5 Nisan 2020, Pazar
SON HABERLER
Buradasınız: Anasayfa / Genel / Yeni Tiyatro Dergisi’ne “Tehditler” Ve Kamuoyuna Zorunlu Bir Açıklama

Yeni Tiyatro Dergisi’ne “Tehditler” Ve Kamuoyuna Zorunlu Bir Açıklama

Erbil Göktaş 

19.04.2009 Pazar gecesi Mustafa Demirkanlı’dan aşağıdaki elektronik mektubu aldım:

     “Arkadaşlar,   

İlişikte bir metin gönderiyor, tiyatro yayıncılığına ve tiyatroya yapılan saldırılara karşı ortak bir metin ile tiyatro kamuoyunu ‘küfürsüz’ bir yayıncılık için duyarlı olmaya ortak imza ile davet etmeyi öneriyorum.   

Mustafa Demirkanlı 

Tiyatro… Tiyatro… Dergisi”  

Mektup benimle birlikte gerek basılı gerek elektronik ortamda yayın yapan üç beş kişiye daha gönderilmişti. İlk başta bu çağrıya olumlu yanıt vermemeyi düşünmüştüm; çünkü benim Demirkanlı’yla “dayanışmamak için” geçmişten gelen pek çok olumsuz anılarım vardı. Bunları da şimdiye kadar “sonuçsuz polemik” yaratmamak için açıklamamıştım. Benimle ilgili konularda yine öyle yapacağım; yaralarımı kimseye göstermeyeceğim. Ama Yeni Tiyatro Dergisi’yle ilgili yaratılmaya çalışılan spekülasyonlar üzerinde durmak ve bir iki konuya değinmek zorundayım.

En başta şunu söylemeliyim: Az önce söylediklerime karşın ne Demirkanlı’ya, ne Tiyatro… Tiyatro’ya en küçük bir kızgınlık, öfke, kıskançlık ya da akla gelebilecek başka olumsuz duygular içinde değilim. Olayları “nesnel” olarak izlemekteyim. Yeni Tiyatro ve onun editörü olarak ben, hiçbir zaman yayın politikamızı, yayıncılık anlayışımızı başkalarına ya da başka yayınlara endekslemedik. Bunları, şu satırları yazarken içinde bulunduğum rahat ve kendinden emin ruh halimi ifade etmek için yazıyorum… Bu açıklamaları da çekilmeye çalışıldığım kavga, polemik ve “kamplaşma” ortamının tehlikelerine dikkat çekmek üzere yapıyorum. Yani bir tür sorumluluk duygusuyla. Çünkü “gidişat” onu gösteriyor ve “küfürsüz” bir yayıncılık için Yeni Tiyatro Dergisi’ne de “sözde” çağrı yapılırken “kırk katır mı, kırk satır mı?” seçeneksizliğinde dergimiz “yıpratılmak” isteniyor.

Örneğin Ömer Faruk Kurhan bana yazdığı elektronik mektubunda şöyle diyor:

“Bıçak sırtı yazılar için bıçakların bilenmeye başladığını belirtmekte fayda var…”

Yaklaşık iki aydır Tiyatro… Tiyatro Dergisi’nin sitesinde yazan Kurhan, bu sözleriyle ne demek istiyor? Acaba beni tehdit mi ediyor? Niçin? Bunun sebebi Yeni Tiyatro’ya gönderdiği “İkinci Bir Theope Var mı?” başlıklı yazısının “hakem kurulunca” reddedilmesi mi diye düşünürken, bir iki gün sonra Demirkanlı’nın yukarıda aktardığım mektubu geliyor. Demek ki, “bıçaklar gerçekten bilenmiş” ve Tanrılara sunulmak istenen “kurbanların” arasında Yeni Tiyatro Dergisi de var. Niye? Çünkü Hilmi Bulunmaz, sitelerinde Yeni Tiyatro Dergisi’ni övüyormuş… Övebilir, ama bunun benim ve Yeni Tiyatro’nun “hedef” haline getirilmesiyle ne ilgisi var? Ben Bulunmaz’a dergiyi tanıtsın diye reklam ücreti mi ödüyorum? Yoksa ona gerek konuşmalarını yaparken, gerek yazılarını yazarken “bıçak” mı dayıyorum? Ne Yeni Tiyatro Dergisi’ni överken, ne de Tiyatro… Tiyatro Dergisi’ni yererken benden en ufak bir telkin bile almamışken bu olanlar neyin nesidir? Kaldı ki gerek Coşkun Büktel’e, gerek Hilmi Bulunmaz’a, aşağı yukarı üç beş gün arayla Demirkanlı’ya böylesine “acımasızca” ne yapmak istediklerini sorduğumda, her ikisi de yıllardır nasıl bir “yok etme” eylemiyle karşı karşıya olduklarını, bunun başını Demirkanlı’nın çektiğini ancak “iktidarda” olmasına ve “18 yıllık bir dergi” çıkarmasına karşın bunu başaramadığını ve artık Büktel ve Bulunmaz’ın okuyucularının da çoğalmasıyla Demirkanlı’nın “kontrolünü kaybedip belden aşağı vurmaya başladığını” söyleyerek bana Demirkanlı’nın belgelenmiş yalanlarını ve “Burak Caney” olayını anımsattılar.

Burak Caney Olayı neydi? Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz’la baş edemeyenlerin, “başka bir isim” altında oluşturdukları “küfürün”, “aşağılamanın” ve “pornografik göndermelerin” açıkça yapıldığı bir siteydi. Örneğin oral seks yapan bir kadının ağzındaki erkeklik organı Büktel’in portreleriyle kapatılmıştı. Yine Büktel ve Bulunmaz’ın yüz fotoğrafları fotomontajla çeşitli böceklerin vücuduna monte edilmişti. Büktel’in portresi, yine bir dansözün vücuduna eklemlenmişti. En kötüsü de, Bulunmaz’ın o sıralar ölümcül bir hastalıkla boğuşan on beş yaşındaki kızı, bu sitede “malzeme olarak” kullanılmıştı. Son olarak da, daha beş-on gün önce Demirkanlı’nın sitesinde, tıpkı eskiden Burak Caney’in sitesindeki fotomontajlara benzer biçimde, Büktel’in fotoğrafı, Nazi bayrağıyla birlikte fotomontajlanmıştı. Ben “o” meşhur küfürün Burak Caney tarafından Büktel’e dansöz fotomontajı yapıldığı sırada söylendiğini biliyorum ve olmayan bir kişiye (Burak Caney’e) karşı söylendiğini de… Ama Demirkanlı ve A. Ertuğrul Timur, sanki kendilerine söylenmiş gibi üstlerine alındılar ve Burak Caney’in korsan sitesine destek verdiler. Hatta Ben “o” meşhur küfrün bu sırada söylendiğini biliyorum ve olmayan kişilere karşı söylendiğini de…  Hatta tiyatro dünyasından çoğu kişi, bu siteyi Demirkanlı ve Timur’un kurduğunu ya da kurdurduğunu bile düşünüyorlardı. Yani daha bir yıl öncesine kadar bu küfür sitesine “herkesin gözü önünde” en azından yazılarıyla destek veren Demirkanlı ve Timur’un, bugün, “küfürsüz bir yayıncılık” girişimleri bana “hiç” inandırıcı gelmiyor. Bu noktada Timur’un da, “Tiyatrom” sitesini yıllarca “başarıyla” sürdürdükten sonra, “sonuçsuz polemik” ve “gereksiz kavgalarla” 15. yılında iyice yıpranmış ve tiyatrocu okurlarının büyük bir bölümünü yitirmiş olan Tiyatro… Tiyatro Dergisi’ne geçmesi “en büyük hatası” oldu. Timur, zaten esas işinin yanında bu işi yapıyordu; bir de Tiyatro… Tiyatro’nun pek çok sorumluluğunun yanında “yıpratıcı polemiklerin” içine girince çok yoruldu ve sitesini bir süre kapatmak zorunda kaldı. O zamana kadar “Tiyatrom” bizim açılış sayfamızdı; tiyatro dünyamıza Tiyatrom’un penceresinden açılırdık; bunu Timur’a da söyledik; hatta 2005 ya da 2006 yılında “Tiyatrom”da yazdığım bir yazıda Tiyatro… Tiyatro’nun çok yıprandığını, onun “çığlık kampanyası” için abone arayışımı sürdürürken konuştuğum onlarca kişiden ancak yedi kişiyi abone yapabildiğime değinmiş ve Timur’u uyarmak istemiştim. Ancak Timur da, o zamanın “tek popüler dergisi”nin yayın kurulu üyesi ve “çocuk ve gençlik” sorumlusu olmanın verdiği “boş gururla” bu uyarımı göremedi. Ve “Tiyatrom”u da, kendisini de “bitiren” bugünkü sürece geldi. Bugün kör bir boşlukta çığlıklarını kimse duymuyor, husumet dolu yazılarına cevap alamıyor, bağırdıkça düşüyor, düştükçe bağırıyor; çok zor bir durum tabii ki… Artık o pırıl pırıl, ilk zamanların “Tiyatrom”u geri gelemeyeceğine göre, Timur’a sağlığı açısından “uzun bir süre” bu ortamdan uzak kalmasını öneriyorum. Yazılarında 25 Nisan 2009 günü “Tiyatroya Soldan Bakmak” paneline “Ankara’dan okur ve dostlarımızın da yoğun katılımı ile” gelip Bulunmaz’ı orada “mahkum edeceğini” söyleyebiliyor. Şu an elinizde bulunan bir sürü sitede “mahkum” edemiyorsanız, “çiğnendiğini” söylediğiniz haklarınızı “yasal yollardan” arayamıyorsanız, kurduğunuz “konsorsiyumlar” da, oluşturduğunuz “ittifaklar” da bana göre “nafile” çabalardır. Ayrıca orada yapılmak istenecek en küçük bir kışkırtmaya ne toplantıyı düzenleyen Özgür Tiyatro izin verir, ne de böyle bir şeye biz göz yumarız. Şimdi aynı yanlışa, Ömer Faruk Kurhan da düşüyor;son günlerde yazdığı bütün yazılarda “sonuçsuz polemiklerin” kahramanı olmaya soyunuyor. Soyunması iyi de, sonra giyinemeyecek ben ona üzülüyorum; bana yazdığı mektubunda diyor ki;

“Derginizin reklam verenlerinden Hilmi Bulunmaz’ın Oyun sitesinden yaptığı Yeni Tiyatro sunumları ve Tiyatro Dergisi’ne karşı açtığı “savaş” ilginç sonuçlar doğuracak gibi duruyor.”

Ne gibi “sonuçlar” doğurabilir acaba? Ülkemdeki pek çok “aydının” karşılaştığı gibi, bombalar, kurşunlar durduramamış da insanları, “bileylenmiş” üç beş tane bıçak mı beni korkutacak? Siz ne dediğinizin farkında mısınız? Yarın “hıyar salatası yaparken” bir tarafımı kessem ilk suçlanacakların kim olacağını biliyor musunuz? Ve hala ısrarla diyorsunuz ki; 

25 Nisan’da Hilmi Bulunmaz’la birlikte katılacağınızı öğrendiğimiz ‘Sanata Soldan Bakmak’ paneline eski Tiyatrom editörü Ertuğrul Timur da katılacak muhtemelen.” 

Eee? Katılsın ne var bunda? İnsanlar kalkıp İstanbul’dan ya da başka yerlerden geleceklerse Panel yeterince “yankı” uyandırmış demek ki!.. Hatta siz de katılın, herkese açık “demokratik bir toplantı”nın nesi kötü? Ayrıca ben niye Bulunmaz’la katılıyorum da, 25 yıllık dostum Semih Çelenk’le ya da sevgili Orhan Aydın’la katılmış olmuyorum?.. O panelde daha nice isim var; niye Hilmi çalıp ben oynayacakmışım gibi bir izlenim yaratıyorsunuz? Niye ikide bir Bulunmaz’la olan “husumetinize” beni de sokmaya çalışıyorsunuz? Bulunmaz’a verdiğim, üstelik “hakem denetiminden geçmiş”  “yanıt hakkı” mı çok göründü size?..“Yanıt hakkının” evrensel bir “hak” olduğunu ve en temel “insanlık hakkı” olduğunu bilmiyor musunuz? Herkesin “garezi” bana bu yüzden mi?.. Ayrıca o yazıda Bulunmaz, “kıyasıya” beni eleştiriyor, bunu niye görmezden geliyorsunuz?.. Sizin devrimciliğiniz, demokratlığınız bu kadar mı? Bu kadar olmadığını elbette biliyorum: Geçen yıl İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın (İKSV) düzenlediği “yayıncılık” (!) panelinde İATP-G’nin de, sizin de ne kadar “demokrat” olduğunuzu gördük… Bülent Sezgin taa Kocaeli Hereke’ye kadar geldi, Fırat Güllü bana zaman ayırıp o panele katılmam için ricalarda bulundu ama ne oldu? Bilin bakalım ne oldu? Uçtu uçtu kuş uçtu, İATP-G’nin “G”si, buhar olup “G”itti!!! Yeni Tiyatro Dergisi adına katılacak olan Erbil Göktaş’ın katılımı engellendi. Bu olay üzerine İKSV’yi dergide yazdığım yazıda “protesto” etmiştim; o zaman niye “birlikler” oluşturmadınız? Bırakın birliği mirliği, neden hiç sesinizi çıkarmadınız? Yeni Tiyatro Dergisi “yayın”, Erbil Göktaş “yayıncı” değil miydi? O panele Festival’in gerçekleştiği Mayıs-Haziran 2008’den sonra çıkamayan “OYUN”un yayın yönetmeni Gülsün Odabaş bile katılırken NERELERDEYDİNİZ?… Üstelik Bayan Odabaş, çıkardığı “kitapçığa” “dergi” bile diyemezken… ALLAHAŞKINA SİZ NERELERDEYDİNİZ?..  “Devrim” yapmaya mı gitmiştiniz, yoksa “burjuva demokratlığı” mı ithal etmekle meşguldünüz? Anlaşılan o ki, daha “ithalat” gerçekleşememiş; 2010’da verilen pek çok “kıytırık” projeden size de “pay” düşerse olur İNŞALLAH!.. Allah’ın izniyle burjuva demokrasisi güzel yurdumun “yayıncılarına” da bir gün güler elbet!.. Biz mi, bizim de elbet “çok özgün” projelerimiz vardı, ama çok şükür ki, “tekelci bir dönemde” yaşadığımızı az çok idrak edebiliyoruz. Sizler “sosyalist demokrasi” iddiasındasınız ya, bilmiyorum ki, “burjuva demokratlığı” bile beceremediğiniz halde, o dediğinizi nasıl oluşturacaksınız?.. Evet, şimdi can alıcı soruya “G”eliyorum; ey İATP-G!..

Bay Fırat Güllü, Sevgili Bülent Sezgin ve “büyük polemikçi”, “gerçek yayıncı dostu” (!) Ömer Faruk Kurhan; 2008 İstanbul Tiyatro Festivali’nde, “yayıncılık paneli”nde Yeni Tiyatro Dergisi’ni kim engelledi?.. Dikmen Gürün Uçarer mi?… Mustafa Demirkanlı mı?… Kim?… Bunu bilip de kamuoyu önünde açıklamayan namerttir!.. Evet Bay Güllü, önce sizi dinliyoruz… Yok öyle bedavaya devrimcilik!… Biraz bedel ödeyeceksiniz!.. Yoksa “hesabı ödemeden kaçtı” diye adınızı çıkaracağım!..

Aradan 11 ay geçmesine karşın bunu açıklamaya yürekleriniz yetecek mi?.. Yoksa “semiz ve temiz” küçük burjuvalar olarak, “her şeyin küfre dönüştüğü” şu oluşturamadığınız iki yüzlü “burjuva ahlakının” itkisiyle “ittifakçılık” ve “küfürsüzlük” oyunları oynamaya devam mı edeceksiniz?.. Evet sizden acilen yanıt bekliyorum?.. Tüm bunlar olurken Bay Kurhan bana hesap sormayı da ihmal etmemiş tabii; 

“Bu konuda Tiyatro Dergisi sitesinde yayımlanan ‘Özgür Tiyatro’ya Sorular’ makalemde küçük bir giriş yaptım. Sizin Oyun sitesinin Tiyatro Dergisi Tiyatrom ve Yeni Tiyatro dergisine yaklaşımı hakkında niçin sessiz kaldığınızı anlayamadığımı belirttim.”

Bu kadar açıklamadan sonra ARTIK ANLAMIŞSINIZDIR sanırım… Ben 20 aydır, Yeni Tiyatro Dergisi çıkmaya başladığından beri, başta da belirttiğim gibi, ne kimseye “husumet” besledim, ne reklam gelirlerini sorgulayıp engellemeye çalıştım, ne de çeşitli ayak oyunlarıyla “sıkıştırmaya” çalıştım. Hilmi Bulunmaz, Yeni Tiyatro’yu eline alıp “bayrak gibi” dalgalandırdığında durup düşünmek yerine, Yeni Tiyatro’yu bazı yerlerde ya görmezden gelmeye çalıştınız, ya haksızlık yapıldığında sustunuz, ya da sıkıştırılmaya çalışıldığı yerlerde “du bakali n’olcek” deyip kıs kıs güldünüz. Ne olduğu ortada, bugün 1000 basılan 10. sayısıyla İstanbul’un gözde kitapçılarının ve bayilerinin çoğunda dalgalanıyor Yeni Tiyatro bayrağı!.. Hele Anadolu’da onlarca kişinin elinde, elden ele dolaşıyor. 100’ü aşkın “abonesi”ni de söylemiyorum bile; yani sadece Hilmi Bulunmaz sallamıyor o bayrağı… Yeni Tiyatro artık ne Ömer’in, ne Erbil’in, ne Sema’nın, ne de Göktaşlarındır; o artık herkesin dergisidir; sizin bile… Hatta Kurhan’ın da!.. “Yanlış” ittifaklarda ve “sonuçsuz polemiklerde” yeteneklerini köreltmeyip “hakem” denetiminden geçtiği sürece… Kurhan’ın geceler boyu bana yazdığı mektuplarından bir alıntı daha:

“Bu tartışmanın bir boyutunu da ‘Yeni Tiyatro-Oyun-Tiyatro Dergisi-Tiyatrom’ ilişkileri oluşturuyor ister istemez.”… 

Kendinize haksızlık etmeyin, İATP-G de bu “tartışmanın önemli bir parçasıdır, sanırım yanıtını da almıştır; yanıtını da verecektir… Diğerlerine gelince… Onlara da pek bilinen bir marşımızı biraz değiştirerek seslenmek istiyorum:

“Dik duruşlar ola/Mustafa Kemal Paşa!..” Aman sakın ha, unutmayın… 

Kurhan’dan son bir “inciyle” bitiriyorum:

“Son yıllarda önemli bir avantajım her hangi bir derginin yayın kurulunda yer almıyor olmam. Böylece, meseleye daha mesafeli ve çeşitli yayıncı kaygılarından uzak bakma şansım oluyor.”

Ben size daha ne diyeyim Sayın Kurhan?.. İyi ki “mesafelisiniz” ve iyi ki “uzak açıdan” bakıyorsunuz… Yoksa bıçak bilemek yerine, bomba imalatına mı girişecektiniz?.. Size yazdığım mektupta, bu konuların sizinle çok fazla ilgisi olmadığını ve “taraf” konumuna düşmemenizi önermiştim; ama siz beni dinlemeyip (kendileri hakkında çarşaf çarşaf yazarak siteler doldurduğunuz halde, size cevap bile vermeye gerek görmemiş olan Bulunmaz ve Büktel’in, yalnızca arşiv yazılarını yeniden gündeme getirmekle yetinmelerine bile tahammül edemediğiniz için) şimdi onlara karşı, bir de üstüne “ittifak” oluşturmaya çalışıyorsunuz ve büyük bir dezenformasyon, misenformasyon, spekülasyon ve en önemlisi de “artikülasyon” yapıyorsunuz; yani “bileyciliğe” soyunup üslubunuzu bozuyorsunuz… Aman artikülasyonunuza da dikkat edin!..

Sözcükler ağzınızdan ve klavyenizden yanlış çıkmasın, biliyorsunuz bugünlerde savcılarımız  çok duyarlı… Maazallah!..

Konuşmamı istiyordunuz, “birazcık” konuştum işte, üç nokta. 

Oğuz Atay ne demişti: Canım insanlar! Sonunda, bana, bunu da yaptınız.”

Hakkında Yeni Tiyatro

Yoruma kapalı.