7 Ağustos 2020, Cuma
SON HABERLER
Buradasınız: Anasayfa / Makale / Küçük Hanımlar Küçük Beyler İçin Tiyatro

Küçük Hanımlar Küçük Beyler İçin Tiyatro

Yaşamı boyunca oyun oynamayan ya da herhangi bir oyunun içinde kendine bir rol bulmayan hiç kimse yoktur. Oyun insan doğasının temelinde yatan ve onun hayallerinin üretimi olan bir eğlencedir. Hayale dayalı çocuk oyunları ile tiyatro sanatı, oyun oynayan çocuk ile tiyatro oyuncusu arasındaki bu yakınlık hemen herkesin dikkatini çeker ve tiyatro ile oyun oynama mantığını birleştirir.

“Yaratıcılık yeteneği, insanın en belirgin ayırıcı özelliklerinden biridir. Çocuk oyunlarında görülen yansılama ile düşlemenin (hayal kurmanın) kaynaştığı simgesel davranış ve tavırlar, bu yaratıcılığın ürünüdür. Kendiliğinden ve doğmaca olarak ortaya çıkan bu oyunlar, çocukların günlük yaşamlarındaki gözlemlerini kapsar ve bu gözlemler elden geldiğince doğru bir şekilde yansıtılmaya çalışılır.”[1]

Oyun oynayan çocukları izlediğimizde yarattıkları bütün karakterleri konuşturduklarını, canlı cansız tüm nesnelere anlamlar yüklediklerini ve bunları canlandırırken hiç de yabancılık çekmediklerini rahatlıkla görme şansımız vardır. Bir oyunun içinde rolden role girdiklerini, hemen hemen bütün nesnelerin çocuklar için bir oyun aracı olduğunu biliriz ve görürüz. Az önce bir otobüs olan bir nesnenin bir anda uçağa dönüşmesi onlar için olasıdır.

Çocuğun dünyasının ya da çocuk oyunlarının sahneye taşınması, onların hayal güçlerini, düşünme yeteneklerini geliştirmek, estetik düzeylerini ve beğenilerini yükseltmek için yapılması en zor ve en güç işlerden biridir. Sanat ve insan ilişkisi çocukluk evresinde ortaya çıkmaya başlar. Çocuğun sanat ile ilişkisi hayal kurma yeteneğini kazanmaya başlamasıyla birlikte ortaya çıkar. Büyüleyici bir dünyanın içinde yerini almaya başlayan çocuk kendi hayal dünyasının kahramanlarını yaratmayı ve onlarla kendi dünyasını buluşturmayı zevkle ve heyecanla yapar.

Bugün çocuklar için yapılan tiyatronun da işte bu büyüyü, heyecanı ve zevki daha da büyütmesi gerekir. Çocuklar için yapılan tiyatronun onlarla iletişimi sağlaması açısından tek başına ne sadece iyi oyuncuya ne de hayal dünyası zengin bir yönetmenle başarılması mümkün değildir. Elbette bu işi yapan sanatçıların yetkin ve parlak olmaları önemli bir unsurdur. Ancak her şeyden önce iyi bir çocuk tiyatrosu politikasının olması, eğitsel anlamda onların dünyalarının bilinmesi ve gözlemlenmesi zorunludur.

Bugün çocuk dediğimiz zaman yaş guruplarını, bu yaş guruplarına göre malzemenin seçimini ve onların gözlerinden ve yüreğinden dünyaya bakmayı ve algılamayı da bilmek önem sıralarının başında gelmelidir.

Günümüz dünyasında gelişen ve ilerleyen teknoloji olgusu birçok kavramı değiştirip dönüştürdüğü gibi biz büyüklerin dünyasında bile anlamakta ve kavramakta hatta hızına yetişmekte güçlük çektiğimiz şeyler olmaktadır. Aynı dünyanın içinde yaşadığımız ve “sen küçüksün anlamazsın” dediğimiz sözcükleri bugün çocuklar ailelerine tekrarlamaktadır. Çünkü onlar bu dünyanın içine doğmuşlardır, bu gelişen teknoloji ve hız onlara asla fazla gelmemekte hatta onların algısını dünyasını ve yaşam biçimini sürekli değiştirip dönüştürmektedir. İster buna “ilerleme” ya da “çökertme” diyelim bu gelişen teknolojik olgu çocukların hem fantazyalarını hem de oyun algılarını tamamen değiştirmiştir.

Artık çizgi filmler bile değişmiştir. Masum çizgi filmler yerini isimlerini bile söylemekte güçlük çektiğimiz, olayların kırlarda, ormanlarda geçtiği devirler uzakta kalmıştır. Bugün yaratılan çocuk filmleri, çocuk kitapları ya da onların dünyasına seslenen ne varsa hepsi gerçeklik algısını tamamen değiştirmektedir. Bugün bilgisayar dünyasıyla değişen çocuklar, o dünyanın içinde yaratılan grotesk tiplerle ve onların insanüstü yaşamlarıyla zevk almaktadır.

Beş yaşına kadar bir çocuk oyun kurma sanatını, masalları dinleme ve canlandırma yetisini ve kendi yaşıtlarıyla bir olup oyun üretme yetisini geliştirir. Bu yaştaki çocuklarla oynamak ya da onlara oyunlar oynamak eğlencelidir. Çünkü onlar sosyal yaşamın henüz çok fazla içinde değillerdir. Altı yaşından itibaren okula adım atıldığında birçok yeni şey onu bekler. Hayatı artık başkalarının gözüyle de görmeye başlarlar. Oyun algısı, oyun kurma yetisi değişir. Yedi ile on iki yaş arası büyük değişim ve dönüşümlerin yaşandığı dönemdir. Artık yaşamları tamamen dış dünyaya doğru eğilimlidir.

“Bu yaşlarda çocuk içten dışa doğru hızlı bir gelişime girer. Çocuk giderek kendi yaşamını başkalarıyla daha yoğun bir biçimde paylaşmaya başlar (…) Yine bu yaşlardaki çocuklar eski kuşaklara karşı, belli belirsiz, gizli bir başkaldırı duygusu içindedirler (…)”[2]

Çocuğun dünyası bugün o kadar hızlı değişmektedir ki yapılan çocuk tiyatrosu oyunlarının bu değişime ayak uydurup uydurmadıkları yapılan oyunlarla kendini göstermektedir. On iki yaşından itibaren çocuklar artık bugün sahnelerimizde çokça gördüğümüz (tavşanlı, mantarlı, ormanda mutlu yaşayan, birbirleriyle her şeyini paylaşan, sevgi ve saygının gerçek dünyada bile yerini göremediğimiz dünyalar) onlara komik gelmekte hatta sıkıntıdan ne yapacaklarını bilemez bir halde bir daha tiyatroya gitmeye ayak diremektedirler. Elbette seçilen konular onlara belli duyguları ve belli davranış modellerini göstermek ve bunu yaparken de eğlendirmek içindir. Ancak unutulan bir şey vardır ki aileler çocuk oyunu diye tutup yaş sınırlamasına ya da yaş gruplamasına bakmadan getirdikleri çocuklarını mutsuz bir şekilde evlerine geri götürmektedir. Gençlik oyunu tanımı ya da gençlik tiyatrosu bizim ülkemizde aynı adla adlandırılmakta olduğundan yapılan oyunlar da tek bir başlık altında seçilmektedir. Çocuk oyunu.

On iki yaşını geçmiş ne genç ne de çocuk olan bu aradaki yer bugün onlar için nasıl bir tiyatro yapılmalının da tartışılması gereken bir yerdir. Çocuğun gerçeğinden hareketle yapılması gereken tiyatro, onun gerçekliğinden ve içinde yaşadığı çağdan ve düşünceden hareketle yapılmalıdır. Amaçladığımız şey çocuğa doğrularımızı dayatmak olmamalı, onunla empati kurarak onun doğrularını görmek ve gördüğümüzü aktarmak olmalıdır.

Bütün bu yukarda anlatmaya çalıştığım sözler üzerine Ankara da Ankara Devlet Tiyatrosunun düzenlemiş olduğu “Küçük Hanımlar Küçük Beyler 4. Uluslararası Çocuk Tiyatroları Festivali” çerçevesinde izlemiş olduğum bazı oyunları değerlendirmek istiyorum.

Çocuk Oyunu ve Dili

“Çocuk, oyunun dilini anlayabildiği oranda oyun ile ilgilenir, oyuna katılır. Çocuğun oyuna ve karakterlere gösterdiği duygusal tepki, katılımı ve paylaşımı beraberinde getirir. Bu paylaşımla estetik duyarlık gelişir. Sahne ile kurduğu iletişimle çocuk, yaşamın ve dünyanın gerçeklerini sorgular. Bu nedenle çocuk tiyatrosu yapan, oyunun çocuklarla buluşmasına kadar, katkıda bulunan herkesin mutlaka oyunun hedef kitlesinin özelliklerini bilmesi ve oyunu ona göre oluşturması gerekir. Aksi takdirde çocuk, kendi yaş özelliklerinin izin verdiği oranda sahne ile buluşur, algılar, geri kalanını dışlar. Bu dışlama çeşitli biçimlerde gerçekleşir; ya sahneden kopar, etrafını rahatsız eder, başka şeylerle ilgilenir, düşünür ve dışarı çıktığı anda unutur ya da verilmek istenenin çok dışında bir biçimde algılar.”[3]

Bu bilgiler ışığında izlemiş olduğum Konya Devlet Tiyatrosunun Midas’ın Kulakları oyununun dili ve hitap ettiği yaş grubu göz önüne alınırsa ki bu yaş dilimi 6–14 dür. Bu çok belirsiz ve aynı zamanda orantısız bir yaş dilimidir. 14 yaşında bir “genç-çocuğun” bu oyunu izlerken aldığıyla 6 yaşında bir çocuğun aldığı asla bir ve aynı değildir. Gelen çocukların yaş ortalaması 7 den yukarda olmadığından ve oyunun tekrarlamalı, katılıma açık yerleri haricinde ne oyunda kullanılan dil ne de anlatılan öykünün çocuklara geçmesi çok zordur.

“Midas’ın kulakları adlı çocuk oyunu, küçük yaştaki seyircilere eski Anadolu uygarlıklarını hatırlatacak ve uygarlıklar beşiği Anadolu’da olan ve gözden kaçan kültürel birikimin altını çizecek bir eğitim projesidir.”[4]

Mitsel bir öykünün ele alındığı Midas’ın Kulakları oyunundan çocukların aklında kalan, ne broşürde yazdığı gibi “gözden kaçan kültürel birikimin” anlaşılması ne de bu yaştaki çocukların eski Anadolu uygarlığı hakkında edindiği bilgi olacaktır. (Tabii eğer yanında onlarla birlikte ailelerinin ek açıklamalarla oyunu tekrar açıklamaları yapılırsa o başka.)

Oyun diline müdahalede bulunulmaması ve burada anlatılan öykünün ana karakterlerin çatışmalarının çok net ortaya çıkmamasından dolayı, oyunun sonunda çıkan çocukların tek aklında kalan Midas diye bir adam var ve onunda eşekkulakları var olacaktır.

“Kullanılan dil, çocuk bakışının oluşturulması, konuların işlenişinde izlenen yol, merak ve eğlence unsurlarının kullanımı, tipler, oyunun iletisi ve sahnelenme biçimi gibi her ayrıntının oyunun hedeflediği yaş gurubunun özelliklerini bilen kişilerce oluşturulması” bakımından önemlidir.[5]

Midas’ın Kulakları oyununun yaş aralığının çok geniş olması hangi yaş grubuna sesleneceğinin muğlâklığını beraberinde getirmiştir. Altı yaşından dokuz yaşına kadar olan çocuklar, sahnedeki hareketlilikten ya da beraber ortak söylenen “Midas’ın kulakları eşekkulağı” sözünün tekrarından başka hiç bir şey akıllarında kalmayacaktır.

Oyun bir müzede geçmektedir ve müzede ki heykeller canlanarak, müzeyi annesiyle birlikte gezmeye gelen küçük kız çocuğuna oyunu oynamaktadırlar. Heykeller oyunu oynamaya başladığında sahnede olan küçük kız çocuğu sahne arkasına geçmekte ve çocukların ilgisini çekmeyi başaran oyun, düşünce olarak güzel bir mantıkla kurulsa bile izleyen diğer küçükler, kaybolan küçük kız çocuğunu, sürekli yanındaki büyüklere “nereye gitti” diyerek oyunu değil de küçük kız çocuğunu merak etmektedirler.

“5 yaşından 14–15 yaşlarına kadar çocukların ilgi alanları, dikkat süreleri, algılama yeteneği, beklentileri, gülmece anlayışı ve diğer kaygılarıyla çocukların tümünün aynı sınıfa sokulması[6] büyük bir yanlışı beraberinde getirir. Çocuk tiyatrosunda temel ölçüt yaş olmalıdır. Bu doğru saptanmadığında ve ailelere bu oyunun yaş grubu budur diye bilgi verilmediğinde çocuklar sadece tiyatroya gitmiş olur ve oradan bir şey almaları mümkün olmaz.

Oyun sonrasında dışarı çıkan çocuklara, oyunu beğendin mi diye sorulduğunda tekrarlanan şey hep aynıydı;

“ Evet, Midas vardı, bide ona eşekkulakları takılmıştı.”

Bir saatlik oyundan istenilen sonuç sanırım bu değildi. Oysa bu oyunun sadece ana karakteri ve onun başına gelen olaydır çocuğun aklında kalan. Oyun bir bütün olarak düşünüldüğünde ve oyunun broşüründe istenilen sonuç elde edilemediğinde oturup hata neredeydi demek ve onu bulmak bir sonraki oyun için aynı hatanın tekrar yapılmaması için önemlidir.

Bir diğer izleme olanağı bulduğum Litvanya’nın oyunu da yaş aralığı epeyce geniş tutulmuş bir oyundu. Fakat burada ki yaş farkı oyunu ve oyunun dili ele alındığında, “Midas’ın Kulakları” oyununun yaş aralığındaki gibi bir orantısızlığa değil, aksine her yaş gurubu çocuğun ilgisini çekebilecek sahne etmenleriyle kurulmuş olduğunu, izleyen büyük küçük tüm seyircinin tepkisinden kolayca anlaşılıyordu.

“12 yaş ve üzerindeki soyut işlemlere ulaşan ergenler varsayımlar kurabilir, mantıksal sonuçlar çıkarabilir ve ister somut, ister soyut biçimde sunulsun, karmaşık sorunları sistemli biçimde çözebilir.”[7]

Litvanya’dan gelmiş olan “Aglija Gençlik Tiyatro Stüdyosu”nun oyunu tamamen dans üzerine kurulmuş bir oyun. Kendi dillerinde “M” harfiyle başlayan kelime sayısından hareket ederek kurdukları oyunda yaşları on beş ve on altı civarı oyuncular oynamakta ve sahne performanslarıyla, danslarındaki akıcılık ve seçtikleri konuyla seyredenlere keyifli bir zaman yaşatmışlardır.

Litvanya dilinde Anne (Mama), Okul ( Mokyla),   Aşk (Meile),    Dua ( Malda),   Müzik ( muzika)  “M” harfiyle başlayan kelimelerden sadece bir kaçını ele alarak, tiyatronun kendi dilini, hareket estetiğini ve müziği kullanarak “hayata olumlu bakarsan olumlu düşüncenin hayatımızda yapabileceği değişiklikler hakkında çevremizde birçok işaret görebiliriz. Bu da hayatımızın tüm felsefesini etkiler. Hayatın bize verdiği dersler, tıpkı okuldaki dersler gibi kimi zaman acı verici kimi zamanda çok önemli olabilir.”[8]

Oyun, gerçekten de sahneleniş ve ele aldığı konu bakımından seyircinin ilgisini çekmeyi başaran bir oyundu. Oyunda hiç söz kullanılmamış olsa da, yaş grubu, 8–14 de olsa oyunun akıcılığı, sahnede ki yaratıcılık ve oyuncuların uyumlu bir biçimde dansla anlatımı her yaş izleyiciyi içine almayı başarmıştır. Bir saat boyunca hem çocuk izleyiciler hem de biz büyükler, gerçekten her epizod da ne anlatılmak istendiğini yakalayabildik. Çocuklarla aynı zevki ve heyecanı hissetmenin tadına vararak, sözcüklerin diline değil sahnenin diline kendimizi kaptırdık. Oyunun ne zaman bittiğini bile anlamadık. Biz seyirciler gibi oyuncular da seyircilerle ilişki kurmanın ve hiç konuşmadan oyunu anlatmanın keyfine vardılar.

Gençlik grubu olan Litvanyalılar, hem çocuk hem ergen izleyiciye hem de biz büyüklere tiyatronun nasıl ortak bir dil yaratabileceğinin güzel bir örneğini sunmuştur. Evrensel değerler her yerde aynıdır. Hepimiz anne, okul, aşk, dua ve müzik kelimelerinin bize neler çağrıştırdığı üzerinde düşünebiliriz. Hele bu düşündüklerimizi sahnede görebilirsek işte düşüncenin sahneye estetik ve tiyatral bir biçimde yansımasını görmüş oluruz. Bu tarz oyunlarda ne yaş grubunun önemi kalır ne de izleyiciyle nasıl iletişim kurabilirizin korkusu. Kendiliğinden şiirsel bir biçimde oyun akar ve seyirci hazza ve duyguya dalarak hayal gücünde yarattığı tiyatronun keyfine varır.

Çocuk gerçekliği denen şey’i eğer sadece basit gerçeklikler olarak düşünürsek işte o zaman basit oyunlar yaratıp basitçe oyunlarımızı sahneleriz. Oysa çocuk gerçekliği ya da çocuk bakışı, oyunun sadece “gerçekçi” bir yapıda olması ile sınırlı bir durum değildir. “Çocuk oyunlarında çocuk bakışının süzgecinden geçen bir dünyayı çocuklara sunabilmek, çocuğun dünyasını keşfedebilmektir.” [9]

Çocuk Tiyatrosundan Gençlik Tiyatrosuna geçiş

“Yirmibirinci yüzyılın eşiğindeyiz; bilimsel araştırmalar ve uzay teknolojisinin gelişmesi imgelem sınırlarını zorlamaktadır. Bizler, gezegenlerarası yaşamın kurucuları olacak insanların ataları durumundayız. Gelecek için planlanan hedefler, bilimkurgu yazarlarının bile tasarlayamadıkları boyuttadır. Bugün dört yaşındaki bir insan yavrusu söz dağarcığına en azından “uzay modülü”, “genetik mühendislik”, “sanal yaşam” gibi terimlerini kattı bile (…) giderek sayıları artan bu geleceğin kuşağını, dededen kalma eski çantadan çıkardığımız kalıplarla, hap haline getirilmiş, dondurulmuş, eski fikirlerle, cam toplar, büyü kazanları, cadı süpürgeleri ile aldatamayız… Aldatmamalıyız da!”[10]

Günümüz çocukları, bilinçli ve bilgili olduklarından artık üstünkörü yapılmış oyunlardan haz almamaktadırlar. Çağın gelişimine göre oyunlar, konular ve yaşanan dünyanın sorunlarını ele alan ancak onların da ilgisini çekecek sahne düzenlemeleri ile onlara seslenmeliyiz.

Festival çerçevesinde oynanan Almanya’nın Hamburg Gençlik Tiyatrosunun “Playback Life” dilimize “Taklit Hayatlar” olarak çevrilmiş oyunu 13 yaş ve üstü izleyiciler için, günümüz gerçeklerinden ve günümüz gençlik sorunlarından yola çıkılarak hazırlanmış başarılı ve alt yazı ile verilmesinden dolayı da oldukça anlaşılır bir oyundu.

“Taklit Hayatlar”, idoller ve yaşamlarının gençleri nasıl etkisi altına aldığı, hayatı onların filmlerinden öğrenerek deneyimlemeye çalıştıkları ve gerçek dünya ile kurmaca dünyayı ayırt edemedikleri anda onları nelerin beklediğini anlatmaktadır.

Arkadaşlık kavramını, birbirlerinin hayallerinin içinde kaybolup birbirlerine benzemeye çalışan ve duygusallığın arayışını anlatan oyun, izleyici gençlere; filmlerdeki kahramanlarla özdeşleşmenin kendi dünyalarını nasıl yok ettiğini, onların yerine düşünen, konuşan, seven ve sevilen kahramanların taklitlerini yaparak kendi özgünlüklerini nasıl kaybettiklerini ve kendi duygusallıkları yerine kurmaca bir dünyanın duygusallığını gerçek hayata taşıdıklarında kendileri olamayacaklarını çarpıcı bir sahneleme ile sunmaktadır.

Bugün medya ya da teknoloji, başka hayatları gözlemeyi ve o hayatları taklit ederek yaşamayı dayatmaktadır. Gerçek olanla gerçek olmayan hayatlar birbirinin içine girerek, neyin gerçek neyin sanal olduğunu karıştırmıştır.

Oyundaki sahne düzeni de bu dijital ortamı birebir yansıtmaktadır. Dış göz kapıdaki kamera, içerdeki plazma TV de oynayan ve seyirciye projeksiyonla izlettirilen iç içe geçmiş teknolojinin egemen olduğu bir ev. Oyundaki tek gerçek hiçbir şeyden haberi olmayan ve gerçek bireyi, gerçek duyguyu ve gerçek düşünceyi temsil eden genç kız ve onun duygu dünyasının seyirciye yansıtıldığı anlar. İşte burada birbirlerinden hoşlanan fakat hoşlanma sözcüklerini bile izledikleri film karakterlerinin repliklerini ezberleyerek söyleyen genç erkekler.

Her şey onlar için filmlerdeki gibidir. Sanal ortamda yaşanan hayatları gerçekliğe taşıdığında neler olabileceğini bile düşünememektedirler. Çünkü onlara bu yüzyılda teknolojiyle sağlanan ve ezberlettirilen şey budur. Sen düşünme, zaten senin yerine film kahramanları en güzellerini söylemektedir. Onları izle, ezberle ve uygula.

Bugün TV’lerde yayınlanan bütün programlar bunun üzerine kurulu değil mi?

İnternet denilen olgu, her şeyi hazır olarak sunmuyor mu?

En güzel sevgi sözleri elinin altında, bas tuşa gelir sana. Okumana, araştırmana ya da hayal edip yaratıcılığını kullanmana gerek yok. Bugünün gençlerine sunulan ortam budur.

“Taklit Hayatlar” oyunu bu karmaşık dünyada, sadece başkalarının hayatına duyduğun merak ve ilgi, sonunu tahmin bile edemeyeceğin (çünkü düşünmene izin yoktur) noktaya getirir seni.

“Taklit Hayatlar” oyunu da böyle bir sonla biter, duygularını açıklayamayan, arkadaşlıklarını birbirini kullanma üzerine kuran, kurmaca hayatların kurmacasını kendi ortamlarında yaratmaya çalışırlar ve hayatın gerçeğini ayırt edemez duruma gelirler.

Seyirci oyun bittiğinde “şimdi bu gerçek miydi, yoksa buda mı oyundu” diyerek salonu terk eder.

Oyun boyunca hem estetik hem de oyunun oynanış biçimi verilmek istenen düşünceyi sonuna kadar vermiş ve karşılığını seyircinin beğenisiyle almıştır.

Festivalde ki bu oyun için belki de en talihsiz şey, seyirci çocukların yaşlarının küçük olmasıydı. Ancak çocukların tepkisini böyle bir oyun için anlamak olası olsa bile, tiyatrodan anlayan ve çocuk oyunları da yazan bazı sanatçı izleyicilerin tepkisi daha ilginçti.

“Şimdi bunu çocuk anlar mı?”

“Biz bile zor anladık” gibi tepkiler, hala çocuk tiyatrosu ile gençlik tiyatrosu arasındaki ayrımın onlarda da olmadığı izlenimidir.

On üç yaş ve üstü diye belirtilen oyun için acaba bu anlatılan oyunun neresi anlaşılmazdı bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey şudur ki, bizim büyüklerimiz çağın gerisinde kalmaktadırlar ve onlar gençlerin ya da çocukların gelişimine ayak uyduramamaktadırlar.

Çocuğun içinde yaşadığı dünyanın sahnede yer alması, kendi yaşamında karşılaştığı ya da yaşayabileceği olayları, sorunları sahnede görmesi, ona yalnız olmadığını, onun yaşadıklarını ya da düşündüklerini başkalarının da yaşadığı düşüncesinin verilmesi önemlidir.

Bu nedenle biz büyükler, artık çocuk oyunu ya da gençlik oyunu kavramlarını bugünün koşullarına uygun düşünmek durumundayız. Geçmişin düşünceleri bugünün çocuklarına basit gelmektedir. Onlar karmaşık bir dünyada karmaşık makinelerin başında bütün dünya ile birlikte aynı sorunları yaşamaktadırlar.

İster söz ister sadece hareketle anlatılsın önemli olan anlatılmak istenilen şeyin karşı tarafa geçip geçmediğidir. Neyi nasıl anlattığınız ve hangi araçları kullandığınız oyunu ilgiyle izleyen gözlerin ve oyun sonunda “iyi ki gelmişiz”, ya da “niye geldik ki bu oyuna” diyen seslerin verdiği tepkidir önemli olan.

Sonsöz

“İnsanın yeniden yaratış süreci içinde kendini aşması, benliğinden kurtularak bir başka “ben” olması, günlük yaşamın ve gerçeklerin sınırlılığından kurtulmasıdır.”[11]

Çocuk ve tiyatro yaklaşımı başka ben’ler yaratmaya, hayal kapılarını daha da zorlamaya çalışmalıdır. Günlük yaşantıda onlara her gün söylenen, sev, dost ol, paylaş temalarıyla çocukların her gün ailelerinin ve öğretmenlerinin söylediklerini birde oyun yoluyla tekrar etmemeye dikkat etmeliyiz.  Tiyatro büyük bir dünyadır. Bu dünya da çocuklar hem eğlenmeli hem diyardan diyara gezerken kendi yaşadığı ve belki de hiç dile getiremediği sorunları görmeli ve başka bir ağızdan farklı bir anlatı tarzıyla göstermeli, bakış açılarını genişletmeliyiz.

Tiyatro sanatı çocukta yepyeni bir hayal gücünün başlangıcı olmalıdır. Sanatın yücelten büyüsünün tadına varan çocuk, sanatlı bir yaşamı hayatının bir parçası olarak görmelidir. Bunu sağlayacak olan da ona sunulacak yeni yaşam biçimlerinin yeni algılama ve düşünüş tarzlarının verileceği yer de sanatın kendisi olmalıdır.

Tartışılan ve anlatılmak istenilen duygular ve sorunlar sanatsal bir bütünlük içinde verilmelidir. Çocuğa yukardan bakarak, parmak sallayarak ya da senin adına ben düşündüm sen sadece izle ve benim istediğim yerde de katıl demek, onun düşlediği ve yücelttiği sanat dünyasının dışarıdaki gerçek dünyadan bir farkının olmadığını görmesi olacaktır. Bu da gerçek dünyanın aynısı olan bir yere bir daha uğramaması ve sanattan kopması demektir.

Aslında bütün tiyatro yapanların geldiği nokta aynıdır. Kuramsal olarak hep bunlar söylenmiştir ve belki bundan sonra da söylenecektir. Bu sözlerin son bulması bir çocuk ve gençlik tiyatrosu politikasının olmasına bağlıdır.

Ailelerin, öğretmenlerin çocukla ilgilenen tüm fertlerin sanatlı bir dünyaya inanmaları çocuğun dünyasında sanata yer vermeleri ve oynanan çocuk oyunlarını onların da izlemeleri sağlanmalıdır. Bazen oyunlar çocuklardan çok ailelerin çocuğun dünyasını algılamak için birçok şeyden daha etkilidir.

Beğeni düzeyini yükseltmek önce büyüklerin beğeni dünyasını büyütmekle mümkün olacaktır. Hayal kurmayı unutan büyük insan, kendinden küçük olan insanın dünyasına girerek nasıl bir dünya kuracaktır ki.

Ne kadar iyi oyun örnekleri izlersek o kadar doğru tespitlerde bulunabilir ve o kadar iyi oyunlar üretebiliriz.

“ Tiyatro, çocuklara, yarının yaşamı için estetik dünyayı hazırlamak zorundadır.”[12]

KAYNAKÇA

Özdemir Nutku, Oyun, Çocuk, Tiyatro, Özgür yay, 1998

Tekin Özertem, Türkiye’de Çocuk Tiyatrosu, Kültür Bakanlığı, 1979

Nihal Kuyumcu, Çocuk Tiyatrosu, Mitos Boyut, 2000

Ankara Devlet Tiyatrosu Küçük Hanımlar Küçük Beyler 4. Uluslar arası Çocuk Tiyatroları Festivali Kitapçığı 2008


[1] Tekin Özertem, Türkiye’de Çocuk Tiyatrosu, Kültür Bakanlığı, 1979, s, 12

[2] Özdemir Nutku, Oyun, Çocuk, Tiyatro, Özgür yay, 1998, s, 100

[3] Nihal Kuyumcu, Çocuk Tiyatrosu, Mitos Boyut, 2000, s, 8

[4] Festival için hazırlanan oyun broşüründen

[5] N.Kuyumcu, a.g.y s, 38

[6] A.g.y s, 40

[7] N.Kuyumcu, a.g.y s, 41

[8] Festival için hazırlanan oyun broşüründen

[9] N.Kuyumcu. a.g.y, s, 45

[10] Ö.Nutku, a, g, y s, 142

[11] T.Özertem. a.g.y s, 15

[12] Ö. Nutku, a,g,y s,145

Hakkında Tülay Yıldız Akgül

Yoruma kapalı.