27 Eylül 2020, Pazar
SON HABERLER
Buradasınız: Anasayfa / Haberler / Haylaz Öğrencilere Ek Gece Dersleri 1

Haylaz Öğrencilere Ek Gece Dersleri 1

Bilinmeyen kişi ve/veya kişiler (ASLINDA HEPSİNİ BİLİYORUZ; ŞİMDİLİK ÖYLE DİYORUZ…) tarafından web sayfamız olan www.yenitiyatrodergisi.com‘a yoğun bir saldırı söz konusudur. 28.04.2009 Salı günü öğleye doğru başlayan saldırılar, gece saat 22.00’de en “çirkef” noktasına ulaşmış ve halen devam eden bu saldırı veritabanımızı (database) ulaşılamaz hale getirmiştir. Hack dünyasında buna “DDoS Attack” denmektedir ve web sayfalarına sayısız veri gönderimiyle birlikte sistemin çalışamaz hale getirilmesi amaçlanmaktadır. Tüm “basını” bu “iğrençliğe” karşı dayanışmaya çağırıyor ve DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNE yapılmış bu saldırıları SÖZDE KÜFÜRE KARŞI ÇIKIYORMUŞ GİBİ YAPAN AMA ŞU ANKİ DURUŞLARI BÜYÜK BİR KÜFÜR OLAN kişileri deşifre ettiğimiz; Erbil GÖKTAŞ’ın SİTESİNDEKİ YAZILAR YÜZÜNDEN gerçekleştirildiğini, NAMUSLU BASINA ve KAMUOYUNA DUYURURUZ…

Ayrıntılı bilgi:
www.hukukcu.com/bilimsel/kitaplar/wormlarhukuki.htm 

Gece derslerine bir süre önce başlamış ancak adını koymamıştık. Yeni dersimize Cüneyt Yalaz’la başlıyoruz; Ömer Faruk Kurhan’la devam edeceğiz. Önce Cüneyt Yalaz’ın 23 Nisan’da (muhtemelen bayram münasebetiyle sembolik olarak oturtulduğu İATP-G, Mimesis vs açıklamacısı koltuğunda) benim için yazdığı “açıkla(yama)malarını”  aktarıyorum; hemen ardından da yanıtlarımı, yani ders notlarımı aktaracağım.

“Mimesis dergisinden açıklama

Tiyatro Kamuoyu’nun dikkatine,

Sayın Erbil Göktaş’ın editörlüğünü yaptığı Yeni Tiyatro dergisinin internet sitesinde, Erbil Göktaş imzasıyla yayınlanan bir yazıda dergimizi de ilgilendiren bir konuda yanlış bilgilere dayalı bazı açıklamalar yapılmıştır. Bu yazıda öne sürülen iddiaya göre İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın düzenlediği 2008 Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nde gerçekleştirilen “Türkiye’de Tiyatro Yayıncılığı Ne Durumda?” başlıklı panele Yeni Tiyatro Dergisi adına katılacak olan Erbil Göktaş’ın katılımı engellenmiştir. Yazının devamına bakıldığında panelin İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu-Girişim ile İKSV işbirliğiyle gerçekleştirildiği gibi bir sonuç çıkmaktadır. Oysa söz konusu panelin İATP-G ile hiçbir ilişkisi yoktur; bu panel Mimesis Tiyatro Çeviri Araştırma Dergisi’nin önerisi ve inisiyatifiyle İKSV tarafından gerçekleştirilmiştir. Sayın Erbil Göktaş’a bu panele katılımına dair resmi hiçbir davette bulunulmamıştır. Kabul etmek gerekir ki Sayın Göktaş’ın şahıslarla yaptığı özel konuşmalar dergimizi ve İKSV’yi kurumsal olarak bağlamamaktadır.

Ayrıca İATP-G’nin düzenlediği 2008 İstanbul Amatör Tiyatro Günleri kapsamında, dergimizde yayınlanmak perspektifiyle, 26 Mayıs 2008 tarihinde “Konservatuarlarda Tiyatro Eğitimi” başlıklı bir panel gerçekleştirilmiş ve Erbil Göktaş da bu panele konuşmacı olarak katılmıştır. Bu panel öncesinde ya da esnasında Sayın Göktaş “Türkiye’de Tiyatro Yayıncılığı Ne Durumda?” başlıklı panelle ilgili herhangi bir rahatsızlığından söz etmemiştir.

Aradan geçen bunca zaman içinde Sayın Göktaş’ın dergimize (ya da İKSV’ye) herhangi bir itiraz, uyarı ya da eleştiride bulunmayıp konuyu şimdi ve söylenti şeklinde gündeme getirmesine anlam veremedik. Sayın Göktaş’ın bu süreç hakkında yanlış bilgilere sahip olduğunu, dolayısıyla kamuoyunu yanıltıcı ithamlarda bulunduğunu belirtmek istiyoruz.

Mimesis Tiyatro Çeviri/Araştırma Dergisi adına
Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü
Cüneyt Yalaz

23.04.2009 “

Sevgili Cüneyt, ben Fırat Güllü’ye, Bülent Sezgin’e, Ömer Faruk Kurhan’a “Gece Dersleri” vermekle meşgulken, bir sen eksiktin, şimdi kadro tamamlandı. Öyle ya, gündüzleri kendi öğrencilerimle ilgilendiğimden sizlere ancak gecelerimi ayırabiliyorum; olsun… Önemli olan, sizlerin “doğruları” bulmanız… Ne yapayım ki, bu “dersleri vermek” bana düştü, Hamlet’in yakındığı gibi yakınacak değilim; diyordu ya, “ne olurdu sanki bana düşmeseydi dünyayı düzeltmek”.. E ne yapalım, katlanacağız artık, eh biraz da uykusuz kalacağız. Sizler için buna değer, bana olan sevginizi bilmeseydim hiç uğraşmazdım. Haylaz öğrencilerimin çoğu kez yaptıkları gibi, “suistimallerinizi” şefkatli bir baba gibi size göstermek zorundayım. Evet sevgili arkadaşlar, benim iyi niyetimi suistimal ediyorsunuz.

Şimdi size bir soru: Fırat Güllü ve Bülent Sezgin’den davet almışım ve bu davete rağmen İKSV paneline katılmam engellenmiş. Bu engellemenin hesabını bana vermek zorunda olan bu davetçi kadroyu görünce akla ne gelir? 

Önce, yukarda da belirttiğin gibi MİMESİS DERGİSİ gelir. Sonra ne gelir?.. Hadi hep bir ağızdan; dezenformasyon, misenformasyon, manipülasyon, spekülasyon, revizyon yapmadan… Tonlamalara ve boğumlamalara dikkat ederek, haydi hep beraber:

“Tamam şimdi bulduk, İATP-G!.. İATP-G!…”

Bravo çocuklar!.. Hepinize yıldızlı ve yaldızlı “koca bir aferin!”… Demek ki neymiş, isteyince ve çalışınca oluyormuş; tekrar bravo!.. Ancak Cüneyt diyor ki;

“…dergimizi de ilgilendiren bir konuda yanlış bilgilere dayalı bazı açıklamalar yapılmıştır…” 

İşte şimdi olmadı Cüneyt. Ben kimse hakkında “yanlış bilgi” vermem. BİLİYORSAM KONUŞURUM, BİLMİYORSAM SUSARIM. Hele sevdiğim, değer verdiğim insanlar hakkında konuşurken özellikle dikkat ederim. Ama sen “haylazlık” yapıp konuyu saptırıyorsun, çarpıtıyorsun; n’olur bana Lunapark’taki “kahkaha aynalarına” girmiş gibi hissettirme… Zaten senin neden ortaya çıktığını akşamdan beri kendime sorup duruyorum; çünkü benim sözünü ettiğin “açıklamamdaki” davetçiler arasında sen yoktun… Kim vardı?.. Güllü vardı, Sezgin vardı… Onlar açıklama yapamayacakları için seni mi öne sürdüler?.. Tamam, öğrenci psikolojisi diyorum ama “neyin yanlış” olduğunu da  göstermem gerekiyor. Sevgili Cüneyt diyorsun ki;

“Bu yazıda öne sürülen iddiaya göre İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın düzenlediği 2008 Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nde gerçekleştirilen “Türkiye’de Tiyatro Yayıncılığı Ne Durumda?” başlıklı panele Yeni Tiyatro Dergisi adına katılacak olan Erbil Göktaş’ın katılımı engellenmiştir.”

Benim o panele davet edildiğim de, sonradan engellendiğim de, senin iddia ettiğinin tersine, bir “iddia” değil, taş gibi katı, somut bir gerçektir. Ne yani, katılmamın engellendiğini belirttiğim o panele  Bülent Sezgin ve Fırat Güllü tarafından davet edilmedim mi ben? Ya da aslında İKSV paneline katıldım da, katıldığımın farkında mı değilim? Somut gerçeklere “iddia” demek, onları şaibeli kılmaya çalışmak, yani  tahrif etmek demektir. Evet, “iddia” saptırmasını bir kenara bırakırsak, doğru söylüyorsun… Dediğin gibi, Yeni Tiyatro Dergisi adına katılacak olan Erbil Göktaş’ın katılımı engellenmiştir. Ama hemen aşağıda “açık yakalamış gibi” derhal atlıyorsun ve diyorsun ki;

“Yazının devamına bakıldığında panelin İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu-Girişim ile İKSV işbirliğiyle gerçekleştirildiği gibi bir sonuç çıkmaktadır. Oysa söz konusu panelin İATP-G ile hiçbir ilişkisi yoktur; bu panel Mimesis Tiyatro Çeviri Araştırma Dergisi’nin önerisi ve inisiyatifiyle İKSV tarafından gerçekleştirilmiştir.” 
Bakın çocuklar, devrimciliğin de, demokratlığın da, tiyatroculuğun da, yazarlığın da ilk koşulu dürüst olmaktır. Ben yazımda paneli İATP-G mi yoksa Mimesis mi düzenlemiş diye sormuyorum ki… O yazıma “cevap” diye gelenlerin hepsi, “şer bastırma” girişimleridir. Yani benim “bir açığımı” bulduğunuzu sanıyorsunuz; ama fena halde yanılıyorsunuz; ben size sormuyorum; paneli yöneten Fırat Güllü’yle, BGST Yayınları adına katılan Bülent Sezgin’e soruyorum; ama sen “yaramaz öğrenciler gibi davranıp” açıklama yapmaya çalışıyorsun. Soruyu sorduğum Fırat Güllü’yle Bülent Sezgin suspus!  GÜLLÜ ve SEZGİN NEDEN SUSUYORLAR? ÇÜNKÜ VERECEK YANITLARI  YOK! Sen de onların kankası olarak umutsuz bir kurtarma operasyonu başlatıyor; yanıt veriyor gibi görünüp kafa bulandırmaya, olayı örtbas etmeye çalışıyorsun. Tamam İATP’nin içinde sizlerden başka tiyatro grupları da var, “herıld yani”, bilmememe olanak var mı? (Peki Cüneyt, bunu bildiğimi senin bilmemene olanak var mı? Elbette yok; çünkü ben sizin örgütlenme modelinizi, çıkardığınız yayınları, hazırladığınız oyunları 2003’te Uluslararası Üniversite Tiyatroları Birliği’nin (IUTA) Olimpia’daki sempozyumunda “Bildiri” olarak sunanlardan biriyim.) O yüzden şimdi aşağıdaki sözlerimi iyi not et ve bir daha asla unutma:

Sana söz verilmediği ve soru sorulmadığı halde, ayağa kalkıp konuşma.
Çünkü hem dersini çalışmamışsın, hem de herkesten daha şişmansın. Fırat’la Bülent’in verecek cevapları olmadığı için, hiç olmazsa utançla susup oturdular.
Ben Mimesis ya da İATP-G çağırmadı gibi bir laf ediyor muyum o yazımda, ağzımdan çıkmayan sözleri çıkmış gibi sunma lütfen. Utanmasını bilmiyorsan, hiç olmazsa susmasını öğren. Bu dediklerimi de ömrün boyunca kulağına küpe yap çocuğum.
Ayrıca işine gelince BGST şapkası, işine gelmeyince Mimesis paltosu giyme. Hele İATP-G parkası giymeye teşebbüs bile etme. İATP-G’nin “onurunu” zedelediniz, hiç olmazsa parkanın onurunu kirletmeyin. Ben İATP-G’yi niye söz konusu ettim, iyice dinle şimdi: “Küfürsüz Yayıncılık” adı altında kurulmak istenen “Küfür İttifakı”nın içinde İATP-G’nin adını da gördüm de ondan. Çünkü marifetlerini herkesin çok iyi bildiği Burak Caney denilen “internet teröristi”ni lanetlemeden, hiç kimse kendisini aklayamaz ve “KÜFÜRSÜZ YAYINCILIKTAN” sözedemez. Burak Caney’i kimlerin lanetlediği, kimlerin sahiplendiği ve kimlerin inatla görmezden geldiği de herkes tarafından bilinmektedir. “Küfürsüz Yayıncılık”tan bahsedenler Burak Caney’i ya sahiplenmişler (Mustafa Demirkanlı, Ertuğrul Timur) ya inatla görmezden gelmişler (Ömer F. Kurhan) ya da daha kötüsü, Burak Caney’in Büktel ya da Bulunmaz olduğunu iddia edebilecek kadar kafayı yemişlerdir. (Ertuğrul Timur, Yaşam Kaya ve Levent Çağlayan; hele bu Levent Çağlayan çok genç ve toy; bu özellikleriyle herkesin kolayca kullanabileceği bir “genç” portresi çiziyor, ne kötü…).
Burak Caney’i (yani küfrün asıl kaynağını) görmezden gelenlere, bana da gelen, o saçma sapan, iki yüzlü, gerçekleri çarpıtan “ittifak” bildirisine (iyi niyetle de olsa)  İMZA ATANLARIN HEPSİ DE DAHİLDİR ne yazık ki. Bu noktada ben, KÜFÜRLÜ YAYINCILIĞA ve aynı zamanda O KÜFÜR İTTİFAKINA DA SONUNA KADAR KARŞI OLDUĞUMU AÇIKLIYOR VE DAHA 15 YAŞINDA CİDDİ BİR HASTALIKLA BOĞUŞAN VE ÖLÜMDEN DÖNMÜŞ GENÇ BİR KIZI BİLE MALZEME YAPTIĞI İÇİN BURAK CANEY DENEN TERÖRİSTİ BİN KEZ DAHA LANETLİYORUM. KÜFÜR İTTİFAKINI DA PROTESTO ETMEYE  ÇAĞIRIYORUM. Olayın bam teli burasıdır; anlayacağınız dilde konuşursam zurnanın “zırt” dediği noktada arya söylemeye kalkmayın, detone olduğunuz gibi, rezil de oluyorsunuz. Ben Coşkun Büktel’in Mungan’dan aktardığı söze katılmıyorum; “Türkiye’de rezil de olunur; bir kişi bile bilse rezillik rezilliktir. Bir kişi bile savunsa “gerçek” değerinden hiçbir şey yitirmez. Önce  bu konuda vicdanlarınızı bir yoklayın… Tüm bu küfürleri başlatan BURAK CANEY’İ LANETLEMEYİ BIRAKIN, ONA HİÇ DEĞİLSE BİR KELİMEYLE OLSUN KARŞI ÇIKTINIZ MI? Daha önce yaptığı küfürden de öte, PORNOGRAFİK YAYINCILIĞA” zavallı ülkemin aydın geçinen kişileri olarak tepki gösterdiniz mi? Varsa yoksa Hilmi Bulunmaz, Coşkun Büktel… Onlara saldırmanın dayanılmaz hafifliğine neredeyse ben de kapılacaktım; o terörist “vatansever” olduğuna nerdeyse beni de inandıracaktı. Ama 15 yaşındaki hastalıkla boğuşan Bulunmaz’ın kızını sitesinde MALZEME YAPINCA benim de gözlerim açıldı; çünkü benim de aynı yaşlarda bir çocuğum var. İyi ki de EMPATİ YETENEĞİM VAR. İyi ki de, sanatın, tiyatronun, yazarlığın bana kazandırdığı İNSAN SEVGİSİ VAR. Evet, sanatın da, tiyatronun da, insan olmanın da, yazarlığın da, KÜFÜRSÜZ YAYINCILIĞIN da turnusol kağıdı BURAK CANEY’E karşı çıkmaktır; Burak Caney’leri üreten bu bataklığı kurutmaktır. Büktel de, Bulunmaz da, tam bu noktada, bu teröristi susturabilmek için herkesin bildiği “O” meşhur küfürü savurmuşlardır. Burak Caney denen terörist, Aziz Nesin’den Nazım Hikmet’e pek çok aydın ve yazarın takma isimler altında iktidarların baskısından canlarını kurtarmak için giriştikleri bu durumu bile kullanmaya kalkmış, rezilliğini milyon kere daha kanıtlamıştır. Hepinize soruyorum, ey “G”irişimler, ittifaklar, BURAK CANEY tiyatro adına O PORNO yayınları yaparken, takma isimler altında İT-nifakları hazırlarken kılınızı kıpırdattınız mı?.. O teröristin beni bile neredeyse kandırıyor olmasını düşündükçe, tüylerim diken diken oluyor; ya savunmasız, bilinçsiz onlarca genç insan ne yapabilir?.. Çoğu kişi bu teröristin numaralarını yemişken, “bilinçsiz” onlarca insan kimbilir nasıl zehirlendi…

Evet, sevgili çocuklar, İATP-G de bundan önceki yazımda o yüzden eleştirime hedef olmuştur. Birkaç gece uykusuz kaldım ama, inanın sizin yanlış yolda olduğunuzu düşündüğümden böyle yapıyorum; hicivlerim de, ironilerim de, eleştirilerim de sizleri sevdiğimden…

Ama Sevgili Cüneyt hala ısrarla diyor ki;

“Sayın Erbil Göktaş’a bu panele katılımına dair resmi hiçbir davette bulunulmamıştır. Kabul etmek gerekir ki Sayın Göktaş’ın şahıslarla yaptığı özel konuşmalar dergimizi ve İKSV’yi kurumsal olarak bağlamamaktadır.”    
Yapma sevgili Cüneyt, yaramaz, haylaz olduğun kadar haşarısın da… “Şahıslarla” ne demek Allahaşkına!.. Ben isim veriyorum, Bülent Kocaeli Hereke’ye geldi diyorum, Fırat ricada bulundu diyorum, bunları da evet, Mimesis adına yapmışlardı, ama sen şimdi “şahıslar” deyip işin içinden çıkmaya çalışıyorsun, çalıştıkça daha bir batıyorsun, konuyu saptırıyorsun, gerçeği çarpıtıyorsun. Ve ARKADAŞLARINA DA, YOLDAŞLARINA DA HAKARET EDİYORSUN… Onlardan herhangi bir “adi suçlu gibi” söz ediyorsun… Şunu bilmelisin ki, öyle “herhangi birileriyle” benim hiç işim olmaz. Ayrıca İKSV’yi savunmak sana mı düştü?.. Koskoca İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı kendi açıklamasını yapmaktan aciz mi?.. Yeni Tiyatro Dergisi’nin Mayıs-Haziran 2008 tarihli 5. sayısındaki “İKSV’yi Protesto” yazıma yanıt bile veremediler. Çünkü orada yazdıklarımın hepsi harfi harfine “gerçektir”. Yine üstüne vazife olmayan işlere kalkışıyorsun, ben sana yukarda “söz verilmeden konuşma” derken, demek ki az bile söylemişim.

Ayrıca “resmi davet” diyorsun, benim SÖZÜM NAMUSTUR. (Sizinki değil mi? Yani sizin sözünüze güvenilmez mi?) Attila İlhan’ın “O Sözler ki” şiiri 15 yaşımdan beri ezberimde çünkü; hepinize de ödev olarak veriyorum, bu şiirin tamamı bulunacak, ezberlenecek, özellikle son dizeleri içselleştirilip bir yaşam felsefesi haline getirilecek; çünkü bunu yapmadan ne tiyatrocu, ne yazar, ne de İNSAN OLUNABİLİR.

                        …

o sözler ki
imgelem sonsuzluğunun
ateşten gülüdürler
kelebek çarpıntılarıyla doğarlar ölürler
o sözler ki kalbimizin üstünde
dolu bir tabanca gibi
ölüp ölesiye taşırız
o sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan
uğrunda asılırız

Şimdi de dersinizin ikinci bölümüne geçelim…

Sevgili Cüneyt, aşağıdaki sözler senin daha çok çalışman gerektiğini, tiyatro yayınlarını izlemediğini, yanında konuşulan şeyleri dinlemediğini ya da işine gelmediği için duymazdan geldiğini gösteren İBRET BELGELERİDİR; AMAN TARİHE BİR DAHA BÖYLE KENDİNİ AŞAĞILAYAN  İBRET BELGELERİ BIRAKMA:


“Ayrıca İATP-G’nin düzenlediği 2008 İstanbul Amatör Tiyatro Günleri kapsamında, dergimizde yayınlanmak perspektifiyle, 26 Mayıs 2008 tarihinde “Konservatuarlarda Tiyatro Eğitimi” başlıklı bir panel gerçekleştirilmiş ve Erbil Göktaş da bu panele konuşmacı olarak katılmıştır. Bu panel öncesinde ya da esnasında Sayın Göktaş “Türkiye’de Tiyatro Yayıncılığı Ne Durumda?” başlıklı panelle ilgili herhangi bir rahatsızlığından söz etmemiştir.”
  
Evet Cüneyt evet!.. Katıldım; bunu inkar eden mi var?..  Ayrıca www.yenitiyatrodergisi.com ve Mimesis’de ve İATP-G sitesinde yayınlanması için çözülmüş ses kayıtlarının DÜZELTİSİNİ DE BEN YAPTIM. Ancak “Türkiye’de Tiyatro Yayıncılığı Ne Durumda?” başlıklı panelle ilgili herhangi bir rahatsızlığından söz etmemiştir.” Sözün doğru değil!!! 26 MAYIS 2008 PAZARTESİ GECESİ panelde verdiğimiz arada çay ve sigaralarımızı içerken Fırat Güllü’ye de, Bülent Sezgin’e de 29 Mayıs 2008 Perşembe günü yapılacak “YAYINCILIK PANELİ”nde adımı görmediğimi, bunun nedenini sorduğumda “HİÇ SORMAYIN HOCAM…” yanıtını aldığımı da herhalde bilmiyorsundur… Oysa az ötemizde mahçup mahçup duruyordun; hatta bu mahcubiyetine anlam bile verememiştim çünkü daha önce sizleri yurt dışında tanıtmak için bildiriler hazırlarken, oturup saatlerce konuştuğumuz gibi, pek çok kez de telefonda görüşmüştük. Demek ki, şimdi anlıyorum ki, mahcubiyetin ve yanıma gelmeyişin nedeni olaydan haberdar olmanmış; kaldı ki Fırat ve Bülent, o konuyu panelden sonra konuşmamızı önermişler ve hatta arabalarıyla beni Üsküdar’dan Haydarpaşa Garı’na bırakırken konuşmak istememelerine karşın, önceki yazımda sorduğum soruyu onlara da sormuş; “Mustafa Demirkanlı mı, Dikmen Gürün mü?” dediğimde Fırat’la Bülent birbirlerinin yüzlerine bakmış ve lafı ağızlarında geveleyerek, “biliyorsunuz işte hocam…” demişlerdir. (Ve Demirkanlı bana verdiği yanıtında “hala içinde ne varsa dök”, “ben sadece katılımcılardan biriydim” diyebiliyor… Hayır Mustafa, sadece katılımcı değildin, aynı zamanda Festival’in basın sponsorlarından biriydin; hatta derginin yanılmıyorsam arka kapağına da Festival’in afişini koyarak ve haber yaparak Festival’e SPONSOR (!) olmuştun. Açılış gecesine zaten “saçma bir biçimde” basın sponsorlarından başkası da katılamıyordu ve en önemlisi de oradaki yayıncıların içinde Dikmen Hanım’a en yakın kişi de sendin. Yani “Ben sadece katılımcılardan biriydim… içinde ne varsa dök…” gibi sözlerle sen BENİ “ZAN” ALTINDA BIRAKMA… O YAZIMDA SORDUKLARIMA YANIT VER. BEN DE SONRA NEYİ NE ZAMAN NE KADAR AÇIKLAYACAĞIMA KARAR VERİNCE AÇIKLAMAMI YAPARIM… BU ARADA AÇIKLAMAK İSTEDİĞİN, AÇIKLAYABİLECEĞİN BİR ŞEY VARSA KENDİN AÇIKLA! AMA BENCE SEN ÖNCE BURAK CANEY’İ SAHİPLENMENİN, ONUN SİTESİNDE KÖŞE YAZILARI YAZMIŞ OLMANIN HESABINI VER… ONDAN SONRA “KÜFÜRSÜZ YAYINCILIK” ÖRGÜTLEMEYE KALK… ÖZDEMİR HOCA’YI DA BANA KARŞI KULLANMAYA KALKMA!… ÖZDEMİR HOCA KENDİ SAVUNMASINI KENDİSİ YAPAR. AYRICA KURHAN’IN YAZISINI DA İSTERSEN DERGİNDE  YAYINLAYABİLİRSİN, ÇÜNKÜ SENDE “HAKEM KURULU” YOK, ÖYLE İŞKEMBEDEN ATIP TUTMAKLA OLMAZ BU İŞLER… TABİİ, TİYATRO İNSANLARI 18 YILDIR, EL BEBEK GÜL BEBEK BAKTILAR SANA, YILLARCA BAŞTACI ETTİLER DİYE, YAPMADIĞIN ÇİĞLİK KALMADI… ÖZDEMİR HOCANIN 73. YAŞDÖNÜMÜNÜ ANIMSIYORSUN DEĞİL Mİ? KAPAK YAPMAMAK İÇİN BANA ATMADIĞIN TAKLA KALMAMIŞTI… KAPAĞI SANA KABUL ETTİRDİKTEN SONRA, BU KEZ HOCANIN “UZUN YAZDIĞINI” SÖYLEŞİLERE ÇOK UZUN YANITLAR VERDİĞİNİ SÖYLEYEREK, EDİTÖRÜ OLDUĞUM, “ÖZDEMİR NUTKU DOSYASI”NI DA ENGELLEYEMEYİNCE, BU KEZ DE BENİM “SOLGUN BİR HALK ÇOCUKLARI AYAKLANMASININ KALBİ: ÖZDEMİR NUTKU” YAZIMI DOSYAYA KOYMAMIŞTIN DA TİYATROM’DA YAYINLAMAK ZORUNDA KALMIŞTIM. BEN KALKIP KOCAELİ’DEN CUMADAN GELİP PAZARTESİ AKŞAMLARINA KADAR KALIP 3 YIL GECE GÜNDÜZ SENİN VE DERGİN İÇİN “BEDAVAYA” ÇALIŞIRKEN BANA BUNUN GİBİ ONLARCA NEZAKETSİZLİK VE VEFASIZLIK YAPMIŞTIN. ŞİMDİ KALKMIŞSIN, CAN HAVLİYLE HANGİ DALA TUTUNURUM DİYE ÇIRPINIYORSUN. HAYATİ ASILYAZICI’YA DA SÖYLEDİKLERİNİ UNUTTUN SANIRIM, ŞİMDİ ONU DA KULLANMAYA KALKIYORSUN, SENİN YÖNTEMİN BU!.. KOSKOCA İNSANLAR, AKADEMİSYENLER, OYUNCULAR, YÖNETMENLER, SANAT YÖNETMENLERİ SANA DESTEK OLDUKLARI VE SENİN ÇIKARINA HİZMET ETTİKLERİ SÜRECE DEĞERLİ SENİN İÇİN… EN KÜÇÜK BİR PÜRÜZ ÇIKTI MI AT ÇÖPE GÜNLERİ GEÇTİ ARTIK… İNŞALLAH DAHA DA ÇOĞALACAK DERGİLER, SALTANAT BİTTİ ARTIK, UYAN MUSTAFA!… HİÇ KİMSE SENİ ÇEKMEK ZORUNDA DEĞİL, HERKES BUNU BİLİYOR ARTIK… MERAK ETME BENİM ELİMDE NE BİLENMİŞ BIÇAK VAR, NE DE HAZIRLANMIŞ BOMBA, HİÇ KİMSEYE DEĞİL “ÖLDÜRÜCÜ DARBE” VURMAK, TOKAT ATACAK KARAKTERDE BİR İNSAN DEĞİLİM. O AÇIDAN RAHAT OLABİLİRSİN… SORDUĞUN VE ANLAYAMADIĞIN BİR KAÇ SORU DAHA KALDI SANIRIM, ONLARI DA DİĞER YAZILARDA AÇIKLARIM, BELKİ DE YENİ TİYATRO DERGİSİ’NİN MAYIS SONUNDA ÇIKACAK 11. SAYISINDA SIRF SENİ DEĞERLENDİRİRİM; EE, KOLAY DEĞİL, 3 YIL, GECE GÜNDÜZ… BU DÖNEM HAKKINDA “1000 GÜNDE SEYRİ ALEM” DİYE BİR KİTAP DA YAZABİLİRİM HANİ; “ANILAR VE ACILAR” TADINDA…)

Evet Cüneyt, sen de bazılarının yaptığı gibi, benim “tekrar” sözcüğünü yazmamamdan kaynaklanan hatadan medet umuyorsun ve fena halde NE KADAR “CAHİL” OLDUĞUNU gösteriyorsun. (ya da ne demeliyim, şimdilik sadece “cahil” diyeyim de, fazla kırılma) Bir daha da araştırmadan, incelemeden, sormadan, bilmeden aşağıdaki gibi sözler etme:
“Aradan geçen bunca zaman içinde Sayın Göktaş’ın dergimize (ya da İKSV’ye) herhangi bir itiraz, uyarı ya da eleştiride bulunmayıp konuyu şimdi ve söylenti şeklinde gündeme getirmesine anlam veremedik.” 
Anlam veremezsin tabii. Çünkü CAHİLSİN, CAHİLLER PEK ÇOK ŞEYE ANLAM VEREMEZLER. Sıkıştıkları ya da arkadaşları çuvalladığı zaman “tor tor” ötmesini bilirler. Ayrıca hazır ol, o “SÖYLENTİ” sözün neye dönüşecek şimdi, dikkatle bak:

Cahilsin, çünkü Yeni Tiyatro Dergisi’nin Mayıs-Haziran 2008 tarihli 5. sayısını, yani Festival sırasında çıkan sayısını, yani o MEŞHUR BENİM ENGELLENDİĞİM PANELDEN üç gün sonra çıkan DERGİYİ ALMAMIŞSIN. HADİ ALMAMIŞ OLABİLİRSİN, KİTAPÇILARA DA GİDİP DERGİLERİN KAPAKLARINA BİLE BAKMAMIŞSIN. Çünkü baksaydın, Yeni Tiyatro Dergisi’nin kapağında, şu yazıyı rahatlıkla görebilirdin:

Yeni Tiyatro Dergisi’ne Saldırı/ İKSV’yi Protesto

Erbil Göktaş

B) 7 TL verip bir Yeni Tiyatro Dergisi alsaydın, içeride 3. ve 4. sayfalarda bu olaya tam 2 sayfa ayırdığımı görmüş olacaktın. Ayrıca 15. sayfadaki “Yeni Tiyatro Dergisi’ne Saldırı Üzerine ve tiyatrooyun.org Sitesine ve Çok Genç (!) Bir Çocuğa Yanıt” adlı yazımda da daha o zamandan KÜFÜRLÜ YAYINCILIĞA NASIL KARŞI ÇIKTIĞIMI, DERGİ ÇIKTIKTAN 2 GÜN SONRA KAPANAN bu sitenin kapanmasa MAHKEMELERDE DE HESABINI NASIL SORACAĞIMI ANLATTIĞIMI GÖRMÜŞ OLACAKTIN.

B maddesinde sözünü ettiğim, aklına, zekasına, üslubuna bakmadan beni sıkıştırdığını sanıp “keyif” aldığını söyleyen veletin adı neydi biliyor musun? Okumadığına göre bilmiyorsun tabii ki… Ben söyleyeyim: Deniz Keyif!… Ne var bunda diyeceksin? Dur, bir ad daha söyleyeceğim: Herkesi tepelediğini düşünen, yerli ve yabancı hiçbir üniversitede adını göremediğimiz Doçent lakaplı Melih Tepeli… Şimdi küçük bir anekdot aktarmalıyım: Aziz Nesin bir dönem şiir yazarken Oya Ateş adını kullanıyordu ve bu ad, Oya ve Ateş adlı çocuklarının ikisinin adlarının birleşiminden oluşmuştu. Eee, ne var bunda diyeceksin, şu var: Hani yukarıda adlarını andığım Porno yayıncısı Burak Caney’in sitesinde yazıp benim de yukarıdaki dergide konu ettiğim Deniz’le Melih var ya, bu adlar Mustafa Demirkanlı’nın iki erkek çocuğunun adlarıdır, iyi mi?.. NE MÜTHİŞ BENZERLİK DEĞİL Mİ?!!

Yaa, böyle işte!!!

Aslında aşağıdaki sözlerin “KALLAVİ/SUNTURLU” BİR HAKARETİ HAKEDİYOR AMA BEN SAKİNLİĞİMİ VE TERBİYEMİ BOZMAYACAĞIM;  EVET, BAKALIM NE DEMİŞSİN:

“Sayın Göktaş’ın bu süreç hakkında yanlış bilgilere sahip olduğunu, dolayısıyla kamuoyunu yanıltıcı ithamlarda bulunduğunu belirtmek istiyoruz.” 

Can Baba (Yücel) yaşasaydı söze nasıl başlardı biliyor musun? “Yanlış sensin…” diye kesin girerdi de, artık “kamuoyundan” mı çıkardı, “yanıltıcı”dan mı, yoksa “itham”dan mı, bilemiyorum. Ama, “Siz önce büyük bir KÜFÜR OLAN BU DURUŞUNUZU” DÜZELTİN KÖFTEHORLAR” diyeceği kesindi. VE BU ONUN AĞZINDAN DUYACAĞINIZ EN YUMUŞAK LAF OLURDU… Kendi çıkarları için kamuoyunu “küfürsüzlük edebiyatı”yla kandırmaya çalışan bu “küfür destekçilerine” o üslubuyla öyle bir yanıt verirdi ki, yapacağınız “özeleştiriler” ve dileyeceğiniz “özürler” bile yetmezdi.

Evet sevgili çocuklar, gece bitti, sabah oldu, yeni bir gün başlıyor… Bana attığınız bu kadar iftiradan, yaptığınız bunca nezaketsizlikten ve suistimalden sonra kendiniz için SIKI BİR ÖZELEŞTİRİ yapmalısınız ve elbette bana da KOCAMAN BİR ÖZÜR BORCUNUZ VAR…  

Gece derslerimize ileriki günlerde Bay Ömer Faruk Kurhan’la devam edeceğiz. O zamana kadar iyi uykular çocuklarım, Allah rahatlık versin!…

Hakkında Erbil Göktaş

Yoruma kapalı.