4 Ağustos 2020, Salı
SON HABERLER
Buradasınız: Anasayfa / Makale / Gece Dersleri Yeniden (Mesut Alptekin İçin)

Gece Dersleri Yeniden (Mesut Alptekin İçin)

 

1)1- Yeni Tiyatro Dergisi ve onun Genel Yayın Yönetmeni olan Erbil Göktaş “düşünce özgürlüğüne” sonuna kadar saygılıdır ve bunun bedelini de her koşulda ödemiştir; iki yıl önce de ödemiştir, şimdi de ödemektedir; Bunu “usta”nız Hilmi Bulunmaz da yeri geldiğince sık sık söylemektedir. O yüzden Yeni Tiyatro Dergisi’nin en doğal hakkı olan “ilan” almasını bu konuyla bağdaştırman yanlıştır. Bu konuda benim “ince hesap” yapıp “sansürcülük” yaptığımı söylemen de haksızlıktır. Yukarda da söyledim, “işleyişi” tam olarak bilmiyorum; tamam sizi engelleyenler “Şehir Tiyatroları”nın elemanlarıdır ama sizin katılmadığım söyleminizle “Ayşenil Şamlıoğlu’nun adamları” olduğunu sanmıyorum; bu kişilerin ne zaman işe girdiğine bakmak lazım, sizin söyleminizle Nurullah Tuncer’in Genel Sanat Yönetmeni olduğu yıllarda “onun adamları” mıydılar? Üç yıl önce de o zaman Orhan Alkaya’nın adamları olmuş olmuyorlar mı? Kaldı ki, İBBŞT’nin bütün sahneleri ve orada çalışanları İBBŞT Müdürü’ne bağlı diye biliyorum ben… Çünkü İBBŞT’de herhangi “resmi” bir işlem yapmak istediğiniz zaman “Müdürlüğe” “resmi dilekçe” ile başvurulduğunu biliyorum. Yani sapla samanın karıştığı bir noktada Yeni Tiyatro’dan “taraf” olmasını beklemek haksızlıktır. Biz “düşünce özgürlüğü” konusunda “tarafız” zaten ve bunun “ilan”la falan bir ilgisi yoktur; yineliyorum, Hilmi Bulunmaz, nasıl Türkiye Cumhuriyeti “Ticaret Yasaları”na göre çalışıyorsa, vergisini verip faturalarını kesiyorsa biz de aynı biçimde davranıyoruz. Bu bağlamda tasvip etmediğim pek çok davranışını da sana “sözlü” olarak ilettim; bu karşılaştığınız “olay” öncesinde yine aynı kurumla ilgili iki “eylemi”ni eleştirmiştim; bak bunu da açıklayamıyorum; her ne kadar siz bunları yayınlasanız da, “suç duyurusu” olarak kabul edilir ve benim yüzümden “genç” bir insanın “kovuşturmaya” uğraması gündeme gelebilir diye kendimi “güdümlüyorum”; bu durumda ben sizin deyiminizle “sansürcü” mü oluyorum? “Kendini güdümlemek” sevgili Aziz Nesin’in bir sözüdür; konuşulmaması gereken yerlerde “aydın” sorumluluğu olsa da “ortak dava”ya zarar vermemek için yapılan bir “kısıtlama”yı ifade eder, bunun “sansürcülük”le bir ilgisi yoktur.

2)2- Konuyu Prof. Dr. Özdemir Nutku’ya getirmen ise “gülünçtür”… Özdemir Hoca’ya olan “sevgim” beni ilgilendiren bir konudur ve sizin “olayınızla” hiçbir bağlantısı ve ilgisi yoktur. Bu bağlamda Özdemir Hoca’ya “düşünsel saldırı”da bulunduğunuzu söylüyorsunuz; “saldırı”ya karşıyım ancak “eleştiri”ye karşı tahammülüm vardır; gerek Yeni Tiyatro Dergisi’ne yaptığınız eleştirilere, gerek benimle ilgili kişi ve kurumların yaptığı oyunlara “eleştirilerinize” de kızmıyorum, kızanlara da “eleştiri olmalıdır, tahammül edeceksiniz” düşüncesini savunduğumu ustanız Hilmi Bulunmaz bile yadsımayacaktır. (Bu bağlamda “sana” bazan çoğul olarak seslenmem, yayın yönetmeni olduğun “Oyun”da ve yukarda belirttiğim sitede yer alan “değişik” eleştiriler yüzündendir.) Shakespeare’le ilgili madem “saldırı”da bulunduğunuzu söylüyorsunuz, bunu temellendirmelisiniz, oyunlardan örneklerle bunu yapmalısınız; kaldı ki Shakespeare konusu bildiğim kadarıyla Özdemir Nutku’nun çalışmaları içersinde çok küçük bir parçaya tekabül eder; Nutku’nun Brecht’le ilgili kuramsal çalışmaları daha çoktur; bu bağlamda Nutku’nun “niye Brechtiyen değil de Shakespeareyen” olduğunu somut örneklerle açıklamanız gerekir. Sizin istediğiniz gibi davranmayışımı, benim kendimi “tiyatronun kapısının önünde” bulmamak için yaptığımı söylemekle bana bir kez daha “haksızlık” ediyorsunuz; ben “düşünce özgürlüğüne” saygılı olma sınavından 32 yıldır yani “kendimi bildim bileli” alnımın akıyla çıkıyorum, bunu size ustanız Hilmi Bulunmaz boş bir zamanında anlatabilir; en azından kendisinin “tanık” olduğu yılları… Kaldı ki beni hiç kimsenin “tiyatro kapısının önüne” koyamayacağını da artık görmüş olmanız gerekirdi; keşke “tiyatro” beni kapısının önüne koysa da, ben de, “Tiyatro Benim Aşkımdı” başlığıyla oyunlarımı kaleme alsam, anılarımı yazsam, hiç durmamacasına okusam okusam okusam… “Bütün kaygılardan azade” sadece izlesem izlesem izlesem… Ne güzel ve ne rahat olurdu; böylece sana da yanıt yazacağım diye uykusuz kalmamış olurdum. Bak beni “Gece Dersleri”ne gene başlattın; “Gece Dersleri” benim için bir zorunluluğun ve sorumluluğun sonucudur, bu “dersleri” pek sevdiğimi söyleyemem.

3)3- Görüyorsun ya, senin “haksız” suçlamalarını bile “ciddiye” alıp yazmak durumunda kalıyorum. Karşılaştığınız “nahoş” durumun bir daha tekrarlanmaması için, “siz sınırı aşmış olsanız bile” daha “insanca” yöntemlerle olabilmesi için buradan herkesi daha dikkatli davranmaya çağırırken tekrar “geçmiş olsun” dileklerimi iletiyorum.

“Düşüncenin” hiçbir koşulda “saldırı” sözcüğüyle yan yana gelmemesi ve “tiyatronun” ülkemizde de hak ettiği yerlere geldiği bir “zamanın” özlemiyle… Sağlıcakla kalın…

Hakkında Erbil Göktaş

Yoruma kapalı.