17 Eylül 2019, Salı
SON HABERLER
Buradasınız: Anasayfa / Yazarlar / Buradayım!..
Buradayım!..

Buradayım!..

(DEÜ GSF Sahne Sanatları Bölümü Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncay’a, “bölüm”e 30 yıl önce başlayanların da katılacağı yeni eğitim- öğretim yılının açılışı için gönderdiğim yazıyı “kendi öğrencilerim”in de okumaları için yayınlıyorum.)

 

Saygıdeğer hocalarım, öğretmenlerim,

Değerli arkadaşlarım, meslektaşlarım,

Sevgili öğrenciler,

Bizim “okula” başladığımız 1983 yılı yani yirminci yüzyılın son perdesi çok zorluydu. Ancak hocalarımızın ve eğitimimizin bize kazandırdığı dirençle bu zorlukları aşabildik.  Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sahne ve Görüntü Sanatları Bölümü’nün Tiyatro Anasanat Dalı öğrencileri olarak, çoğumuz bilincimizi ve duyarlılıklarımızı 1970’lerin toplumsal-kültürel ortamından almıştık; 1980’lerde ise bu duyarlık ve bilincimize “okulumuz” biçim verdi, büyük ölçüde bizi disipline etti.

Sevgili hocalarım; yaşayan, çalışan, üretenlerin yanı sıra ve artık aramızda olmayan tüm öğretmenlerim; varoluşuma yaptığınız katkılar ve üzerimdeki emeğiniz için hepinize çok teşekkür ederim. Aranızda olamadığım için üzgünüm; oysa ne çok isterdim İzmitli bir martının kanatlarına tutunup İzmir’e, Özdemir Nutku Sahnesi’nin önüne inebilmek…

Sevgili arkadaşlarım ve değerli öğrenciler,

Günümüzde tiyatro sanatı çok “kötü” aşamalardan geçiyor; insanların, toplumun ve çoğu yöneticinin sahne sanatlarına, kültüre, edebiyata göstermelik olarak bile ilgisi kalmamış durumda; “ilgisizliği” otuz yıldır zaten kanıksamıştık; artık bu ilgisizliğin düşmanlığa evrilmesi hüzün verici, ürkütücü… Belli ki 21. yüzyıl çok zorlu ve çetin geçecek. Ancak sizler, Türkiye’nin bu çok önemli okulundan almış olduğunuz eğitim ve yüklendiğiniz “mühimmat”la zorlukların üstesinden gelebilirsiniz. Tiyatro için zaten korkmaya gerek yok, o özündeki dirençle yüzyıllardır ayakta kalabildiği gibi, kendisini hafife alanları da elinin tersiyle itmeyi bilmiştir. Tiyatronun üfürüğü bile, fırtınalar, kasırgalar yaratmaya yeter!… Bizler kendimizi sürekli olarak bu fırtınalarda, bu kasırgalarda denemeliyiz. Ne ki, nefesimizi doğru alalım, ciğerlerimizi havayla dolduralım ki, soluğumuzu kesmeye yeltenenler bunu başaramasınlar.

Sevgili öğrenci arkadaşlarım, okulunuzun, eğitiminizin değerini bilin, eğlenmenizin de, çalışmanızın da. Çoğu aşamaları, özellikle üretim süreçleri sancılı geçse de çok eğlenceli bir sanatımız var. Eğlenirken, üretirken birlik olun, beraber olun, bence mutluluğun kaynağı burada; günlük hırslara kapılıp birbirlerini ezmeye çalışanlar, gündelik çıkarların hezeyanına kapılanlar bence en büyük mutsuzluğu yaşıyorlar. Aldatıcı, yaldızlı gibi görünen içi kof  ilişkilerde kendilerini tüketip yalnızlaşıyorlar. Çağımız bencilliği, hırsı, aldatıcı başarıları dayatsa da, bu bir yazgı değildir.

Anton Çehov’un İvanov’undan biraz söz etmek istiyorum; sevgili Özdemir Nutku hocamızın “omurgasız avare” dediği İvanov’dan… Çağının, döneminin zorunlu ancak gereksiz yüklerine dayanamayıp, işçisi Semyon’un kızlara hava atmak için taşıyamayacağı kadar buğday çuvalını yüklenip omurgasını kırıp ölmesi gibi, İvanov da daha otuz beş yaşında döneminin dayattığı yükler karşısında dayanamamış, ideallerini, inançlarını, hayallerini yitirerek yaşayan bir ölüye, bir sürüngene dönüşmüştür. Ben de bu yılın Mayıs sonunda ellisine merdiven dayamış biri olarak o kadar çok yorulmuştum ki; kendimi o kadar umarsız duyumsuyordum ki…. Sanatımızın kaleleri bir bir düşürülmeye çalışılıyordu; ülkemiz Ortaçağ karanlığının derin sularında battıkça batıyordu. Ben de kendimi İvanov gibi duyumsamaya başlamıştım. Hayallerim, inançlarım sarsılmaya başlamıştı. Bu yaşadığım sarsıntıların en ağırlarından biriydi ancak ilk değildi. Son otuz yılda belim, omurgam en az 34 kez kırılmıştı; bu otuz beşinciyi de atlatabilir miyim telaşındaydım. Ama bugün, yine sanatımızdan ve toplumumuzdan aldığım güçle, dirençle kendimi tamir edip yeni serüvenlere kanat çırpmanın mutluluğunu yaşıyorum. Yok, sözü fazla uzatıp Çehov’un Martı’sına girmeyeceğim. Orada da Treplev, tıpkı İvanov gibi sonunda kendisini vurur. Nina zaten vurulmuş bir “martı”dır.

Evet arkadaşlar, çağımız zorlu, gündemimiz çok daha zorlu ancak hiçbirimizin “omurgasız avare” olmaya hakkımız yok. Bir şeyler yıkılırken, bizim bu “yıkıntılar”ın altında kalmaya hakkımız yok. Sanatımızın gücüyle, yaralarımızı sağaltabilir, kendimizi yeniden yaratabiliriz.  İvanov bir otuz yıl daha yaşamaya cesaret edebilseydi, tarihin ne büyük bir dönüşüm geçirdiğine tanık olacaktı; Çehov on üç yıl daha dayanabilseydi, o çok yakındığı, oyunlarında sergilediği Rusya’nın nasıl hallaç pamuğu gibi atılıp kendisini yeni baştan yarattığını görebilecekti. Biraz uzun oldu ama İvanov’un bütün tiratlarından çok uzun değil sanırım; zaten ben de Anton Pavloviç Çehov değilim.

Okul yıllarında, sanırım 1985 yılıydı, Yazarlık dersimize Murat Tuncay hoca giriyordu; böyle çok uzun yazdığım zamanlar bana; o zaman Alsancak’ta bulunan okulumuzun etrafını göstererek “hadi sen 4-5 tur bir koş gel” derdi. Şimdi de “hadi sözü uzatma da bir koşu İzmir’e gel” demesinden korkuyorum.  Gerçi o zaman 21 yaşındaydım, gençtim. Gerçi şimdi de öyleyim ama sanırım bir daha ki “yoklama”ya ancak yetişebilirim; artık Bölüm’ün kırkıncı yılı mı olur, ya da başka bir yoklama mı, bilmiyorum.

Bu güzel günde aklımla, yüreğimle ben de “oradayım”; adım okunduğunda arkadaşlardan biri yerime imza atar gibi bağırsın lütfen: “Buradayım!…”

Saygı, sevgi ve dostlukla…

Yrd. Doç. Dr. Erbil GÖKTAŞ

Kocaeli Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi

Sahne Sanatları Bölümü Başkan Yardımcısı

Yeni Tiyatro Dergisi Genel Yayın Yönetmeni

Hakkında Erbil Göktaş

Yoruma kapalı.