6 Nisan 2020, Pazartesi
SON HABERLER
Buradasınız: Anasayfa / Makale / Ertuğrul Timur’dan Yanıt…

Ertuğrul Timur’dan Yanıt…

Sayın hocam,
Gerek Sizinle gerek sayın eşinizle olan tanışıklığımız her zaman saygı sevgi ve takdire dayalı bir paylaşım içerisinde sürdü ve gerek sizin gerek Sayın Sema Göktaş’ın aktif yanlarınızı her zaman beğeni ve gıpta ile izledim. Bundan sonra da sizlerle benim karşı karşıya gelmeme hiç bir sebep olacağını zannetmiyorum. Dönem dönem insanlar belli konularda yan yana durur zaman zaman farklı düşünebilir, Hiç birimiz bir dinin, taassubun etrafında kümelenmiş kayıtsız şartsız bağımlılık altında değiliz birleştiğimiz konular kadar farklı düşüncelerimiz de olacaktır mutlaka.
Buradan sözü hemen İATP-G ve Tiyatro Dergisi ile bir ittifak içerisinde gibi görülmem konusuna getirmek istiyorum. İATP-G ile hiç bir dönem kayıtsız şartsız bir ittifak içersinde olmadım şu anda da değilim. Örneğin İATP-G için her zaman birinci derecede öncelikli görünen konu olan Esatoğlu konusunda farklı noktadaydım, bunu da çok kısa bir süre önce yine yazarak üstelik de Hilmi Bulunmaz’ın sitesinde yazarak bir kez daha deklare ettim. İATP-G de diğer oluşumlara, birliklere, derneklere göre Tiyatrom.com a hep daha uzak durmuştur ki bunu da yakın zamanda bazı yazılarında özeleştiri gibi kendileri de dile getirdiler. Bugün bizi birlikte hareket ediyormuş gibi gösteren neden belki Hilmi Bulunmaz-Coşkun Büktel mağduru gibi görünüyor olmamızdır. Oysa ki İATP-G’nin benle asıl yakınlaşma nedeni bir süredir nasıl bir yayıncılık arayışına yoğunluk vermeleri ve benim de bu alanda deneyimim olduğunu düşünerek katkı sağlamam yolunda çabalarıdır. Buna ilişkin olarak da defalarca yeniden ya da yeni bir tiyatro yayıncılığı içerisinde olmayacağımı sadece bir deneyimim olduğuna inanılıyorsa elbette paylaşabileceğimi kamuoyu önünde yazılı olarak dile getirdim.
Tiyatro Dergisi’nde görev almam hususuna gelince bunu da nedenleriyle açıklamıştım ama belki tüm yazılarımı okuma olanağı bulamadığınız için okumamış olabileceğinizi düşünerek kısaca açıklayayım. Siz de bir Assitej üyesi olduğunuz ve defalarca aynı ortamları paylaştığımıza göre, mail grup içerisindeki tartışmalar size de gelmiş olduğuna göre ve İstanbul’da Assitej adına Ali Kırkar ve benim organize ettiğim Assitej toplantısına da katılmıştınız yanılmıyorsam sürekli dile getirdiğim ve en çok önemsediğim konu Türkiye’de gençlik tiyatroları olmayışı, gençlik oyunu olmayışı ve adında Gençlik de olmasına karşın Assitej’in de bu yanının güdük kaldığı konusuydu. Bu nedenle İstanbul toplantıları sonrası önce Assitej içerisinde bir Gençlik Komisyonu kurduk, oradan da bir sonuç alamayınca da Adnan Tönel ve 60 kadar gencin katılımı ile Gençlik Tiyatroları Oluşumunu kurduk. Yani artık kimseden medet ummadan önemsediğim Gençlik Tiyatroları için kendimin harekete geçmesi gerektiği noktasına gelmiştim. Tam bu aşamada Tiyatro Dergisi’nden gelen yayın kurulu üyeliği teklifini orada Gençlik Tiyatroları bölümü yapmak koşuluyla kabul ettim ve bunu da seve seve kabul ettiler ve Gençlik Editörlüğünü de verdiler. Takdir edersiniz ki medyada tiyatronun yeri yokken tüm olanakları kullanmamız gerekiyordu ve o dönem için de basılı tek Tiyatro Dergisi’nin bu olanağı sağlaması yola çıktığımız Gençlik Tiyatroları adına bir sacayağın önemli bir üçüncü ayağı idi bizim adımıza.
Yani ne sizin söz ettiğiniz gibi oradan bana verilen sıfat, ne onur etken değildir. Tiyatro Dergisi’ne geçmek gibi bir cümle ise hiç bir zaman olmamıştır ben oraya dışarıdan katkı sağlamıştım ve Tiyatrom sürdüğü süre içindeydi, Tiyatromu kapadığım gün tüm tiyatro bağlantılarımı da kopardım zaten.
Kısıtlı toplantılarda beni yeterince tanıma şansı bulamamış olabilirsiniz, fakat bu tür onurlar ödüller, boş gurur şu dünyada en az etkileyeceği kişilerden birisi benim. Bana 8 yıllık tiyatro yayıncılık yaşamım sırasında bundan çok daha önemli teklifler de geldi fakat hiç düşünmeden tereddütsüz hayır dedim, (Bunların içerisinde bir üniversitede ders verme ve o sıralar çıkmaya hazırlanan Oyun Dergisi editörlüğü de dahil, konuyu örneğin Adnan Tönel’den doğrulatabilirsinizdir o dönemimin yakın tanığıdır) Yine  bu boş gurura ihtiyacım olmadığındandır ki hiç oyuncu olmadığım halde  TODER’in bana verdiği onur üyeliğini hiç tereddütsüz iade ettim. Program Müdürü olduğum radyoyu yayıncı gençlere söz verilen zam yapılmadı diye bırakmıştım, TV’lerde senaryo ve metin yazarlığını ise bu kirli medyaya artık üretim yapmak istemiyorum açıklaması yaparak bırakmıştım. Şehir Tiyatrolarından gelen Basın sözcülüğü teklifini de halen işçi statüsünde olmama ve o sıfatın çok daha gurur kaynağı olacağını bilsem de kabul etmemiştim çünkü boş gurura ihtiyacım olduğunu düşünmüyordum. Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nin bana verdiği plaketten iki gün sonra sıkı bir eleştiri yapabildim. Sanıyorum ki yeryüzünde boş gururdan etkilenebilecek son kişilerden birini boş gurur için dergide görev almakla itham etmektesiniz sayın hocam.
Basılı bir yayında Gençlik Tiyatroları için bir mevzi daha kazanmak bir fırsattı bunu değerlendirdim. Ki o dönemlerde yeni bir dergi daha basılmaya başlandı “Tiyatral İstanbul” orada da benzer bir görevi Adnan Tönel’in üstlenmesi ve böylece oradan da öncülüğünü yaptığımız Gençlik Tiyatroları alanında bir alan bulabilmemiz de gündemimizdeydi ama ne yazık ki o dergi uzun ömürlü olamadı. Tiyatro Dergisi’nin bunun dışında bana getirdiği ne bir külfet ne de bir artı olmamıştır ki sonuçta da biliyorsunuz oradaki bu görevleri de ben yine kendim bıraktım.
Benim geçmişimde Tiyatro yok ama yayıncılık vardır, basılı, sesli ve görsel medyada oldukça uzun süre bulundum. Hürriyet gibi bir gazetede mizah editörlüğü, Ulusal bir radyoda program müdürlüğü yapmış birisi için kısıtlı bir çevreye hitap eden bir dergide editörlük düşündüğünüz gibi benim için erişilmesi mutlu eden yada vazgeçilmez bir görev asla olmamıştır.
Sayın Hocam, Burak Caney hadisesine en çok kafa yoran kişilerden birisi de benim takdir edersiniz ki. Zira mağdurlarından birisi de benim. Bu nedenle de bu konuyu da oldukça araştırdım ve bunu da yazdım. Sanırım okuma şansınız olmadı. Sakın bunu sitem ya da eleştiri gibi almayınız zira o kadar çok ve sayfalarca yazılar yazıldı ki karşılıklı sanırım herhangi biri kadar bu konuyla ilgili olsam ben de bu yazılanların tümünü oturup okumazdım. Çok kısa özetlemek gerekirse Burak Caney’in doğduğu yer e-mail grupları ve forum köşeleridir. Ve doğduğu dönemde de alabildiğine uğraştığı üç kişi vardır. “Ertuğrul Timur, Yaşam Kaya ve Hilmi Bulunmaz” bunu belgeleriyle tarihleriyle verdim. Ancak ve ancak, biz Coşkun Büktel’le ters düşünce , (Buna paralel olarak Hilmi Bulunmaz’la da) bu ters düşme tırmanıp gerginlik halini aldıktan sonra Burak Caney üç yayıncıya da düşmanlık yerine zaman zaman taraf olarak, taraf gibi görünerek aradaki kızgın ortamı körükleme görevi üstlenmiş buradan beslenmeyi seçmiştir.
Burak Caney kimdir? Yukarıda da söylediğim sertleşen polemiklerden sonra Burak Caney’in ben ya da Mustafa Demirkanlı y ada Yaşam Kaya olması (Zira şu an dışında kalmasına karşın o dönem Yaşam Kaya-Hilmi Bulunmaz sertleşmesi de doruktaydı) bunlar tabi ki akla gelen olasılıklardı. Hele ki siz biriyle ters düşmüş ve kıyasıya bir tartışmaya girmişseniz bu sizi baş zanlı da yapıyordu. Ama şu meşhur suçlanan değil suçlayanlar ispatlamalıdır ilkesine karşın ben yine de bunu ispatlamak için canla başla seferber oldum, En Son Hilmi Bulunmaz’ın teknik danışmanı da denilebilecek Kazım Şimşek’le karşılıklı yazışmalara, ortak çalışma yapmaya, tüm şifrelerimi, tüm bilgilerimi ve bilgisayarlarımı kendisine incelenmek üzere açmaya dek teklif ettim kısmen de ortak çalışmada bulunduk. Sonuç olarak Kazım Şimşek ben Ertuğrul Timur’un Burak Caney olduğunu düşünmüyorum ve Hilmi Bulunmaz, Coşkun Büktel’de bu konuda beni yetkili kılmıştı benden çıkacak karara uyacaklarını söylemişti tarzında bir açıklamada bulundu. Fakat aylardır gündemde olmayan Burak Caney yeniden sayın Bulunmaz ve Büktel ile bir tartışma sürecine girdiğimizde kendi elleriyle hortlatıldı. Buyurun inceleyin diyerek bilgisayarlarıma, mail ve sitelerimin şifrelerime dek verdiğim vermeyi, açmayı taahhüt ettiğim dönemde ikna olanlar bana diğer konularda yanıt veremedikçe “Ama Burak Caney de bize bunu yapmıştı…” gibi bir savunmaya geçtiler. Burak Caney belki çok canlarını yaktı ama aynı Burak Caney bir anlamda da hep kalkanları oldu.
Bakınız Burak Caney konusunda farklı iddialar da vardır. Daha dün akşam yine Yaşam Kaya bana ben Burak Caney’in Hilmi Bulunmaz’ın ta kendisi olduğundan adım kadar eminim, ispatladım da ama Allah kahretsin ki kaydedemedim elimde delil yok” şeklinde mail yolladı. Zaman zaman Burak Caney Coşkun Büktel’dir Hilmi Bulunmaz’ın yatıştığı dönemde yeniden onu yeniden alevlendirmek için kullandı iddiaları da olmuştur. Ama Ben bunlara sadece iddia diyebilirim. Yaşam Kaya adım kadar eminim dese de elinde belge yoktur kimsenin de yoktur. O halde Burak Caney’in kim olduğu hala bir sırdır ve hiç kimse diğerini bu nedenle suçlayamaz, kimse de Burak Caney’in arkasına sığınıp zavallıyı, mağduru oynamasın. Tiyatro Dergisi’nde de fotomontaj vardı, Ertuğrul’un sitesinde de fotomontaj vardı Burak Caney de fotomontaj yapardı gibi yaklaşım ve iddialar ise komik ötesi salaklıktır. Sonuçta alfabede de 29 harf vardır ve bir katil de bu harflerden yararlanır, bir yazar da, bir bakkal da. Katil de bu alfabeyi kullanmıştı diye yazarla özdeşleştirebilir misiniz? Bilgisayarda da yapılabilecek, kullanılabilecek programlar vardır. O halde bir fotoğraf programını bir word programını, bir fotomontaj programını ben de kullanabilirim daha binlerce kişi de. Eğer öğrenirse Hilmi bey de kullanır ve bu onu Burak Caney’leştirmez! Bu gibi iddialar komiktir, inandırıcılıktan uzaktır. Burak Caney’in kimliği konusunu isterse tespit ettirmesi oldukça kolaydır ve yapabilir. Madem ki kendilerinin bu derece rahatsız edildikleri düşüncesi vardır yayını sürdüğü dönemde savcılığa verecekleri bir tek dilekçe ile bu tespiti yaptırabilirlerdi.
Burak Caney’e sövüldüğü halde küfrü üzerimize almış olduğumuz iddiasına gelince; Sayın hocam bu konuda da benim açıklamalarımı okumamış ve tek yanlı bilgilenmeye maruz kalmışsınız anladığım kadarıyla. Şöyle ki… Bir dolaylı bir de direkt olarak bizlere de küfür edilmiştir. Önce dolaylıyı açıklayayım. “Ertuğrul Timur, Mustafa Demirkanlı, Yaşam Kaya Burak Caney’dir ve Burak Caney Orospu çocuğudur” şeklinde cümleler kurarsanız bunun nasıl bir özdeşleştirme içerdiğini anlamanız için fazla bir felsefe bilgisi gerekmez sanırım. Hiç Bir şey olmazsa google da bu kelimelerle birlikte adınız bulunur. Size empati yapabilmeniz için bunun benzeri bir cümle asla kurmayacağım ve örnek vermek içinde olsa size saygısızlık yapmak ve adınızın aramalarda böyle bulunmasına neden olmak istemem ama lütfen cümleyi bir kez daha ve empati yaparak okuyunuz. “……………. ………. Burak caney’dir ve Burak caney Orospu çocuğudur” size de rahatsız edici gelmedi mi? Bu dolaylı küfürdü.
Direk küfürü de oldu. Hilmi Bulunmaz açık ve net olarak “Tiyatrom’a yazanlar şerefsizdir, Orospu Çocuğudur, Bakın Coşkun Irmak artık yazmıyor, Neden? Çünkü şerefsiz değil, çünkü Orospu Çocuğu değil” şeklinde video kaydını yayınladı. (Coşkun Irmak bir anlamda tekzip etti) Hilmi Bulunmaz ise iki gün sonra da sözde yazılı bir  düzeltme yaparak hakaretini pekiştirdi. Tiyatrom’da yazıp da Büktel’e hak verenler hariç. Bir tek onlardan özür diliyorum, Onlar hariç şerefsizdir, orospu çocuğudur” yazdı. Şimdi bu nedir hocam? Bir dönem siz de tiyatrom yazarı idiniz. Bu topyekün sövgünün yapıldığı tarihte siz hala bize yazıyor muydunuz bilmiyorum ama oldukça saygın isimler ya da oldukça saygın olmayabilir pek çok isimler varken bu küfür sövgü nasıl sindirilebilir? Ve Büktel’e hak verenler gibi bir ayrım (ki ben Büktel’e hak verdiğini yazan bir tiyatrom yazarı hatırlamıyorum) hariç demek nasıl bir yaklaşımdır? Ya bizim düşündüğümüz gibi düşüneceksiniz ya da küfür eder ananıza bile söveriz. Bu nasıl bir mantık? Ve siz bir öğretim üyesi olarak hala kendinizin adıyla bu kişilerin adının bir arada bulunmasını nasıl yakıştırabiliyorsunuz? Şimdi hala biz küfürbazlara hayır dediğimizde size ne sanal birine küfür etti siz neden üzerinize alınıyorsunuz diyebilecek misiniz?
Burak Caney’e yazıyla destek vermekten söz etmişsiniz. Burada da yanlış biliyorsunuz sayın hocam. Ben asla ve asla hiç bir zaman bu kişi ya da kişilerin sitesine yazı yazmadım. Hilmi Bulunmaz’ın dergisine ve sitesine özel yazı yazdım ama Burak Caney’in sitesine asla. Sayın Özdemir Nutku, Sayın Tuncer Cücenoğlu, Sayın Üstün Akmen yazdı, Demirkanlı iki yazı yazıp çekildi ama ben asla ve asla yazmadım.
Ona verdiğim destek 2 şekilde olmuştur. Bunu da defalarca açıkladım ama sanırım onu da okumamış o konuda da tek yanlı bilgiye maruz kalmışsınız zararı yok bir kez daha yazayım. Şimdi size özel olunca okursunuz belki. Benim ilk desteğim Burak Caney adlı kişi yada kişilerin “Facebook üzerinde açtıkları “Küfürbazlara Hayır” kampanyasına katılmak ve duyurmak olmuştur. Bu küfürlerden nasibini almış biri olarak ve de bu açılan gruba bine yakın kişi üye olduğu için, Aralarında çok saygın tiyatro insanları da olduğu için Bu açılan grubun Burak Caney’i aşıp tiyatro dünyasına mal olduğunu düşündüğüm için katıldım ve sitemden haber yaptım. İkinci desteğim ise yeni ve temiz bir yayıncılık sözü vererek resmi bir domainle ve org uzantısı ile site açtıklarında yeni bir site açıldı şeklinde haber yaparak ve diğer tiyatro siteleri arasına linkini koyarak olmuştur. Ben her yeni açılan tiyatro sitesini destekledim. İsterseniz Sayın Kemal Başar’a sorunuz Tiyatro Keyfi açıldığında onun tanınması için bir hafta kendi sitemi kapatıp onun sitesine yönlendirme yaptım ve bunu yaparken de Kemal Başar’la henüz tanışmıyorduk bile. Dolaysıyla temiz bir yayıncılık sözü ile yola çıkan bu resmi uzantılı tiyatrooyun.org un açıldığı haberini yapıp linkini verdim. Fakat geçen kısa sürede abuk sabuk yayınlar yeniden başlayınca da eleştirdim ve eleştirimi de üstelik Hilmi Bulunmaz’ın sitesinde yaptım. Hele ki Türkiye Tiyatrolar Birliği o siteye ödül verdiğinde çok ağır eleştiride bulundum! Kısa bir süre de olsa o siteyi tanıtmış olmam, facebookda açtığı gruba katılmış olmam nedeniyle de özeleştiri verdim
Uzun süre bu ortamdan uzak kalmam önerinizi tüm içtenliğimle ve teşekkürle karşılıyorum. İnanın ki bana uzun süre değil tamamen tiyatro dünyasının dışında kalmak üzere çekildim. Seyirci olarak dahi. İşte bu kadar açık ve net. Yeniden tiyatrom’u açmak asla ve asla düşünmediğim gibi hangi kademede olursa olsun tiyatro yayıncılığı anlamında tekliflere kapalıyım. Sadece ve sadece sekiz yılın deneyimini dinlemek isteyen, tecrübemi aktarmamı isteyen olursa elimden geldiğince katkı veririm, gençlerden bir ekip kurulur ve  biz tiyatrom u devam ettirmek istiyoruz derlerse tiyatrom adını ve alanını karşılıksız devrederim (ki o konuda da parayla devir alma teklifi gelmiştir geri çevirdim) Peki Tiyatro dünyasından uzak kalmayı seçtiğim halde neden şu sıralar tartışmalara malzeme yapılıyor ya da katılıyorum derseniz o zaman da ben size sekiz yıllık mazime, emeğime ve sekiz yıl boyunca bana güvenmiş bir kitlenin güvenine sahip çıkıyorum derim. Kapandıktan 1 yıl sonra hala tiyatrom’a iftira atılmasa, dil uzatılmasa ben zaten her şeyi unutmuştum her şeyi af etmiştim ve Sayın Bulunmaz’la da dostça bir diyalog içindeydim. Benim tavrım açık ve nettir. Ben geçmişe sünger çektim, çok net küfürlerinize, hakaretlerinize, düzeysiz yaklaşımlarınıza karşın hepsini unutup dostluğu seçtim. Ama siz de hem suçlu hem güçlüyü oynamayın ve tiyatromun anılarını rahat bırakın kendinize malzeme yapmayın. Devlet bile af ederken diyor ki bir kez daha suç işlersen öncekini de üstüne eklemek koşuluyla af ederim. Ama bunlar kabuk bağlamış yarayı kanatmayı seçtiler bu durumda da sonuna kadar giderim.

Yoruma kapalı.