12 Ağustos 2020, Çarşamba
SON HABERLER
Buradasınız: Anasayfa / Makale / Küreselleşme Çağında Yeni İletişim Yapısına Sahneden Bir Bakış: 444
Küreselleşme Çağında Yeni İletişim Yapısına Sahneden Bir Bakış: 444

Küreselleşme Çağında Yeni İletişim Yapısına Sahneden Bir Bakış: 444

Bu çalışmamda Türkiye Tiyatrosunda yazarlık, oyunculuk ve yönetmenlik performansıyla adından sıkça söz ettiren Yiğit Sertdemir’in 444 adlı oyununu modernizm, postmodernizm ve yaşam pratiğimizin neredeyse her alanına sızmış olan küreselleşme olgusu ekseninde incelemeye çalışacağım. Bir önceki yazımda Sema Göktaş’ın Duvar adlı oyununu incelediğim dizinin üçüncü konuğu Özen Yula’nın Gayrı Resmi Hürrem adlı oyunu, sonuncusu ise Murathan Mungan’ın Geyikler Lanetler adlı oyunu olacaktır. Neden bu yazarları ve bu oyunlarını seçtiğimi dizinin son yazısının sonuç kısmında bulabilirsiniz.

Küreselleşme Çağında Yeni İletişim Yapısına Sahneden Bir Bakış: 444

Bir hatırlatma merkezinin şikâyet bölümü ofisinde geçen oyun, Eski ve Yeni olmak üzere iki oyun kişisinin diyalogları üzerine kurulmuştur. Sahnede iki adet bilgisayar ve masa, iç içe geçmiş bolca kablo vardır. Floresan ışığının soğukluğu ile bilgisayar kasalarından çıkan vızıltı oyunun atmosferine katkıda bulunan öğeler olarak belirir.

Oyunun konusu kısaca şöyledir: Uzun zamandır bu ofiste çalıştığı kamburundan, mekânla olan ilişkisinden, gelen telefonları ustalıkla yönlendirişinden belli olan Eski adlı oyun kişisi, gelen bir çağrıyı yanıtlarken içeriye tedirgin adımlarla Yeni adlı oyun kişisi girer. Gelişen diyaloglardan anlarız ki buraya gelen uzun süre kalmadan, işten ayrılmaktadır.

Eski’nin boşvermişliği ve kaba davranışları, Yeni’nin yabancılığını üzerinden atma sürecini hızlandırır. Yeni, Eski’nin de yardımıyla telefonlara bakmaya başlar. Eski, Yeni daha işe başlamadan evvel Yeni’ye dair bilgiler edinmiştir. Bu bilgiler ortaya çıktıkça ve sohbet ilerledikçe Yeni’ye dair serimler gelişir.

Her şey böylelikle edindiğimiz karakteristik özellikler doğrultusunda ilerlerken beklenmedik bir şey olur ve gelen bir çağrıyla oyunun ekseni bir başka boyuta doğru hızla kayar. Arayan kişi evden gaz kokusu geldiğini söyler ve ne yapması gerektiği hususunda bilgi ister. Eski, numaranın yanlış çevrildiğini söylese de bir süre sonra arayanla dalga geçmeye başlar ama art arda gelen telefonlar hatlarda bir karışıklık olduğunu ortaya koyar. Karışıklık sona erip, çağrılar sustuğunda ise yeni bir olayla karşılaşırız. Yaklaşık dört milyonluk hatırlatma arşivi çalınmıştır ve artık bilgisayarlarda mevcut değildir. Yeni ve Eski bu durum karşısında bir süre birbirlerini suçlarlar, komplo teorileri üretirler ama sonuçsuz kalan bu suçlamalar ve teoriler sonrasında bir anda çalınan veriler geri gelir. Yalnız iki farkla: birincisi, çalınan dört milyona yakın veri, dört yüz sekiz milyon iki yüz kırk dört bin yüz yirmi iki olarak geri dönmüştür. İkincisi de hatırlatma verilerinin içerikleri değişmiştir. İçeriğe eklenen iletilerden bazıları 1993 Sivas Katliamının ve bir bombalı saldırının hatırlatılmasına dairdir.

YENİ  Oteldeki yangın… Otuz yedi kişi…

ESKİ   Yakalananlardan sekizi de kaçmış…[1]

ESKİ   Ben de oradaydım be o gün…

YENİ  Sen de yakalandın mı?

ESKİ   Yok. Kaçmıştım, ama nasıl?[2]

Bu eylemi gerçekleştirenlerin düşündükleri bir olasılık vardır, o da bu verilerin çalışanlar tarafından (Eski, Yeni) silinip, yerine ulaştırılıp ulaştırılmayacağıdır. Eski ile Yeni arasında geçen diyaloglarda da gördüğümüz bu olasılıkta, Eski toplumsal belleksizliğe karşı bu hatırlatmaların silinmemesini savunurken, Yeni ise işten kovulmamak için bu iletilerin silinmesini savunur ve sonuç olarak iletiler silinmeden eyleme bir katkı da Eski ve Yeni tarafından verilir.

Oyunda yörüngesi farklı iki karakter bir araya getirilmiştir. Eski’nin ne dünyaya ne de kendi yaşamına dair bir önermesi yokken, Yeni karakteri yaşamında bir değişikliğe gitmiş ve evlenmiştir. Diyaloglardan Yeni karakterinin eskiden dünyayı değiştirmek ümidiyle harekete geçmiş olduğunu anlarız lâkin bir süre sonra bu ümit Yeni’nin hayatında yerini ümitsizliğe bırakmıştır. Artık dünyanın değişebileceğine dair umudu yoktur. Tüm bunlara rağmen karısı dünyaya bir çocuk getirecektir. Evvelden de bir çocuk aldırmışlardır. Aldırılan çocuk ile eşinin hamile olması arasında geçen zaman, Yeni’nin değişimine işaret ederken, öte yandan da karakterin sorgulamayı bırakıp ezberci bir yaşama geçtiğini gösterir. Artık onun da düşünme yetisi körelmiş, ezberci bir yaşam sürmeye başlamıştır.

Bu ezberci yaşam karaktere öyle nüksetmiştir ki gündelik yaşamda bile kendisine sorulan bir soruya takıntılı bir şekilde sözlük karşılığını söylemeye başlamıştır.

YENİ (Artık dayanamaz) Şu sıçangillerden, küçük vücutlu, kemirgen, memeli hayvanı alır mısın masamdan?[3]

ESKİ Nedir insan filifu?

YENİ İki eli olan, iki ayak üzerinde dolaşan, sözle anlaşan, akıl ve düşünme yeteneği olan en gelişmiş canlı.[4]

Eski karakterine baktığımız zaman ise karşımıza çıkan özelliklerin başında boşvermişlik gelir. İş arkadaşı da olsa, ilk kez tanıştığı biri ile olan ilişkisindeki rahat tavrı, kışkırtıcı veya rahatsız edici aşırılığı karakterin boşvermişliğinden kaynaklanan bir durum olarak yansır. Karakterin bu boşvermişlik özelliğinin altında ise ümitsizlik yatmaktadır. Onun için dünya modernitenin iflas göstergesi olan bu ofis ve ofisteki faresi Filifu’dur.

Toplumsal belleğin iflası, bilişim çağının sonucu olan yeni iletişim türleri, modernitenin yalnızlaştırdığı insan profili ve yine modernitenin sonuçlarından biri olan düşünce yetisinin körelip yerine ezberciliğin geçmesi gibi durum ve sorunlar oyunun sorunsalını oluştururken, öte yandan da bu sorunsal çerçevesinde oyunun temaları yalnızlık, aklın iflası ve yeni iletişim türleri olarak kendini ortaya koyar.

Modern çağda tüketim hırsının perçinlenmesini, işbilirlikle saygınlığın eş değerde olmasını, sahteliğin içinde hayattan pay alabilme mücadelesinin her şeyin önüne geçebilmesini ve tek tiplilik anlayışının ağırlığını anımsayarak yola devam edecek olursak;  oyunda da görüldüğü üzere Yeni karakteri, daha çok kazanıp daha iyi şartlarda yaşamak istediği için işbilir olmaya çalışırken öte yandan da daha çok pay almak için (ikramiye) yanlış çağrılara dahi kendince çözümler üretmektedir. Eski karakteri de aynı şeyi yapıyor olsa da bunu bir yaşam tarzı haline getirmediğini karakterin yapısından okumamız mümkündür.

Modernizmin köşeye sıkıştırdığı insanların iki farklı yakasının panoramasını başarıyla çizmiş olan yazar, Yeni karakteriyle düşünme yetisini ve ümidini kaybetmiş, ezberci bir yaşam sürmeye başlayıp sisteme tam olarak entegre olmuş birini resmederken, öte yandan Eski karakteriyle postmodern tavrın yıkıcı izlerini sürmüştür.

Küreselleşme kavramının tarihçesine, uygulanışına, iktisadi, felsefi ve politik arka planı ile günümüzdeki yerine dair yaptığımız araştırmalarda küreselleşmenin yerküreyi bir köye çevirme önerisi, kendinden olmayana yada kendine benzemeyene yaşam alanı açmaması, büyük şirketlerin karmaşık koca bir ağ oluşturarak aklın sınırlarını zorlamaları gibi saptamalar çerçevesinde oyunu değerlendirmeye aldığımızda: Oyun mekân seçiminden, yeni iletişim biçimlerine, bu iletişim biçimlerinin kullanımına, sonuçlarına ve olası tehlikelerine karşı fikir jimnastiği yapmamızı sağlar.

Yukarıda da değindiğimiz üzere oyun bir hatırlatma merkezinin şikâyet bölümü ofisinde geçer. Peki verilen bu hizmet hayatın neresine karşılık gelir? İnsanlar neyin kendilerine hatırlatılmasını isterler?

YENİ  Evet. İlginç bir hizmet aslında.

ESKİ   Şikâyet dinlemek mi?

YENİ  Yok. Hatırlatma kaydetmek. Böyle… Yıldönümleri ile başlar, sonra kim bilir neye varır.

ESKİ   Varıyor zaten. Sevdiği renkleri yükleyen mi ararsın, tuttuğu takımı mı, oy vereceği partiyi mi, ilk öpüştüğü an hissettiği şeyleri mi. Daha neler neler… Bir nevi toplumsal hafıza olayı yani… Buraya kaydettikçe de, unutuyorlar işte bir sürü şeyi.[5]

Bir nevi suni hafıza olarak, insanların unutmak istemedikleri şeyleri kaydettirdikleri bir birim olarak hizmet veren bu yapının güçlülüğü, toplumsal belleğin güçsüzlüğüyle doğru orantılıdır. Çünkü toplumsal belleğin iflasına alternatif olarak var olan bir yapı, bireysel aklın kullanımının başkalarının eline geçtiğinin göstergesidir. Oysa aklı işaret eden modernizm, Kant’ın deyimiyle insanın ergin olamama durumundan aklın yoluyla kurtulması, ayağa kalkması iminden ilerler.

İnsanların zihinlerini kaydettikleri bu hafıza bankasının soyulması ihtimalinin verebileceği neticeler oyunda şu şekilde iletilmiştir:

ESKİ   Tuhaf komplo teorileri kurma karşımda. Kimin ne işine yarar         bu?

YENİ  Sen deli misin? Düşün mesela, deterjan üreten bir şirketsin, arşivdeki bütün müşterilere, ‘Yarın markete uğrayıp bilmem ne deterjanından almayı unutma’ diye hatırlatma gönderiyorsun. Düşünsene yapacağın satışı.

ESKİ Saçmalama be. Kaç kişi, öyle bir hatırlatma yüklendi diye gidip deterjan alır?

YENİ  Yarısı alsa yeter. Varsın diğer yarısı da, ben böyle bir şey kaydetmedim desin, ne çıkar. Sonuçta yarısı, en az yarısı, belleksiz değil mi bu insanların?[6]

İlerleyen diyaloglarda başka komplo teorileri de üretiliyor ve örneğin suni hafızanın reel hafızaya ‘şu partiye oy vereceksin’ iletisi sunması durumunda işaret edilen partinin oylarının ne kadar artacağı tartışması yapılıyor. Günümüzde cep telefonumuza gelen bir firmanın reklam çağrısı sonrasında ilk zamanlarda numaramıza nasıl ulaşıldığı hususunda yaşadığımız şaşkınlık yerini taciz edilmiş olmanın verdiği rahatsızlığa bırakmış durumda. Artık numaralarımızın şirketlere satıldığını ve bu sayede numaralarımızın bir pazar oluşturduğunu biliyoruz. Ekonomik pazar haline gelmiş olan ve küresel kimliğimizi oluşturan yeni iletişim türleri, tüketim toplumlarında bireyin kendisine ve topluma yabancılaşmasına neden olan başat aktörlerden biridir. Kendisine ve topluma yabancılaşmış bireylerin ortak akıl yürütmeleri ve toplumsal refleks göstermeleri güçsüzleşir. Bu durumda kişiyi kendine ve topluma yabancılaştıran bir iletişim biçiminin akıl çağıyla ilişkisinin kurulması güçtür. Bu örnek salt cep telefonu değil, internet kullanımıyla da bire bir ilişkilidir. Cep telefonu numaralarımız ile @mail adreslerimizi, cep telefonları ile de notebooklarımızı yer değiştirirsek örneğimiz geçerliliğini koruyacaktır.

Yaşadığımız çağın gerçekleriyle bire bir örtüşen 444, rayından çıkmış olan modernizmin ve bilişim teknolojisinin bireyler üzerindeki etkisini başarıyla göstermiş, çağımızın gerçekleriyle okuyucu baş başa bırakmıştır.

Kurgusal bir metinden yola çıkarak tüketim düzenine, aklın kullanımının başkalarının eline geçmiş olmasına, toplumsal belleği sürekli yenilendiği için içinde geçmişe dair hiçbir verinin kalmadığı toplumsal yapılara işaret eden Sertdemir, bu noktaya nasıl gelindiğini değil, bulunduğumuz noktanın kendisini resmediyor ve bu bağlamda atmosfer oyun niteliğini de üstleniyor.

18. yüzyılda başlayıp günümüze değin varlığını korumuş olan ve her yüzyılda kendini yenileyerek karşımıza çıkan modernizm ve modernizmin iflasını gözler önüne sermeye çalışan postmodernizmin karakterler üzerindeki etkilerini rahatlıkla görebildiğimiz oyunda Yeni karakteri modernizmin amaç, mesafe, paradigma, belirlenmişlik gibi özelliklerini taşırken, Eski karakteri kişisel dilini oluşturmuş, başkaldırıya ve dağılmaya müsait bir durumdadır. Modernizm ile postmodernizmin iç içe geçmişliğinin karakterlere yansıması bağlamında bir ayrışma yerine bileşim yoluna gidilmiş olması karakterleri zenginleştirip, onlara psikolojik derinlik kazandırırken öte yandan da yazarın bu tavırla geç kalınmış bir yeninin ayırdına varmış olduğu sezilir.

Her şeyden daha fazla alabilme arzusunun körüklendiği tüketim toplumlarında yoğunlukla baş gösteren toplumsal belleksizliğin küreselleşme ile olan bağlantısını bir hatırlatma merkezinin şikâyet bölümünde arama yoluna giden yazar, bu sayede insanların kendilerine nelerin hatırlatılmasını istediklerini, merkezi bir bilişim sisteminin verilerinin çalınması durumunda nelerin olabileceğini, belleklerini bu merkezlere teslim eden toplumları nelerin beklediğini göstermeye çalışmıştır.

Türkiye Tiyatro pratiğinde yeterince yer bulamayan Türkiye’nin toplumsal konularından biri olan Sivas Katliamı 444’te işlenmese de toplumsal belleksizliğimize bir gönderme olarak oyunun sonunda karşımıza çıkar. Bu durum Türkiye Tiyatrosunda yeni bir önerme olmasa da toplumsal belleksizliğe gönderme yapması açısından yine dikkate değer bir durumdur.



[1]Yiğit Sertdemir, Toplu Oyunları 2, Mitos-Boyut Yayınları, sy 61

[2]Age, sy 61

[3] Age, sy 12

[4] Age, sy 22

[5] Age, sy 24

[6] Age 56

Hakkında Oktay Emre

Yoruma kapalı.