6 Nisan 2020, Pazartesi
SON HABERLER
Buradasınız: Anasayfa / Makale / “Tiyatro Dünyası” niçin üç maymunu oynuyor?

“Tiyatro Dünyası” niçin üç maymunu oynuyor?

Bülent Sezgin (23.01.2009)

Eğitimin yozlaştırılmasına ve sanatta tacize vicdanen karşıyım kampanyası ikinci haftasını bitirmek üzere. Şu ana kadar 920 bireysel ve 65 kurum imzasına ulaşıldı. Atılan, atıl(a)mayan ve atılmak istenmeyen imzalar tarihe düşülen bir not gibi. Kampanyayı yürüten eğitimcilerin ve kampanyaya destek veren kişi ve kurumların talebi belli: Yaklaşık 10 yıldan beri devam eden etik yozlaşmanın bitirilmesi, bir tür “kanayan yara” olarak düşündüğümüz Esatoğlu vakasının kesin çözüme kavuşması ve Esatoğlu (ve onun gibilerin) oluşturacağı hasarların engellenmesi. Ancak Mehmet Esatoğlu’ndan henüz bir ses çıkmış değil! Bekliyoruz!
Ayrıca bu kampanya vesilesiyle, tiyatro alanında yaşanan hak ihlallerini gündemleştirmeye ve duyarlılık oluşturmaya dair bir model önerisi de yapılıyor. Sanatçıların kendi hak ve özgürlüklülerine bizzat kendilerinin sahip çıkması, yaşadıkları sorunları katılımcı-demokrasi anlayışıyla çözüme kavuşturmaya çalışması tiyatro dünyasında maalesef ki mumla aranan şeyler.

Bizler eğitimciler öğrencilerimizden, velilerimizden ve arkadaşlarımızdan çok iyi biliyoruz. Tiyatrocuların toplum nezdindeki genel imajı, “içkici-alkolik”, “ahlak düşkünü”, tek amaçları oradan buradan para koparayım derdinde olan kişiler olması. Maalesef ateş olmayan yerden duman çıkmaz diyorlar. Antik Yunan’dan bugüne gelen tarihsel yargıyı değiştirmek bizim elimizde. Artık her şeyin iyice suyunun çıktığı, değer yargılarının alt üst olduğu, değersizliğin erdem sayıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Kimilerince post-modern tüketim kültürü deniyor, popüler tabirle ise televole kültürü demek daha doğru. Kadın-erkek ilişkilerinin bir tür şantaj yapma ve kirlenme alanı haline gelmesi, genç kuşak tiyatro camiası içinde son dönemlerde uyuşturucu kullanımının hızla yaygınlaşması, aydın sorumluluğu diye bir kavramın yok denecek kadar azalması, etik değer yargılarıyla hareket edenlere “ilkel”, “basit”, “demode” kişilermiş gibi bakılması artık sıradanlaşmaya başladı. Eğer tiyatro camiası toplum nezdinde saygınlık kazanmak istiyorsa, alternatif modeller ve alternatif değer yargıları üretmek zorunda. Eser hırsızlığından tutun, ifade özgürlüğüne, iktidarla sanatçının kurduğu ilişkiden tutun tiyatro ahlakına, kısacası tiyatronun a’dan z’ye tüm süreçlerinde değişim ve temizlenme gerekiyor.
Bunun için de özelikle, hayatın içinden konuşmak, toplumsal yaşama dair duyarsız kalmamak ve iktidar tarafından yönetilmeye alışmış sanatçı hastalığından kurtulmak gerekiyor. Bu vesile ile özelikle tiyatro yayıncılarının politik gelişmeleri nasıl da gündemden düşürmeye çalıştığını ve görmezden geldiğini bir örnekle aktarmak istiyorum.

25 Aralık tarihinde yazdığım ve www.tiyatrodünyası.com editörü Sayın Can Törtop’un da kendi sitesinde yayınladığı Brecht Gecesinden İzlenimler adlı yazımı niçin sansürlediğini sormak için kendisine e-mail attım ve imza kampanyası hakkında bilgilendirme yaptım. Can Törtop’un bana verdiği yanıtı oldukça ilginçti. Kişisel elektronik postama gelen yanıtını (Can Törtop’un yanıt hakkı saklı kalmak üzere) mahremiyet içermediği için not düşmek istiyorum.

 Gelen birinci e-mail:
Bülent Bey Merhabalar,
Ben sizi gıyaben tanıyorum ve başarılı çalışmalarınız hakkında bilgi sahibiyim. Bu yazının (Brecht Gecesinden İzlenimler) yayınlanması benim editoryal bir hatamdı, bugüne kadar reddettiğimiz yazı ve yazarlara, sitemizin ilkelerine karşı yapılan bir hata. Bu sebeple kaldırdım. 2 önemli durum var bu konu ile ilgili:
1) Öncelikle Mehmet Esatoğlu için tacizci sıfatını ortaya koyan bir yargı kararı yok. “tacizci” çok aşağılık bir sıfattır. Birine iyi-kötü-başarısız vs diyebilirsiniz ve bu bir eleştiri olabilir ancak birine ortada bir yargı kararı yokken tacizci demek doğru değil.

2) Ortada bir yargı kararı olsa bile Mehmet Esatoğlu’nun tacizci olup olmadığı tiyatrodunyasi.com’un gündemi değil. Brecht Gecesi ile Mehmet Esatoğlu’nun tacizci iddialarının aynı yazıda değerlendirilmesi, asıl konunun başka bir şey olduğunu gösteriyor ki bu da bizim yayınlamamayı tercih ettiğimiz bir yazı. Biz insanların suçlarını tekrar tekrar gündeme getirmek yerine bu konuyu yargıya bırakmak ve sanatçıların teatral verilerini değerlendirmeyi ilke ediniyoruz, bu kısır tartışmalardan uzakta kalmaya çalışıyoruz. Adam öldüren, tecavüz eden, çalan, iftira eden, taciz eden ve bu yaptıkları mahkeme kararıyla kesinleşen pek çok sanatçı var dünyada, pek çok usta tiyatrocu var ancak bu kişilerin hep sanatsal verilerine değer vererek üzerinde konuşuyoruz. Diğer konuları elbette kınıyor ama sitemizin gündemine almak istemiyoruz, gündemimizin sadece tiyatro olmasını istiyoruz.

Gelen ikinci e-mail:
Bülent Bey mailinizi aldım, ilgili sayfayı inceledim. Mehmet Esatoğlu’nu tanımıyorum, birkaç kaç kez mailleştik o kadar. Tacizci midir, değil midir hiçbir fikrim ve bilgim yok. Ben de eğitimde cinsel istismara, tacize karşıyım. Ancak bir yayıncı olarak mahkeme tarafından ispat edilmemiş hiçbir duruma yandaş olmam. Tiyatro Dünyası, en popüler tiyatro yayınıdır ve günde 5 binden fazla kişi sayfaları ziyaret etmektedir. Bu ilginin temelinde ilkelerimiz, güvenilirliğimiz, tarafsızlığımız vardır. Ben Mehmet Esatoğlu’nu koruyor, savunuyor değilim. Bilmiyorum tacizci midir, değil midir? Eğer tacizci ise cezasını çekmesini en az sizin kadar isterim.
Bu konudaki tavrımı aşağıda yazıyorum: Ben tacize karşıyım. İmza kampanyasından bahsedersek bildiğim kadarıyla “ben vicdanımda mahkûm ettim, bu adam tacizcidir” diyerek bir kampanya yapmak suçtur ve bence de suç olması doğrudur. Bu bir çeşit faşizmdir, bunun mutlaka önüne geçilmesi gerekir. Haklı değilsiniz demiyorum, bu konuda bir bilgim yok, ama haklılığınızı öne sürme şekliniz doğru değil. Belki siz haklısınız, ama yönteminiz doğru kabul ettiğimizi düşünelim. Herhangi başka biri 2 gün içinde 500’den fazla sanal imzayı kolaylıkla toplayabilir. Bu onun da haklı olduğu anlamına mı gelecektir?

– Mahkeme kararı olmaksızın kimse hakkında tacizci diye yayın yapmayı doğru bulmuyorum
– Sitemizde kişilerin sanatsal verilerinin konuşulmasını destekliyorum.

Saygılarımızla Can Törtop

Öncelikle Can Törtop’un Esatoğlu meselesi ile ilgili vicdani bir kanaate ulaşmadığını söyleyebiliriz. Ortaya konan yazılı birçok belgeye rağmen Can Törtop’un bireysel vicdani muhasebesine başvurarak aldığı bu karar tarihe not düşülmüştür. Ortada yasal bir kanıt olmadığı argümanına dair, Esatoğlu Meselesi Özelinde Tiyatrocuların Aydın Sorumluluğu adlı yazımda değinmiştim. Ayrıca taciz ve cinsel istismar konusunda çalışma yapan kadın örgütleri veya hukukçuların görüşüne başvurulmasının da faydalı olabileceğini düşünüyorum.

“Kanıt yetersizliği” argümanının, devletçi ve polisiye tedbirler alınmasının ön koşul gerektirdiği bir bakış açısı olduğunu düşünüyorum. Devletçi bakış açısına göre, eğer ortada bir suç varsa bu ancak resmi kurumlar tarafından kanıtlanmalı ve devletin baskı aygıtları tarafından (polis-mahkemeler-cezaevleri vs) cezalandırılmalıdır. Türkiye gibi bir ülkede, var olan hukuk mekanizmasının bizatihi kendisinin mağduriyet yarattığını düşünürsek, resmi hukuk anlayışına güvenilemeyeceği açıktır. Topu devlete atmak, bir aydın olarak, bir sanatçı olarak tavır alma gerekliliği de ortadan kaldırmaktadır.”

Sayın Can Törtop, neyin yayınlanıp neyin yayınlanmayacağına bireysel vicdani bir kriterle koymakla kalmıyor ve daha da ileriye gidiyor ve ortada bir suç bile olsa ben bunu yayınlamam diyor. Pes doğrusu! Biz insanları sadece sanatsal üretimlerini haber yaparız demek, bunlar kısır tartışmalar demek, ben kafamı devekuşu gibi kuma gömdüm demekle eşdeğerdir. Bu sonuçta etik ve politik bir tercihtir. Eleştirsek de tercih deyip saygı duymak gerekir. Ancak tarihe not düşülmüştür. Sayın Hilmi Bulunmaz’ın kendine has meddah üslubuyla söylediği gibi bu durum “3.Abdülhamit vakasıdır”

Ancak beni asıl ilgilendiren mesele Sayın Can Törtop’un imza kampanyasını yapan kişileri faşizm eleştirisi ile suçlaması. Ve de imza kampanyasını “şaibe” altında bırakacak açıklamalar yapması. İşin rengi burada biraz değişiyor. Bizleri faşizm ile suçlayan Can Törtop’a şunları sormak istiyorum.

  1. Hak aramak ve suçla mücadele etmek ve bunu şiddete dayalı olmayan bir şekilde gündeme getirmek sizce faşizm midir? Sizce faşizm nedir?
  2. Türkiye’nin en saygın üniversitelerinin öğretim görevlileri, kamu ve özel kurumlarında çalışan öğretmenler, 65 tane sivil toplum örgütü veya sanat kurumu, durup dururken niçin vicdani kanaate ulaşsın? Kadıköy Belediyesi olayı ciddiye alarak Nazım Gecesi’nin sunucusunu niçin değiştirdi? İzmir’deki Küba Dayanışma Günü’ne Mehmet Esatoğlu niçin katıl(a)madı?
  3. Demokrasi ilkesi içinde insanların görüşlerini kamuya yayma, örgütlenme ve eylem yapma hakkı vardır. Siz bunu tercih etmiyor olabilirsiniz. Peki, bunu tercih eden insanları faşizm ile suçlamak, yani sizin gibi düşünmeyen insanların görüşlerine yer vermemek sizin “tarafsızlık ve demokrasi” kantarınızda nerede duruyor? Bir tiyatro yayıncısı olarak, çatışma içinde olan fikirleri sitenizde nasıl yayınlıyorsunuz?
  4. Tacizci sunucu demek dışında hiçbir küfür ve hakaret içermeyen Brecht Gecesinden İzlenimler adlı yazımı niçin sansürlediniz? Sansürcülük faşizm ideolojisinin ta kendisi değil midir? Benim yazımı sansürledikten sonra sitenizde yayınladığınız Aslı Nişancı’nın Brecht Gecesi ve Sayın Site Yöneticisi adlı yazısı sizin tarafsızlık kantarınızda nerede duruyor?

Sayın Can Törtop’un kamuoyu önünde sorularımıza yanıt vermesi ve de kampanyaya çağrıcı ve destekçi olarak imza veren insanları faşizm ile suçladığı için özür dilemesi gerektiğini düşünüyorum. Eğer üç maymunu oynamak veya devekuşu kabare yapmak istenmiyorsa!

Yoruma kapalı.