2 Nisan 2020, Perşembe
SON HABERLER
Buradasınız: Anasayfa / Haberler / Mustafa Demirkanlı’ya Belgeli Yanıtlar

Mustafa Demirkanlı’ya Belgeli Yanıtlar

 

Sayın Mustafa Demirkanlı,

Diyorsunuz ki, “yıllarca yazdığız, tiyatro dünyasında tanınmanızı sağlayan, Tiyatro… Tiyatro… Dergisi’nden Yayın Kurulu kararıyla ihraç edildikten sonra, Dergi’den dolayı şahsıma yönelik tamamen yalan-yanlış bilgileri etrafa saçmaktasınız.” Öncelikle belirteyim ki, ben “sizin derginizde “ yazmaya başladığımda tiyatro dünyasında da, edebiyat dünyasında da zaten tanınıyordum. Derginizde yazmaya başladığım 2003 yılında 12 yıllık akademisyendim ve üniversitede olanlarsa zaten birbirlerini tanırlar… Yani sizin sayenizde “meşhur” olduğumu söylemek istiyorsanız, bu doğru değil ve ben bu “meşhurluğu” reddederim. Çünkü bu meşhurluğun bana bir sürü “sorunlu” ilişkilerle boğuşmaktan başka bir getirisi olmamıştır. Bu “sorunlu” ilişkileri de reddediyorum; zaten aramızdaki çelişki ve çatışmalar da bu noktada baş göstermiştir ve ben size ancak 2 yıl 9 ay dayanabildim, siz de bana öyle… Çünkü size ve çevrenize zerre kadar ödün vermemiştim; çünkü siz daha kışlada bir asker olarak nöbet tutarken, biz Türk Tiyatrosu’ndaki nöbeti ustalarımızdan devralmak için nöbetteydik… Yazınızda “ihraç” sözünü kullanmışsınız ya, kim kimi, “ihraç” ediyor; siz kimsiniz ki beni “ihraç” edeceksiniz?.. Siz, ordudan “ihraç” edildiğiniz için, sanırım bu sözcüğe fazlasıyla takılmış durumdasınız. Siz, ordudan ayrıldıktan sonra, Cumhuriyet Kitap Kulübü’nde “kitap kolileme işinde” çalışırken, ben şiir yazıyordum, yazı yazıyordum, oyun yönetiyordum, Türk Tiyatrosu için çalışıyor, Doğu’da Batı’da Sahne Sanatları Bölümü kuruyor, bölüm yönetiyordum. Keşke, halen alnının teriyle kitap kolileyen bir “emekçi” olarak kalsaydınız da, Türk Tiyatrosu’nun önemli bir zaafından yararlanarak, “megolamaniye” kapılıp tiyatromuza bu kadar zarar vermeseydiniz ve kirletilmesine aracı olmasaydınız…

Sonuç olarak 18 yıl o kadar bilinçsiz, ilkesiz, benmerkezci ve tutarsız bir yayıncılık yaptınız ki, artık “YAŞLI” derginizi satın alıp okuyacak kimse kalmadı; okurlar size kırmızı kart gösterdiler diye, kırmızı görmüş boğa gibi davranmayın lütfen!.. Ayrıca reklam gelirleriniz var diye, “dergi” çıkarıyor olmanız, dergi çıkardığınız anlamına gelmez…

DEMİRKANLI’NIN “GÜZEL SANATLAR FAKÜLTELERİ EKİ” (!) DEDİĞİ KAĞIT KATLİAMI!.. 

Temmuz 2009’da verdiğiniz “Güzel Sanatlar Fakülteleri” ekinde sadece 3-5 ay süren kurslardan, konservatuvarlara kadar her şeyi listenize almışsınız ama Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin (KOÜ GSF) Sahne Sanatları Bölümünü almamışsınız… Herhangi bir düzeltme de yapılmadığına göre bu bir hata da değil. Neden böyle yaptınız? Bunu açıklayabilir misiniz? Böylece bilgilendirme hizmeti götürdüğünüzü iddia ettiğiniz gençleri de, ana-babaları da aldatmış oluyorsunuz. Siz görmeyince, Kocaeli GSF yok mu olmuş oluyor?.. Aksine siz yok olmuş oluyorsunuz; “bilimsel” olması gereken bir çalışma, işte bu yüzden “bilimsel bir broşür” olmak yerine, “husumet dolu” bir kağıt yığınından ibaret oluyor…

BİR ŞİİR KİTABI YAYINLADIM, KONUŞULAN ŞEYLERE BAKIN!..

Sayın Demirkanlı, sizin bütün yanlışlarınızı incelemeye, düzeltmeye hiç niyetli değilim… Çünkü tümünü bir araya toplasak, alıcısı çıkmayacak koca bir kitap tutar. Bu kağıt katliamına değmez. Benim daha yazacak şiirlerim var, çocuk oyunlarım var; basılacak araştırma dosyalarım, yurtdışından izlenimlerim var. Bir şiir kitabı yayınladım, o kitaptan konuşmak yerine, konuşmak zorunda kaldığım şeylere bakın! Kimlerle muhatap olduğuma bakın! Ben, tam “takma isimli korkaklara cevap verdim ve bu iş bitti” derken, bir anda onların arkasından siz çıkıverdiniz ortaya ve ne yazık ki sadece zamanımı çalıyorsunuz. Başlangıçta sizi tanıyamadığım için, derginiz de siz de çok zor durumda olduğunuz için, size el verdim; gecemi gündüzüme kattım; ama derginiz düzlüğe çıktı. Çünkü benim el attığım her iş düzlüğe çıkar… Yeni Tiyatro Dergisi de bunun kanıtıdır. Sizin için o kadar emek harcadım ama hiçbir karşılık ödemediğiniz gibi, bana haksızlık yapmaktan hiç geri durmadınız. Hakkımı size helal etmiyorum sayın Demirkanlı… Bu kadar kolay olmamalı yalan söylemek…  

“YENİ TİYATRO”, TÜRKİYE’NİN İLK VE TEK HAKEMLİ TİYATRO DERGİSİDİR. Bazı üniversite dergileri de vardır tabii, tiyatro alanında yayın yapan ve hakemli olan. Ama onlar sadece akademik çevrelerce bilinirler. Ben bir tiyatro dergisi olarak tiyatro çevrelerince tanınmış, araştırma ve incelemelerin yanı sıra aktüel yazılara da yer verebilen popüler bir dergi profilinden söz ediyorum, yanlış anlaşılmasın.

İstanbul Dükalığının, “Kocaeli’den gelen, hatta gelmeyip, Kocaeli’de oturan biri nasıl başarılı olur?” kompleksinden gına geldi artık… Oysa bunun yanıtı açık; ben yazarım, ömrüm okumakla, araştırmakla, yazmakla, tiyatroyla geçti… Tiyatroya da çok küçük yaşta başladım, ortaokulda da, lisede de, üniversitede de hep tiyatronun içinde oldum. Lisansımı, yüksek lisansımı, doktoramı da bu alanda yaptım. Yorulduğum zamanlarda bile yine bu alanla ilgili “başka işler” yaptım. Sonunda tiyatromuzu sizin sultanızdan kurtarıp küstürdüğünüz tiyatro okurunu geri kazanmak için, bir zorunluluk olarak dergi çıkarmaya başladım. Ve bu dergi, bugün 1 (BİR) numaradır.

Çünkü, Türkiye’nin İLK VE TEK HAKEMLİ TİYATRO DERGİSİDİR. İkincisi, ortalama 500-600 satışıyla 1 (BİR) numaradır; (Aylardır kimseden bir itiraz gelmediğine göre bu da yanlış değil.) Üçüncüsü, doluluğu ve içeriğiyle de “iddialıdır”; 2008’deki “12 Eylül Özel Sayısı” gibi, pek çok sayısında, “içerik” her zaman kaygımız olmuştur; övünerek söylüyorum, bizim “12 Eylül Özel Sayısı”ndan sonra bu konuda kıpırdanmalar başlamış, çalışmalar hız kazanmıştır. Türk Tiyatrosu’nun üzerine örtülen ölü toprağını biz kaldırıp atacağız sayın Demirkanlı… Böyle bir misyonumuz olduğuna inanıyoruz. Avrupa’da her gece yüzlerce tiyatro perde açarken Türkiye’de bu sayının 50 bile olmaması sizi ilgilendirmeyebilir; ama bizi endişelendiriyor. Peki bir milyon nüfuslu Viyana’da her gece 800 tiyatronun perde açtığını söylesem, acaba bundan birazcık olsun “endişe” duyar mısınız?.. 18 yıldır yayınlanan bir tiyatro dergisi olarak, sanırım bunun 14-15 yılını da tek dergi olarak geçirdiniz, Türk tiyatrosunun derin bunalımından bir parçacık da olsa kendinizi sorumlu tutuyor musunuz? Bu zaman zarfında ne gibi misyonlar üstlendiniz, şu acıklı tiyatro dünyamızı nasıl bir ufukla değerlendirdiniz? Yayın politikalarınızı nasıl belirlediniz, daha doğrusu sahiden hiç oldu mu yayın politikası denebilecek bir yayın çizgisi? Dergiler, özellikle güçlü editörlerin elindeki dergiler, her zaman yenilikçi fikirlerin, akımların yuvası, beşiği olmuşlardır. Değişimler başlatmışlar, varolan hareketleri toparlamış, onların gelişip büyümesine yarayacak düşünce platformları yaratmışlardır. Bu konuda ne yaptınız 18 YIL BOYUNCA? Ne kattınız Türk tiyatrosuna düşünsel anlamda? Sizi 18 yıllık yayın politikanızı açıklamaya davet ediyorum ve bunu gerçekten merak ediyorum.

Sayın Demirkanlı, üslubunuza da dikkat ediniz; ayrıca haddinizi biliniz; Türkiye’nin önemli kurumlarından reklam alıyor olmanız, sizi oradaki kişilerin konumuyla eşitlemez; bin kere daha haddinizi biliniz… Sizi ancak, bilgi, donanım, dürüstlük ve samimiyet bizimle eşitleyebilir…

SİZLERE, TÜRKİYE’DE “TİYATRO OKURU” BULUNDUĞUNU KANITLAYACAĞIZ!..

Nicolas Cage’in başrolde oynadığı “Con Air” filmini bilmem izlediniz mi? Muhakkak izlemişsinizdir; genç bir subayın “kas gücünü” özel ilişkisinde kullanmasından dolayı hapse girmesini ve çıktığında bir suçlular ordusuyla aynı “sevk” uçağına düşmesini konu alır. Bunların arasında “diyabet hastası olan ve insülün kullanan bir zenci de vardır; suçlular uçağı kaçırırlar ve bu karışıklıkta zencinin insülün iğnesi kırılır; zencinin isyan edip Tanrı’ya kızması karşısında Cage; “sana Tanrı’nın var olduğunu göstereceğim” deyip uçaktaki her türden psikopat suçluyla mücadeleye girişir… Kıssadan hisse, ben de size Türkiye’de tiyatrocuların var olduğunu, her ne kadar artık sizin derginizi okumasalar da “tiyatro okuru” bulunduğunu göstereceğim. Göstermeye başladım da zaten. Yeni Tiyatro Dergisi’nin 500-600 satması işte böyle bir iradeyle mümkün oluyor… Aylık periyoda dönme projemiz olgunlaşmakta olduğundan Temmuz-Ağustos sayısını Eylül-Ekim’le birleştirdik; bu dergi, her koşulda daha da güçlenerek çıkacak. Siz reklam alamadığınız dönemlerde, yaz aylarında çıkamazdınız. Hatta bir aralar sezonda bile çıkamadığını anımsıyorum…

200 KİŞİYE ULAŞMAYAN DERGİ, BİZİ YAZSA NE YAZAR?.. YAZMASA NE YAZAR?..

Her ay Yeni Tiyatro Dergisi’nin dağıtıldığı kitapçıları ve bayileri tek tek gezdiğim için hangi derginin kaç tane bırakıldığını ve ne kadar satıldığını çok iyi biliyorum. Sizin derginiz Beyoğlu’nda üç noktada, Beşiktaş’ta bir noktada satılıyor. Kadıköy’e bazen ya geliyor ya gelmiyor, şimdi Kadıköy’de de Mephisto açıldı, derginiz bir tek orada var. (Atladığım yer kaldıysa siz tamamlayın! Eskiden zaman zaman Seyhan Müzik’e de gelirdi ama artık yok!) Yani hepsi satılsa bile toplam 80 dergi eder. 3-4 kentte de 10’ar tane satıldığını varsayarsak, toplam 120 dergi eder. Yani bu tam satış üzerinden yapılmış bir hesaptır. 50-60 da aboneniz olsa (ya da siz açıklayın da bilelim lütfen!). Yani 200 satış bile yapmayan bir dergide benim fakültemin adı geçse ne olur, geçmese ne olur?.. Alelacele hazırlanmış, hiçbir sistematiği olmayan, uyduruk bir tiyatro okulları eki verdiniz; besbelli reklam almak için; elbette reklam alın ama işinizi de düzgün yapın. Meslek ahlakı bunu gerektirir. Derginizi kişisel görüşleriniz doğrultusunda bir dezenformasyon aracı olarak kullandınız ve çok kötü yakalandınız.

BİZZAT DEMİRKANLI’NIN KALEMİNDEN…

Bir hayli atıp tutmuşsunuz, iddialarımı kanıtlayamazsam “müfteri” olacağımı söylemişsiniz; bu konudaki iddiaları size “kendi sözlerinizle” ispat edeceğim ve yazdıklarınızın linkini de vererek üstelik… Sayın İstemihan Talay’ın ya da Kültür Bakanlığı’nın ya da bakanlığın müsteşarının ya da danışmanının size davayı açmış olması sizin bakan İstemihan Talay’a hakaret etmekten ceza aldığınız gerçeğini değiştirmez. Ben bunu bizzat sizin yazınızdan okudum ama tabii Coşkun Büktel’le polemiğinizde “belirsizlik” yaratan bir üslup kullandığınızdan ben davayı açanın bakanlığın başı olarak sayın Talay olduğunu düşündüm; ama eğer davayı Sayın Talay değil de başka bir görevli açtıysa bile bu, sizin bakan İstemihan Talay’a hakaret etmekten ceza aldığınız sonucunu değiştirmez. Sizin sözlerinizle aktarıyorum:

“…Bunlar mahkumiyetle sonuçlanmış davalardır. Zamanın Devlet Tiyatroları Genel Müdürü’nün -İ Rahmi Dilligil- belgeleriye ortada duran intihal iddiasını ortaya çıkarttık, Devlet Tiyatroları sanatçısı Serhat Nalbantoğlu da suç duyurusunda bulundu, savcılık ciddiye aldı, dava açmak için zamanın Kültür Bakanı İstemihan Talay’dan yargılama izni istedi -yasa gereği prosedür böyledir- ama Sayın Bakan o izni vermedi, bunun üzerine yazdığım bir yazıdaki -H……. ayyuka çıkmış Genel Müdürünü savunan Bakan- cümlemden dolayı bir değil, iki mahkumiyetim var: Biri 3 ay hapis cezası -tecil edildi ama ceza cezadır- diğeri ise 7.000 lira tazminat ödemeye mahkum oldum…” (Coşkun Büktel: “Mustafa Demirkanlı, Küfür (Hakaret) Yüzünden Mahkemece Tazminata Mahkum Edilmiş, ‘Tescilli Ve Sicilli’ Bir Küfürbazdır!”)

LİNK: http://www.tiyatrodergisi.com.tr/detay.php?hng=946

Bunlar sizin sözleriniz; her şeyi kendi ağzınızla ve kendi sitenizde açıklıyorsunuz. Her zamanki gibi, verdiğim linkteki açıklamaların “bir şekilde” yok edilmesi ihtimaline karşı, Hilmi Bulunmaz’ın sitesinde de yer alan aynı açıklamalarınız için Bulunmaz’ın sitesinden de link veriyorum. Ne olur ne olmaz!..

LİNK: http://hilmibulunmaz.blogspot.com/2009/05/coskun-buktel-mustafa-demirkanl-kufur.html

“İSPATLAMAZSAN MÜFTERİSİN”

Bu son bölümün “haber262”de yayınlanmasından sonra Mustafa Demirkanlı beni cep telefonumdan aradı ve kendisinin davalarıyla neden ilgilendiğimi sordu. Ben de kendisine “ispatlamazsan müfterisin” sözlerini anımsattım ve yukarıda kendi yazdıklarıyla yanıt verdiğimi, belgesiz konuşmadığımı belirttim. Bu kez kendisini mahkemeye verenin eski İstanbul DT müdürü olduğunu söyledi. Ben de yukarıdaki yazısında öyle bir ibare olmadığını, kendisi ne yazdıysa ve herkesin anlayabileceği gibi “bakanlıkla ilgili bir davadan” ceza aldığını, Demirkanlı nasıl belirttiyse ben de öyle yazdığımı söyleyerek, İstanbul Devlet Tiyatrosu, Kültür Bakanlığı”na bağlı değil mi?..” dedim… Bunun üzerine “ne gerek var bunlara?” dedi. Ben de kendisine, “linç kampanyası” düzenleyip beni ve Yeni Tiyatro Dergisi’ni “yoketmeye çalıştığı için sadece “nefs-i müdafaa” yaptığımı söyledim. Bana, Büktel’e, Feridun Çetinkaya’ya ve Yeni Tiyatro Dergisi’ne yarım sayfa reklam veren Hilmi Bulunmaz’a yapıldığı gibi “linç kampanyası” düzenlemediğimi söyledim. Ayrıca hiç kimseye en küçük bir kötü söz söylemediğim halde, hakkımda birçok “haksız” açıklama yaptıklarını söyledim. Ayrıca Kocaeli Üniveritesi’ndeki bölüm başkanı meslektaşlarıma, Kocaeli yerel basınına “sahte isimlerle” ihbar mailleri gönderildiğini ve bunları bizzat gördüğümü de söyledim. Aynı ihbar maillerinin Yeni Tiyatro’ya reklam veren kurumlara da gönderildiği duyumunu aldığımı ama bunları görmediğim için, yani elimde belge olmadığından yazmadığımı söyledim. Ama böyle bir şey olduğunu “şifahen de” beni inandıracak kimseler çıkarsa en sert biçimde yazacağımı da belirttim. Bana karşı yapılanlara sadece kalemimle ve yasalar çerçevesinde yanıt verdiğimi söyledim. Kendisini destekleyen birkaç sanatçı ve yazar geçinen kişilerin hakkımda olumsuz “kulis” yaptıklarını duyduğumu söyledim. “Beni de aynı biçimde davranmaya ve telefonun ahizesini kaldırmaya zorlamayın.” dediğimde, kendisinin “haberi olmadığını” söyledi. O sırada caddede olduğumdan yıllardır görmediğim bir öğrencimle karşılaşınca kapatmak zorunda olduğumu, ayrıntılı olarak “yenitiyatro.com”da okuyabileceğini belirttim.) Doğrusunu isterseniz düştüğünüz duruma “üzülmedim” dersem yalan olur sayın Demirkanlı; sanıyorum oldukça içkiliydiniz ve sesiniz kötü geliyordu. Ama ben de saygınlığımı korumak zorundayım; haklarımı savunmak durumundayım, üzerime sıçratmaya çalıştığınız iftira çamurlarını temizlemek için de sadece kalemimi kullanıyorum ve “adalet makamına” güveniyorum. Ben bu kavgada hücrelerime kadar “dürüst davrandığıma inanıyorum. 

Evet, şimdi de Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın İbrahim Karaosmanoğlu ile ilgili açıklamalarınıza gelelim, yine sizin ağzınızdan ve yine aynı linkten aktarıyorum:

“…-oysa herkesin bildiği, Tiyatro… Tiyatro…’da da yazılmış- Medya Ajans’ın IV. Kuvvet Sitesi’ndeki şu habere…”

…“Akmen, Kararı veren Kocaeli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından Karaosmanoğlu’nun kişilik haklarına saldırıda bulunduğu gerekçesiyle 7 bin 500 YTL (7.5 milyar TL) tazminat ödemeye mahkum edildi.

İkinci dava ise 2 Temmuz 2004 sayılı Birgün Gazetesi’ndeki köşe yazısında “İzmit ve AKP” başlıklı yazının sahibi Mustafa Demirkanlı’ya açılmıştı. Yazısında “… dün beline kadar sarkan sakallarını Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu için kesen, dini bütün, ama herkesten bütün (!) Karaosmanoğlu’na ‘Ne diyorsunuz bu işe?’ diye Yuvacık Belediye Başkanı olduğu günlerde sorsaydınız, muhtemelen ‘Vay, kafir!’ der, sakallarını sıvazlardı…” ifadesine yer veren Demirkanlı’nın, 5 bin YTL (5 milyar TL) manevi tazminat ödemesine karar verildi.”

Bu nedir?.. Ceza aldığınızın kanıtı değil mi?.. Aşağıda her zaman yaptığınız gibi “belirsizlik” yaratıp “kimin temyize gittiğini” belirsizleştirmeye çalışıyorsunuz:

“Bu yazılardan dolayı oluşan mahkumiyet olsa olsa şeref madalyası olurdu, ama olamadı. Temyiz diye bir kurum var, -yerel mahkemenin kararını inceleyen-, o kurum, yerel mahkemenin kararına katılmadı, sonrasındaki gelişme ise şöyle oldu: Dönemin Genel Sanat Yönetmeni Ragıp Savaş, bir oyunun galasına davet etti, Üstün Bey’le birlikte bu davete icabet ettik, Oyun sonrasında Ragıp Savaş, Başkan’la girdikleri iddiayı kazandırdığımız için teşekkür etti ve Başkan’la tanıştırdı, işte o Başkanla o gün tanıştık. Kendisi de galalarına katıldığımız için teşekkür etti.”…

“TEMYİZ” KONUSUNDA NEDEN NET DEĞİLSİNİZ?..

Siz manevi tazminat ödemeye mahkum olmuşsunuz; tamam, olabilir, “temyiz” sonucu belli olunca onu da yazıp okurları bilgilendiririz. Ancak neden eksik bilgi aktarıyorsunuz?… Temyize sanki siz gitmişsiniz de, Başkan da sizinle tanışınca davasından vazgeçmiş gibi bir izlenim yaratıyorsunuz. Söyler misiniz, “Temyiz”e kim gitti acaba? Siz mi yoksa size verilen cezayı az bulan sayın Karaosmanoğlu’nun avukatı mı?.. Avukat, İzmit’li gazeteci bir arkadaşıma “temyiz”e gidenin sayın Karaosmanoğlu olduğunu söylemiş; çünkü hakaretlerinizin bedeli karşılığında size verilen para cezalarını yetersiz bulmuşlar; evet Sayın Demirkanlı, gerçeği ben de merak etmeye başladım şimdi… Şunu dosdoğru bir açıklasanız da öğrensek… Ama siz kafa karıştırmak için, “haber262”ye gönderdiğiniz son “mailinizde”, dava karar sayısını benim açıklamamı istiyorsunuz… Bunun konumuzla ne ilgisi var?.. Konumuz, “temyize” gidenin Başkan Karaosmanoğlu olduğu, bunu avukatı söylüyor… Doğru mu değil mi?.. Bu “gerçeği” bile çarpıtmaya çalışıyorsunuz ya, ben daha size ne diyeyim?..

SON OLARAK…

“Çıkmayan dergi” sözünüzü ayıpladığımı bilmenizi istiyorum; ama böylece her yıl yaz aylarına girerken hakkımızda yayılan ve kaynağı belirsiz “artık çıkmayacak” dedikoduları, ilk kez imzalı olmuş oldu. Yeni Tiyatro bizim gururumuzdur, onurumuzdur… Bu hırçın, kısır, sevgisiz, dedikodudan ağırlaşmış, sahtekarlıkla işini yürütmeyi erdem sayanların subaşlarını tuttuğu ortamda güç bela nefes almaya çalışan tiyatromuzun da gururu ve onurudur… Her koşulda, AMA HER KOŞULDA, çıkmaya devam edecektir.

Hakkında Yeni Tiyatro

Yoruma kapalı.