19 Mart 2019, Salı
SON HABERLER
Buradasınız: Anasayfa / Yazarlar / BRİTANNİCUS (tragedya) – Racine
BRİTANNİCUS (tragedya) – Racine

BRİTANNİCUS (tragedya) – Racine

FRANSIZCADAN ÇEVİREN VE OYUNLAŞTIRAN: ÖMER ÖZTÜRK

 

                                NİÇİN BRİTANNİCUS

1669’da, Racine otuz yaşındaydı; Andromaque’ın başarısı onu tragedyanın babası, kocamış Corneille’in rakibi haline getirmişti.

Öyle ki, Auguste, Nicomede ya da Sertorius gibi kahramanlar yaratıyor, bunları kanlı-canlı tasvir ediyordu. Bu yeni dram örgüsüyle, Corneille’i tahtından etmesi işten bile değildi.

Racine, tragedyanın onbir konusunu çoktan işlemiş olan Corneille’ye kendi çöplüğünde hücum ediyordu. Genç Neron’un gölgesinde, Britannicus’un ölümünü ele alırken, “Othan” (1664) tragedyasına göndermelerde bulunmuş olabilir.

Herşey bir tarafa, Racine’in Britannicus’a çok emek verdiğine şüphe yoktur.

 

RACİNE’İN İLK ÖNSÖZÜ

                                              (1670)

 

Halka arz ettiğim bütün eserlerden payıma ne fazlasıyla alkış, ne de fazlasıyla eleştiri düşmüştür. Bu trajediye çalışırken, hep mükemmeli aradım. Bazı kimseler eseri karalamaya çalıştılar. Ne yaparsınız, insanlar böyledir işte. Beni Neron’la bile kıyaslayanlar oldu. Sen zalimoğlu zalimsin dediler. Neron’un acımasızlık timsali olarak gösterilmesine bir anlam veremiyorum. Onlara bakarsanız, tarih yalan konuşmazmış. Belki gençken iyi adammış ama sonradan bozulmuşmuş. Trajedimde haricî hiçbir olaya yer vermedim. Neron burada ailesi ve dostlarıyla resmedilmektedir. Herşey olması gereken yerde, yerli yerindedir.

Öte taraftan, bir kesim bana ‘çok iyi yapmışsın, eline sağlık’ demiştir. Esasen, Hazret için pek de iyi şeyler düşünmüyorum. Onu daima canavar addettim. Eserdeyse henüz Roma’yı alevlere teslim etmemiş bir adam bulacaksınız. Ne annesini, ne karısını ne de idarecilerini öldürmüş. Bana öyle geliyor ki, yanlış anlaşılmamak için zulümden mümkün olduğunca kaçınmış.

Bazıları da, tuhaftır, onu çok kötü bir adam olarak resmettiğimi söylüyorlar. Cevaben, tek satır kâfidir: “Neron,” dedi Tacite, Narsiz’in ölümünü taşıdı sabırsızca, zira bu azatlı prensin belli-belirsiz kusurlarıyla harika bir uyum teşkil ediyor. Ne demişler: ‘Cujus abditis adhuc vitiis mire congruebat[1].’”

Birtakım insanlar bir tragedya kahramanı olarak Britannicus gibi genç bir adam seçtiğim için benim adıma hicap duymuşlar. Kendilerine Andromaque’ın önsözünde Aristo’nun tragedya kahramanları hakkındaki duygularını izah ettim, ve de mükemmeliyetten uzak birkaç hususiyet daima elzemdir. Ne var ki, onlara burada yeniden yürekli, sevdalı, samimi, ve tabiî niteliklere sahip on yedi yaşındaki genç bir prensin tutkuları kışkırtmakta çok başarılı olduğunu söylemek durumundayım. Fazlasında gözüm yok.

Ama, diyorlar ki, bu prens, ölüm anında henüz elli yaşını sürmekteymiş. Onu ve Narsiz’i iki yıl daha yaşattık. Sadece sekiz yıl hükmeden bir imparatora yirmi yıl hükmetme özgürlüğü bahşeden bir adam için bunu yapmak bir zevkse, yukarıdaki iddiamı dikkate almayınız derim. Bu değişiklik kronolojide[2] anılsın ya da anılmasın, imparatorlar çağından zamanı damıttık.

JUNİE’nin kitabında “yasak hemşehrim”e yer yoktur. Diyorlar ki, Junia Silana isimli yaşlı bir kokonadan bilge bir genç kız yaratmışım. Kendilerine bu Junie’nin Cinna’nın Emilie’si gibi, Horace’ın Sabine’i gibi uyduruk bir kimse olduğunu söylesem ne cevap verirlerdi? Şu sözüm kulaklarına küpe olsun: ‘Şayet tarihi iyi okumuş olsaydınız, Claudius’un Octavie’yi vaat etmiş olduğu Silanus’un kızı, Auguste ailesinden bir Junia Calvina bulmuş olurdunuz.’ Bu Junie tazeydi, güzeldi, ve Seneque’in dediği gibi: ‘bütün genç kızların göz bebeğiydi.’ O, erkek kardeşini candan severdi: ‘ve düşmanları,’ dedi Tacite, ‘her ikisince de suçlandılar. Öyle veya böyle, suçluydular işte.’ Onu göründüğünden daha farklı resmedersem, bir şahsın törelerini savunuyor değilimdir. Kaldı ki, herşey meçhuldur zaten.

Britannicus’un ölümünden sonra tiyatroda görünmesini tuhaf karşılıyoruz. Şüphesiz dört mısrada Octavie’ye geçiş yapılmasını arzulamıyoruz. Bize yakışan da budur. Ama onu ihya etme zahmetine değmezmiş. Sözde, bunu onun yerine bir başkası anlatabilirmiş. Bilmezler ki, tiyatronun kurallarından biri de ancak fiiliyata dökülebilen şeyleri anlatmaktır; bütün eski defterler söyleyecek başka şeyi olmayan aktörlerin sahnesinde açılır. Bir yerden gelir, başka bir yere giderler.

Eleştirmenlerime[3] soracak olursanız, bütün bunlar faydasızdır. Temsil Britannicus’un ölümüyle son bulur ve gerisinin ehemmiyeti yoktur. Bununla birlikte önemsiyoruz. Hem de öyle-böyle değil. Bana sorarsanız, birçok kimsenin ağız birliği ettiği gibi, tragedya bir eylemin taklidi olduğundan, o eylem sürer gider. Bilmediğimiz bir şey varsa, onun aynı kişileri hangi konumda bıraktığıdır. Tabiatıyla, Sofokles de onu tepe tepe kullanır. Tabiatıyla, Antigone’da Hemon’un gazabını ve Créon’un cezasını temsil eden mısralara yer verir. Junie’ye yol verilir, Narsiz cezalandırılır. Britannicus ölmüş, Neron batağa saplanmıştır.

Bu kadar zor hükümleri ifade etmek için ne yapmalı? Sağduyuya ihanet etmek istediğimi kim söylemiş? Yapılacak şey belli: ‘olağan’a yüz vermeyip ‘olağanüstü’yle içli-dışlı olmak. Olay örgüsüz basit bir eylem yerine, bir günde olup biten, sona doğru düğümlenen ve sadece şahısların çıkar, his ve tutkularıyla desteklenen bir eylem. Bir aylık sürece yayılmış alengirli bir eylem bu. Yine, teatral[4] oyunlarla desteklenmiş, bir parça gerçek-üstü, aktör ve aktrislerin sağ gösterip sol vurdukları bir eylem. Mesela, bir sarhoşu, büyük bir hatibi, sevgi dolu vecizeler yumurtlayan muzaffer bir komutanı, muzafferlere gurur dersleri verecek bir kadını mı temsil etmek gerekiyor? Hah, işte bütün bu şahıslara gaz vermek gerekiyor. Bilgelerin azlığı sorunu da var tabiî. Konu olarak seçtiğim, Antik Çağ’ın bu büyük adamlarının hakkını nasıl vereceğim? Geçmişe hizmet etmek için, seyirciye kendimizi kabul ettirmemiz gerekiyor. Kendi kendimize durmaksızın sormalıyız: “Homere ve Virgile bu mısraları okusalardı, ne derlerdi? Peki ya Sofokles? Şu sahneyi görse, ne derdi?” Öyle veya böyle, eserlerimin aleyhinde konuşanlara “konuşmayın” diyecek halim yok. Bu boşa kürek çekmek olur. Quid de tealii loquantur, ipsi videant, der Çiçeron; sed loquentur tamen[5]

   Tragedyamı açıklamak için yazdığım bu küçük önsözden dolayı okurun beni bağışlamasını rica ediyorum. Bu haksız saldırılara karşı savunmaya geçmekten başka ne yapabilirdim ki. Anlıyorum ki, Terence bile kötü-niyetli yaşlı bir şairin eleştirilerine karşı aklanmak için ilksözlerden medet umuyor. Bizler saatlerce onun komedyalarını temsil etmiş bir nesiliz.

…Occepta est agi, Exclamat[6]

   Haksızlığa uğradığımı düşünüyorum. Hiç bu kadar incitilmemiştim. Seyircilerin gözlerinden kaçan şeyler aktörlerinkinden kaçmayacaktır. Junie’yi Vestales’e dahil ettim. Aulu-Gelle’e göre, altı yaşın altında ya da onun üstünde kimseyi almadık. Ama halk burada Junie’yi koruması altına alıyor. Doğumunu, erdemini ve kötülüğünü göz önüne alırsak, bunu kanunî yaş sınırıyla belirleyebiliriz. Bu ayrıcalığı hak etmiş olan büyük insanların tavsiyesi bu yönde.

Sonuçta, her zaman, hiç durmamacasına eleştirileceğime ikna oldum. Şüphesiz bu bana ileride malzeme olacak. Ama halk için çalışan bir kimsenin kötülüğüne anlam veremem. Hatalarımızı gözleyenler görmek istediklerini görüyorlar. Kendilerini eğlendirdiğimiz için, minnetlerini sunanlar da oluyor. Ne olursa olsun, cehalet işte. Cahil, bilmediği gibi, bilene de çamur atar. Tek bir sahnedeki en ufak bir kusur için, bütün piyesi karalar. Haklılığını ispatlamak için avazı çıktığı kadar bağırır, ne yapacağımızı şaşırırız.

Aslında, bunların hepsi hikâye. Herkesi ve herşeyi hemen yargılayan peşin hükümlülere itibar etmeyiz. Eserimizi bugüne değil, yarına hediye ederiz.

Homine imperito nun quam quidquam in justius[7]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                       

 

                         RACİNE’İN İKİNCİ ÖNSÖZÜ

                                          (1676)

 

 

 

 

 

 

İşte üzerinde en çok çalıştığım tragedyalarımdan biri. Bununla beraber başarının öncelikle umutlarıma cevap olmadığını itiraf etmeliyim. Sahneye çıkmasıyla birlikte eleştiriler de başladı. Anladım ki, gelecekte diğer tragedyalarım kadar talihi yaver gitmeyecek. Ama illa ki bunu da daha nitelikli eserler takip edecektir. Eleştiriler kaybolur, piyes oturur. Saray ve halk çok istekli; sıkı ve birkaç övgüyü hak eden bir şey yaptıysam, bilenlerin çoğu Britannicus konusunda benimle hemfikir olurlar.

Gerçekte, Agrippine ve Neron’un sarayında yapmak istediğim resme beni tutkuyla bağlayan kalıplar üstünde çalışmıştım. Kişilerimi Antik Çağın en büyük ressamı – kim olabilir – elbette Tacite’ten kopya etmiştim. O zamanlar bu muhteşem tarihçiyi okumaya o kadar dalmıştım ki, tragedyam ondan ilhamlarla dopdoludur. Bu bahse taklit etmeye çalıştığım daha güzel yerlerin bir özetini koymak istemiştim; ama gördüm ki, bu özet neredeyse tragedya kadar yer tutuyor. Böylece okur onu bu yazara yönlendirmemi olumlu karşılayacaktır. Burada sahne üzerinde takdim ettiğim kişilerden her biri hakkında onun parçalarından birkaçını anlatmakla yetineceğim.

Neron’dan başlamak için, bildiğimiz gibi, saltanatının ilk mesut yıllarında burada olduğunu hatırlamak gerekir. Bu yüzden onu alabildiğine kötü temsil etmeme izin verilmemiştir. Onu erdemli bir adam olarak temsil etmeme gerek yok, çünkü asla öyle değildi. Evet, henüz annesini, karısını, idarecilerini öldürmemiştir, ama bütün bu suçların tohumları büyümeye başlamıştır. Boyunduruktan kurtulmak istemektedir. Birbirlerinden nefret etmektedirler. Onlara yönelik nefretini sahte okşamalar altına gizler: Factus natura velare odium fallacibus blanditiis[8]. Tek kelimeyle, bu bir canavar yavrusudur. O hep kötülük yapar ve hep bahane üretir: Hactenus Nero flagitiis et sceleribus velamenta quesivit[9]. O iyilik ve erdem timsali, prenses Octavie’ye acı çektirebilirdi: Fato quodam an quia pravalent illicita; metuebaturque ne in stupra feminarum illustrium prorumperet[10]

Ona gizliden Narsizi veriyorum. Bunda Tacite’i takip ettim. O, Neron’un sabırsızca Narsiz’in ölümünü taşıdığını söyler. Prensin henüz açığa çıkmamış kötülükleriyle harika bir uyum söz konusudur: Cujus abtidis adhuc vitiis mire congruebat[11]. Bu parça iki şeyi kanıtlar: Neron zaten kötüdür ama kötülüklerini gizler, ve, Narsiz onu kötü eğilimlerine alet eder.

Namuslu bir adamı bu vebalı sarayla karşı karşıya getirmek için BURRHUS’u seçtim; daha doğrusu SENEQUE’in şahsında onu seçtim. İşte sebep: her ikisi de Neron’un gençliğinde idareciydiler. Burrhus silah konusunda deneyimliydi. Seneque güzel konuşurdu ve çok da zekiydi. Ölünce, Burrhus onun en çok erdemine yandı: Civitati, grande desiderium ejus mansit per memoriam virtutis[12]

Her acı kabulümüzdür. Que cunctis malae dominationis cupidinibus flagrans, habetat in partibus Pallantem[13]. Agrippine’e takıldım. Hakkında söylenecek çok şey var. Özellikle anlatmaya çalıştığım o. Tragedyamda Agrippine’in gözden düşüşü Britannicus’un ölümünden daha az yer tutmaz. Bu ölüm onun için bir yıldırım darbesidir, der Tacite. Ne var ki, bu ölümde Octavie kadar masumdu. Agrippine ondan son ümidini de kesti, ve bu suç ona korkulu rüya gördürdü: Sibi supremum auxilium ereptum, et parricidi exemplum intelligebat[14]

BRİTANNİCUS’un çağı o kadar iyi biliniyordu ki, onu başka türlü temsil etmeme izin verilmemiştir. Genç bir prens olarak samimi, sıradan ve körpeydi. Onbeş yaşındaydı, ve çok akıllı olduğu söylenmekteydi. Gerçeği söylemek gerekirse, kötülükleri onu bu konuda ikna etmiştir. Belirti sunmamıştır: Neque segnem ei fuisse indolem ferunt; sive verum, seu periculis commen datus retinuit famam sine experimento[15]

   Onun yanında Narsiz kadar kötü bir adama sahip olmasına şaşmamak gerekir; çünkü çok zaman var ki, Britannicus’un yanında ne imana ne de şerefe sahip olan insanların bulunduğuna dair emir verdik: Nam ut proximus quisque Britannico neque fas neque fidem pensi haberet, olim provisum erat[16]

Bana JUNİE’den bahsetmek kalıyor. Junia Silana adındaki ihtiyar kokanayla onu karıştırmamak gerekir. Burada başka bir Junie var ki, Tacite Junia Calvina der. Cladius Octavie’nin müjdesini vermişti. Junia, Auguste ailesindendi, ve Silanus’un kızıydı. Junia gençti, güzeldi, ve Seneque’in dediği gibi, festivissime omnium peuellarum Erkek kardeşi ve o birbirlerini çok severlerdi; “düşmanları,” diyordu Tacite, “her ikisini de ensestle suçladılar. Suçlu olsunlar-olmasınlar, bu böyleydi. Vespasien’in saltanatına kadar yaşadı o.

Onu Vestales’e soktum, Aulu-Gelle’e göre, oraya altı yaşın altında kimseyi asla kabul etmedik. On yaşın üstünde de kimse yoktu. Ama halk Junie’yi koruması altına aldı. Doğumumu, erdemimi ve fenalığımı gözümün önüne getirince, inandım ki, kanunlarla kaydedilen yaştan onu muaf tutabildi. Bu ayrıcalığı, yaştan, hak eden büyük adamların tavsiyesine göre muaf tutmuştu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1600’lü yılların ikinci yarısı…

Racine dört göz çalışma odasında, Albert’e aheste aheste şu satırları yazmaktadır:

 

CHEVREUSE DÜKÜ MÖSYÖ CHARLES HONORE D’ALBERT CENAPLARINA…

 

 

Beyim,

   Kim bilir belki de mütevazı eserimin başında adınızı görünce çok şaşırmışsınızdır; size onu sunmak için izninizi istemiş olsaydım, alacağım şüpheliydi. Ne var ki, bana daima bahşetmiş olduğunuz nimetleri dünyanın gözlerinden uzun süre saklamak kolay değildir. Sırf zafer uğruna çalışan bir insan sizinki gibi dehşetengiz bir koruyucu karşısında susmayı tercih eder! Hayır, beyim, biliniz ki, dostlarım bile eserlerimden faydalanıp faydalanmamanızla ilgilenmezler. Ve siz onu kaybedecek bir dakika bile zamanı olmayan bir adamın önünde okuma şerefine eriştiniz. Tanık olunuz; piyes kısaltıldı. Bu ne akıldır. Dört başı mamur bir tragedya olan bu çalışma herşeyin ötesine geçmektedir. Bizi aşmaktadır. Beyim, rahat olunuz, daha da özgürleşmiş irademle, yeniden huzurunuza çıkıyorum. Biliyorum ki, onu övgülerle tüketmek tehlikelidir; diyebilirim ki, onu size yakın kılan bu ortak tevazunun sizinle en ufak bir ilgisi yoktur. Ilımlılık ancak sıradan niteliklerle karşılaştırıldığında, sıradan bir erdemdir. Ama bütün niteliklerle, kalple, akılla, ancak yılların deneyimi olabilecek bir hükümle, özel dostlarınızdan gizleyemeyeceğiniz binlerce güzel bilgiyle, herkesin hayran olacağı bu bilgiye sahip olacaksınız. Şüphesiz bu yüzyılda bir rastlanabilecek bir erdem. Sizden bahsetmeye meraklı değilim. Takdir edersiniz ki, acı veriyor. Kalemime yazık sonra. En önemlisi de zamanıma yazık.

 

                                                                                  Kulunuz RACİNE

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ŞAHISLAR

 

 

 

 

 

 

NERON: İmparator, Agrippine’in oğlu.

 

BRİTANNİCUS: İmparator Claudius’un oğlu.

 

AGRİPPİNE: Neron’un babası Domitius Enobarbus’un dul eşi. Daha sonra da yine imparator Claudius’un dulu.

 

JUNİE: Britannicus’un âşığı.

 

BURRHUS: Neron’un valisi.

 

NARCİSSE: Britannicus’un valisi.

 

ALBİNE: Agrippine’in sırdaşı.

 

MUHAFIZLAR

 

Sahne: Roma’da, Neron’un sarayının bir odasındayız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BRİTANNİCUS

 

TRAGEDYA

(1669)

 

 

 

 

 

 

 

BİRİNCİ PERDE

 

 

 

SAHNE BİR: Agrippine, Albine

 

 

Albine: -pek öfkeli- Ne? Neron uyuyor mu? Uyanmasını mı bekleyeceğiz? Sezar sarayda korumasız-kollamasız bir başına dolaşırken, annesi kapısında nöbet mi beklermiş? –hışımla- Dairenize dönünüz Madam.

 

Agrippine: Albine, bir an boş bırakmaya gelmez. Burada onu beklemek istiyorum. Bende meydana getirdiği acılar beni sonsuza kadar rahat bırakmayacak. Söylediğim her söze inanınız. Neron, Britannicus aleyhine dolduruluyor. Patavatsız Neron sevilmekten yorgun düşmüş. Macera arıyor. Britannicus ona acı veriyor Albine; her geçen gün rahatım biraz daha kaçıyor.

 

Albine: Ne demek istiyorsunuz? Neron’un sizinle ne işi olur? Onu İmparatorlukla şereflendiren kim ola? Siz, Claudius’un oğlunu mirastan mahrum eden siz Sezar’ı mutlu Domitius olarak tâyin ettiniz mi etmediniz mi ondan haber verin. Herkes onu konuşuyor Madam. Şefkatine muhtaçsınız.

 

Agrippine: -çaresiz- Onsuz olmuyor, Albine. Bütün yollar ona çıkıyor.

 

Albine: Öyle mi Madam? Her tavrı, her edası soylu bir ruhun işaretidir. Üç yıldır, ne dediyse yaptı. Roma mükemmel bir İmparator kazandı. İki yıldır Roma’yı gözü gibi koruyor. Şu da var ki, Neron, ihtiyar Auguste’ün bütün erdemlerini kendinde toplamış.

Agrippine: Yo, yo, yo, buna hiç gelemem. Auguste’un bittiği yerde o başlar; ne var ki geleceğin geçmişi mahvedeceğinden korkar. Auguste’ün başladığı yerde o biter. Kılık değiştirmiş ama nafile: yüzünde öfke seziliyor. Üzgün ve ürkek. Damarlarında taşıdığı kanlı gururla Neronların öfkesi birbirine karışıyor. Hep ama hep gaddarlık. Caius bir zaman onlara Roma’da zevk verdi; ama şefkati öfkeye dönüşüyor. Roma’nın zevk ehli dehşete kapılıyorlar. Hepsi bir yana, benim için önemli olan Neron’un sadakatidir. Büyük bir erdemden bir gün geriye ne kalır sanki? Eline Devletin mührünü halkın ve senatonun keyfi için mi vurdum? Ah! İster peder isterse baba; Agrippine’in annesi olduğunu hayal eder. Bununla birlikte gündüz bize ilham edilen suikasta ne ad koyabiliriz? O bilir bilir, zira aşkları görmezden gelinemeyecek boyutta; Britannicus Junie’ye âdeta tapıyor; ve bu erdemli Neron gecenin bir yarısı Junie’yi kaldırtmış. İstediği de nedir? Aşk mı; nefret mi yoksa? Nedir? Onlara zarar vermek hoşuna mı gidiyor? Onları cezalandırıyor mu?

 

Albine: Biraz açar mısınız Madam?

 

Agrippine: Bir saniye canımın içi Albine. Biliyorum ki, enkaz devraldım; taç, kan bağı, hepsi Britannicus sayesinde hızlandı. Sırf benim yüzümden, Octavie’nin düğününe çağrılmayan Junie’nin erkek kardeşi hayattan ayrılıyor. Claude gözlerini Silanus’un üstüne dikmişti. Silanus ki, Auguste’ü atalarının safında kabul eder. Neron hayatı dibine kadar yaşar; ve ben, ödül olarak aralarında dengeyi sağlarım. Neden mi? Bir gün, Britannicus da oğlumla aramda denge kursun diye.

 

Albine: Ne devlet!

 

Agrippine: Fırtınada sığınacak liman arıyorum. Neron beni kaçıracak. Bu engel önünü kesmeyecek gibi.

 

Albine: -Kollarını kavuşturarak- Belki de yersiz bir korkudur sizi tedirgin eden. Size göre Neron artık olması gereken yerde değilse, hiç olmazsa değişimi bize yansımıyor; bunlar Sezar’la sizin aranızdaki sırlardır. Roma birkaç yeni unvan bahşediyor. Annesine verdiklerini asla ondan kabul etmiyor. Dostluğu bir şey ifade etmez. İsminiz Roma’da onunki kadar kutsaldır. Acılı Octavie’den bahsetmeye ne hacet. Babanız Auguste Livie’yi şereflendirdi. Neron annesinin huzurunda ilkine izin verdi. Başına demet demet taç taktık. Minneti ne getirdi, ne götürdü? Daha az saygı, daha fazla güven. Bütün bu hediyeler Albine, asabımı bozuyor. Şerefim artarken, itibarım azalıyor. Hayır hayır, Neron genç değil artık. Bütün saray tapıyor ona. Oysa o göz yaşlarını omzuma siliyor. Meclisi temsil ediyorum. Bir tülün ardında; görünmez ama emre amade. Ruhum bedenimden taşıyor. Roma’nın dertleri çok. Neron büyüklük sarhoşu olmuş. Bugün, bu acılı gün hatıramı incitiyor. Neron zaferini hazmedememiş. Birçok kralın elçisi evren adına onu tanıdılar. Tahtında onun yanında yerimi alacağım. Hangi tavsiyenin gözden düşmeme yol açtığından haberim yok: ne olursa olsun, Neron, beni o kadar uzaktan görünce, yüzünde öfke parıltısı belirdi. Kalbim bunda talihsiz bir augure sezdi. Hakaretini renklendiren hatalı bir saygıyla, nankör kalktı ve kucaklamak için koşarak beni yerleşeceğim tahttan uzaklaştırdı. Bu ölümcül darbe yüzünden Agrippine’in gücü, koşar adım düşüşüne doğru, her gün azaldı. Bana onun sadece gölgesi kaldı. Artık sadece Seneque’in ismini ve Burrhus’un desteğini rica ediyoruz.

 

Albine: Ah! Ruhunuz bu şüpheyle dolarsa şayet, niçin sizi öldüren zehirle beslenmiyorsunuz sanki? Hiç olmazsa Sezar’a açık kapı bırakın.

 

Agrippine: Sezar artık beni halkın içinde göremiyor Albine. Cevabı yazdırılıyor, hatta sessizliği bile. İki gözetçiyi yani Seneque ve Burrhus’u, efendilerini ve benimkileri görüyorum. Bütün konuşmalarımıza başkanlık ediyorlar. Benden istediği kadar kaçsın, peşindeyim. Onun düzensizliğinden faydalanmam gerek Albine. Gürültü duyuyorum. Gidip ona bu adam kaçırmanın sebebini soralım. Mümkünse, ruhunun sırlarını bulalım. Ama durun bakalım. Burrhus zaten onun peşinden ayrılıyor mu ki?

 

Işıklar kararır. Sahne boşalır. Dekorcular yeni sahneyi hazırlarlar.

 

 

 

 

 

 

SAHNE İKİ: Agrippine, Burrhus, Albine

 

 

 

 

Burrhus: Madam, sizi harekete geçirebilecek bir emirle İmparator adına bilgilendireceğim. Sezar bilge bir tavırla bilgilendirilmenizi talep etti.

 

Agrippine: -Kendinden emin- Madem öyle, buyrun girelim; biraz daha bilgilenelim.

 

Burrhus: Sezar bir süredir gözlerimizden kaçtı. Halkın pek bilmediği bir kapıdan birkaç Konsolos sizi geçirmişti Madam. Ama kabul ediniz ki çabuk döndüm.

 

Agrippine: Hayır, onun yüce sırlarını hiç önemsemiyorum. Bununla birlikte daha az baskıyla bir kez daha yapmacıksız konuşalım ister misiniz?

 

Burrhus: Burrhus yalancılığıyla her zaman ziyade dehşet uyandırmıştır.

 

Agrippine: Uzun süre benden gizleneceğinizi mi sanıyorsunuz İmparator? Oğlumla arama engel koymak için bahtınızı mı açtım? Sadakatinden şüpheniz mi var? Seneque’le aranızda beni hatırasından daha çabuk silecek zaferi mi tartışıyorsunuz? Size onu bir nankör yapasınız diye mi emanet ettim? Onun adı altında ayaklar baş olsun diye mi? İşin içinden çıkamıyorum. Bana köle muamelesi yapıyorsunuz. Bu ne cüret! Tutkularım yıllanmış şarap misali. Bazı birlikler karanlık bir şerefle şereflenmişler. Atalarımın izindeyim. Ben, ve efendilerimin kızı, karısı, kızkardeşi ve annesi. Derdiniz ne sizin? Sanıyor musunuz ki, bir imparator kolay yetişmiyor? Neron artık çocuk değil: daha da mı hüküm sürmesin? Daha ne zamana kadar İmparator sizi dehşete düşürsün istiyorsunuz? Gözleri gözlerinizde. Nihayet, onun da ataları yok mu? İster Auguste’ü tercih etsin, ister Tiber’i. Ya da tutsun babam Germanicus’u taklit etsin. Bunca kahraman arasına kendimi de katacak değilim ya; erdemler ki, ona atfedebilirim. Onu eğitebilirim belki. Sırlarım ortaya dökülmelidir ki böyle biline.

 

Burrhus: Vaktiyle küçük bir kabahatinden dolayı Sezar’ı affetmek zorunda kalmıştım. Hayatının geri kalanını bana bağışlayın, doğru yoldan sapmayan bir askerin özgürlüğüyle cevap vereceğim Madam. Bana Sezar’ın gençliğini ilham ettiniz. İtiraf edeyim, bir an bile gözümün önünden gitmiyor. Ama ondan sadece itaat etmeyi bilen bir imparator yapmak için size ihanet yemini ettim mi? Hayır. Size cevap vermem icap ediyor. Bu zincirlerinden boşanmış Prometheus artık sizin oğlunuz değil, dünyanın efendisi. Madam Roma İmparatorluğunda bunu hesap etmem gerekir. Selâmeti ya da kaybı benim elimde. Ah! Onu eğitmek icap etse, Seneque ve ben yetmez miydik sanıyorsunuz? Niçin dalkavuklar bir hareketiyle köşe-bucak kaçışsın? Sürgünde bozguncuları mı aramak gerekir? Claudius’un sarayında ikisini arıyoruz. Aşağılama şerefi için herkes can atardı: uzun bir çocukluk boyunca saçlarını ağartırlardı. Şikâyetiniz nedir Madam? Size saygımız sonsuz. Sezar vasıtasıyla olduğu kadar, annesi vasıtasıyla da hüküm vermekteyiz. Doğrusu ya, İmparator artık her gün gelip İmparatorluğu ayaklarınıza sererek sarayınızı büyütmüyor. İyi de şart mı sanki Madam; başına buyruktur çok çok. Oldum olası mütevazı, oldum olası utangaç hem. İşte Neron bu. İşte bu Neron ismen Auguste ve Sezar olmaya cüret edebilir mi? Size bir şey söyleyeyim mi? Dananın kuyruğu Roma’da kopacak. Bunca zamandır bunca hizmetlere mazhar olan Roma taşıdığı boyunduruk yüzünden güçbela nefes alıyordu; alıyor. Saltanat Neron’un özgürlüğüne mal oldu. Ne diyorum ben? Erdem yeniden doğuyor gibi. İmparatorluk baştan başa bir efendinin kulu değil artık. Mars sahasındaki halk yargıçlarını tâyin etmekte. Sezar komutanları askerlerin imanı doğrultusunda atıyor; Thraseas mecliste, Corbulon orduda; şöhretlerine rağmen hâlâ masumlar; bir vakitler vekillerle dolu ıssızları artık muhbirler mesken tutmuş. Sezar bize inanmış-inanmamış, ne çıkar; yeter ki, tavsiyelerimiz zaferine katkıda bulunsun; iş ki, fışkıran bir saltanat saraylarıyla, Roma hep özgür kalsın. Sezar da hep güçlü. Fakat, Madam, Neron’un bir hareketi yeter. Onu eğitme şerefine erişemesem de, itaat ediyorum. Şüphesiz sadece atalarına bel bağlamak zorunda. Olumlu sonuç almak istiyorsa, ölçü budur. Biri birine bağlı erdemlerinde istikrar tutturursa, mutlu olmaması için bir sebep yoktur.

 

Agrippine: Ah! Tabii. Şu da var ki, Neron’un sizsiz kaybolup gideceğini düşünüyorsunuz. Ama bu zamana kadar eserinden memnun olan siz şimdi de erdemlerinize tanıklık etmemizi istiyorsunuz. Neden azizim? Silanus’un Neron’u kızkardeşini neden kaçırttı? Bu cehaletten atalarımın Junie’nin damarlarında akmakta olan kanını mı sorumlu tutmak gerekiyor? O neyle suçlanıyor? Hangi suikastle bir gün içinde Devlet suçlusu haline getirilebiliyor? O vakte kadar gururuna toz kondurmayan bu kız, Neron tarafından kaçırılmasa onu hiç görür müydü sanki. Onu görmediği için mutlu mu olacaktı?

 

Burrhus: Biliyorum ki, kendisine hiçbir suç atfedilmemektedir. Fakat bugüne kadar Sezar onu hiç yargılamamış Madam. Hiçbirşey gözlerini kör edemiyor. Atalarıyla dopdolu bir sarayda oturuyor. Siz de biliyorsunuz ki, sahip olduğu haklar kocasını isyankâr bir prens haline getirebilir; Sezar’ın kanı, onu emanet etmek istediği kimselere aşılanmalıdır; ya, siz bile, kendisine sorulmadan Auguste’ün yeğeninden faydalanılmasının doğru olmadığını itiraf etmiş bulunuyorsunuz.

 

Agrippine: Sizi anlıyorum: Neron bana sizin aracılığınızla Britannicus’un seçimime boş yere güvendiğini öğretti. Gözlerini onun sefaletinden uzaklaştırmak için aşkını yokladım ki, beklediği de bu değil miydi zaten: Kafamı karıştıran Neron’un, Agrippine’in kudret vaat ettiğini göstermek istemesidir. Sevgili Roma’m çok meşgul bu ara. Neron ona güvenelim istiyor. Bütün evren hayret ve dehşetle gördü ki, oğlum ve İmparator artık durdurulamayacaktır. Öyle olacaktır. Bununla beraber bu darbeden önce imparatorluğunu sağlama almak gerektiğini söylemeden edemeyeceğim. Ben ona karşı zayıf otoritemi sınama ihtiyacıyla kıvranırken, o kendininkini ortaya koyuyor ve denge içinde belki de ismim hiç düşünmediği kadar önem arz edecek  bir hal alıyor.

 

Burrhus: -Hayretengiz- Nee!? Saygısından şüphe mi ediyorsunuz Madam? Sizin gözünüzde şüpheli tek bir adım bile atabilir mi o? İmparator Junie adına size inanıyor mu? Britannicus’la size inanıyor mu? Ondan şikâyete bahane bulmak için düşmanlarınıza mı destek oluyorsunuz? Nasıl iştir bu? En ufak tartışmada imparatorluğu paylaşmaya mı kalkacaksınız? Korkmak için yaşıyor gibisiniz. Açıklamanız şefkat gösterisinden mi ibaret yoksa? Ah! Bırakın üzülmeyi de yaşamaya bakın; hoşgörü ilkeniz olsun. Unutmayın ki, öfkeyle kalkan zararla oturur. Sarayla temasınızı kesmeyin.

 

Agrippine: Bizzat Neron mahvımı ilân ederken, Agrippine’in desteğini kim takar ki? Sanki varlığıyla önümü kapatırken, Burrhus ne zaman beni alıkoyma cüretinde bulundu ki?

 

Burrhus: Madam, anlıyorum ki, susma zamanım gelmiş. Özgürlüğüm size batmaya başlıyor. Izdıraplar gereksiz, ona asla dayanak olmayan bütün sebepler şüphelerini arttırıyor. İşte Britannicus! Yerimi ona veriyorum. Dinleyin bakalım. İmparator suçlamada bulunmadan önce, kim bilir belki de Madam, en azından onlara danışmıştır.

 

 

SAHNE ÜÇ: Agrippine, Britannicus, Narcisse, Albine

 

 

Agrippine: Ah! Prens, nereye böyle? Hangi tutku kaygısı sizin düşmanlarınızın arasına attı? Ne arıyorsunuz orada?

 

Britannicus: Ne mi arıyorum? Ah! Tanrım! Her ne kaybettiysem, buralarda bir yerlerde. Junie bin dehşetengiz asker tarafından kuşatılmış. Bu seçkin sarayda görülüyor. Maalesef! Hangi dehşet bu yeni şenlikte utangaç aklını daha da karmakarışık edecek? Sonuçta onu bana bahşediyorlar. Çok sıkı bir töre sefaletlerinin bir araya getirdiği iki kalbi ayıracak. Şüphesiz acılarımız çok. Mutsuzluk bir virüs misali ondan ona yayılıyor.

 

Agrippine: Yeterli. Acılarınız anlayabiliyorum: Ama dediğiniz gibi, herkes acılı. Anlamsız bir öfkenin metanetimi bozduğunu ve size karşı bilendiğimi iddia etmiyorum. Bunu kendime anlatamıyorum. Pallas[17]’nın mekânına geliniz. Sizi orada bekleyeceğim.

 

 

 

 

 

SAHNE DÖRT: Britannicus, Narcisse

 

 

Britannicus: İnanayım mı Narcisse? Oğluyla benim arama mı girsin? Sen ne diyorsun? Yine bu Agrippine değil mi ki, babam mahvolmam için onunla evlendi! Sana inanırsam, son günlerinde kararsızlık yaşamaya ne buyrulur?

 

Narcisse: Mühim değil. Ona da sizin gibi hakaret ediliyor; Junie’yi size vermeye mecbur kaldı: kader ortaklığı yapın; menfaatlerinizi birleştirin. Bu saray boşuna üzüntülerinizle çalkalanıyor. Yalvaran bir sesle size bakarken, burada acı biçiyoruz. Hassas hisleriniz boş laflar arasında kaybolup gidiyor. Asla şüphe etmemeli. Sonsuza kadar şikâyet edeceksiniz besbelli.

 

Britannicus: Ah! Narcisse, müptelası olduğum imparatorluğu bir kalemde siliyorum. Bir bilsen bunu. Ne var ki, hâlâ yalnızım. Babamın arkadaşları sefaletimden habersizler. Gözlerin, durmadan açılan oluğun üstünde, bu zamana kadar beni binlerce engelden kurtardı. Gidip bakın o halde. Bu yeni fırtınanın gürültüsü arkadaşlarımızın cesaretini arttıracaktır. Gözlerini inceleyin, tartışmalarını, gözlemlerini. Bağımsız bir yardım elde edip edemeyeceğini anlamaya çalışın. Özellikle bu sarayda Neron prensesi nasıl koruyabilirdi? Güzel gözlerinin tehlikeden kurtulup kurtulamayacağını görün. Onunla anlaşabilecek miyiz, yoksa anlaşamayacak mıyız? Yine de Pallas’da Neron’un annesini bulacağım. Senin gibi, onu babamdan kurtaracağım. Onu göreceğim, onu heyecanlandıracağım, onu takip edeceğim ve mümkünse, onun ismi altında istemediği kadar uzağa gideceğim.

 

 

 

 

 

———————–

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İKİNCİ PERDE

 

 

 

SAHNE BİR: Neron, Burrhus, Narcisse, Muhafızlar

 

 

Neron: Asla şüphe etmeyiniz Burrhus. Hatalarına rağmen, o benim annem ve şımarıklıklarını görmezden gelmek görevimdir. Ama artık onları beslemeye cüret eden küstah papaza acı çektirme işini görmezden gelemem. Erkek kardeşim Britannicus’u her gün büyülüyor. Onu hep yalnız dinliyorlar; adımlarını kim izleyecek, onları kim Pallas’da toplanmış bulacak? Bu kadarı da fazla. Onu her ikisinden de uzaklaştırmalıyım. Son defa, gittiği, uzaklaştığı son defa, onu istiyor, arzu ediyorum; günün sonunda ise onu Roma’da ya da sarayında bulamıyorum. Gidiniz: imparatorluğun selameti için lütfen.

 

(Muhafızlara)

 

Siz Narcisse, yaklaşınız. Ve siz, hadi bakalım, geri çekiliyoruz.

 

Narcisse: Efendim, Tanrıya şükür Junie kollarınızda. Bugün size Roma’nın kalanını temin ediyor. Boş bir umutla sarhoş düşmanlarınız acizliklerini yanmak için Pallas’a gitmişler. Fakat o da ne? Siz kaygılı, şaşkın; Britannicus ise üzgün. Bu kasvetli üzüntü gözlerime ne tuhaf görünüyor. Bu karanlık bakışlar macera mı arıyor? Tüm evren size gülüyor: servet dileklerinize itaat ediyor.

 

Neron: Öyle Narcisse, Neron âşık.

 

Narcisse: Ya siz?

 

Neron: Bütün hayatım boyunca âşıktım. Seviyorum Junie’yi, hatta sevmek ne kelime, tapıyorum ona.

 

Narcisse: Demek seviyorsunuz?

 

Neron: Bu gece buraya geldiğini gördüm. Üzgündü, gözleri ıslaktı. Narindi bedeni. Güzeldi. Takıp takıştırmamış olsa da. Kıyılamayacak bir güzellik. Daha ne istiyorsun? Bilmiyorum, bu ihmal, gölgeler, sessizlik ve kabalıkları gözlerinden utangaç tatlılıkları kaldırır mı? Ne olursa olsun, bu manzara büyüleyiciydi. Onunla konuşmak istedim, ama sesim kaybolup gitti: uzun bir şaşkınlık nöbetine tutuldum ve kaskatı kesildim. Onu dairesinde bırakarak kendiminkine geçtim. Hayaliyle nafile kafamı dağıtmaya çalıştım. Herşey gözlerimin önündeydi. Onunla konuştuğumu sanıyordum; akıttığım gözyaşlarına kadar seviyordum. Bununla birlikte, çok sonra, ondan merhamet talep ettim; iç çekişlerinden, hatta tehditlerinden medet umuyordum. Ve işte, yeni aşkımla meşgul gözlerim kapanmamacasına günü bekledi durdu. Herşey gözüme çok güzel göründü sanki. Sanki Tanrının sevgili kuluydum. Ne dersin bu işe Narcisse?

 

Narcisse: Ne diyeyim ki Efendim? Bunca zaman Neron’dan gizlenebildiğine mi inanalım?

 

Neron: Yaa Narcisse; öfkesi erkek kardeşini düşündüren mutsuzluğu üstüme vazife kılıyor; kıskanç kalbi kibirle kararmış. Doğurgan güzelliği gözlerimizi kamaştırıyor; kederine sadık, ve şöhretinden soyunuyor. Sarayda bu kadar yeni bu erdem ki, sabrı aşkımı ürpertiyor. Ne iştir Narcisse? Aşkımın Roma’ya şeref bahşetmesi söz konusu olamaz. O öfkelenmeden edemez. Sezar’ın kalbi onlar için atmıyor. Garip Junie onun sarayında lütuflarını ignominie ediyor. Kaç, ve Sezar sevecenmiş-değilmiş, sevmeyi bilirmiş-bilmezmiş aldırma. Sadece söyle bana: Britannicus onu seviyor mu?

 

Narcisse: anlamadım, ne sevmesi efendim?

 

Neron: O delip geçici bir bakışın ne kadar büyüleyici olduğunu bilebilir mi hiç?

 

Narcisse: Efendim, aşk her zaman ‘neden’ sormaz. Hiç merak buyurmayınız, onu seviyor. Baksanıza, ağlamaktan gözleri çıkacak. Onu ikna etmek çok kolay olacaktır. Buna bütün kalbimle iman ediyorum.

 

Neron: Biraz açar mısın? Kalbine birkaç imparatorluk birden mi sığar yani?

 

Narcisse: Bilemem efendim, ama size diyebilirim ki, onun birkaç defa buradan âdeta sıvıştığına şahit oldum. Gözlerinde saklı bir courroux ile dolu kalbi. Azametiniz karşısında âciz. Size hizmet için ölüyor. Bir sabırsız, bir kaygılı. Junie’yi gördü de huzura erdi.

 

Neron: Desene Narcisse, pek bir mutsuz. Onun da asabını bozacak. Neron sebepsiz yere kıskançlık yapmaz.

 

Narcisse: Siz mi? Kaygılanacak ne var efendim? Junie ona acıdı ve ızdıraplarını paylaştı. Ağlayan hep o oldu. Ama, bugün, gözleri kuru efendim. Daha yakından bakarsanız, etrafınızda taçsız krallar göreceksiniz. Kalabalıkta görünmezler. Gözlerinizde talihli bir insanın bakışı; hele bir görmesin sizi; iç çekişiyle zaferini itiraf edecek. Çoktan beri efsunlu bir kalpten şüphe etmeniz yersizdir efendim. Sevin beni deyin, sevelim sizi.

 

Neron: Daha ne kadar acı! Çıkmaz sokaklar.

 

Narcisse: İlahi! Kim durdurabilir ki sizi?

 

Neron: Kimler kimler: Octavie, Agrippine, Burrhus, Seneque, bütün Roma ve üç yıllık erdem. Octavie şefkatiyle canıma okuyor, gençliğine acındırıyor. Gözlerim, uzun zamandır yorgun. Gözyaşlarına tanıklık etmeye bile dermanı yok. Bir boşanma lütfu beni boyunduruktan kurtarırsa ne âlâ! Gökler bile içten içe ona diş biliyor sanki. Dört yıldır arzuları onu rahatsız edecek seviyeye ulaşmışsa da, ilahlar erdeminin kendilerine sürünüp geçtiğini asla belli etmezler. Ona hiçbir şekilde şeref bahşetmezler Narcisse. İmparatorluğa mirasçı lazım değil.

 

Narcisse: Onu hemen mi defterden siliyorsunuz efendim? İmparatorluk, kalbiniz, hepsi de Octavie’yi mahkûm ediyor. Atanız Auguste’ün Livie’ye içi gidiyordu: her ikisi de eşlerinden boşanıp birbirinin oldular. Ve siz bu mesut boşanmada imparator sıfatıyla bulunuyorsunuz. Evlenince ailesine yerleştirdiği Tibere kızını reddetme cüretinde bulundu. Sadece siz, arzu etmenize rağmen, boşanma yoluyla zevklerinizi tatmin etmeye cesaret edemiyorsunuz.

 

Neron: Umutsuz vaka Agrippine’i bilmez misin? Hep aklımda o. Yolumu Octavie’ye çıkarıyor. Bana uzun uzun nankörlüklerimden dem vuruyor. Beni kendine öyle bir bağlamış ki, çözemiyorum. Kördüğüm sanki. Bu hazin yarenliğin iler-tutar yanı yok.

 

Narcisse: Siz İmparator değil misiniz? Onun hep böyle uydusu olmanız ağrıma gidiyor. Yaşayınız, saltanat sürünüz: en çok ta onun için. Ondan korkuyor musunuz yoksa? Hayır efendim, hiç te bile. Muhteşem Pallasınızı daha yeni engellediniz. Bilirsiniz, cüretkârlardan hazzeder.

 

Neron: Gözünüze görünmeden, emreder, asar-keserim. Tavsiyelerinizi dinler, mühimserim. O beni çok heyecanlandırıyor ve ona meydan okumak görevimdir. Ne var ki, (ruhumu bütün çıplaklığıyla gözler önüne serersem), mutsuzluğum arttıkça iktidarı falan gözüm görmez oluyor. Çok zaman var ki, gözlerinizde tüm icraatımı okuyorum. Hatıralarıma gem vurulamaz. Ona ufak ufak boyun eğer oluyorum. Ama sonunda çabalarımın karşılığını görebiliyor değilim ki efendim, zaten sarsılmış Deham onunkinin karşısında allak-bullak oluyor. Bu bukağılardan kurtulmak için onu görünce yolumu değiştiriyorum. Zaman zaman ona sıkıntı verdiğim de bir gerçektir. Dişi bir fare o: ben ondan kaçıyorum, o da benden kaçıyor. Seni de alıkoydum Narcisse. Aradan çekil. Aksi takdirde Britannicus seni sahtekârlıkla suçlayabilir.

 

Narcisse: Hayır efendim hayır. Britannicus inancıma leke sürüyor. Bir emriyle sizi bir kalemde sileceğime inanıyor efendim. Burada ona dair herşeyden haberdar oluyorum. Sırlarınızı ağzımdan duymak istiyor. Özellikle aşklarını yeniden görme hususunda sabırsız. Aman dileniyor.

 

Neron: Oldu bil, git ona bu tatlı haberi yetiştir: Onu görebilecek.

 

Narcisse: Onu ondan uzak tutunuz efendim.

 

Neron: Bir bildiğim var Narcisse: onu görme zevkinin bedelini ödeyecek elbet. Yine de, ona enfes tasarını vaat et. Ona de ki, emrim olmaksızın, onu görebilecektir. Hadi bakalım. Efendin bulunup buraya getirilsin.

 

 

 

SAHNE İKİ: Neron, Junie

 

 

Neron: Başınız belada Madam, kılık değiştirin. Gözlerimde bir hüzün okuyor musunuz acaba?

 

Junie: Efendim, hatalarıma kılıf uyduramam: Octavie’yi göreceğim, İmparatoru değil.

 

Neron: Tabii, tabii Madam. Mesut Octavie’ye iyiliklerinizi öğrenmiş bulunuyorum. Pek gıpta ettim doğrusu.

 

Junie: Siz? Öyle mi?

 

Neron: Bilmem farkında mısınız Madam, Octavie’nin sırf sizi tanıyabilmek için buralarda gözleri var gibi sanki.

 

Junie: İmplorer etmemi mi istiyorsunuz efendim? Görmezden geldiğim bir suç için kimi dava edeceğim? Onu cezalandırıyorsunuz amma inkâr da edemiyorsunuz. Güzellikle söyleyin bana efendim, kabahatim neymiş bileyim.

 

Neron: Ne mi? Varlığınızdan bunca zamandır için için kaçışıma pek yaraşmayan bir tavır değil mi bu? Bu hazineler ki ilahlar size bahşetmiş, onları yastık altına gömmek için mi kabul ettiniz? Mesut Britannicus gözlerimizden uzakta aşkının ve cazibenizin çiçek açtığını mı görecekti, böyle gönlü geniş? Neden, bugüne kadar bu zafer yok sayıldı, beni, acımaksızın, sarayımdan kopardınız? Dahası var: her ne surette olursa olsun, acılar gelip sizi bulacak. Size düşüncesini açıklama hususunda çok cüretkârdır. Zira acımasız Junie’nin bana danışmadan onu pohpohlamak istediğine asla inanamayacağım. O ne sevmeye razı, ne de sevilmeye.

 

Junie: Sizi asla ezip geçemem efendim. İçli hali arzularını anlayabilmemi sağladı. Cahil bir ailenin artığı bir kızcağızdan bir türlü kopamadı. Belki de daha mesut bir zamanda babasının beni törelerinin uydusu olarak tayin etmesini arzu ediyordur. Beni seviyor, onun için de İmparator babasına itaat ediyor. Bunu size ve annenize söylemek boynumun borcudur. Arzularınız onunkilerle her zaman uyumlu.

 

Neron: Annem demek ben demektir Madam. Burada Claude ve Agrippine’den bahsetmenin âlemi yok artık. Bunlar asla onun seçiminin sonucu değildir, ne yaptıysam, kendim yaptım. Başvuru makamı yalnız benim Madam; ve kendi elimle size bir eş seçmek istiyorum.

 

Junie: Ah canım Efendim, diğer tüm birleşmelerin Sezar’a utanç vereceğini mi zannediyorsunuz?

 

Neron: Hayır Madam, size uygun bulacağım eş ne sizin soyunuzdan utanır, ne de kendi soyundan. Yüzünüz kızarmadan, gönül rahatlığıyla aşkına karşılık verebilirsiniz.

 

Junie: Neler söylüyorsunuz efendim, yoksa bu koca?

 

Neron: Benim, Madam.

 

Junie: Siz ha?

 

Neron: Sizi başkasına alacaktım Madam, ne var ki, Neron’dan öte köy yok. Seçim aşamasında gözlerinizde Roma’yı, sarayı ve İmparatorluğu okudum. Dahası düşündüm Madam, bu hazineyi kime emanet edebileceğimi düşündüm deli gibi. Anladım ki, Sezar, sizi beğenmekle başı ağır Sezar, o mesut emanetçi olabilir, ve sizi Roma’nın halkın imparatorluğunu teslim ettiği ellere emanet edebilir. İlk yıllarınızı düşünün Madam. Cladius onları oğluyla pay etmişti. İnanıyordu ki, bir gün bütün İmparatorluğun mirasçısı olacaktı. Böyle buyurduydu İlahlar. Kalbinizin ondan kopması icap ederse şayet, beni bu hediyeyle nafile şereflendirmiş olurlardı; cazibeniz herkesi büyülemiştir. Endişeye kapıldığım anlar oldu; bir an bile rahat edemediğim. Octavie gölge etmesin, istiyorsunuz. Roma, benim kadar iyi Roma, size suffrageını veriyor. Gökler asla bir birleşmeye razı değiller. Düşünün Madam, sadece düşünün. Başka hiçbirşey istemez. Sizi seven biri var: hem de bir Prens bu kişi. Güzel gözlerinize de vurulmuş üstelik.

 

Junie: Sudan çıkmış balık gibi yalpalıyorum efendim. Bir suçlu gibi başım eğik dolaşıyorum yurdumda. Bana ‘Octavie’nin ol’ diyorsunuz. Hakkım var mı peki? Var mı sizce? Ailesinden kopuk yaşayan bir kıza bu güzelliği yapacaksınız öyle mi? İnanamıyorum efendim. Gece çökmede. Tüm dünyanın gözlerinden saklanıyoruz. İnziva, inziva.

 

Neron: Size onu reddettiğimi söylemiştim. Yükselin yahut alçalın. Körü körüne, seçimimi yargılamayın. Sizin dilinizle konuşayım: sadece ‘evet’ deyin yeter. Damarlarınızdaki asil kana ihanet etmeyin. Sezar size şeref bahşetmek istiyor. Sakın reddedeyim demeyin, pişman olursunuz sonra.

 

Junie: Yer-gök düşüncelerime itibar ediyor efendim. Manasız bir şerefle övünecek değilim. Büyüklüğü hediyelerimizle ölçmeyi ben de bilirim. Ama sonra kepaze olan ben olurum yine.

 

Neron: Menfaatleri önde gelir onun Madam; ve dostluk biter o vakit. Ne var ki, büyüklenmemeli asla insan. Burada kızkardeşin erkek kardeşten daha çok hakkı vardır üstünüzde.

 

Junie: Bana dokundu. Bu da olddu efendim. Asla saklandığım iddiasında değilim. Şüphesiz bu samimiyet pek gözler önünde; ne var ki, ağzım da kalbimin sözcüsüdür. Britannicus’u seviyorum işte. Kalbim hep onunla. İmparator, tanrıçasını takip etmek durumunda kaldığında oldu bu. Sarayı ıssız, şerefi iki-paralık. Junie dört bir yandan kuşatılmış. Gördüğünüz herşey emrinize amadedir; günleriniz sütliman, zevkten zevke akarsınız. İmparatorluk tükenmez kaynağınız. Bir mani çıkarsa yolunuza, tüm evren işbirliği yapar sizinle. Hatrınız da hep sayılır hani. Britannicus ise tek tabanca. Bunca sıkıntısına derman olacak bir benden başka kimi-kimsesi var mı hani? Bütün zevklerden mahrum; acılarını unutturacak eh işte birkaç teselli kaynağı, hepsi o görüp göreceği.

 

Neron: Bu zevkler ki, imrenmekteyim. Onun için özel bir planım var. Yakında huzurunuza çıkacaktır Madam.

 

Junie: Ah Efendicağızım, oldum olası erdemlerinize meftunum.

 

Neron: Orası tamam da Madam’ım, tehlikenin önünü almak icap eder. Onu, en has adamımı kaybetmek istemem kuşkusuz. ‘Seviyorum’ cümlesini bizzat ağzından duymak: en güzeli böylesi. Size ayıracak zamanı yoksa, onu kendinizden uzaklaştırınız o an. Kıskançlığıma hükmetmetmiyorsa şayet, kendinize çekiniz o an onu. Kâh konuşunuz, kâh susunuz. Hiç değilse soğukkanlılığınızla, ikna edin onu. Törelerini ve umudunu gittiği yere götürmeli.

 

Junie: Ben âciz kulunuz! Ben mi ikna edecekmişim onu! Ağzım-dilim yamulur. Ne yaparsam yapayım, gözlerim onu savunur. Gözler kalbin aynasıdır, yalan söylemez.

 

Neron: Buralarda bir yerlerde sizi gözetliyor olacağım Madam. Aşkınızı ruhunuza hapsediniz haspam. Nazarımda asla lisan-ı halle dökmezsiniz derdinizi. Bakışlardan çakacağım vaziyeti; sanırsınız dilsizdir onlar. İstemsiz bir hareket, ağızdan dökülen bir fısıltı memnun edecek onu.

 

Junie: Heyhat! Hâlâ nazım geçiyorsa Hünkârım, müsaade buyurun, onu bir daha asla görmeyeyim.

 

 

SAHNE ÜÇ: Neron, Junie, Narcisse

 

 

Narcisse: Efendim, Britannicus prensesi arzu eder: geliyor.

 

Neron: Gelsin bakalım.

 

Junie: Ah! Haşmetmeab.

 

Neron: Kaderi benden çok sizin elinizde. Selamımı iletin olmaz mı?

 

 

SAHNE DÖRT: Junie, Narcisse

 

 

Junie: Ah! Narcisse’im, efendinin huzuruna çık; kendisine de ki, kaybeden benim, ah o değil mi şu gelen?

 

 

SAHNE ALTI: Junie, Britannicus, Narcisse

 

 

Britannicus: Madam, benimle yakınlaşmanız ne mutluluk. Böyle tatlı bir birliktelik ne hoş. Fakat nedir beni yiyip bitiren. Sizi bir daha görebilecek miyim acaba? Ne gece! Aşığınız ne yapıyor? Hangi şeytan gözlerinizde ölme şerefini benden aldı? Hiçbirşey demeyecek misiniz? Konuşunuz. Baş başayız işte.

 

Junie: Onun hakimiyetindeki yerlerdesiniz. Bu duvarların bile gözleri olabilir efendim; İmparatorun da bir ayağı buradadır.

 

Britannicus: Madam, ne zamandan beri siz böyle ürkeksiniz? Neron’u bile aşklarımızı kıskanmakla yargılayan bu kalbe ne oldu böyle? Faydasız korkulatla vakit kaybetmeyiniz Sultanım. Henüz bütün gönüllerden büsbütün silinmedi sadakat. Herkes hıncımı onaylıyor sanki; Neron’un annesi hakkımızda ferman buyurdu. Roma’ya bizzat onun eliyle saldırılmış.

 

Junie: Ah efendim, kendi yargınızı kendiniz çürütüyorsunuz. Bizzat siz, bana bin defa itiraf ettiniz. Dediniz ki, Roma ortak bir idarenin hükmü altında. Onun asaletine hep saygı gösterirdiniz diye bilirim. Şüphesiz sizi böyle konuşturan kederinizdir.

 

Britannicus: İtiraf etmeliyim ki, bu söylev beni afallatıyor. Size louer etmeye çalışmıyorum. Size acımı açmak için boşuna uygun bir zaman kolluyordum. Kıymetli nefesimizi boşa tüketmeyelim. O da ne? Bakışlarınıza söz geçiremiyor musunuz? Gözlerimle karşılaşmaktan mı korkuyorsunuz? Neron sizi memnu etti mi? Ben sizin tanrınız mıyım? Tanrı adına Madam, ruhumu daraltıyorsunuz. Konuşunuz. Beni defterden sildiniz mi yoksa?

 

Junie: Çekiliniz, Efendim, İmparator gelecekler.

 

Britannicus: Bu darbeden sonra, Narcisse’e mi odaklanmalıyım?

 

 

SAHNE BEŞ: Neron, Junie, Narcisse

 

 

Neron: Madam…

 

 

Junie: Hayır efendim, hiçbirşey duyamıyorum. Hiç olmazsa göz yaşlarına izin verin. Görmesin gözleri.

 

 

 

SAHNE ALTI: Neron, Narcisse

 

 

Neron: Aşklarından şiddet görüyorsun Narcisse: öyle sessiz kala kaldı. Rakibimi severim, onu yok sayamam; ne var ki, biraz düşman çatlatacağım. Acılarından harikulade bir resim çizdim. Ve şahit oldum, yavuklusunun gönlünden şüphe ettiğine. Rakibim ateş püskürmek için seni bekler. Koş, git yeni şüphelerle ona dünyayı dar et; ve bizler onun için gözyaşı dökerken, ona âdeta taparken, elinin tersiyle ittiği bir saadeti ona pahalıya ödet.

 

 

Narcisse, kendi kendine: Talih ikinci defa seni çağırıyor Narcisse, sesine ses vermeyecek misin? Mutlu olmak için mutsuzları feda etmeli insan.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÜÇÜNCÜ PERDE

 

 

SAHNE BİR: Neron, Burrhus

 

 

Burrhus: Pallas itaat edecek Efendim.

 

Neron: Annem hangi gözle gururunun ayaklar altında olduğunu gördü?

 

Burrhus: Endişelemeyiniz efendim, bu darbe ona etki etmeyecek. Uzun vadeli ruh sarsıntıları patlak verir olmuş hepsi bu.

 

Neron: Bunları nereden çıkarıyorsunuz canım efendim?

 

Burrhus: Efendim, Agrippine ne vakit görsem, endişeli. Roma ve askerleriniz atalarını sayıyorlar. Babası Germanicus gözlerinde somut bir varlık. Agrippine gücünün farkında; cesaretini takdir edersiniz; onu nazarımda şüpheli kılan hıncını bizzat desteklemenizdir. Eline koz veriyorsunuz.

 

Neron: Ben mi Burrhus?

 

Burrhus: Bu sevda benliğinizi esir etmiş efendim.

 

Neron: Sizi anlıyorum Burrhus: umutsuz vakayım ben. Gönlüme söz geçiremiyorum. Seviyorum; hem de dünyalar kadar.

 

Burrhus: Abartıyorsunuz Haşmetmeab; Onu olduğu gibi değil, olduğunuz gibi görüyorsunuz. Bizler sevemeyiz efendim, istesek de sevemeyiz.

 

Neron: Size inanıyorum Burrhus. Devletin akıbetini kararlaştırma zamanıdır. Bu meseleyi tecrübeleriniz ışığında değerlendireceğim. Fakat bana inanınız, aşk da bir ilimdir. Tanrım, Junie’den uzak, amma da bedbahtım.

 

 

SAHNE İKİ: Burrhus, kendi kendine: Nihayet Burrhus, Neron ağzındaki baklayı çıkardı. Zayıflığına iman ettiğin bu bağlar, işte koptu-kopacak artık. Tanrım! Bu mutsuzluğun yok mudur ilacı? Derdime derman olabilecek bir Seneque’im var; o da Roma’dan uzakta; işiyle gücüyle meşgul. O kadar ki, yaklaşan tehlikeyi göremiyor. Agrippine’im; adın mutluluk olsun.

 

SAHNE ÜÇ: Agrippine, Burrhus, Albine

 

 

Agrippine: Şüphelerimde yanılıyor muyum Burrhus? Pallas’ı sürmüyor musunuz? Belki de suçunuz efendinizi İmparatorluğa yükseltmektir. Onu çok iyi tanırsınız siz. O olmasa, Claude oğlumu evlat edinmezdi. Ne diyorum ben? Karısının karşısına bir rakibe çıkarıyoruz.

 

Burrhus: Madam, bugüne kadar beni çok itham ettiniz. İmparator affedemeyeceğimiz hiçbirşey yapmadı. Tek yapacağınız onu Pallas’dan sürmektir. Uzun zamandır devam eden kibri böyle bir cezayı gerektiriyordu. Herkesin de arzusu budur. Sebepsiz değildir acılar. Sükunet: sakin olun lütfen. Kocasını tatlı dille yola getireceksiniz. Derler ki, tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkarırmış.

 

Agrippine: Boşuna ağzımı kapamaya çalışmayınız, rica ederim. Pallas’nın Agrippine bir şey verdiği yok. Gökler mahvımın intikamını almak için bana yeterince zaman tanıyorlar. Claudius’un oğlu (Britannicus) tek başıma göğüsleyebileceğim suçları hissetmeye başladı. Merak buyurmayınız, onu orduya havale edeceğim. Görmezden gelinmiş çocukluğunu askerlerin gözlerine sokacağım. Bir bakacağız, İmparatorun oğlu; bir de bakacağız ki, Enobarbus’un oğlu. Yanisi, Neron hazretleri. Herşeyi ama herşeyi ifşa edeceğim: sürgünler mi dersiniz, cinayetler mi yoksa zehirler mi…

 

Burrhus: Onlar size inanmıyorlar Madam. Babasının izinden giden bir evlattır o. Bizzat tarafınızdan tesis edilen iktidar çökebilir de bugün. Bana kalırsa Madam, iyiliği iradesini köreltecek. Başladığım işi bitirmek vazifemdir.

 

 

 

SAHNE DÖRT: Agrippine, Albine

 

 

Albine: Nedir sizi tasalandıran Madam? Hiç İmparatoru görmezden gelebilir mi o!

 

Agrippine: Mümkündür Albine. Hin oğlu hindir kendiler.

 

Albine: Tanrının adını verdim Madam, sakin olun bir parça. Ne uğruna feda edecek ki sizi? Kız evlat mı yoksa erkek evlat için mi?

 

Agrippine: Nasıl küçük düşürüldüğümü de mi anlayamıyorsun Albine? Karşıma bir rakibe çıkarıldı. Bu meşum düğümü çözemezsem, yerim daralır ve artık bir hiç olurum. Koskocaman bir hiç. Bugüne dek boş bir unvanla şereflendirilen Octavie sarayda gereksiz yer işgal ettiği gerekçesiyle gözden çıkarıldı. O kadın hem eş olacak hem de kapatma. Bu kadar özen, Sezar’ın pohpohlamaları, herşey bakışlarından bir tekinin ödülü olacak. Ne diyebilirim ki. Neron, ah Neron… İşte rakibi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DÖRDÜNCÜ PERDE

 

 

BİRİNCİ SAHNE: Britannicus, Junie

 

Britannicus: Neron mu düşünecek onu Madam? Konutunda beni bekliyor kollarına almak için.

 

Junie: Onu yok saymakla birlikte, korkuyorum.

 

Britannicus: Pek ya beni? Beni seviyor musunuz?

 

Junie: Bir bilsem.

 

Britannicus: Dostluğu gerçek ya da sahte; şayet korkutursanız Neron’u, salim kafayla düşünebilir mi? Ne demeli? Son yaptığı yanlığın farkında değil mi sanki. Narcisse’in bile gözünden düştü.

 

Junie: İyi ama efendim, Narcisse hiç size ihanet etti mi ki?

 

Britannicus: Niçin kalbim kırılsın istiyorsunuz?

 

Junie: Bilmem. Benim için herşey muğlak. Korkarım, işler arapsaçına dönecek. Neron’dan korkuyorum; peşimi bırakmayan mutsuzluktan korkuyorum. Sizi yanımdan-yöremden uzak durmaya davet ediyorum. Uyumumuzdan irkilen Neron intikamını gizlemek için geceyi seçmiş olsaydı keşke! Ve sizinle son defa konuşsaydım keşke. Ah Prensim, keşke.

 

Britannicus: Ağlayınız güzel Prensim, açılırsınız belki.

 

Junie: Prens…

 

Britannicus: Bekliyorlar Madam, çıkmam gerek.

 

Junie: İyi ama hiç olmazsa sizi önceden bilgilendirmemizi bekleseydiniz.

 

 

 

 

İKİNCİ SAHNE: Agrippine, Britannicus

 

 

Agrippine: Prens, aceleniz ne? Neron, sabırsız. Yokluğunuzdan yakınıyor. Yine de gidiniz. Madam, biz de gidelim: Octavie’ye.

Britannicus: Gidiniz güzel Junie, sizi bekleyen kızımı kucaklamak için acele ediniz.

 

 

ÜÇÜNCÜ SAHNE: Agrippine, Junie

 

 

Agrippine: Madam, yoksa aldanıyor muyum, yoksa vedanız sırasında gözleriniz mi karardı?. Bu fırtınayı doğuran sebepler hakkında beni bilgilendirebilir misiniz?

 

Junie: Bana pahalıya mal olan bunca sıkıntıdan sonra ağzımı açıp derdimi yanacak halim mi var? Ne yazık! Boşmuş hepsi. Korkular Madam, aşkın gıdası korkudur elbet.

 

Agrippine: Kâfi, kâfi. Dikkat ve özenim şüphelerinize asla yer bırakmaz. Ellerimde somut birşeymişçesine tuttuğum tatlı huzurla size diyorum ki: Neron bana bu hususta çok sıkı talimat verdi. Ah efendim, nasıl bir aşkla vaat üstüne vaatte bulunduğunu bir görseydiniz! Yine de geceyi bu civarda geçirmeyelim, Octavie’ye gidelim. Böyle mesut bir günde, nazımızı çekecektir, şüphesiz.

 

Junie: Oh, yer-gök, Britannicus’u kurtarın.

 

 

DÖRDÜNCÜ SAHNE: Agrippine, Junie, Burrhus

 

 

Agrippine: Burrhus, nereye koşuyorsunuz? Durunuz. N’oluyorsunuz?

 

Burrhus: Madam, olan oldu, Britannicus ölüyor.

 

Junie: Ah, prensim!

 

Agrippine: Ölüyor mu?

 

Burrhus: Öyle ya. Öldü.

 

 

 

 

BEŞİNCİ SAHNE: Agrippine, Burrhus

 

 

Agrippine: Nasıl oldu Burrhus?

 

Burrhus: Araştıracağım Madam, saraydan ve İmparatordan ayrılmam gerek.

 

Agrippine: Bu ne cür’et! Tanrım, aklım almıyor.

 

Burrhus: Ne yaparsınız işte; İmparator erkek kardeşinin geldiğini gördü, gitti, onu kucakladı, bir an sükûnet.. sonra aniden Britannicus ilk yarayı alıyor.

 

 

ALTINCI SAHNE: Agrippine, Neron

 

Neron, Agrippine’i görmesiyle: Tanrım!

 

Agrippine: Durunuz Neron: Size söyleyecek iki çift lafım var. Britannicus öldü, darbeleri biliyorum, katili biliyorum.

 

Neron: Kimmiş Madam?

 

Agrippine: Siz.

 

Neron: Nasıl yani? Ne demek istiyorsunuz?

 

Agrippine: Britannicus zehirlenerek öldü; Siz emrettiniz, Narcisse de yaptı.

 

 

 

 

 

 

PERDE

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ATILAN SAHNELER

 

 

Bu sahne üçüncü perdeye aitti. Racine temsilden önce onu çıkardı. Racine’e göre, Boileau bu sahnenin seyircileri olumsuz etkileyeceğinden korkuyordu.

 

 

Burrhus, Narcisse

 

 

Burrhus: Narcisse, İmparatorun başının belası sarayda Britannicus’u gazabıyla baş başa bırak; babadan aldığı herşeye oğula kim samimi bir dostlukla bırakır Narcisse? Kim derdini-kederini Sezar’ın gözlerinden uzak tutabilir; mutsuzluğunu onunla bölüştüğü anlarda hem de. İster misiniz, uzaklaştırayım derken, büsbütün kaybetsin. Ve İmparatoru onu artık öldürmeye zorlasın.

 

Narcisse: Bütün evrenle birlikte, ben de ona saygı duyuyorum, Efendim: beni buralara kadar getiren kaderimdir.

 

Burrhus: Britannicus’un yanında ona daha iyi hizmet edersiniz. Sezar’ın yokluğunuzu bahane bilmesinden mi çekiniyorsunuz? İtaatinizin yüceliği cevaptır ona. Saygıysa, sefaletine de saygı duyun. Neron erkek kardeşinin kaybını asla sorun etmedi. Neron, evet ta kendisi, gayretinize hayran.

Narcisse: Bu dili anlamak kolay Efendim. Bir-iki iyilikle Sezar bana kulak kabartıyor. İleride kendimi ondan sakınmasını bilirim ben.

 

Burrhus: Ağzımı kapatma pahasına size yardım edeceğim. Seneque uzaklarda, tehlikenin farkında değil. Siz ve ben; elbirliğiyle bu yokluğu telafi edelim. Gücümüzü Sezarların kanından alalım. Er ya da geç, halkı birleştirelim. Bir daha hiç kopmasınlar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

RACİNE VE “BRİTANNİCUS” HAKKINDA GÖRÜŞLER

 

 

 

 

 

 

1) XVII. YÜZYIL

 

Saint-Evremond, Racine’in rakibi: “… Bana Britannicus’u soruyorsunuz. Güzel şeyler bulmak ümidiyle, yutarcasına okudum. Bence Alexandre ve Andromaque’ı aşmış; mısralar daha muhteşem; onda asalet bulmak şaşırtmadı beni. Bununla birlikte bu yazarın hoş bir temsile dönüşemeyen bir konu üzerinde çalışma talihsizliğine üzüldüm doğrusu.

 

… Bu yeni dehadan ümitsiz değilim. Alexandre hakkındaki deneme onu düzeltti. Britannicus’ta mükemmelen temsil ettiği şahıslar hakkında her zaman yumuşak-başlı olmadığını dilemek doğru olurdu. Bir gün M. Corneille’e yeterince yaklaşmasını beklemekten başka ne yapabiliriz ki.”

 

M. de Lionne’a Mektup, 1670

 

 

André Dacier, XVIII. Yüzyılda tragedya üzerine: “Auguste’ün ölümünden beri tragedyayı bu son yüzyıla kadar 1600 yıldan fazla zaman boyunca hep daha zayıf bulduk. Aristo’nun bu kurallarıyla desteklenen Mösyö Corneille ve Mösyö Racine onu bu uzun vadeli buhrandan kurtardı…”

 

(Aristo’nun eserin bütünü hakkında titiz eleştirilerle Fransızcaya çevrilen poetikası, 1962)

 

 

2) XVIII. YÜZYIL

 

“Şairlerin kişilerinin ağızlarına öfkeli sözler koyması kolaydır. Zor olan, onlara bu yüksek dili gerçekle buluşturtmaktır. Böylece, Neron’un emriyle durdurulan ve doğrulanmaya zorlanan Agrippine şu basit kelimelerle söze başlar:

 

Yaklaşınız Neron, ve yerinizi alınız

Şüphelerinizi gidermeyi arzu ederim.

Birçok kimsenin bazı hallerde imparatora yaklaşıp oturmasını emrettiğine dikkat ettiğine inanamıyorum.”

 

VAUVENARGUES, Birkaç şair hakkında eleştirel düşünceler, Corneille ve Racine, 1746.

 

 

“… Corneille güce, Boileau adalete, LaFontaine saflığa, Chaulieu lütuf ve hünere, Moliere töreleri hicvetme yeteneğine, Racine ağırbaşlılık ve güzel söz söyleme yeteneğine sahiptir (a.g.e.)

 

 

1. Racine ve dönemi hakkında: “Corneille alaylıdır; ama XIV. Louis, Colbert, Sophocle ve Euripide, hepsi de Racine’i desteklemişlerdir (…). Racine Yunanlıları ve Corneille’i çoktan geçti. Sahneye şiirin tatlı ahengini taşıdı. Söz inceliklerinden faydalandı.

 

VOLTAİRE, XIV. Louis Yüzyılı, 1751.

 

 

2. Britannicus hakkında: “İş bilenler halkı aydınlatırlar. Görülüyor ki, bu piyes Neron’un sarayının tıpatıp resmiydi. Sonuçta Tacite’in ağırbaşlı mısralarla ifade edilen enerjisine hayranlık duymaktayız. Anlıyoruz ki, Britannicus ve Junie başka bir şahsiyete bürünmemelidirler. Agrippine’de harbi güzelliklere tesadüf ediyoruz. Ne devasa, ne de olağanüstü. Süslü bir anlatımdan uzak. Neron şahsiyetinin gelişimi sonuçta bir şaheser olarak kabul edilir. Burrhus rolünün altından kalkar. Bütün antikçağda bu türde hiçbirşey yoktur. Britannicus iş bilenlerin piyesi olmuştur. Onlar hataları hoşgörür, güzellikleri takdir ederler.”

 

VOLTAİRE, Corneille hakkında yorumlar, 1764.

 

 

XIX. YÜZYIL

 

“Racine’den şikâyet edenlere ziyafet sahnesini gözlerinin önüne getirsinler derim. Seyircilere zehirlemenin manevi sonucunu göstermekle yetinir, ve başarılı da olur; ama itiraf etmeliyiz ki, bu noktada bile sözü kısa kesmeyi tercih etti.”

 

SAİNTE-BEUVE. Edebî Portreler, Racine, 1836-1839.

 

 

“Bir burjuva tragedyası, bir saray entrikası, Zolavarî dramla sonuçlanan bir harem komedyası. Bütün bunlarda Racine’in dehasını görmekteyiz; ama burada sözünü ettiğim konu seçimidir sadece. Orada çıkar ilişkilerine yer yok. Saraya kimin hükmedeceğini bilmek var. Neron ve Agrippine, bu iki âdemoğlu, zıt kardeştirler.”

 

E. FAGUET, XVII. Yüzyıl, 1885.

 

 

XX. YÜZYIL

 

“Racine bize, bir yandan suç ve ihtirasta kadın şahsiyetini, diğer yandan genç bir adamın şahsında çözümsüz kalan zehirleme eylemini gösterir.”

J. LEMAİTRE, Jean Racine, Calmann-Levy, 1908.

 

 

“Racine anlatmaz. Racine söylemez. Bütün mısraları seçkindir. Kelimelerini güzellik değil, sükunet sözlüğünden seçer. Size ipucu vermezler, hiçbir eylemi ilham etmezler. İsim, sıfat, fiil v.b. mutlak değerlerini korurlar.”

 

J. GIRAUDOUX. Littérature, Grasset, 1944.



[1] Annales-y.n.

[2] Zaman sıralaması-ç.n.

[3] Kelimenin Fransızcası censeur. O devirde, tiyatroları denetlemek için hükümet tarafından atanan görevli anlamına da gelebilir. Sansör-ç.n.

[4] Tiyatrosal da denebilir-ç.n.

[5] Başkaları ne derse desin, sen işine bak. Milletin ağzı torba değil ki, büzesin-Republique, VI, 16.)-y.n.

[6] Daha oyunun başında haykırmaya başladı-Terence, Eunuque, cilt 22-23)-y.n.

[7] Bütün cahiller cesurdur-Terence, Eunuque, önsöz, v. 22-23)-y.n.

[8] “Tabiatıyla nefretini sinsice şefkatler altına saklama yeteneğine sahip”-y.n.

[9] “Neron ahlaksızlıklarını ve suçlarını örtmeye çalışana kadar”-y.n.

[10] “Istırap çekiyordu. Kader diyelim, ya da cinsel arzulardan dolayı. Meşhur kadınları kırmaktan korkardı” (Tacite, Annales, XIII, 12)-y.n.

[11] Tacite, Annales, XIII, 1-y.n.

[12] Bu paragrafın üç parçası Annales’in özetidir, XIII, 2; a.g.e., XIV, 5-y.n.

[13] “Pallas’ı menfaatleriyle özdeşleştirmiş olan kimse, habis bir iktidarın tutkularına boyun eğer.” Annales-y.n.

[14] Orada son desteğin de kaybını ve baba katline bir yönelişi fark ediyordu-y.n.

[15] Annales, XII, 24. Parça, anılmadan önce çevrilir-y.n.

[16] A.g.e., XIII, 15-y.n.

[17] Claude’un azatlı kölesi-ç.n.

Hakkında Ömer Öztürk

Yoruma kapalı.