3 Ağustos 2020, Pazartesi
SON HABERLER
Buradasınız: Anasayfa / Genel / Hayati Asılyazıcı, Emek Hırsızlığı, Cumhuriyet Gazetesi, Dezenformasyon* Ve Bir Tekzip

Hayati Asılyazıcı, Emek Hırsızlığı, Cumhuriyet Gazetesi, Dezenformasyon* Ve Bir Tekzip

 
 
 
 
 
 
 
 
FOTOĞRAFTAKİLER: Doğan Koloğlu, Erbil Göktaş, Hayati Asılyazıcı, Nadide Küntay, Nilgün Serimoğlu.
 
 
 
 
 
 
 
 
Değerli okurlar,

Küntay Ödülleri haberleri bazı sitelerde yalan yanlış olarak duruyor.

(Örneğin Yaşam Kaya’nın editörü olduğu tiyatronline’da; ve Can Törtop’un tiyatrodunyasi’nda; Mustafa Demirkanlı ise jürinin adını vermeden yayınladığı haberinde “işi” (!) ustaca (!) geçiştirdi; kendilerini gerçeğe davet ediyorum.)

Cumhuriyet de “Tekzip”imi yayınlamadı. Gönderdiğim e.postada görüldüğü üzere hem Güray Öz’e (Sorumlu Yazı İşleri Müdürü) hem de Cumhuriyet’in diğer çalışanlarına gönderilmiştir.

Bundan sonrasını kendileri bilirler.

Erbil Göktaş**

10.01.2009
 

Cumhuriyet Gazetesi’ne gönderdiğim “İsmet Küntay Ödülleri’nin Geleceği Karartılıyor” adlı açıklamam  23.12.2008 tarihinde 13. sayfada özetlenerek yayınlandı:

 


Cumhuriyet 23.12.2008 s.13
İSMET KÜNTAY ÖDÜLLERİ

Göktaş’tan açıklama Asılyazıcı’dan yanıt

Kültür Servisi – Beş yıldır İsmet Küntay Ödülleri’nde seçici kurul üyeliği yapan Kocaeli Üniversitesi Sahne Sanatları Bölüm Başkan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Erbil Göktaş, bazı internet sitelerine ve gazetelere gönderilen basın bülteninde yer alan seçici kurulda kendi adının olmamasına ‘İsmet Küntay Ödülleri’nin geleceği karartıldı’ başlıklı bir açıklamayla tepki gösterdi. Açıklamada, seçici kurul üyesi Hayati Asılyazıcı’nın Göktaş’la olan ‘özel’ sorunlarını Küntay Ödülleri’ne taşıdığı ve bu davranış tarzının ödüllerin otuz üç yıldır hâlâ kurumsallaşamamasının en büyük göstergesi olduğu da belirtiliyor.

Konuya ilişkin görüşünü aldığımız Hayati Asılyazıcı ise Göktaş’ın seçici kurul üyeliğinin kurul kararıyla sona erdirildiğini belirtti. Asılyazıcı, “Erbil Göktaş, ‘33. İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri’ seçici kurul toplantısının yapıldığı 4 Haziran tarihinden önce, seçici kurulun yönetmelik çerçevesinde aldığı kararla, üyelikten çıkarılmıştı. Kendisi de bunu biliyordu. Bu nedenle de, toplantıya gelmiş olmasına rağmen karar defterinde adı ve imzası yer almadı. Eylül ayında da seçici kurul üyeliğinin sona erdiği kendisine yazılı olarak bildirildi” dedi.

   

Açıklamam, Hayati Asılyazıcı’nın da görüşü alınarak yayınlanmış;  ancak Asılyazıcı tarafından kişiliğime yönelik “küçültücü” ifadelerle “yanlış bilgilendirme” yapılmış ve  kamuoyu yanıltılmıştır.

Asılyazıcı, (2007-2008) İsmet Küntay Ödülleri Seçici Kurulu’nun gerçekleştiği 4 Haziran 2008 tarihindeki toplantıya geldiğimi, seçici kurulun çalışmasına katıldığımı ama bunun geçerli olmadığını söylüyor. Sözde bana 4 Haziran’dan önce “açıklama” yapılmış ve jüride yer almadığım söylenmiş. Asla! Böyle bir şey olmadı ve ben “eşimle birlikte davet edildiğim” o toplantıya katıldım; Asılyazıcı’yla  “ikimiz” sonuna kadar tartışıp bu yıl ödül alanları belirledik. İkimiz diyorum,  çünkü her zamanki gibi  jüride ikimizden başka kimse oyunları doğru dürüst izlememişti ki!!! (Kaldı ki “bazı oyunları” izleseler bile bu iş “uzmanlık” gerektirdiğinden jüriye sokulan diğerleri ancak konu mankeni olabilmektedirler.) Sonra da beş yıldır yaptığım gibi, sonuçlarla ilgili basın bültenini yazdım; yazılı ve görsel basına gönderdim. Jüri üyelerinin adı, hatta o gün çektirdiğimiz fotoğraf, sonuçlarla birlikte o duyuruda yer aldı. Her yerde yayınlandı. (Bkz. Cumhuriyet, 10 Haziran 2008 , sf. 13) Eğer ben 4 Haziran oturumunda yok idiysem, Asılyazıcı neden o zaman itiraz etmemiştir acaba? Hemen itiraz etmesi gerekmez miydi? Gerekirdi tabii, ama yapmamıştır. Çünkü Erbil Göktaş 4 Haziran’da jürideydi. Yani Asılyazıcı gerçeği söylememektedir!!!

Durum böyleyken, ben adayların belirlenmesinde bunca önemli bir rol oynamışken, 23 Aralık’ta verilecek ödüller için basına gönderilen duyuruda jüriden adım çıkarılmış ve Operacı Oya Gökberk’in adı koyulmuştur. Beni tanıyanlar Kocaeli’de oturduğumu, yağmura, kara, çamura aldırmadan sürekli İstanbul’a ve Anadolu’ya oyunları izlemeye gittiğimi bilirler. Bu bir emek, zaman ve “uzmanlık” işidir. En önemlisi de “yürek” işidir.

Asılyazıcı’nın benim İsmet Küntay Ödülleri’ne getirdiğim “kurumsallaşamama” eleştirime verdiği yanıtta “yönetmelik”, “kurul kararı” gibi sözcükleri kullanması da başka bir “tersinlemedir”.. Çünkü ortada bu ödüllere ilişkin bir “yönetmelik” yoktur, varsa da “beş yıldır” ben görmedim. Adımın ve imzamın bu yılki karar defterinde yer almadığı da doğru değildir. Çünkü ellerinde böyle bir defter de yoktur! Bir tane benim elimde bir defter var, onda da adım yazmaktadır!! Kurul kararıyla filan değil, düpedüz Asılyazıcı marifetiyle jüriden çıkarılmak istenmemi önemsemiyorum. Şimdi kim kaybetti acaba? Erbil Göktaş mı? İsmet Küntay Ödülleri mi? Beş yıldır Küntay Ödülleri’nin doğru dürüst tek çalışanı, medyaya duyuranı, kulağı gözü olan Erbil Göktaş Asılyazıcı’nın da gözü kulağıydı. (Asılyazıcı’yı tanıyanlar ne demek istediğimi anlamışlardır; daha fazlasını yazmayı kendime yakıştıramıyorum.) Hatta gerek bir kurumda çalışmam, gerekse Yeni Tiyatro Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni olmam nedeniyle, tiyatro dünyasından çoğu kişiler benim İsmet Küntay Ödülleri’nin de “geleceği” olduğumu söylüyorlardı. İçtenlikle diliyorum ki yaş ortalaması 75 olan Küntay Ödülleri’nin üç kalıcı üyesi benden daha uzun yaşasınlar ve bir daha “egolarına” yenilip böyle hatalara düşmesinler. Çünkü hadi Asılyazıcı, egosuna yenildi, yanlışa düştü ama isterdim ki Nadide Küntay ve Doğan Koloğlu “gerçeğe” tanıklık etsinler; Asılyazıcı’ya “kör bir egonun” peşine düşmemesini söyleyebilsinler. Ve bunu basına da açıklayabilsinler. İsmet Küntay da öyle isterdi…

Durum böyleyken, ben adayların belirlenmesinde bunca önemli bir rol oynamışken, 23 Aralık’ta verilecek ödüller için basına gönderilen duyuruda jüriden adım çıkarılmış ve o toplantıya katılmayan, Oya Gökberk’in adı koyulmuştur. Bu kişinin büyük oranda benim çabamla oluşturulmuş o listenin altına  adının koyulmasına rıza göstermesi, emeğe saygısızlığın ulaştığı boyut açısından irkilticidir. Ondan da öte emek hırsızlığıdır. Ve 23 Aralık’taki “Ödül Gecesi”nde Asılyazıcı 33 yıldır ilk defa ödül törenine gelememiştir. Birileri “hırsızlığı”nı yüzüne vuruverirler diye gelememiştir. Belki de “anons edildiği” gibi “hastalanmış” da olabilir. Çünkü böylesine bir yalanı özellikle Cumhuriyet Gazetesi’nde söyleyebilmek insanı hasta eder; Asılyazıcı’nın yerinde ben olsaydım kanser olurdum. Durum böyleyken hiç hak etmediği halde birileri “kırıtarak” sahneye çıkarak, “sırıtarak” ödül verebilmişlerdir. Bu fotoğraflar İsmet Küntay Ödülleri’nin bittiğinin en önemli göstergesidir. Evet, uğursuz bir rakamda bitmiştir; bundan sonra devam ettirilmeye çalışılsa da “manen” bitmiştir. O yüzden de daha temiz, hiç yıpranmamış, yönetmeliği ilkeleri belli bir “ödülü” 2009 yılında yürürlüğe sokacağız. Zaten Küntay Ödülleri’nden bunun için de ayrılmayı düşünüyordum ve bu düşüncemi Asılyazıcı’ya da açmıştım ama O’nu davet etmemiştim; çünkü her ne kadar çoğu kimseden daha “temiz” olduğunu düşünsem de, zaman zaman “kirlenmelere” de açık olduğunu görmüştüm. (Benimle ilgili olan diğer ihanetlerini şimdilik yazmıyorum; bu bana olan üçüncü ihanetidir; o yüzden artık susmuyor açıklıyorum.) Yani ben 2007-2008 döneminde görev yapıp bu görevimi bırakıyordum. 2008-2009 sezonunda da kiminle isterse onunla çalışabilirdi. Asılyazıcı’nın Eylül ayındaki “benimle çalışmak istememesine” de “tamam” demiştim. Ama benim bu anlayışlı dostluğuma, önce 2007-2008 jürisinin ödül dağıtım töreni için benim adımı çıkarıp Oya Gökberk’in adını koyması ve “açıklamam” karşısında da Cumhuriyet’e ayak üstünde tamamen “yalan” söyleyip beni küçük düşürmek istemesi karşısında sessiz kalamazdım.

Çünkü bunun önemli bir nedeninin de Asılyazıcı’nın “olanaksız” ricalarına kulak tıkayışım olduğunu tiyatronun içinde olan çoğu kişi tahmin edebilir. İpler de zaten asıl burada kopmuştur. Kocaelideki görevim gereği, Ağustos sonları bizim için “yetenek sınavları” dönemidir. O yüzden  Asılyazıcı’nın Eylül ayında gönderdiğini söylediği “bilgilendirmeyi” de ciddiye almadım. Çünkü resmi bildirimler “ıslak imzayla” adrese yapılır. Beni İsmet Küntay Ödülleri’nin geleceği ve kurumsallaşması ilgilendiriyor. Ama ne yazık ki, gördüğüm kadarıyla İsmet Küntay Ödülleri’nin geleceği karartılmıştır. Asılyazıcı başlatmıştır, diğerleri ise suskun kalıp İsmet Küntay’ı bir kez daha öldürmüşlerdir. Zaten Küntay ve onun gibiler “ihanetler” karşısında “yürek vurgunundan” ölmemişler midir?

Ayrıca Cumhuriyet Gazetesi’nin tavrı da hiç doğru değildir; Asılyazıcı’nın orada “arkadaşları” var diye bu olayı “dezenforme” etmeye çalışmaları son derece çirkindir. 31.12.2008 tarihinde gönderdiğim “Tekzip”imi yayınlamamaları ise ondan da öte bir “suç”tur.

O yüzden bu konunun kamuoyu vicdanında gerçek yerini bulabilmesi gerekmektedir. Bunun için de sonuna kadar savaşacağım. Hem mahkemelerde, hem de basında. Saygılarımla.  

 
 * 1) Aslında anlamı yanlış bilgi verme değil, bilgisizleştirme olan kelime;  
dezenformasyon’a anlam olarak yakıştırılan, aslında misinformation (sözlükteki şekliyle misenformasyon) kelimesinin gerçek anlamıdır.  
Yanlış anlaşılmasın, bu yerleşik hata bize ait değildir, zaten İngilizce konuşan ülkeler bu karmaşaya çok önceleri düşmüşlerdir. Bize onu düzeltmek düşmez, sadece etimolojiden keyif alanlar için hala kapanmamış olan bir konudur.
Kelimenin kendi içinde bile “yanlış bilgi” durumu olması, dilin cilvelerindendir; “mis (mes, misan)” ön eki genellikle hataya, “dis (des)” eki de yokluğa işaret eder; to misunderstand* denir de to disunderstand denmez mesela.
Öte yandan, disinterested* vardır da misinterested denmez.

2) Medyanın her alanının ama özellikle haberciliğin uyguladığı bir metot. Siz sadece usta eller tarafından kesilmiş görüntü ve ses parçalarını duyarsınız ve onlar dahilinde düşünürsünüz, isterseniz toplumun, toplumbilimin her noktasını her nüansını bilin, bunu yersiniz. Zira elinizdeki bilgiler size verilen tek şeydir. Haberciliğin belli bir etik dahilinde çalışmak istememesi, çalışmamasının daha karlı olduğu bir dönemde ise ürünün satışını artırmak yegane iyidir ve bunun için elinizdeki en etkili silah budur.  
Unutmayın haberler belli stereotiplerin stereotip olarak kalmasını, yani gözünüzde insanlaşmasını engeller, sağlar. Kolay haberciliktir zira taraflara gidip konuşmazsınız, siz “nesnellik” adı altında kendi öznel fikrinizi yedirirsiniz. Örnek isterseniz eğer o çok gördüğünüz gecekondu yıkımlarında asla polislerin tarafından veya orada yaşayanların tarafından görmezsiniz. İşin o kısımları sizin kafanızdaki stereotiplere göre yanıtlanır zaten. Bu yüzden de özellikle ülkem gazeteciliğinin çok tuttuğu bir yöntemdir. Etliye sütlüye karışmadan özellikle gittikleri kafe-barları yazarak gazetecilik yaptığını sanan gazetecimsilerin doğum yeridir.

3) Adıyaman’ın bir ilçesi. (Kaynak: www.sozluk.sourtimes.org)

 
**Kocaeli Üniversitesi, GSF, Sahne Sanatları Bölümü

Başkan Yardımcısı / Yeni Tiyatro Dergisi Genel Yayın Yönetmeni      

 
Aşağıdaki haber Cumhuriyet’in kendi kafasına kurşun sıktığının resmidir. Bu resim “gerçeğin” değil “ilişkilerin” geçerli olduğu bir anlayışın ürünüdür. Cumhuriyet’in bu “yanlıştan” dönmesini bekliyoruz.
 

Cumhuriyet 10.06.2008
En İyi Yönetmen Ödülü Murat Atak’ın

Kültür Servisi – 33. Ulusal İsmet Küntay Tiyatro Ödülleri’nin sahipleri belli oldu. Hayati Asılyazıcı, Erbil Göktaş, Nilgün Serimoğlu, Doğan Koloğlu ve Nadide Küntay’dan oluşan seçici kurul, 2007-2008 tiyatro mevsiminde Türkiye’de sahneye konulan yerli oyunları değerlendirdi.

Değerlendirme sonucunda: ‘En İyi Oyun Yazarı Ödülü’ ‘444’ adlı oyunla Yiğit Sertdemir’e (Altıdan Sonra Tiyatro), ‘En İyi Yapım ve En İyi Yönetmen Ödülü’ ‘Resimli Osmanlı Tarihi’ ile Murat Atak’a (Konya Devlet Tiyatrosu), ‘En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’ yine aynı oyundaki rolüyle Alpay Ulusoy’a, ‘En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’ Güngör Dilmen’in ‘Deli Dumrul’ oyunundaki rolüyle Zeynep Ekin Öner’e (Trabzon Devlet Tiyatrosu) verildi. A. Emel Mesci’nin yönettiği ‘ığ’ adlı oyun (Ankara Devlet Tiyatrosu), dekor tasarımıyla Murat Gülmez’e ‘En İyi Dekor Ödülü’nü, kostüm tasarımıyla Hale Eren’e ‘En İyi Kostüm Ödülü’nü , özgün müziğiyle Baba Zula’ya (Murat Ertel) ‘En İyi Müzik Ödülü’nü getirdi. ‘En İyi Işık Ödülü’ ‘Oyun Nasıl Oynanmalı’ (Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu) ve ‘Irk Bitig’ oyunlarındaki ışık tasarımıyla Cafer Yiğiter’e, ‘İsmet Küntay Özendirme Ödülü’ Galip Erdal’ın yönettiği ‘Kadıncıklar’daki rolüyle Songül Öden’e (Sadri Alışık Tiyatrosu), ‘İsmet Küntay Jüri Özel Ödülü’ yine ‘Oyun Nasıl Oynanmalı’ oyunundaki rolüyle Esra Ronabar’a, ‘İsmet Küntay Tiyatro Özel Ödülü’ ‘Bir Şehnaz Oyun’da gösterdiği başarıyla Okday Korunan’a (İstanbul Devlet Tiyatrosu), ‘İsmet Küntay Onur Ödülü’ ise Münir Özkul’a verildi. Ödül töreni 2008-2009 tiyatro döneminin ‘ilk yerli oyun’unun galasında İstanbul’da yapılacak. 

 Foto: Sema Göktaş
 
 
 
Doğan Koloğlu, Erbil Göktaş, Hayati Asılyazıcı, Nadide Küntay, Nilgün Serimoğlu. (Oya Gökberk nerede? Gösterebilene 10 milyar TL ödül!.. Bu ödüle Asılyazıcı da katılabilir. E.G.)
 
Yazarın Diğer Yazıları…
 

Hakkında Yeni Tiyatro

Yoruma kapalı.