardından oyun kişilerinin betimlenişi başlar. Aslında bu bölüm, asal metin üzerinde geniş bir biçimde yayılmış olan bir takım anlam birimciklerin çoğunu içermektedir.

Willie dengesini kaybetmeme çabasıyla rayların üzerinde ilerlemektedir. Oyunun bütününe bakıldığında ray Willie ile gösterilmek istenilenin çizilmiş yolu, kaderidir. Ray, yazgıdır. Belirlenmiştir ve değiştirilemez. Kendine biçilmiş bir yazgıyla yaşayan Willie, dengesini korumaya çabalamaktadır. Dengesini sağlamak için kollarını açmıştır. Ellerinde tuttuğu materyaller ise nelerin dengelenmeye çalışıldığı sorusunu yanıtlayan göstergelerdir: muz ve bebek… Muz, oyunun geçtiği bölge için temel ürünlerden biridir. En kolay ulaşılabilen yiyecektir. Bu bağlamda ele alındığında muz, yaşamı idame ettirmenin göstergesidir. Willie, yaşamını (ray) çizildiği şekliyle sürdürmek zorundadır. Oysa hala çocuktur. Ray/ yazgı ise ona kadın olduğunu söyler. Büyümüş olması gerektiğini… Dengesini sağlamak için muzun karşısında yer alan bebek, onun çocukluğudur. O halde elinde, tutkalla yapıştırdığı, yani zedelenmiş, örselenmiş, buna karşın, yaranın açılmasından duyulan kaygıyla temizlenilemeyen, ilgilenilmeyen saflığı, masumiyeti, çocukluğu bulunmaktadır. Bebek ile gösterilen bu anlamlar belki de Willie’nin gerçekten sahip olduğu tek şeydir. Oysa kostüm betimlemelerinde tamamen yazgıya ait olan kıyafetleri, kadınlığı, -gerçekte ona ait olmayanı- giyindiği anlaşılmaktadır. Nitekim asal metinde bunu doğrular. Ablası Alva’ya yani şimdi ölü olana aittir tüm bunlar.

“bu sırtımdakiler onun elbiseleri… ondan miras kaldı. Alva’nın nesi varsa benim…”

Buradan hareketle, Willie’nin ray ile gösterilen önceden çizilmiş rolü, ablasının yarım bıraktığı yolun devamı olmak zorunda kalmıştır. Bunun için kendi çocukluğu yarım bırakılmıştır.

On üç yaşın çocuksuluğu, acemice sürülen rujla, kostümle kadınlaştırılmıştır. Ancak yazar“çocuk ve masum kalmış taraf”ın tamamen örtülmemesi gerekliliğini vurgulamıştır. Zira böylelikle dengesini koruma çabası anlam kazanacaktır.Willie hakkında yazar son olarak dertli sözcüğünü kullanır. Bu oyun kişisiyle gösterilmek istenilenin derdidir. Bu, bireyin olduğu hali ile olması gereken hali arasındaki çatışmanın doğurduğu derttir. Buna karşın Tom çizilirken tasasız, dertsiz bir genç portresi hedeflenmiştir. O olduğu gibidir.

Yazar yaptığı geniş betimlemenin ardından asal metne geçer. Ancak gerekli gördüğü yerlerde, parantez içi göstergelerle altmetin kurgusunu sürdürür. Asal metne geçtiğimizde, rayın üzerinde, dengesini korumaya çalışan Willie’nin Tom’dan elindeki bebeği almasını istediğini okuruz. Bebek ile neyin gösterildiği belirtilmişti, buradan yola çıktığımızda:

“…Düşersem eğer, bari o kırılmasın… Daha fazla dayanamayacağım ne dersin?”

repliği, raylarda denge oyunu oynayan bir çocuğun sözleri olmaktan çıkar. Yaşamda denge korumaya çalışıldığında zaman zaman düşme tehlikesi, dayanamama duygusu, ümitsizlik ve çaresizlik yaşanır. Düşerse eğer, yaşamı idame ettirme zorunluluğunun göstergesi olan muzu değil de masumiyetini, yaşayamadığı çocukluğunu, kendini korumaya almayı seçer.

Buna karşın çabasına dışarıdan yardım almayı kabul etmez. Zira “mızıkçılık olur”ve “iş tek başına başarabilmektir” . Tek başına başarmak zorunda olduğu şey, göstergeler dikkate alındığında salt raylarda yürüme oyunu değildir. Yaşamda tek başınadır. Yazgıyı bu şekilde tamamlamak zorunda bırakıldığının farkındadır. Düşse bile yeniden başlamalı, gideceği en uzak noktaya gidebilmelidir. Yani yazgıyı sürdürebilmelidir. Düşme anlarında ve genel tavrında yaşamsal gerçekliği ile rolü arasında gidip gelir. Sanki oyun oynayan o değilmişçesine, bir kadın gibi ipekli çorap giymemiş olmasına sevinirken, tükürüğün iyileştirici gücünü bilecek kadar da yaşamın içinde olduğunu gösterir. Sonra bileziğine yönelerek yine rolüne geçer.

Bundan sonraki anlam birimi Willie’nin kendi hakkındaki düşüncelerini kapsar. “belki acayip bir insan”dır. Elinde pırlanta bilezik olduğunda oyun oynayabilecek kadar. Durumun acayipliğinin farkındadır. Bırakılmak zorunda olduğu yazgıya bir iki beden küçük geldiğinin de. Bu yazgıya daha doğumundan sahiptir aslında. “Oğlan doğması beklenirken” o doğmuştur. Adı bile erkek adıdır. Bunu kabullenmekten başka bir seçeneğin varlığından bile haberdar değildir.

Az önce yukarıda bahsedilen beyaz gösterge oyunun bu kısmında yeniden karşımıza çıkar. Beyazlığın gösterdiği anlam saptamıştı. Yazar buradan rüzgar göstergesine geçer. Hatırlayacak olursak, gökyüzünün beyazlığını fırtına habercisi olarak nitelendirmiştik. Oysa henüz rüzgar bile yoktur ortada. İşte tam da bu noktada, rüzgarla örtülen anlam girer devreye:

“Öyle yükseklerde ki rüzgar, biz duymuyoruz. Ta, ta tepede… Tavanarasındaki eşyaların tozunu savuruyor.”

Bu replikle rüzgar yaşamı gösteren bir gösterge olarak kullanılmıştır. Tavan araları, eski, kullanılmayan eşyaların konulduğu yerlerdir. Bu eşyalar tozlanırlar, eskimeye başlarlar –yaşamsallıklarını yitirirler- unutulurlar. Tavan araları, bir zamanlar yaşama dair olan şeylerin unutulma mekanlarıdır. Üzerindeki tozun savrulması onların bir an için canlanmasını, hatırlanmasını sağlar, hele damın bir kısmı çökükse bu hatırlanışlar daha sık olacaktır. Buradan hareketle yaşamın acı verdiği gerçeğine ulaşırız. Acı verir çünkü eskinin hatırlanışı, şimdinin gerçeğini tehdit eder ve dengeyi bozabilir. Gerçeklikte eskinin ümidine yer yoktur, çöküş başlamıştır ve bunu görmemek alınabilecek en büyük risktir.

Bu birimin ardından gelen replikler, kıyafetleri gibi ablasına ait sözcükleri içermektedir belli ki. Öğretmeninden bahsederken on üç yaşın izlerinden çok bir kadının yaklaşımını görürüz:

“…koca bulup evlenemedi diye hayata küstü.”

“…kız kısmına asıl lazım olan cemiyet bilgisi!”

Willie, takip eden repliklerde kendine biçilen rolün ilk sahibi olan Alva’yı anlatır. Bunu bir görev bilinciyle ezberlemiştir sanki. Bu yolda yürümek, ablası gibi olmak zorundadır. Dolayısıyla ne kadar iyi bilirse ablasının yaptıklarını, o kadar kolay olacaktır kendisi için rolüne sadık kalmak. Tüm bu replikler dramatik aksiyonun ilerleyişini sağlarken, diğer yandan da bahsettiğimiz ray göstergesinin amacına hizmet eden bir nitelik gösterir.

Daha sonra ev göstergesine dair bir anlam birimciği asal metindeki yerini alır. Hatırlanacak olursa bu göstergenin bir yapıyı işaret ettiğini belirtmiştim. Şimdi bu yapının nitelikleri belirmektedir bu birimde. Bu yapıda ne deneyimler, ne günler yaşanmıştır. “evde boyuna çalgılar”ın çalındığı söylenir. Çalgı, yaşamsallıktır, işlerliktir. Yaşamın akışının bir göstergesidir. Buradan hareketle, ev ile gösterilen yapının bir zamanlar tıkır tıkır işleyen, yaşamsallığı olan, işe yarayan bir yapı olduğu sonucuna varırız:

“Ama şimdi ev öyle sessiz ki… Bak o taraftan hiç ses duyulmuyor değil mi?”

Bu noktada hem alt metinde hem de asal metinde oyunun adını oluşturan, (aynı zamanda oyunun ana göstergesi olarak belirlemenin yanlış olmayacağı) gösterge kendini gösterir:

“(Yüksek sesle… ama sesinde hafif bir titreme vardır) BU EVE GİRMEK YASAKTIR, ÇÖKME TEHLİKESİ VAR!”

Bu gösterge ile yapının çökmek üzere olduğu gerçeği işaret edilirken, Willie’nin hala orada yaşamasıyla da bu yapının kurbanı işaret edilir. Oyunun derin anlamına ulaştığımızda bu göstergelerin bütününde çıkacak olan sonuca varmak mümkündür. Bunlardan hareketle, yazarın söz konusu göstergelerle ortaya koyduğu anlama varılacaktır.

Willie, ailesi hakkında konuşurken, bahsi geçen yapıya işlerlik kazandıran diğer öğeler hakkında ve bu yapıyı çökme tehlikesine sokan nedensellikleri görürüz; Annesi bir makasçıya kaçmıştır. Makasçı raya yön veren kişidir. Yazgıyı değiştirme yetisi olan bir kişi gösterilir. “Ondan sonra her şey çözülüverdi” Böylelikle çöküş başlamıştır. Yazgıya yön verme inisiyatifi olan birilerinin, yapıda önemli konumu olan bir öğeyi çekmesiyle başlamıştır çöküş. Diğer önemli öğe ise kendini içkiye veren babasıdır ki sonra ortadan kaybolmuştur. Bir Willie kalmıştır bir de Alva.

Burada yeniden Alva’ya dair bir anlam birimciğin devreye girdiğini görürüz. Bu aynı zamanda Willie’nin rolünü (onun yolunu ve yarım kalmışlığını) betimleyen bir birimdir. Bu birim Alva’nın (ve muhtemelen Willie’nin) yazgısıyla filmlerdeki gerçeklik arasında kurulmaya çalışılan ilişkiyi kullanır. Sözü edilen filmde trajik sonun müzikle vb. yaklaşımlarla yumuşatılmış olmasına karşın yazgıda böylesi bir yumuşaklık söz konusu değildir. Hem tüm aşıkları kaçmıştır Alva’nın hem de kemanlar çalınmıyordur. (Burada, yaşamsallık olarak verilen çalgı göstergesi yeniden kullanılmıştır.)

“…Yok… hiç de filmlerdeki ölümler gibi olmadı!”

Buradan hareket edildiğinde, filmle anlatılmak istenilen, gerçeğin yumuşatılmasından başka bir şey değildir.

Bunu takip eden anlam birimciği, yine yukarıda bahsedilen ilişki ile kurgulanmıştır. Alva’nın aşkları, “batan gemiyi terk eden fareler gibi”ortadan kaybolmuşlardır. Willie ise bunu Alva’nın acı çekmemesi için yalanlamıştır. Ona selamı söyledikleri ya da tayin edilmiş oldukları gibi yalanlar söyler. Ancak ekler: “…yalan söylediğimi biliyordu!”Burada gösterilen anlam yolun yaşamda, filmlerde görüldüğü kadar renkli olmadığının her ikisi tarafından fark edildiğidir. Ancak Willie kendisini de bekleyen sonun buna benzer olacağını bildiğinden, bu oyunu sürdürür. Ablasının yaşadığı acıyı anlayabilecek, hatta acısını azaltmak için yalan söyleyebilecek kadar da farkındadır yaşamsal gerçekliğin: “gramofon bile çalamadık, hastanenin kurallarına aykırıymış…” Alva’nın en sevdiği şarkı bu sırada ortaya çıkar:

“Tek yıldızsın sen mavi göğümde…

bir göz kırpsana, bana!”

Alva’nın bu şarkıyı çok sevdiğini, güzel bir şekilde söylediğini öğreniriz repliklerden. Oyunda Willie’nin ağzından (tiz ve temiz sesinden) birkaç kez duyarız bu şarkıyı. Alva bu şarkıyı evde söylermiş. Yani yapı işlerlik gösterirken yaşamsallık olan bu şarkı da söylenirmiş.Şüphesiz ki bu Alva’nın en sevdiği şarkıysa (ki öyle olduğu belirtilmiş) ona yüklenmiş bir anlam taşımalıdır. Alva için bu şarkının taşıdığı anlam çok açık olmamakla birlikte, her şeyi ablasından miras kalmış olan Willie için bu şarkının anlamı ablasıyla ilintilidir. Annesi bir makasçıyla kaçmıştır, babası kendini alkole verdikten sonra kaybolmuştur. Bir çocuk olarak duyduğu ilgi ve sevgi ihtiyacını sadece Alva’nın karşıladığını görmek mümkündür. Bu halde, Willie’nin mavi göğünde (işler yolunda giderken, gökyüzü beyazlaşmamışken) parlayan yıldız ablası Alva’dan başka kimse değildir. Şimdiise artık Alva da yoktur. Göz kırpması ise onunla olan anılarını hatırlamaktan başka bir şey değildir.

Alva’nın dostları da Willie’ye kalmıştır. “bir it sürüsü gibi geri gel”mişlerdir. Geceleri gezdiriyorlardır onu, toplantılara, danslara, eğlencelere götürüyorlardır. Bir kadına davrandıkları gibi davranmaktadırlar Willie’ye. Dolayısıyla bir kadın olmak zorundadır Willie: “Beğenilmezsem vay halime…”Bunu takip eden repliklerde Tom’un ağzından (bir dış gözden) bakarız Willie’nin kadınlaşmasına, yaşamda oynamak zorunda olduğu rolün kurallarına:

“Eve almışsın da onu, elbiselerini çıkarıp oynamışsın karşısında…”

İşte tam bu repliklerden sonra Willie’nin yine gerçeğiyle rolü arasındaki gidip gelmelerinden biri yaşanır. Bu gidip gelme yine bebek göstergesi ile sağlanmıştır.

“Aaaa… Deli bebeğimin saçları yıkanmak istiyor.. Korkuyorum ama yıkamaya bir de bakarsın şu kafasının çatlağını yapıştırdığım tutkal eriyivermiş.. Neler söylemiyor, bilsen ne olmayacak şeyler yapıyor…”

Bebek göstergesi ile saflığına, yaşayamadığı kendine, çocukluğuna gönderme yapıldığını söylemiştik. Bu durumda masumiyetinin yıprandığını, temizlenmeye ihtiyaç duyduğunu, ancak korktuğunu çıkarabiliriz. Çünkü incinmiştir. Yara almıştır. Temizlenme, yani çocukluğunu yaşamaya geri dönme teşebbüsü yaralarının açılması riskini barındırır. Bu risktir onu bundan alı koyan. Öte yandan bebeğin neler söylemediği, ne olmayacak şeyler yaptığı cümlesi, Willie’nin durumunun bir göstergesidir. Bir çocuktur ve elbiselerini çıkarıp dans ediyordur… Bu noktada Willie, bebekle bir savunma mekanizması geliştirmiştir. Zaman zaman kendi yazgısını dışarıdan birinin yazgısıymışçasına izleyebilme yeteneği de bundan kaynaklanır.

Tom’un bu savunma mekanizmasını anlamayışıyla konuya geri dönmek ve bir açıklama yapmak zorunda kalan Willie, yine kadınlaşarak o zamanlar yalnız olduğundan böyle bir şey yaptığını, artık yalnız olmadığını, ablasının tüm dostlarının ona miras kaldığını söyler.

Bunun hemen ardından yine yukarıda bahsettiğimiz beyaz gösterge yerini alır. “Temiz bir sayfa kağıt gibi bembeyaz”Hatırlayacak olursak bunun Willie için taşıdığı anlamı, imgeleme veya tahayyül ya da yeni bir başlangıç yapma durumu olduğunu söylemiştik. Öğretmeni herkese beyaz bir sayfa kağıt vererek ne isterlerse çizebileceklerini söylemiştir. Yeni bir başlangıç yapma göstergesi olarak kabul edebileceğimiz bu durumda Willie, kafasına şişe yerken babasının resmini çizmiştir. Oysa öğretmeni Charlie Chaplin’in resmini çizdiğini sanmıştır. Willie ise bunu yalanlar. Bu anlam birimcikte yine filmlerle kurulan ilişki gündemdedir. Canının istediği her şeyi yapma konusunda özgürken o çökmekte olan yapının bir öğesi olan babasını resmeder. Hayal gücünün sınırlarının bile farkında değildir. Boş bir sayfayı yine sahip olduğu umutsuzlukla ve yarım kalmışlıkla dolduracaktır. Yani yeni bir başlangıç fırsatını değerlendiremeyecektir, yazgı üstün gelmeye devam edecektir. Bu da bir çözümsüzlüğü, çaresizliği gösterir. “benim ev hayatım normal değilmiş…”

Yine Alva hakkında kısa bir konuşmanın ardından evde hala oturuyor olmasıyla kurgulanmış olan başka bir anlam birim göze çarpar. O çökmek üzere olan yapının içindeki kurbandır. Seçeneksizdir, bu seçeneksizliği onu inanmayacağı bir yalana iter ki bu bir savunma mekanizmasıdır:

“Oturmamam lazım ama oturuyorum. Ev çökebilirmiş de tehlikeliymiş… Bir şeyciği yok halbuki…”

Burada örtülü olarak verilen anlam, seçeneksizliği kabullenme olgusudur. Konu yine Alva’ya yönelir. Alva’nın modadan anladığını belirtir ve büyük firmalar için model çizip yolladığını söyler. Burada yine beyaz sayfa kağıt göstergesine bir gönderme vardır. Alva denemiştir. Yeni bir başlangıç yapmayı denemiştir:

“…ama bir şey çıkmadı…”

Dolayısıyla kendisinin denemesine gerek yoktur. O bir kadınken denemiş ve başaramamıştır. Willie ise kadın olmakla çocuk olmak arasında gidip gelirken başaramayacağının farkındadır. Bu tümcenin peşine şarkıyı ekler, Alva onun tek yıldızıdır, o başaramamıştır ve Willie de başaramayacaktır.

Eve müfettişler geldiğinde sinmiş, saklanmıştır. “evde kimse yokmuş gibi” yapmıştır. Evde (hala yapıya dahil) olduğu anlaşılması durumunda başka seçenekler çıkacaktır ortaya. Bunlardan biri sokakta kalmak olsa da. Bu nedenle bireyin, seçeneklere karşı bir direnme, yazgıya sadık kalma zorunda hissediş ve eskiye bağlı kalma durumları böylelikle gösterilmiş olur.

Anlam birimlerinden muz ile ilgili olanın sırası gelmiştir asal metinde.

“Bilmem, insan gözünü açarsa orada burada neler buluyor… Şu muz mesela, bal gibi muz… Mavi Kuş lokantasının arkasındaki çöplüğe atmışlar…”

Muzun gösterdiği şeyin yaşamı idame ettirme olduğu belirtilmişti. Buradan hareketle, yukarıda aktarılan replik farklı bir anlama bürünür. Willie bu konu hakkında daha önce düşünmemiştir, bir strateji belirlememiştir. Bu nedenle nasıl yemek yediği sorulduğunda ilk yanıtı “Bilmem” olur. Birey yaşamını idame ettirmek için gözünü açmak, uyanık olmak zorundadır. Bu durumda çöplük bile işe yarar.

Bundan sonraki anlam birimi yine beyaz göstergesiyle ilintilidir. Ancak arada kadın rolüne daha sağlam tutunarak güç gösterisinde bulunduğunu görürüz. Akşam yapacaklarını anlatırken heyecan duyduğu belirtilir alt metinde. “Gökyüzü böyle beyaz olacak” der, ve ekler “üzerine resimler çizeceğim!”Burada beyaz göstergesinin taşıdığı anlam netlik kazanır. Bagaj memuruyla dans ederken kendi resmini çizecektir. Ayağında yüksek ökçeli rugan ayakkabılar olacaktır ve en sevdiği şarkı çalınacaktır. Yeni başlangıcını, başka seçeneklerin farkında olmadığından, ablasının olduğu gibi olarak yapacaktır. Yazgıdan şikayet etmek yerine ondan keyif almaya çalışacaktır. Ama en önemlisi artık ya olduğu gibi olacaktır ya da olmak zorunda olduğu gibi… Bu birimde gösterilen şey, bireyin olmak zorunda olduğu kişi olmayı seçmek zorunda oluşudur.

Anlatımında bir filmsellik vardır. Daha önce çöküşün miladı belirtilirken geçen top mermisi ekspresi burada yeniden karşımıza çıkar. O en hızlı giden trendir ve Willie’ye sesiyle çöküşü anımsatır. Böylelikle yine yaşamsal gerçekliğe döner:

“Filmlerdeki ölümler gibi değildi ki. Aşıkları hep yok oldu… Kemanlar da çalmıyordu gideyim artık ben!”

Daha az önce çizmeyi düşündüğü resmi heyecanla anlatırken birden bire geri döner gerçekliğe… Yumuşatılmamış olan ve kendisini bekleyen… Dolayısıyla gittiği yer ray oyununa başladığı yerdir, su deposu. Yaşamsal gerçekliği yoludur, raydır, yazgıdır. Bu yazgı akranlarıyla harcayacak vaktinin olmadığını söyler… Kendini doğrulamaya bile zamanı yoktur. Yoluna devam etmelidir.

“(Bebeğinin saçlarını düzeltir) Uzun, çok uzun bir zaman için ablam gibi yaşayacağım. Sonra ciğerlerim hastalandığı zaman öleceğim onun gibi. Filmlerdeki gibi olmaz belki. Kemanlar da çalmaz, ne yapayım… Ama kulağımda inci küpelerim, boynumda Memphis’den alınma altın boncuk gerdanlığım olacak… (…) Sonra belki… (Neşeli ama sesinde gene de hafif bir hüzün hissedilir) Benim aşklarım da başkalarına kalır…”

Kendi çocukluğunu yarım bırakma pahasına ablasının yarım kalan yaşamını sürdürmek zorundadır. Tamamlamak zorunda olduğu şeylerdir bunlar. Ablasından miras kalmayan tek şeyin altın boncuklu gerdanlığı olduğunu hatırlayacak olursak, tamamlamak zorunda olduğu şey ortaya çıkar: gerçek bir kadın olmak! Sesine hüzün veren şey ise şudur; Alva’nın her şeyini bırakabileceği, gökyüzündeki tek yıldız olabileceği, ölümünden sonra da yaşayabileceği birileri vardır ancak Willie bundan yoksundur. Yapının son öğesidir ve yapının çökmesiyle unutulacaktır. Unutulmanın hüznüdür bu.

Oyunun sonunda herkes kendi yoluna yönelişine döner. Tom dertsizliğini sürdürür, duyarsızlığını… Uçurtmasını uçurmak için rüzgarı kontrol etmesi bunu gösterir. Willie ise dengesini korumaya çalışarak ray üzerinde ilerler ve gözden kaybolur. Bunun gösterdiği şey ise Willie’nin olası yazgısının süreceği gerçeğidir. Günün birinde göz kırpacağı birinin varlığını özleyerek…

Oyunu içinde yer alan anlam birimciklerle değerlendirerek, kimi birimciklerin kendi aralarında bütünleştiğini ve anlam birimlerini oluşturduğunu gördük. Böylelikle oyunda yer alan göstergeleri tespit ettik ve bunların öncelik ve sonralık ilişkilerine göre diziminden metnin kurgusunu açığa kavuşturduk. Böylelikle anlam katmanlarını aşarak, bütüncelere ulaştık. Şimdi ise bu incelemenin başından beri yer yer göndermelerde bulunulan oyunun derin anlamına varmak için tespit ettiğimiz bu aşamaların sonuçlarını kullanacağız.

En temel anlamda oyunda varolan her öğenin yarım kalmışlığı dikkati çeker. Tüm bu kuşatılmışlık, çaresizliğin, çözümsüzlüğün trajedisi olarak karşımıza çıkmıştır. Yukarıda yeri geldiğinde değinildiği gibi, bireyin dış kaynaklı içsel çatışmasıdır bu. Olmak zorunda olduğu konumla, olduğu konum arasında dengesini sağlamaya çalışan birey, onu bu çatışmaya iten yapının, sistemin kurbanı olarak değerlendirilir. Sistem işe yaramamaktadır ve pek çokları bunun farkındadır. Ancak sistemin çöküşü kurbanına zarar verecektir. İşlemeyen bir yaklaşım, bir modelden bahsedilmektedir burada. Bu yapı yaşamsallığını yitirmiştir. Bir çökme tehlikesi vardır ve bu tehlikeyi görmezden gelmek, bireyin zorunda bırakıldığı bir yaklaşımdır. Ancak bireye de bir eleştiri söz konusudur burada. Einstein’ın bir sözü tam da bu eleştiriyi dillendirir: “Delilik, aynı şeyleri yapıp farklı sonuç beklemektir!”

Kaynakça:

  • ÇEBİ ,Murat Sadullah, Sembolik/Retoriksel Bir Eylem Olarak Dil’in Anlam İnşasındaki Aracılık İşlevi, Selçuk İletişim, 2008,5(2):183-198.

·DERVİŞCEMALOĞLU, Bahar, Göstergebilim Nedir?http://www.ege-edebiyat.org/modules.php?name=News&file=article&sid=363, Erişim tarihi: 08.08.2009

·ESSLİN, Martin, Dram Sanatının Alanı, Çev:Özdemir Nutku, YKY, 1.Baskı, İstanbul, 1996

·KOCABAY, Hasibe Kalkan, Tiyatroda Göstergebilim, E yayınları, İstanbul, 2008

  • KULA, Onur Bilge, SAKALLI, Cemal, Göstergebilimsel Yaklaşõm Yazõnsal Alanda Ne Denli İşlevselleşebilir? Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi 2005 / Cilt: 22 Sayı: 1 / ss. 21-26

·WİLLİAMS, Tenesse, Çökme Tehlikesi Var, Yayınlanmamış oyun teksti, DEÜ, GSF, Tiyatro Bölümü arşivi.


* Yrd. Doç. Dr. M. Melih Korukçu, İstanbul Aydın Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Drama ve Oyunculuk Bölümü Başkanı

[1] Bahar Dervişcemaloğlu, Göstergebilimhttp://www.ege-edebiyat.org/modules.php?name=News&file=article&sid=363

[2] Akt: Y.a.g.e.

[3] Hasibe Kalkan Kocabay, Tiyatroda Göstergebilim, E yayınları, İstanbul, 2008, s:39

[4] Martin Esslin, Dram Sanatının Alanı, Çev:Özdemir Nutku, YKY, 1.Baskı, İstanbul, 1996, s:43.

[5] Hasibe Kalkan Kocabay, a.g.e., s:41.

Hakkında M. Melih Korukçu

Yoruma kapalı.