4 Ağustos 2020, Salı
SON HABERLER
Buradasınız: Anasayfa / Makale / Aydınlanma’nın Coğrafyamıza Yansıyan Yüzü

Aydınlanma’nın Coğrafyamıza Yansıyan Yüzü

Aydınlanma; gök kubbeye yükseltilerek insandan uzaklaştırılan iradenin bilim yolu ile yeniden insana sunumu ile başlar…

Bilmek; sorumlu olmak, sorumluluk almak, sorumlu tutulmak anlamına da gelecektir.

Aydınlanma; Bilimi içselleştirebilmek, gereğini yapabilme basiretini ölçülendirerek de olsa kullanabilme kudretidir.

İnsanoğlunun ilk aydınlanma deneyimi tam olarak bilinemese de; Platon’un mağara tecrübesinden aktardıkları ile bizlere kavratılmaya çalışılmıştır;

Mağaranın dışına çıkan insan; aydınlığı gördüğünde, tanıyıp bildiğinde artık içerideki insan değildir. İçeri girse de artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır…

Aydınlanma bir süreçtir ve hazırlık süresinin yaşamda olgunluk kazanması ile şekillenerek bilgiye dönüşecektir.

Günümüzden geriye bakıldığında;  İnsanoğlunun yaşam sınırlarını aşacak kadar uzun zamana yayılmış bir hazırlık dilimini içerdiği görülecektir.

Ateşi taşıyan eller kadar ateşin taşınması korunması aktarılması da bilgi gerektirir.

İnsan bir adım atacak ve insanlık onunla büyük bir adım atarak tarih yazacaktır.

Bu bilgiyi maharete dönüştürmek, bilginin özünü kavramak demektir.

Bütün mesele; Bilimsel yaklaşımın  önündeki engelleri silerek, sağlıklı gelişimine katkı  oluşturacak ortamın hazırlanması, bu yaklaşımın sistemleşmesi meselesidir.

Aydınlanma; Henüz dünyamızı  ve coğrafyamızı kapsayarak devam etmekte olan bir sürecin tamamlanmamış adı ve aktardığı değerlerle mirasıdır.

Tarih yazmak,  tarih yapmak kadar zor bir iştir.

Yapılanları tüm sıcaklığı  ve yansızlığı içinde anlaşılır aktarmayı gerektirir.

Bunun imkân dâhilinde olması  pek beklenebilecek bir edim değildir.

Günlüklerle başlayan belgeleme alışkanlığı, profesyonel kimlik kazanarak güce sahip ellerde; yönetme, yönlendirme enstrümanlarından biri noktasına gelmiştir.

Aydınlanma tarihsel tasnif içinde bir dönemin adı ve bir coğrafyanın karşılığı olarak sunulmuştur.

Aydınlanma hiçbir döneme ve coğrafyaya sığmayacak kadar büyük bir felsefi dönüşümün adıdır.

Yaşamı ve yaşanılanları  kavramada belirlenecek olumlu bir duruş bakış noktasından örneklerle açıklanabilir.

Aydınlanmaya yönelik adımların açımlanmasında sosyoloji önemli bir çalışma alanının adıdır.

Coğrafyamızda aydınlanma hareketleri olarak tanımlanan pek çok önemli değişimin alt yapısında kuşak çatışmasının olumlu katkı sağladığı yönündeki sosyolojik saptama öne çıkan vurgulardan en önemli olanıdır.

Fakat bu kıymetli saptama tüm değişim, dönüşüm hareketlerini açıklamaya yetmeyecek kadar genel ve sonuç  noktasından bakarak yapılan sosyolojik bir saptamayı içermektedir.

Asıl olan eylemdir. “Değişim-Dönüşüm”  den öte bilimsel gelişime sunduğu katkı ve sistem kurabildiği  ölçüsünde önemlidir.

Toplumsal değişimin belirleyicisi; İnsanoğlunun biyolojik gereksinimlerini karşılamasını amaç  edinecek teknolojik değişimdir.

Toplumsal yapının kuramsal temelinde; Üretim araçları, kullanılan enerji türü, mülkiyet ilişkileri, işbölümü, sosyal tabakalaşma, siyasi ilişkiler, aile ilişkileri ve sosyal değerler yer alır.

Mülkiyet ilişkileri sosyal yapının temelini oluşturur. Tabakalaşma ve siyasi iktidar arasında sımsıkı  bir ilişki vardır. Aile, din ve sosyal değerler, toplumsal tabakalaşma sürecine bağlı olarak değişirler.

Konuya sosyolojik üst açıdan bakıldığında belirleyici unsurların nüfus, teknoloji, coğrafya olduğu hemen fark edilecektir. Bu unsurlar ekonomiyi gündeme taşıyacaktır.

Toplumsal yapıyı anlamanın en temel yolu alan araştırmalarıdır. “Sınıf” kavramı  telaffuz edilinceye kadar gelişen süreçte dönemlerin gereği olarak bu kavramın yerine “fert”  ve “zümre” kavramları  sıklıkla kullanılmıştır.

Toplumsal yapının içinde yer alan sosyal sınıfsal düzey “dikey “. Nüfusun yerel dağılımı  “yatay” bir yapıdır.

Sosyal sınıflar ve ekonomik sistemler bu sistematiğe bağlı üretim ilişkilerinin doğurduğu gruplaşmalardır.

Bu alanların bilimsel araştırmasını  yapmadan bir saptamada ve eylemde bulunmak heyecan anlamına gelebilir.

Kopyacılık, taklitçilik, aktarmacılık, bir otoriteye bağımlılık yöntemleri kullanılarak yapılan tüm değişim, dönüşümler köklü bir aydınlanmaya veya kalıcı  bir gelişime coğrafyamızı taşımaya yetmemiştir.

Geliştirme çabası içeren her adım coğrafyamız tarihi içinde geciktirme çabası olarak kalmıştır.

Din alanında aydınlanma olarak görülebilecek adımlar dâhil tüm değişimler bir gelişimin sonuçları olarak karşımızda bulunmaktadır.

Aydınlık adımların sinerjisi sonunda atılan bir adımı; fark edecek,  kollayacak,  geliştirecek bilgi toplumuna erişmediğimiz sürece aydınlanma ulaşılamayacak bir uzaklık olarak kalacaktır.

Bu çıkarımlardan karanlık bir tablonun tasvirini yaptığım düşüncesine kapılmak hata olur. Vurgulamak istediğim her değişimin gelişim, aydınlanma olarak algılanması  yanılgısından sıyrılmamızın gerekliliğidir.

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk; Hâkimiyeti kayıtsız şartsız milletin iradesine teslim ederken, bilimin ışığında, çağdaşlarının önünde, aydın kimliği, aydınlık kişiliği ile coğrafyamız için çok kıymetli bir adımı gerçekleştirmiştir.

Gök kubbeye yükseltilerek insandan uzaklaştırılan irade, artık millet adına “Türkiye Cumhuriyeti “adı ile millet iradesine tescil edilmiştir.

İlmi hür, irfanı hür, vicdanı hür çağdaş medeniyet seviyesinde nesiller yetiştirme imkânını sağlayan bu adım aydınlanma ve aydınlık bir yola girmek anlamını taşır.

Taklit ve tanzimden uzak, bağımsız, lâik, sosyal bir hukuk devleti kurularak büyük bir değişim, gelişim ve devamını sağlayacak sistem kazandırılmıştır.

Saltanata, gelenekçi anlayışa son verilerek, hilafet, milletin eşit temsil edildiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin tüzel kimliğine terk edilmiş, lâik, çağdaş, bilime dayalı bir akıl devleti kimliği benimsenmiştir.

Bu aydınlık adım geciktirmeyi değil. Başlatmayı içerir. Saptamalardan önde bir sonuçtur. Eylemdir. Aydınlanma için kıymetli bir örnektir. Sistem kurucudur.

Kendinden önce denenmişlerin çok önünde bir adım olması; hiçbir etki altında kalmaksızın milletin iradesine gölge oluşturabilecek ne var ise kaldırılmasına yönelik kesin, keskin, sistemli olmasından kaynaklıdır.

Bu aydınlık adımı ve mimarını  kavramak, anlamak, kollayıp, geliştirmek cümlesi bir tutucu şablon cümle değil, karanlıklara sapmama telaşı içermektedir.

Kültür bir pencere, eğitim kültürün mayalandığı alandır.

Köy Enstitüleri ile eğitim ve öğretimde önemli deneyleri yaşama katarak çağdaş eğitim yolunda atılan adımlar bağımsız ulus devlet kurma düşüncesini gerçekleştirmiş  bir toplumun kültür devrimini de ne denli önemsediğinin bir kanıtıdır. “Her köyde münevver mezarları oluşmadıkça yol alınmış olmayacaktır.” Düşüncesi yurdun her köşesine ışık götürme idealinin bir başka tanımıdır.

Bilimden sanata uzanan bu deney bilginin sınandığı, marifete dönüştüğü çağdaş bir örnektir.

Günümüzde birçok ülkede devletin sözü, kültür yaratmak için değil; yaratılmasına yardımcı  olmak içindir.

Eğitim, kültür ve sanata, devletin yön ve düzen verme isteği, sanatı bildiği gibi güdümlü  duruma getirmek istemesi, sanatı, sanatçıyı, bilim insanını,  öğretim ve eğitimi köstekler, çökertir. Aydınlanmayı engeller.

Bu naçiz satırlar bilimsel bir gerçeğin gölgelenmemesi yönünde samimi katkı olabilmeyi amaçlayan düşünce paylaşımıdır. Yanılgı ve sapmalara karşı aydınlık olmaya çağrıdır.

Hepimiz biliyoruz ki; düşüncelerin buluşmasından oluşan ışık aydınlanmaya çizilen yol olacaktır.

Sevgi ve saygılarımla…

Hakkında Yeni Tiyatro

Yoruma kapalı.