4 Ağustos 2020, Salı
SON HABERLER
Buradasınız: Anasayfa / Haberler / “Düşünce özgürlüğüne yapılmış yoğun bir saldırı” (mı?)

“Düşünce özgürlüğüne yapılmış yoğun bir saldırı” (mı?)

Açıklama: Mesut Alptekin’in bu yazısının nerde ve ne zaman yayınlandığını yazdığım yanıt yazısının içinde belirtmiştim. Ancak bu kendisi için yeterli olmamış, yazısını “sansür” ettiğimi ileri sürerek beni suçlayan, düzeysizce saldıran yazılar yayınlıyorlar. Ben sadece kendilerine “geçmiş olsun” dileklerimi iletmek istemiştim. Yoğun istek üzerine Mesut Alptekin’in www.yenitiyatrodergisi.com sitesinde yanıtladığım yazısını da yayınlıyorum.

“Düşünce özgürlüğüne yapılmış yoğun bir saldırı” (mı?)

Mesut Alptekin
30 Mayıs 2011

“Bilinmeyen kişi ve/veya kişiler (ASLINDA HEPSİNİ BİLİYORUZ; ŞİMDİLİK ÖYLE DİYORUZ…) tarafından web sayfamız olan yenitiyatrodergisi.com’a yoğun bir saldırı söz konusudur. 28.04.2009 Salı günü öğleye doğru başlayan saldırılar, gece saat 22.00’de en ‘çirkef’ noktasına ulaşmış ve halen devam eden bu saldırı veritabanımızı (database) ulaşılamaz hale getirmiştir. Hack dünyasında buna ‘DDoS Attack’ denmektedir ve web sayfalarına sayısız veri gönderimiyle birlikte sistemin çalışamaz hale getirilmesi amaçlanmaktadır. Tüm ‘basını’ bu ‘iğrençliğe’’karşı dayanışmaya çağırıyor ve DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNEyapılmışbu saldırıları SÖZDE KÜFÜRE KARŞI ÇIKIYORMUŞ GİBİ YAPAN AMA ŞU ANKİ DURUŞLARI BÜYÜK BİR KÜFÜR OLAN kişileri deşifre ettiğimiz; Erbil GÖKTAŞ’ın SİTESİNDEKİ YAZILAR YÜZÜNDEN gerçekleştirildiğini, NAMUSLU BASINA ve KAMUOYUNA DUYURURUZ…”

Yukarıdaki paragrafı, Yeni Tiyatro Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erbil Göktaş, 28 Nisan 2009 günü, yöneticisi olduğuwww.yenitiyatrodergisi.com adlı Internet sitesine yapılmış olan “saldırı”nın hemen ardından, ertesi gün, sanırım, sitesindeki “sorun” giderildikten sonra, yayına vermişti.
(Bakınız: “HAYLAZ ÖĞRENCİLERE EK GECE DERSLERİ 1”)

Tabii ki, böyle bir “konu”, su götürmesi yüksek bir hamurla yoğrulan tiyatro kamuoyunda, birçok “polemiği” de ardından sürükledi. Gerek, Tiyatro… Tiyatro… Dergisi(?) Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Mustafa Şükrü Demirkanl’nın ve gerekse,www.tiyatrom.com sitesi sahibi Ahmet Ertuğrul Timur’un, Erbil Göktaş’ı “yalanlaması” ve Göktaş’ın “savunma” yazılarıyla ortalık bir hayli “karıştı” ve bana göre, böylelikle LİNÇ KAMPANYASI omurgasında hafif bir kayma yaşandı.
(Bakınız: “Yeni Tiyatro Dergisi Yayın Yönetmeni Erbil Göktaş’ın da Katıldığı Şer İttifakı Saldırılarında Sınır Tanımıyor” ve http://www.tiyatrom.com/tyt/erbilin_yalani.htm)

Erbil Göktaş, kendisinin Internet sitesine yapılan bu “saldırı” olayını, “Düşünce özgürlüğüne yapılmış yoğun bir saldırı” olarak tanımlamayı, gayet uygun görmüştü. Tabii ki, böyle bir karmaşık durum karşısında, ayarı kaçmış bir söylem de olsa, bu tanımlamayı “anlayışla” karşılamıştık.

Aradan yaklaşık olarak iki yıl geçti ve tartışılacak hiçbir yanı bulunmayan, gayet somut bir fiziksel saldırıyı, biz, sanal ortamda değil, gerçek bir ortamda yaşadık. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Fatih Reşat Nuri Güntekin Sahnesi’nde izlediğimiz “Eleman Aranıyor” adlı oyundan çıktıktan hemen sonra, dergimiz OYUN’u ücretsiz olarak dağıtırken, kendini bilmez, şuursuz Şehir Tiyatroları yetkilileri yada Ayşenil Şamlıoğlu’nun mafyatik görünümlü adamları tarafından sorgusuz sualsiz bir biçimde taciz edildik, tedirgin edildik, darp edildik ve fiziksel saldırıya uğrayıp sansür edildik. Şehir Tiyatroları’nın “yetkili” kişilerinin, sansürcülük için bahaneleri, dergimizde onların kurumunu eleştiren yazılar olmasıymış. Bu somut fiziksel saldırı karşısında; “Olabilir, düşünce özgürlüğü diye bir şey var!” diyen OYUN Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Oğuzcan Önver’e, 27. Genç Günler etkinliğinin sorumlusu dangalak; “Olamaz kardeşim, olamaz! Resmi kurum burası!” karşılığını vererek, düşünce özgürlüğümüze kısıtlama getirmeye devam etmek istedi.
(Bakınız: “Ayşenil Şamlıoğlu’nun yönetimindeki Şehir Tiyatroları, Bulunmaz Tiyatro sanatçılarına saldırı düzenledi!”ve “Ayşenil Şamlıoğlu ve Tolga Yeter’e çok açık mektup!”)

Sözde çağdaş bir toplumda, şu modern zaman diliminde düşünce özgürlüğüne kısıtlama getirilmesi, ne kadar acınası ve zavallı bir durum değil mi?! Yeryüzünde sadece bir tek fikirle hüküm sürmek, aykırı fikirlere düşmanca saldırmak ve “benim dediğim olsun” demek, ne denli acizce, ne denli korkakça bir tutum değil mi?! Böyle bir tutum karşısında, mağdur olan taraf, elbet ki tepkisini gösterecek ve bu terbiyesizliği tüm tiyatro kamuoyuna duyuracaktı. Biz de, elimizdeki tüm olanakları sonuna dek kullanarak bunu yaptık. Zâten olayın kamera kayıtları da var elimizde ve bunları da Internet ortamında yayına verdik.
(Bakınız: “Ayşenil Şamlıoğlu’nun adamları tarafından taciz edilen Sosyalist OYUN Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Oğuzcan Önver’in yaşadığı zor anların görüntüleri!”)

Ancak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu ve Genç Günler sorumlusu Tolga Yeter, benzer olaylar karşısında her zaman yaptıkları gibi, yine başlarını kuma gömerek suskun kalmışlar ve yüzlerinde kızarabilecek bir santimetrekare alan bile kalmamış olduğundan, içinde bulundukları utanç verici duruma aldırış dahi etmeden, kendi daracık karanlık dünyalarının akıntısında kulaç atmayı sürdürmüşlerdir.

Tabii ki biz, bu somut fiziksel saldırıya karşı geliştirdiğimiz tepkimizi, sadece Internet ortamında bırakmayıp, OYUN Dergisi aracılığıyla da, tiyatro kamuoyuna duyurduk. Ancak, bu somut fiziksel saldırıya biz muhatap olduğumuz gibi, bu somut fiziksel saldırıyı tiyatro kamuoyuna duyuran da, yine sadece biz olduk. Tiyatrocuların geri kalan kısmı (ki çoğu LİNÇ KAMPANYASI imzacısı), Ayşenil Şamlıoğlu’na oyun satma yada ondan reklâm alma çıkarı gözetiyor olduklarından, bu somut fiziksel saldırı olayını tamamıyla görmezden geldiler ve bizim dışımızdaki hiçbir kimse, hiçbir söz etmedi bu fiziksel saldırı hakkında. Çünkü, tiyatral iktidarın koltuğunda biz değil, Ayşenil Şamlıoğlu oturuyor!

Şimdi gelelim yazımızın en tepesine koyduğumuz Erbil Göktaş’a ait paragrafa… Erbil Göktaş’ın, kendi Internet yayıncılığına yapılan “saldırı”yı, “Düşünce özgürlüğüne yapılmış yoğun bir saldırı” olarak tanımlaması, o konuya ilişkin, her ne kadar bana uygun bir ifadeymiş gibi gelse de, bugünkü durumu göz önünde bulundurarak baktığımda, hiç de inandırıcı bir ifade olarak okunamıyor artık!

Erbil Göktaş, sitesine yapılan “saldırı” olayını, “düşünce özgürlüğüne yapılmış yoğun bir saldırı” olarak nitelendirip, bu denli kınıyor ve böyle bir tepki ortaya koyuyorsa, aynı tepkiyi bize karşı yapılan somut fiziksel saldırıya karşı da, haydi haydi geliştirmeliydi. Erbil Göktaş, kendi inisiyatifinde, kendi yönetiminde olan Yeni Tiyatro Dergisi‘nde yazacağı küçücük bir paragraflık yazıyla bile bize “destek” çıkabilir yada bizim uğradığımız somut fiziksel saldırıyı içeren bir habere, dergisinin herhangi bir köşesinde küçücük de olsa yer verebilirdi. Ancak, Erbil Göktaş da, tüm diğer tiyatrocular gibi, bu konuda sessizliğe bürünmeyi tercih edenler grubuna dahil olarak, Ayşenil Şamlıoğlu’nun işlediği/işlettiği suçu görmezden gelerek, Ayşenil Şamlıoğlu’ndan aldığı reklâmları tehlike altına sokmamış oldu. Salt bu sebepten ötürü, Erbil Göktaş’ın, “düşünce özgürlüğüne yapılmış yoğun bir saldırı” konusundaki tanımlamasını da, bu tanımlamayı destekleyen yazı içeriğini de, hiç mi hiç samimi bulmuyorum. Erbil Göktaş’ın “düşünce özgürlüğüne yapılmış yoğun bir saldırı” tanımlaması, “gerçekçi”, ama, bize yapılmış somut fiziksel saldırı bağlamından bakıldığında, hiç de inandırıcı değil. Erbil Göktaş’ın, kendine göre geçerli, haklı sebepleri vardır herhâlde. Örneğin, somut fiziksel saldırı konusu, birinci dereceden Ayşenil Şamlıoğlu’nun tasarrufu olduğuna, şimdiye dek, Ayşenil Şamlıoğlu bu somut fiziksel saldırı konusunda özür dilememiş olduğuna göre, onun bilgisi dahilinde yapıldığına inandığımızdan, Erbil Göktaş’ın bu konuda sessiz kalıp susmayı tercih etmesini, “anlayışla” karşılıyoruz!

Sonuçta, Yeni Tiyatro Dergisi, Ayşenil Şamlıoğlu’ndan (da) reklâm karşılığı aldığı paralarla ancak ayakta durabiliyor. Erbil Göktaş, böyle el yakıcı, böyle somut, böyle fiziksel bir saldırı konusunu dergisine taşıyarak, Ayşenil Şamlıoğlu gibi bir müşterisini, para sağlayıcısını, reklâm verenini darıltmış, İstanbul Şehir Tiyatroları gibi bir para kaynağını kurutmuş olabilir. Yani, Ayşenil Şamlıoğlu’nun Yeni Tiyatro Dergisi‘ne bir daha reklâm vermemesi, bu derginin temelini derinden sarsabilir, dergide maddi ve manevi şiddetli bir depreme yol açabilir. Bu enkazın altında kalmak istemeyen Erbil Göktaş, muhtemelen bu gibi ince hesapları yaparak, bu somut fiziksel saldırı konusunu, ne dergisinde, ne dewww.yenitiyatrodergisi.com adlı Internet sitesinde gündeme getirmiş ve Ayşenil Şamlıoğlu’nun reklâmlarını garanti altında tutmaya devam etmiştir.

İkinci bir ihtimal daha var, o da “baba” korkusu mu dersiniz? Erbil Göktaş, nihayetinde Prof. Dr. Özdemir Nutku’nun sadık bir öğrencisidir ve Nutku’yu “babası gibi” sevmektedir; en azından, Özdemir Nutku için “o benim babam” diyebilmiş “hayırlı ve saygılı bir evlat”tır. Erbil Göktaş da, her “hayırlı ve saygılı evlat” gibi, babasını seviyor, babasını sayıyor ve tabii ki babasına hürmet ediyor. Erbil Göktaş, şayet, bu somut fiziksel saldırı konusunu gündeme getirseydi, evlatlıktan reddedilme gibi bir ihtimalle burun buruna gelebilirdi. Ne de olsa, Ayşenil Şamlıoğlu gibi, Prof. Dr. Özdemir Nutku da, bir Shakespeare çocuğudur ve Shakespeare çocuklarına düşünsel olarak “saldırı” düzenleyen bir derginin savunulmasından hiç hoşlanmayabilirdi. Erbil Göktaş, örneğin, “Ayşenil Şamlıoğlu’nun adamları, Oyun Dergisi’ne fiziksel saldırıda bulundu!” gibi bir başlık atsaydı, bu durum, ertesi gün kendisini, tiyatro kapısının önünde bulmasına yeter de artardı bile. Sonuçta, Shakespeare’i bir tiyatro peygamberi gibi piyasaya sürüp küpünü dolduran Shakespeare çocuğu bir babaya karşı gelinemezdi.

Tabii ki, bu iki ucu sansürlü değneğin neresinden tutacağına bir türlü karar veremeyen Sayın Erbil Göktaş, değneği, en güvenli yerinden, bir gram bile sansür değmemiş, tertemiz yerinden, tam ortasından tutmuş ve böylelikle sessiz kalıp susarak, her iki taraftan da, değneğin dengesini sağlayabilmiştir! Ancak, bence, kendisi de, değneğin dengesini sağlayarak, haber değeri olan somut bir olayı dergisine ve/ya sitesine taşımayarak, sansürcü olmaktan kurtulamamıştır. Çünkü, sansür uygulanarak düşünce özgürlüğümüzün kısıtlandığı gibi, bir haberi gündeme getirmemek ve somut bir olay karşısında sessizliğe bürünmek de, bana göre, koskoca bir sansürdür! En hafif deyimiyle sansür yandaşlığıdır!! Sansüre yardım ve yataklık etmektir!!!

Yaklaşık olarak iki yıl önce, “düşünce özgürlüğüne yapılmış yoğun bir saldırı” olayına karşı sert bir tavır takınan Erbil Göktaş’ın, bugün, çok daha bâriz, çok daha net, çok daha somut bir konuda ağzını bıçak açmıyorsa, iki yıl önce takındığı o tavrın, benim için hiçbir inandırıcılığı kalmamış demektir.

Not: Bu yazı, “Shakespeare’in Ölümü” adlı kuramsal tiyatro kitabı için hazırlanmıştır. Zamanla derinleşecek ve koşullar oluşup kitap basılırsa, bu yazıyı da orada okuyabileceksiniz.

Önemli not: Bu yazı, Sosyalist OYUN Dergisi’nde de yayınlanacaktır!

Hakkında Erbil Göktaş

Yoruma kapalı.